Çarşaf Giymek Hakkında!!! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Çarşaf Giymek Hakkında!!!

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
ÇARŞAF HAKKINDA!!!

Yirmi üç senelik bir uygulama müddeti içinde tedricen indirilen Kur'an-ı Azimüşşan; muhatab olarak kabul ettiği toplumun öteden beri alışageldiği ve sürdürdüğü adet, gelenek ve değerlerinin olduğunu, bütün bunların da bir anda terk edil¬mesinin mümkün olamayacağı gerçeğini göz önüne alarak, teşri'de (hüküm koyma hususunda) buna muvafık bir usul tercih etmiştir. İlahi hükümlerde ehemmiyet sırasını gözönünde bulundurarak insanların ihtiyaçlarını gözetmiş ve kolaydan zora doğru bir yol ta'kib etmiştir. İşte bu hikmetlere binaen, tedricen farz kılınan emirlerden biri de “Tesettür-i şer’i ” emridir.
Müfessirlerin beyanına göre, hususan Muhammed Ali Sabuni'nin tesbitine göre; “tesettür” emri, Müslümanlar tarafından daha kolay kabul edilmesi ve toplumda daha rahat uygulanması için bir kaç merhalede nazil olmuştur. En son ve en mükemmel şeklini ise" cilbab" da, yani "çarşaf” ta bulmuştur. Şimdi bu merhaleleri kısaca öğrenmeye çalışalım:

Birinci Merhale: Cenab-ı Hak (cc), kadınların tesettürü hak¬kında ilk merhalede Ahzab Suresinin gelecek 33. ayet-i kerimesini inzal buyurmuştur;

Ey Nebi (sav)'in hanımları ve Müslüman hanımları! Hanelerinizde karar kılın (oturun) ve kendinizi süsleyerek sokakta erkekler içine karışıp cahiliyye-i ûlâda olduğu gibi açılıp saçılmayın." (Ahzab, 33)
Ayet-i kerimede geçen "cahiliyye-i ûlâ" ta'biri, bir görüşe göre; İbrahim (as)'ın veladetleri devri olmakla; o zaman kadınlar elbiselerini çeşitli zînetlerle donatarak başları, yüzleri, boyun ve bacakları açık olarak erkekler arasında gezerlerdi. Ahzab Süresi 33. ayet-i kelime ile kadınların böylece dışarı çıkmaları yasaklanmış ve yuvalarında oturmaları emredilmiştir.
"Cahiliyye-i uhra" ise; Hz. Isa (as) ile Hz. Muhammed (asm) arasındaki devredir. Bu devirde ise, kadınların baş, bacak ve kolları örtülü olup üzerlerinde başörtüleri ve elbiseleri vardı. Sadece yüzleri, boyunları ve göğüsleri açıktı ve zînetleri görünüyordu.

İkinci Merhale: Kur'an-ı Mu'cizü'I-Beyan, ikinci merhalede Nur Süresinin 31. ayetiyle kadınların yüz, boyun ve göğüslerinin de zînet olduğunu ve bunların setredilmesi gerektiğini emretti. Şöyle ki:

"Ve (kadınlar) zinetlerini izhar etmesinler. Onlardan zahir olanı müstesna. Ve başörtülerini yakalan üzerine sarkıtsınlar ve zinetlerini açmasınlar." (Nûr, 31)
Demek bu ayet-i kerime, 'kadınların ihtiyaç durumunda dışarı çıktıklarında, "yüz, boyun ve göğüslerini' de örtmeleri gerektiğini emretmektedir. Bu konu ile ilgili tafsilatlı bilgi ileride gelecektir.

Üçüncü Merhale: Bu merhalede Ahzab Süre-i Celilesinin gelecek 59. ayet-i kelimesi nazil olmuştur:

"Ya Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında cilbablarını (çarşaflarını) üzerlerine örtsünler!” (Ahzab, 59)

Nazil olan bu cilbab ayeti ile de kadınların namahrem erkeklere karşı çarşafla baştan ayağa kadar kapanmaları farz kılınmış ve zinetten sayılan başörtülerini ve elbiselerini de örtmeleri emredilmiştir. Böylece bu ayet-i kelime ile, kadınların baş örtülerini ve elbiselerini yabancı erkeklere göstermeleri yasaklanmıştır.

Dördüncü Merhalede: Ahzab Süresinin 53. ayet-i kelimesi nazil olmuştur. Şöyle ki:

"Peygamber (sav) 'in zevcelerinden bir şey istediğinizde, onu perde arkasından isteyin, Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir."
Şafii Mezhebine göre, yukarıda zikredilen ve "hicab ayeti'" denilen Ahzab Süresinin bu 53. ayet-i kelimesi Peygamberimizin zevcelerine hastır. Bu sebeple ezvac-ı tahirat dışındaki mü'mine kadınların, evin içinde çarşaflı bir surette erkeklerin huzuruna çıkması caizdir.
Bir kısım Fukaha-yi İslam ise şöyle buyurmuştur: Bu Ayet-i kerime, ezvac-ı tahirata (Peygamberimizin zevcelerine) has değildir. Belki ezvac-ı tahirat dâhil, umum mü'mine kadınların ev içindeki hicablarını beyan etmektedir. Bu görüşe göre, kadınlar, evin içinde namahrem erkeklerle ancak bir perde veya duvar veyahut kapı arkasından konuşabilirler. Böyle bir hicab olmadan evin içinde erkeklerle karşılıklı konuşamazlar. Âlem-i İslam’ın tatbikatı bu halde devam edegelmiş, haremlik ve selamlık muhafaza edilmiştir. Mü'mine kadınlar dışarı çıkınca da her iki mezhebe göre, Ahzab suresinin 59. Ayet-i kerimesinin delaletince çarşaf giyeceklerdir.

İHTAR: Hazret-i Peygamber (asm) başta olmak üzere Sahabe-i Kirâmın erkeklerinin tesettürsüz kadınlarla konuşmaları ve başta ezvac-ı tahirat olmak üzere Sahabe-i Kirâmın hanım¬larının tesettürsüz erkeklerle konuşmaları ile alakalı hadis-i şerifler ve tarihi vak'alar, daha tesettür emri nazil olmadan önceki devreye aittir ve bu hüküm, tesettür ve hicab ayetleriyle mensuhtur

Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'ın rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Muhterem (sav) şöyle buyurmuştur:
................
"Kadın avrettir. Dışarı çıktığında şeytan onu gözetler (Fitneye sevk eder.) Kadının, Rabbinin rahmetine en yakın olduğu hâl, evinin içinde bulunduğu vakittir." (Tirmizî, İbn-i Hibbân)


Yukarıda bahsi geçen Ayet-i kerimeler ve Tirmizi ve İbn-i Hibbân rivayet ettiği hadis-i şerif gibi bu konudaki sair Ehadis-i nebeviyye; kadınların yuvalarında kalmalarını, zaruret ve ihtiyaç olmadıkça erkeklerin içine karışmamaları gerektiğini ve dışarı çıktıklarında namahrem erkeklere karşı çarşafa bürün¬melerini emretmektedir.
İşte Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu Ayet-i kerimelerin ve Ehadis-i nebeviyyenin hükmüne dayanarak, "Lemâat” adlı eserinde ve daha başka risalelerinde, "Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli” deyip ve "Tesettür Risalesi"nde kadının "siperi ve kal'ası çarşafı" olduğunu beyan buyurup, kadının namahrem erkeklere karşı çarşafa bürünerek örtünmesinin hem emr-i İlahi, hem de kadının fıtratının muktezası olduğunu izah etmiştir. Hem kadınların hürmetleri, sıyânetleri, dünya ve ahiret saadetleri ancak evlerinde karar kılmaları ile mümkün olduğunu; tebezzül ve teberrüc suretiyle erkeklerin içine karıştıkları takdirde iffet ve namuslarının pâ-yi mâl olacağını, bu suretle sû-i ahlâka ve fuhşiyyâta sebeb olacaklarını ilmen ve hikmeten izah ve isbat etmiştir. Bugünkü hM-i Alem ve bilhassa memleketimizdeki açık saçıklık ve bunun neticesi olarak meydana gelen sukut-ı ahlak örnekleri bunun şahididir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Ehl-i Sünnet ve ehl-i sünnet olmayan (Mu'tezile, Şia, Vehhabîlik gibi) mezhebIerin ittifaken "şer'î tesettür' olarak kabul ettikleri "çarşafın” farziyyetini, hikmetleriyle beraber eserlerinde izah ve isbat etmiştir. Manto ve başörtüsünü tesettür-i şer'i olarak kabul etmeyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kadınların manto giyip başörtüsü takmak suretiyle daha cazibedar bir hale gelip erkeklerin bulunduğu meclislere, sempozyum ve konferanslara katılmalarına da asla fetva vermemiş; haremlik ve selamlığı ortadan kaldırmamış; bilakis kadınların yuvalarında kalmalarını, dışarıya çıktıkları zaman ise" “hicab-ı şer'î” olan “çarşaf” a bürünmelerini müdâfaa etmiş ve Kur'an'ın bu farz hükmünü isbat etmiştir.
Ma'lûm olsun ki; kadınlara çarşafı farz kılan cilbab ayeti nazil olunca, başta Peygamber Efendimiz (asm)'ın ezvac-ı tahiratı olmak üzere, bütün sahabe-i kiramın hanımları ve on¬lardan sonra gelen bütün Müslümanların hanımları, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, bin üç yüz elli sene bo¬yunca bilfiil çarşafa bürünmüşlerdir. Ancak, kılık-kıyafet inkılâbı ile beraber, Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın kadınlara farz kıldığı bu tesettür-i şer'i olan çarşaf kaldırıldı. Onun yerine, şer'an zinet sayılan ve üzerleri çarşafla örtünmeleri gereken manto ve başörtüsü ikame edildi. Üstad Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken ve Tesettür Risalesi"ni yazdığı devirde resmen baş açıklık yoktu. Çarşaf yerine manto ve başörtüsü getirilmişti. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, açık saçıklık ile değil; manto ve başörtüsü ile yüzü açık bırakma bid'ası ile mücadele etti. Çünkü kılık kıyafet inkılâbı, çarşafa karşı yapılmıştı. Bu kıyafet, yani manto ve başörtüsü, 1960 Cemal Gürsel inkılâbına kadar devam etti. Daha sonra açık saçıklık yayıldı. Hattâ okullarda okutulan ders kitablarında, Kur'an'ın farz emri olan çarşafın kadınlar için bir esaret alameti olduğu, onun yerine ikame edilen manto ve başörtüsünün ise güya kadınlar için hürriyet ve serbestiyyet alameti ve medeniyyet-i sefihenin mehasini olduğu fotoğraflarla gösterilmiş; böylece bin üç yüz elli seneden beri devam edegelen Kur'an'ın bu hükmüne karşı muaraza edilmiştir. Dolayısıyla, sadece ders kitablarındaki fotoğraflara bakılsa bile, tesettür-i şer'inin çarşaf olduğu, manto ve başörtüsünün ise onun yerine ikame edildiği bedaheten görülecektir.

Tesettür Risalesi"nde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Kur'ân-ı Azimüşşân'ın emrettiği tesettür-i şer'i olan çarşafa bürünmelerinin kadınlara hem farz olduğunu, hem fıtratlarının muktezası olduğunu, hem de onları tecavüzattan koruyan bir kal'a ve siper olduğunu ilmen ve hikmeten isbat ederek müdâfaa etmiştir. Yoksa hâşâ, o zat, manto ve başörtüsünü tesettür-i şer’i yerinde kabul edip müdâfaa etmemiştir. Belki eserlerinde açık ifade ile kadının siperi ve kal'ası çarşafı olduğunu ifade etmekle beraber, el ve yüzün de kapanması gerektiğini yine aynı eserin şu cümlesinde, “Çünkü, mahremin siması, mahremiyyetten haber verir ve namahreme benzemez” buyurmak suretiyle, yüz ve el mahremlere karşı ka¬panmaz, ancak namahremlere karşı onların da kapanması gerektiğini açıkça ifade etmişlerdir. Evet, bu cümle ifade eder ki; “yüz” mahremiyyetten haber veriyor ve namahreme benzemiyor. Bu sebeble kadın, yüzünü mahreme karşı açabilir, namahreme karşı açamaz.
Bediüzzaman Hazretleri, "Tesettür Risalesi”nde, bin üç yüz elli sene zarfında her asırda üç yüz elli milyon insanın içtimâî hayatında kudsi bir düstur olarak yer alan ve üçyüzelli bin tefsirin tasdik ve ittifaklarına ve geçmiş ecdadımızın i'tikad ve uygulamalarına istinad eden tesettür-i şer’înin çarşaf olduğunu izah; ve kadınların baştan ayağa kadar, yüz ve eller dahil olmak üzere cilbâb (çarşaf)'la örtünme¬lerinin Kur'an'ın kesin bir emri olduğunu isbat etmiştir.
Hem dellâl-ı Kur'an olan Bedîüzzamân Hazretlerinin, Kur'ân'ın kadınlara yönelik bir emri olan çarşafı müdâfaa etmesi; mahkemelerde ve yirmi sekiz senelik hapis müddetinde en mühim bir suç ve ceza unsuru olarak kabul edilmiş ve mahkûmiyetinin en mühim sebeblerinden biri olarak gösterilmiş olduğu unutulmamalıdır.

Demek, manto ve başörtüsünü kadının şer'i tesettürü yerinde kabul edip müdâfaa eden bir kimse; hem Kur'an'ın "cilbab" (çarşaf) emrine karşı muaraza etmiş, hem üç yüz elli bin müfessirin ve fukaha-yı İslam’ın ittifakıyla sabit olan" Müslüman kadının şer'i tesettürü çarşaftır' hükmünü tekzib etmiş, ve bin üçyüz elli senelik Âlem-i İslamın uygulamasını reddetmiş, aynı zamanda bu hükm-i Kur'ani'yi kaldıran ecnebi ve bid'atçi komitenin fikirlerine ve uygulamalarına destek ve revaç vermiş ve onlara tabi' olmuş olur.
Hem Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesindeki cilbab ayeti; tesettürün keyfiyetini, manto ve başörtüsünün şer'i bir tesettür olmadığım gayet açık bir şekilde beyan ettiği halde; bu asırdaki ekser insanlar gaflet, iğfal, gelenek, görenek ve cehalet gibi sebeblerle böyle bedihi bir mes'elede bile aldanmakta; hatta geniş bir mantonun da tesettür yerine geçebileceğini iddia etmektedirler. Onların temeldeki hataları, ayetin sadece" setr-i avret"i emrettiğini zannetmeleridir. Hâlbuki ayet, setr-i avretle beraber, asıl setr-i zîneti emretmektedir. Ayetin ma'nasını anlamak için, nazil olduğu zamana fikren gitmek lazımdır. Şöyle ki;

Bu ayet-i kerime Medine'de nazil olmuştur. O zamanki Arap kadınları, setr-i avrete riayet etmekteydiler. Yani, başörtüleri ve elbiseleri vardı. Cilbab ayeti, Müslüman kadınların başörtülerini ve elbiselerini örtmeleri için nazil olmuştur. Demek, cilbab ayetinin nüzul sebebi, sadece setr-i avret için değil belki kadının -yüz dahil- baştan ayağa kadar bütün bedenini ve başörtüsü, elbise ve zinetlerini setretmek içindir.
Böylece cilbab ayeti; Müslüman kadınların, giydikleri elbiseler cinsinden olmayan başka bir örtü ile örtünmelerini ve Kur' an nazarında zinet kabili edilen elbiselerini de o örtüyle örtmelerini emretmektedir. Üstteki örtünün alttaki elbise ile aynı cinsten olmasıyla, yani bir elbisenin üstüne bir başka elbise giymekle tesettür emrinin yerine gelmeyeceği açıktır. Eğer Kur'an'ın tesettür emri bu şekilde olsaydı; bu durumda Kur'an-ı Hakîm'in bu emri -haşa- abes olurdu. Manto ise; bluz, kazak, ceket ve etek gibi bir elbisedir. Çünkü "elbise"; giyilen ve süs sayılan ve onunla setr-i avret yapılan şeydir. "Örtü" ise; giyilmeyip, başın üstünden sarkıtılarak, bütün beden ve elbiselerin onunla saklandığı şeydir. Bu mevzuun daha iyi anlaşılması için şöyle bir izahat getirilebilir: Bir kadın manto giyse, setr-i avret tahakkuk etmiş olur ve onunla namaz kılabilir. Fakat namahrem erkeklere onunla tesettür etmiş sayılmaz. Ancak, baştan ayağa kadar bütün vücudu örten, şeffaf ve ince olmayan, vücud hatlarını belli etmeyecek derecede geniş olan, zinet özelliği taşımayan, erkeklerin nazar-ı dikkatini celbetmeyen ve erkeklerin elbiselerine de benzemeyen bir örtü ile örtünürse tesettür etmiş sayılır.
Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'de erkek elbisesi konusunda detaylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kıymeti konusunda te¬ferruatlı emir ve yasaklar vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıra¬layabiliriz:
a) Kadınlara evlerinde oturmaları ve zinetlerini izhar ederek sokağa çıkmamaları,
Zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları,
c) Başörtülerini yakalarım kapatacak biçimde üzerlerine sarkıtmaları,
d) Zinetlerini izhar için ayaklarım yere vurmamaları,
e) "Cilbab"larını üzerlerine örtmeleri emredilmiştir ki; bütün bunlar kadının tesettürü hususunda Kur'anın ne kadar tafsilat verdiğinin açık delilleridir.
Bunlara bir de Rasulullah (asm) Efendimizin açıklamaları eklenirse, kadın kıymetinin üzerinde ne kadar ehemmiyetle durulduğu akl-ı selim sahipleri tarafından anlaşılmış olur.

Allah (cc), Nur Suresi 31. ayet-i kerimesinde,
"Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler" emrini vermiştir.
Bu ayetten daha sonra gelen Ahzab Süresi 59. ayeti ile de Allah,
"Mü'minlerin kadınlarına da söyle, cilbablarını(çarşaflarını) üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar' (Ahzab, 59) emrini vermiştir.

İşte daha sonra gelen bu "cilbab" ayeti, önceki ayet ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan başörtüsüne ilave olarak başka bir örtüyü emrediyor demektir. İşte ulema-i İslam, bu ince noktadan ve bu ayetin başta Asr-ı Saadet olmak üzere bin dört yüz sene zarfında uygulanma biçiminden hareket ederek, "cilbab" hakkında çeşitli izah ve ta'rifler getirmişlerdir. Biz de o izah ve ta'riflerden numune olarak bir kısmını nakledip tafsilatını inşallah gelecek bölümlerde ele alacağız.

Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde geçen "Cilbab" nedir? Tefsirlere ve Arapça sözcüklere baktığımızda, "cilbab" için şu değişik ta'riflerin yapılmış olduğunu görürüz:
Milhafe, yani çarşaf, vücudu baştan ayağa kadar örten bir örtü;
mikna'a, yani peçe, başörtünün üzerinden örtülen rida; kadının elbisesinin ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf. (Bu açıklamalar, " cilbab" kelimesinin pek çok tefsirden çıkarılan ta'rifinin özetidir.)
Görüleceği gibi bu ta'riflerde umumiyetle belirlenen ortak özellik, “cilbab"ın, "giyilen" den çok, ”bürünülen” ve normal elbisenin üzerine örtülen bir “örtü" olduğudur.

Cilbabın giyiniş şekli:
Müfessirler, bize cilbabın nasıl giyildiğini ve uygulama biçimini de arılatırlar. Mesela:
İbnü'l Cevzi, "Başlarını ve yüzlerini örterler' demiştir.
Ebu Hayyan, "Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen “Cilbab”larını üzerlerine örtsünler' ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. 'üzerlerine' ifadesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi" demiştir.
Ebu's-Suud, "Kadın cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu ayet, 'Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler ma'nasına gelir' demiştir.
Süddi, "Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar' demiştir. İbn-i Kuddame, "Cilbab giyilmeyerek en tari üzerinden kuşa¬nılır' demiştir.
İbn-i Abbas, "Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler' demiştir.
İbn-i Sîrîn diyor ki: “ Ubeyde es-Sem'ani'ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü; 'İşte cilbab böyle kuşanılır' demiş oldu."
(bk. Zadü'l-Mesir, c. 5, s. 250; Ebu's-Suud, c. 6, s. 81; İbn-i Kuddame, el-Muğni, c. 1, s. 602; Ebu Hayyan, el-Bahru'l-Muhit, c. 5, s. 250; Sabuni, Ruhu'l-Beyan, c. 2, s. 283, 381)

Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzab Süresi 59. ayet-i kerimede ge¬çen, "Cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:
"Bu açıklamada da iki şekil vardır:
"Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.)
"İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (1310 'da İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi.)" (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, c. 6, s. 351)

CİLBABDA RENK MÜHİM MİDİR?Ümmü Seleme Validemiz şöyle demiştir: "Cilbab ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüklerinden ötürü, başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar."
(Cessas, Ahkamü'I-Kur'an, c. 1, s. 372; Sabunî, c. 2, s. 382)Demek, başta ezvac-ı tahirat ve
Peygamberimizin kızları olmak üzere sahabe-i kiramın hanımları siyah çarşaf giymişler ve uygulama ekseriyetle günümüze kadar" siyah çarşaf şeklinde gelmiştir. Cilbabın verdiğimiz ta'rifIerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl vazifesi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır bunu ise siyah renk daha iyi te'min eder. Müfessir Alusi şöyle der:
"Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayat süren birçok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri şeyler, cilbab olamayacakları gibi, gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı, desenli ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına dışarıya bu şekilde çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve ka¬dınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmaları gayret azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırmamaları, hatta çoğu zaman da bunu bizzat kendilerinin emretmeleridir. Bütün bunlar Allah ve Rasulü'nün müsaade etmediği şeylerdir. La havle ve la kuvvete illa billah..." (Alusi, c. 17, s. 146)


CİLBABTA ARANAN ÖZELLİKLER:
Fukaha-yi İslam, kadının avreti ve tesettürü ile ilgili olan bütün ayet ve hadisleri gözönünde bulundurarak, kadının tesettürü için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:

1. "Cilbab' bütün bedeni örten bir örtüdür. Cilbabın farz kılınmasının asıl hikmeti, fitneyi ortadan kaldırmak için yüz ve eller dâhil bütün bedeni örtmektir, sadece avret mahallini örtmek değildir. Çünkü avret mahalli elbise ile örtülmektedir.
2. Cilbab, ince ve şeffaf olmamalıdır. Çünkü tesettürden maksat, bedeni göstermemektir. Hâlbuki şeffaf bir örtü vücudu gösterir, hatta ba'zan daha cazib hale getirir. Dolayısı ile, bu tür bir örtü ile örtünen bayan, "Zinet yerlerini göstermesinler' emri¬ne uymuş olmaz. Rasulullah (sav) Efendimiz, ince bir örtü ile ya¬nına giren baldızı Esma'dan yüzünü çevirmiştir (Ebu Davud). Aişe validemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kı¬zı Hafsa'nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü ört¬müştür. (İbn-i Sa'd, Tabakat, c. 8, s. 71-72; Muvatta, Libas, s. 6)
3. Cilbab, dar olup vücud hatlarını belli etmemelidir. Hz. Ömer (ra) halife İken halka dağıttığı bir çeşit örtünün, vücud hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emretmiştir. (Beyhaki, s. 234-35; Serahsi, Mebsut, c. 10, s. 155)
Kadının vücud hatlarını dışarı vuran bir elbiseye bakmak, fukaha-yi İslam’ca o uzuvlara bakmak sayılmıştır.
İbn-i Abidin, "Kim bir kadını arkadan hayale dalar ve kemiklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennet'in kokusunu duyamaz' hadisini dem tutarak, "Uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır' demiştir (İbn-i Abidin).
4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır. Allah Rasulü (sav) Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağı şekilde koku sürünüp dışarı çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Yani, koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebu Davud, Teraccul 7; Tirmizi, Edeb 35; Nesai, Zi¬net 35; Darimi, İsti'zan 18.)
5. Kadının tesettür-i şer' isi erkek elbisesine benzememelidir: Rasulullah (sav) Efendimiz, "Erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lanet etsin" buyurmuş ve "Böyle olanları evlerinize sokmayın" diye emir vermiştir. (Buhari, li¬bas 62; Ebu Davud, Edeb 53; Tirmizi, Edeb 34)
6. Kadının şer’i tesettürünün kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. Allah Rasulü (sav) kendisine biat eden kadınlardan, cahiliyye kadınları gibi zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere biat almıştır (Taberi, c. 1, s. 79; Heysemi, Mecmau'z-Zeva¬id, c. 6, s. 42). Kadının namahremlere göstermediği elbisesi ise istediği kadar süslü olabilir.
7. Kadının bürünmekle emrolunduğu şer’i tesettür, gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü Efendimiz (asm), "Kim, bir kavme benzerse, o da onlardan olur' (Ebu Davud, Libas 4; Müsned 50; benzer bir hadis için bk. Tirmizi, Isti'zan 7) buyurmuş ve Müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.
8. Ayakkabılar, dikkat çekecek derecede ses çıkaran türden olmamalıdır. Allah (cc) bu konuda; "Kadınlar, gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar' (Nur, 31) buyurmuştur.
İslam dini, sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel giyinmesini yasaklamamış, aksine buna izin vermiştir. Hatta altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken, kadınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar fıtraten süslenmeye eğilimlidir. Ancak, kadın, süslü elbiselerini namahrem olmayan yerde, evinde, özellikle kocasının yanında giyecektir.
Bu ta'rifler muvacehesinde anlaşıldı ki, "cilbab", yüz ve eller dâhil baştan aşağı bütün vücudu örten ve beden hatlarını belli etmeyen bir örtüdür.

Elhasıl: Tesettür ikidir:
Biri: "Avretin tesettürü" dür ki; bu, "elbise ve başörtüsü" ile olur. Diğeri: Fitne ve fesaddan mahfuz kalmak için" kadının na¬mahrem erkeklere karşı olan tesettürü" dür ki; bu da çarşaftır.


Tesettür-i şer'i olan çarşafın farziyyetine ve kadının başörtüsü, elbisesi, yüzü ve eli zinet ve sebeb-i fitne olduğundan onların da örtünmesi gerektiğine dair Kitab, sünnet, İcma-i ümmet (sahabe ve müctehidin-i izamın icmaı) ve kıyas-ı fukahanın tafsilatlı delilleri eklenecektir.

Not: Bu yazı benim değildir..İstifade için yayınlıyorum.Yazıyı yazan kardeşin ismini unuttum,İnşallah hakkını helal eder...
 

fatihyüksel

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
27 Eki 2006
Mesajlar
28
Puanları
0
kardeşim yazı güzel.fakat yanlış taspitler olabilir içinde.nur suresinde çarşaf diye bir kelime geçmiyor.islami yaşamı anlatırken ilk önce farzlar anlatılır.bunlar yapılması gereken askari eylemlerdir.bundan sonrası takva ile ilgilidir.lütfen bu söylemleri islamiyetin olmazsa olmaz bir durumu gösterirseniz bir çok müslüman bacımızı iç alemlerinde sıkıntıya sokarsınız.slm ve dua ile
 

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
Kardeşlerim Bu Mesajı Lütfen Dikkatlice Okuyun!!!

kardeşim yazı güzel.fakat yanlış taspitler olabilir içinde.nur suresinde çarşaf diye bir kelime geçmiyor.islami yaşamı anlatırken ilk önce farzlar anlatılır.bunlar yapılması gereken askari eylemlerdir.bundan sonrası takva ile ilgilidir.lütfen bu söylemleri islamiyetin olmazsa olmaz bir durumu gösterirseniz bir çok müslüman bacımızı iç alemlerinde sıkıntıya sokarsınız.slm ve dua ile
Kardeş evet dediğin gibi önce iman daha sonra amel...Ancak benim yapmak istediğim kesinlikle bazı hanım kardeşlerimizi iç alemlerinde sıkıntıya sokmak değildir...Biz madem Allah indinde birbirimizin kardeşi ilan edilmişiz.Birbirimizi mana aleminde yetiştirmeliyiz ve İslam'ı daha iyi yaşayabilmek için bilgilendirmliyiz.

Evet burda önce imani meseleler gelir...Ancak imandan sonra da Şer'i meseleler gelir.Çünkü Şeriat "inandım" dyen bir Müslüman'ın yapması gereken kurallar ve kaideler bütünüdür.Daha öz bi ifadeyle Şeriat, "İslam'ı yaşama halidir".

Şimdi gelelim Nur suresinde çarşaf kelimesinin geçmemesine...Ben fıkıh alimi değilim bu noktada haddimden tecavüz edip alimlerimize edepsizlik yapamam.Ben de bazı alimlerin dediğini sadece sizlere aktarmaya çalıştım.Kaynak olarak aldığım alimlerin görüşüne göre Tesettür hükmü 4 merhalede gelmiştir...En son tesettür asıl olması gereken şeklini almış ve hayata geçirilmiştir.

Bunu şuna benzetebiliriz.Mesela içki konusunda da bazı merhaleleden geçilerek en son haram denilmiştir..Bu toplumun ayetlerin hükümlerine hazır hale gelmesi ve hükümleri benimseme sürecidir.Mesela önce Müslümanlara içkiliyken namaza yaklaşmamaları emredilmiş.En son aşamada ise içkinin haram olduğu belirtilmiştir.Aslında bu Kuran'ın başka bir mucizevi yönüdür denilebilir...Yani toplumları şekillendirmedeki kullandığı harika teknik açısından...

Gelelim tesettür mevzuuna..Benim yayınladığım yazıdaki ifadeye göre önce Rabbimiz
Ey Nebi (sav)'in hanımları ve Müslüman hanımları! Hanelerinizde karar kılın (oturun) ve kendinizi süsleyerek sokakta erkekler içine karışıp cahiliyye-i ûlâda olduğu gibi açılıp saçılmayın." (Ahzab, 33) ayetini nazil ederek tesettürde ilk adım atılmıştır..

Bir müddet geçtikten sonra ikinci aşamaya geçilmiş ve "Ve (kadınlar) zinetlerini izhar etmesinler. Onlardan zahir olanı müstesna. Ve başörtülerini yakalan üzerine sarkıtsınlar ve zinetlerini açmasınlar." (Nûr, 31) ayeti inmiştir.

Şu an ki toplum maalesef tekrar bu ikinci aşamaya gelmiştir...Yani sadece başları örtmek tesettür kabul edilmiştir...Halbuki eğer bu yeterli olsaydı Allah diğer aşamaları getirmez...Bu ayet yeterli olurdu..(En doğrusunu Allah bilir!...)

Ama benim anladığım toplum her aşamayı benimsedikçe asıl olması gerekene yeni adımlar atılmıştır..Ve ardından üçüncü aşamaya geçilmiştir:

"Ya Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında cilbablarını üzerlerine örtsünler!” (Ahzab, 59)

İşte burda "cilbab" diye tanımlanan örtü alimler tarafından çarşaf olarak yorumlanmıştır...Yoksa "çarşaf" kelimesinin Türkçe olduğu düşünüldüğünde tabii ki Kuran'da geçmesi beklenemez..Ama önemli olan onun mahiyetidir..Şimdi burda "cilbab" ne demek? Onun üzerinde durmak lazım..Bu konuda alimlerimiz ortak noktada buluşmuşlardır.İsterseniz örnekler verelim.

Kur’an (Ahzab Suresi 33:59) âyetinde geçen «“cilbab”, baştan aşağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış kisvesinin adıdır. ...Çarşaf ve peçe…» demektir. (Elmalılı Tefsiri 3927)

Muhammed Ali Es-Sabûnî’nin Revai-ül Beyan Tefsir-ü âyât-il ahkâm minel Kur’an tefsirinin 2. ci. 373, 388. sayfalarında tesettüre ait mes’eleleri beyan ederken (şer’î hicabın şartları) bahsinde burada özetle aldığımız şu şartları sayar:

«Birinci: Örtünün bütün vücudun her tarafını örtmesi…

İkinci: Hicabın şeffaf olmaması ve vücud hatlarını belli etmemesi…

Üçüncü: Hicabın kendisinde zinet için şekiller ve renkler olmaması…

Dördüncü: Bol olması, vücud yapısını belli etmemesi…

Beşinci: Koku sürünmüş olmaması…

Altıncı: Erkek kisvesi şeklinde olmaması…»


İbn-i Cerir-i Taberi, İbn-i Sirin’den şöyle dediğini rivayet etmiştir. İbn-i Sirin demiştir ki:

«Ubeyd-es Selmanî’den cilbablarını üzerlerine örtsünler mealindeki âyet hakkında sordum. Hicabın şeklini şöyle tarif etti: “Üzerindeki milhafeyi (car ve çarşaf dedikleri kaftanı) kaldırıp, onunla -baştan aşağıya kadar- bütün vücudunu örttü. Ve çarşafla bütün başını, ta kaşlarına kadar kapattı ve yüzünü de örttü. Yalnız yüzünün sol tarafındaki yerden sol gözünü tek açık bıraktı.» (Taberi Tefsiri, Hazin, Cemel)

Yine İbn-i Cerir, Ebu Hayyan, Hz. İbn-i Abbas (R.A.) dan şöyle dediğini rivayet ediyorlar:

«Kadın cilbabını cebin denilen yüz cebhesinin her iki tarafına kadar getirip kapatır. Bağlıyarak ondan sonra örtüsünü burnu üzerine atar. Her ne kadar iki gözü açık kalsa dahi. Fakat boynunu, göğsünü ve yüzünün büyük çoğunluğunu (yani, gözleri açık kalabileceğinden dolayı yüzünün hepsini denmeyip ekserisini demiş) örter.» (Bahr-ül Muhit cilt:7, sh: 250)


Bu ifadelerden anlaşıldığına göre emredilen ölçülere en uygun kıyafet "çarşaftır"...Yalnız burda kelimelere takılmamak gerekir.Anadolu'nun kırsal kesiminde genelde nenelerimizin giydiği unutulan bir giysi çeşidi vardır ki bu da çarşafın öz kardeşidir...Bu poşu denilen örtüdür...Nenelerimize dikkat ettiğinizde Başörtülerinin üstüne dışarı çıkarken bu örtüyü alıp çıkarlar...Bu Osmanlı İslam Kültürünün cilbab hükmüne ne denli dikkat ettiğinin bir göstergesidir.Ama maalesef ki menfi propagandaların tesirinden olacak ki genç kızlarımıza bu adet unutturulmuş zamanla tek başörtüsüyle dışarı çıkmaları sağlanmış, derken başörtüsü süslendirilmiş, derken başörtüsünün tipi daha (sözde) modernleştirilerek açıklığa yakın hale getirilmiş, derken "başörtüsünü tak gerisi önemli değil (haşa)" gibi bir anlayış neticesinde affınıza sığınarak ifade ediyorum: "üstü kaşhane altı şişhane" gibi bir tesettür anlayışı oluşmuştur toplumda..Ve artık başörtüsü günahlara haramlara mani olma özelliğini yitirmiş sadece kültürel bir öğe halini almıştır..Çünkü artık başına modern tarzda örtüyü geçirdiği halde bazı kadınlarımız yabancı erkeklerle çok samimi diyaloglar kurabilmekte , el sıkabilmektedir...Yani kısacası örtünün en önemli hikmeti olan haramı engelleme işlevi etkisiz hale getirilmiştir.Ve maalesef bugün başörtüsünün anlamını ruhunda yaşayamayan bazıları yüzünden gerçekten başörtüsü bilincine sahip bacılarımız zan altında bırakılmıştır..
Hani hep duyarız ya..Derler ya: "insanın içinde olacak canım biz ne başörtülüler gördük! açıktan bin beter!" gibi İslamı yıpratma amaçlı sözler her tarafı sarmıştır..Bu perde altından Allah'ın hükmünü önemsiz görmedir ve "Allah korusun" daha ilerisi insanı küfre götürür...

İşte kardeşlerim bunların hepsi aslında perde altında İslam'ı hayattan silme çabalarının ürünüdür..Ki bu çalışmalar da genelde "dini kavramların içini boşaltma" şeklinde
yapılmaktadır...Çünkü bu münafılar da bilmektedir ki insan alışkanlık kesbettiği bir şeyi bir anda bırakamaz...O halde yavaş yavaş bıraktırmalıdır..İşin özünü çekip almalıdır...Bu sadece örtü için geçerli değildir...Namazda da oruçta da diğer tüm İslami emirlerde de durum böyledir..Bugün "kıl beşini gör işini gerisine karışma" anlayışı sizce hangi amaca yönelik olabilir?

Konuyu uzatmak istemiyorum acizane ifade etmek istediklerimi anladığınız ve bana bu noktada hak verdiğiniz kanaatindeyim..Aslında dediğim gibi biz alimlerimizden öğrendiklerimizi aktarıyoruz yoksa haşa fakih veya alim değiliz ki kendimiz Kuran'dan hüküm çıkaralım...

Kısacası içinde yaşadığımız toplumda İslam'a ve Müslümanların hayat tarzına karşı bilinçli bir yıpratma faaliyeti yapılmaktadır..."Ilımlı Müslüman" kavramı oluşturulmaya çalışılmaktadır...Yani dejenereye, yıpratılmaya açık , umursamaz Müslüman tipi...İşte biz bunlardan olmamalıyız...Onların çok korktuğu, kendi tabirleriyle "Radikal İslamcı" dediklerinden olmalıyız..Yanlış anlaşılmasın yani onların ifadesi bu... yoksa biz İslam'ın hükümlerini çiğneyip taşkınlık yapalım, İslam'a ve Müslümanlara zarar verelim (haşa) demiyorum.Zaten her şey Kuran'da var bir Müslüman ne terörist olabilir (haşa), ne de bir karıncanın hakkına girer.Mesele o değil..Benim demek istediğim "Seleflerimizin" Efendimizden (sav) bize aktardığı yoldan zerre kadar taviz vermeden; İslam'a ,İslam Şeriatı'na can-ı gönülden taraftar olmamızdır...Düşünsenizie biz Şeriata (haşa) bir futbol takımı kadar bile taraftar olabilsek ne başörtüsü zulmü olur ne de diğer zulümler!...

İşte kardeşlerim amacımız bacılarımızı haşa Şeriattan ürkütmek veya haşa onlara dini zorlaştırmak değil..Haşave kella! Biz kimiz ki Allah'ın kolaylaştırdığı dini zorlaştıralım..DİN KOLAYLIKTIR...

Ama şu da bir gerçek ki biraz önce bahsettiğim gibi dinimize içten ve dıştan hücumların olduğu bu ahirzaman devrinde, bir takım deccallerin icraatlarının hala geçerli olduğu bu devirde Selef-i Salihin dediğimiz önderlerimizin gösterdiği yoldan bir adım bile sapma yapmadan yürümeliyiz..isterse bize radikal desinler, isterse katı desinler, aşırı desinler ne derlerse desinler...Ama dinimizi yıpratamasınlar..Şeriata zarar veremesinler...

İşte bu bidatlar devrinin temellerinin atıldığı bir devirde yaşayan çile insanı, dava insanı, büyük müceddid Üstad Bediüzzaman (r.a.) Hazretleri de bu konuda titiz davranmış...İslam'ın içinin boşaltılma faalitelerinin başladığını sezdiği için sünnet olan başındaki sarığından bile taviz vermemiş, "eğer illa sarığımı çıkaracaksanız başımı kesin başımla beraber çıkarın" demiştir..Bu bize örnek olmalıdır! Kendimize sormalıyız niye öyle yaptı acaba diye! Nerde kaldı günümüzdeki davayı savunduğunu iddia eden bizler! En küçük bir emirde bile hemen zikzaklar çizen , "Dinimden taviz vermem gerekirse hayatım harab olsun" diyemeyen bizler...Ve bazen şeytanın oyunuyla verdiğimiz tavizlerin vicdanımızı sızlatmasını engellemek için "benim niyetim İslam'ı yaymak" kardeşim diyebilen bizler...Düne kadar böyle diyen biri olarak pişmanlık ateşiyle yanan ve hatasının farkına az da olsa Elhamdülillah varabilen bir kardeşiniz olarak sizi de acizane bilgilendirmek istedim...

Hanım bacılarımızdan istirhamım ne olur dediklerimi şahsi veya haşa siyasi veya buna benzer bir menfaat için yaptığım zannına kapılmasınlar...Allah rızası için acizane fakirane bir kardeş tavsiyesi addedsinler...Hem zaten bu meseleler hiç bir şeye alet edilemez...

Sözlerimi yine son devrin büyük müceddidi Üstad'ın sözleriyle tamamlamak istiyorum: (O'nu daha iyi anlayabilmek temennisiyle!!..)

Rusun Başkumandanı kasten önünden üç defa geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun idam tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için ona başını eğmeyen; İstanbul’u istilâ eden İngiliz Başkumandanına ve onun vasıtasıyla fetva verenlere karşı, İslâmiyet şerefi için, idam tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve “Tükürün zâlimlerin o hayâsız yüzüne!” cümlesiyle ve matbuat lisanıyla karşılayan; ve Mustafa Kemal’in elli mebus içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, “Namaz kılmayan haindir” diyen; ve Divan-ı Harb-i Örfî’nin dehşetli suallerine karşı, “Şeriatın tek bir meselesine ruhumu feda etmeye hazırım” deyip dalkavukluk etmeyen; ve yirmi sekiz sene, gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedaisi ve hakikat-ı Kur’âniyenin fedakâr hizmetkârına maslahatsız, kanunsuz denilse ki, “Sen Yahudi ve Hıristiyan papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başına şapka giyeceksin, bütün İslâm ulemasının icmaına muhalefet edeceksin; yoksa ceza vereceğiz” denilse, elbette öyle herşeyini hakikat-i Kur’âniyeye feda eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse, Cehenneme de atılsa, kat’iyen; yüz ruhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle, feda edecek...

Acaba, bu vatan ve dinin gizli düşmanlarının bu eşedd‑i zulm-ü nemrudanelerine karşı, manevî pek çok kuvveti bulunan bu fedakârın tahammülü ve maddî kuvvetle ve menfî cihette mukabele etmemesinin hikmeti nedir?

İşte bunu size ve umum ehl-i vicdana ilân ediyorum ki, yüzde on zındık dinsizin yüzünden doksan mâsuma zarar gelmemek için, bütün kuvvetiyle dahildeki emniyet ve âsâyişi muhafaza etmek için, Nur dersleriyle herkesin kalbine bir yasakçı bırakmak için Kur’ân-ı Hakîm ona o dersi vermiş. Yoksa bir günde, yirmi sekiz senelik zâlim düşmanlarımdan intikamımı alabilirim. Onun içindir ki, âsâyişi mâsumların hatırı için muhafaza yolunda haysiyetini, şerefini tahkir edenlere karşı müdafaa etmiyor ve diyor ki: “Ben, değil dünyevî hayatı, lüzum olsa âhiret hayatımı da millet-i İslâmiye hesabına feda edeceğim.” Said Nursi» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 166)

İşte bu davranış ve cevap, kıyafetimiz konusunda bir baskıya veya zorlamaya muhatab olduğumuz zaman nasıl davranmamız gerekir sualine, yaşanmış ve netice alınmış en büyük örnektir.


Selam ve Dua ile...

Yararlanılan kaynaklar: www.ittihad.com.tr (Allah Razı Olsun..)

Not: Muhterem kardeşlerim söylediklerimde hatalar varsa uyarmazsanız size kardeşlik hakkımı helal etmem...Onun için sizden olumlu-olumsuz eleştiriler bekliyorum...
 

westland

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
21 Eki 2006
Mesajlar
16
Puanları
0
]kardeşim yazı güzel.fakat yanlış taspitler olabilir içinde.nur suresinde çarşaf diye bir kelime geçmiyor.islami yaşamı anlatırken ilk önce farzlar anlatılır.bunlar yapılması gereken askari eylemlerdir.bundan sonrası takva ile ilgilidir.lütfen bu söylemleri islamiyetin olmazsa olmaz bir durumu gösterirseniz bir çok müslüman bacımızı iç alemlerinde sıkıntıya sokarsınız.


katılıyorum...
 

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
:thinking: ??????????????????????????????:confused1[1]:
 

halimselim

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
27 Eki 2006
Mesajlar
378
Puanları
0
farklı farklı yaratılmışız. giyim kuşamımızında farklı olmasından daha doğal bir şey yok. herkes çarşaf giymeli anlayışına katılmıyorum.
 

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
Bence bazı kardeşlerimiz çarşaf kelimesine takılıyorlar...Kelime ciddi manada can sıkıntısı oluşturuyorsa kelimenin ismini orjinal isim: cilbab koyalım veya poşu diyelim ne dersiniz...
Mesela ben Anadolu köylülerinin poşu adetini çarşaftan farklı görmüyorum..Ve de çok takdir ettiğim bir uygulama..İslam'a uygun bence...Benim nenem poşusunu başörtüsünün üstüne almadan çıkmıyor evden..
Ama yeni nesil unutmuş bunları...
 

halimselim

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
27 Eki 2006
Mesajlar
378
Puanları
0
herkes pardesü giysin fikrine de karşıyım. tek tip giyime insan uyum göstermez.çevresel sebeplerden, zevklerden dolayı çeşitlilik doğuyor. doğrusu da bu.
 

SiNeM

Piss'a!
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2006
Mesajlar
1,000
Puanları
0
herkes pardesü giysin fikrine de karşıyım. tek tip giyime insan uyum göstermez.çevresel sebeplerden, zevklerden dolayı çeşitlilik doğuyor. doğrusu da bu.

çok şükür ya ihvanforumda bu yorumları okumak çok güzel.çogu üye uç.halbuki vasat yolda olmamız gerekirken.bu üyeler yüzünden insanlar islamiyeti yanlış tanıyarak uzaklaşacak.çok yanlışsınız malesef.biri gelir Allah u tealanın helal kıldığı yüzü haram eder!! bu gibi kişilerden Allah islamiyeti korusun!! burdaki çogu üyenin yorumunu okuyup pc başında stres oluyorum.sayende yüregime biraz su serpildi :) devamm :)
 

BADUH

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
506
Puanları
18
SA,

Arkadaşlar, bu forumda dikkatimi çeken en önemli konu öncelikle herkesin inandığını başkalarına da anlatma isteği-heyacanı-şevki-gayreti oldu. Tabi bunda olumsuz gördüğüm sabit fikirlilik sorunu da var ancak yine de bu çok önemli.

En önemli sorun ise tanımlarda ve kavramlarda mutabık olunamaması. Yani aynı dilin kullanılamaması. Belki de aramıza sokulan en büyük fitnelerden birisi de bu olsa gerek.

En basitinden Farz, Vacip, Sünnet deyince ne anlıyoruz? Birçok islam alimi bunları farklı yerlerde farklı anlamlarda kullanmış. Yeri gelmiş Sünnet'i Farz mertebesinde kullanmış, yeri gelmiş Vacip mertebesinde kullanmış. Yeri gelmiş ....vaciptir demiş Farz kastetmiş. Yeri gelmiş Farz demiş şarttır manasına kullanmış.

Galiba bu kavram kargaşasını ortadan kaldırmadan, aynı dili kullanmadan tartışmalar uzayıp gidecek ve herkes aynı yerinde durmaya devam edecek.

En temel kurallarda öncelikle mutabık olalım.

Birinci temel kural: Zayıfın üzerine kuvvetli inşa edilemez. Bundan maksat günümüz temel hukuk kuralı olan; kanunlar anayasaya aykırı olamaz gibi birinci kaynak Kur'an-ı Kerim'dir (kimse niyet okuyup vay hadisi mi inkar ediyorsun, Sünnet düşmanı seni zındık mendebur eşek sıpası falan demesin). Yani birinci kaynak Kur'an-ı Kerim'dir. Bunda da zaten her müslüman hemfikirdir.

İkinci kaynak elbetteki Sünnet-i Seniyye'dir. Bunda da her müslüman hemfikirdir.

Diğer kaynakları şu an tartışmalarda pek kullanılmadığı ve zaten herkesçe malum olduğu ve de işin içinden zaten çıkılamıyor işi iyice karıştırmasın diye belirtmeye gerek yok.

Bu sıralamadan maksat Sünneti (haşa) küçük göstermek değildir. Zira hadisi şerifte: "Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir." diye belirtmiş Rasulullah Aleyhissalat-u Vesselam.

Fıkhi meselelerde şer-i deliller bu sıraya göre sıralanır. Yani bir konuda Nas (Kur'an-ı Kerim'den delil) ile Sünnet çelişiyorsa (ki normalde muhaldir) Nas'a itibar edilir ve hüküm öyle verilir.

Şu ana kadar belirttiğim konuları zaten her müslümanın bildiğini ben de biliyorum.

Peki sorun nerede o zaman?

FARZ Kur'an-ı Kerim'de emredilen şeylerdir en basit tanımla. Kur'anı Kerim'in herhangi bir ayetini inkar eden küfre girer ve dinden çıkar (=kafirdir). Yani sonuçta FARZ'ı inkar eden küfre girer ve dinden çıkar.

İşte sorun bu noktada başlıyor. Buraya kadar her müslüman hemfikir. Bunları herkes biliyor. Ancak FARZ ikiye ayrılıyor. (Farz-ı Ayin, Farz-ı Kifaye'yi kasdetmiyorum.) Farz-ı Kat'i ve Farz-ı Ameli diye. Peki bunlar neler. En basit örnekle abdestin farzlarından olan başın meshedilmesi. Başın meshedilmesi Farz-ı Kat'i, meshetme miktarı ise Farz-ı Ameli'dir (hanefi mezhebine göre dörtte birinin meshedilmesi gibi).

Farz-ı Kat'iyi inkar küfürdür ancak Farz-ı Ameli'yi inkar küfür değildir. Yani abdest alırken başı meshetmek gerekmez diyen küfre girer ancak dörtte birini meshetmek gerekmez beşte bir kafidir diyen küfre girmez.

İşte temel sorun burada başlıyor. Arkadaşlar birşeyin Farz olduğunu duyuyor-okuyor vs. birşekilde öğreniyor. İnkar edene hemen küfürdesin damgasını (bilmeden) yapıştırıyor.

Farz-ı Kat'i Kur'an-ı Kerim'de zahiren emredilen hususlardır. Zahirin dışında dolaylı anlamlar çıkartmak diye fıkıhta bir yöntem yoktur. Kıyas'ta bile illetlerin birebir örtüşmesi şartı vardır. Yani Kur'an-ı Kerim'de örneğin Namaz emrediliyor. Namaz emredildiğine göre şunlar şunlar da hayli hayli Farz'dır diyemezsiniz.

Tabiki konuyu asıl konuya getireceğim.

Kur'an-ı Kerim'de örtünmek emrediliyor. Örtünmek Farz-ı Kat'idir. Aksini iddia eden küfre girer. Ancak zahiren örtünürken ne giyileceği, el-yüz (maalesef buna başda dahil [en fitne fesat olduğum an bu an]) de mi örtüleceği belirtilmiyorsa (ki zahiren, bizzat belirtilmiyor), Çarşaf giymek Farz-ı Kat'idir veya eli-yüzü örtmek Farz-ı Kat'idir diyemezsiniz. Ancak Farz-ı Amelidir diyebilirsiniz. Bunun da inkarı küfür değildir.

Abdestte başın meshedilmesi gibi (kimi mezhebe göre tek bir tel saçın ıslanması Farz kimine göre dörtte biri Farz) bu meseleye de Farz-ı Ameli açısından bakmak gerekiyor.

İyi çalışmalar.
 

mavigece

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
880
Puanları
0
Yaş
35
çok şükür ya ihvanforumda bu yorumları okumak çok güzel.çogu üye uç.halbuki vasat yolda olmamız gerekirken.bu üyeler yüzünden insanlar islamiyeti yanlış tanıyarak uzaklaşacak.çok yanlışsınız malesef.biri gelir Allah u tealanın helal kıldığı yüzü haram eder!! bu gibi kişilerden Allah islamiyeti korusun!! burdaki çogu üyenin yorumunu okuyup pc başında stres oluyorum.sayende yüregime biraz su serpildi :) devamm :)

Aynen kardeşim,islamiyette bir sınırlandırma yoktur zaten..Önemli olan dikkat çekici olmadan örtünmek...;)
 

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
çok şükür ya ihvanforumda bu yorumları okumak çok güzel.çogu üye uç.halbuki vasat yolda olmamız gerekirken.bu üyeler yüzünden insanlar islamiyeti yanlış tanıyarak uzaklaşacak.çok yanlışsınız malesef.biri gelir Allah u tealanın helal kıldığı yüzü haram eder!! bu gibi kişilerden Allah islamiyeti korusun!! burdaki çogu üyenin yorumunu okuyup pc başında stres oluyorum.sayende yüregime biraz su serpildi :) devamm :)
Kardeş...Ben bu yazıyı özellikle başörtülü bacılarımız için yazdım..Yani Kapanmış, gönlü kapanmaktan yana ama günümüzdeki takvaya tam uymayan örtünme şekillerini kullanan bacılarımız var..Ben onları acizane bilgilendirmek için bu yazıyı yayınladım..Yani belki bacılarımız bu yazıyı okuyup daha çok takvaya bürnürler..Bilmedikleri noktalar vardır...

Birde burda şuna değinmek istiyorum...Bazı konularda azimet ve ruhsat diye iki görüş olabilir...Ruhsat işin fetva cihetidir ve daha açık bir ifadeyle kırmızı çizgidir..
Azimet ise olması gerekendir..
Bu cihetle hadiseye bakıldığında bazı kardeşlerimiz ruhsatla hareket etse bile böyle fitne ve fesadın alıp başını götürdüğü, Sünnet-i Seniyye'nin terkedildiği bir ortamda Ruhsatı değil Azimeti yani Takvaya en uygun olanı seçmek lazımdır..Bunun da hal diliyle yapılan bir cihad olduğu düşüncesindeyim...
Nitekim Ehl-i Beyt de hep azimeti seçmişler ve bu güne kadar gelen seyyidler ve şerifler sülalesi hep takvayla hareket etmişlerdir...Bizim de onları örnek almamız lazım..:wave[1]:
 

melami

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
238
Puanları
0
bravo

:friends: :clap2:
herkes pardesü giysin fikrine de karşıyım. tek tip giyime insan uyum göstermez.çevresel sebeplerden, zevklerden dolayı çeşitlilik doğuyor. doğrusu da bu.
 

neslihan

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Kas 2006
Mesajlar
38
Puanları
0
selamunaleykum

bütün yazıları vaktimin darlığı nedeniyle tam olarak okuyamadım
ancak ben el yüz ve ayaklar dışındaki yerlerin belli sınırlar çerçevesinde -belli olmayacak vs. -örtünmesinin farz olduğunu biliyorum. aynı şekilde tam kelimesi kelimesine hatırlayamadığım Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in kadınlarınızı bulunduğunuz yerin adetlerine/gelenek görenek vs. giydirin (tabii yine bu sınırlar çerçevesinde) diye bir hadisi olduğunu da biliyorum.
örtünmede sınırlar belli ... onun dışında ne giydiğinin çarşaf/pardesü/etek önemi yok bence . ben de kendim çarşaf giymek isterim Allah nasip ederse ama bunu "örtünmenin kesin şekli budur!" gibi düşündüğüm için istemiyorum. Bence pantolon giyen üzerine de tunik alan (tabii yine gerekli sınırları koruyarak) bir bayan da tesettüre uymuş olur. Pardesü giymek vs hiç farketmiyor. öyle pardesülüler görüyoruz ki pantolon tuniklilerden daha çok hatları belli oluyor, öyle çarşaflılar görüyoruz ki daha çok dikkat çekiyor.
Ben de şu an tunik pantolon etek vs.. giyiyorum.

Allah'a emanet olun..
 

:)zeynep(:

Hakve
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ağu 2006
Mesajlar
5,094
Puanları
0
Dinimizde kadınların yabancı erkeklere karşı yüzü ve elleri dışında bütün vücutlarını örtmeleri farzdır. Evlerinden dışarı çıkarken kendilerini örten bir dış elbise giymeleri gerekir. Bu dış elbise onun rahatça kapanmasını sağlama*lıdır. Müslüman bir kadın çarşafla örtünebileceği gibi geniş manto, eşarp vs. ile de örtünebilir. Dış elbisenin çarşaf olması şart değildir.
 

islamveinsan

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
1,360
Puanları
0
S,a

Yaza yaza yaz geldi...
Allah razı olsun ki; Uveys El Konevi yazmayı arzu ettigim söylemeye değer buldugum herşeyi yazmış...

Son dönem modern alim görünümlü zevatlar hariç bana bir tane alim söyleyin bir tane delil getirin; Cilbab farz değildir, gereksizdir, yüz helaldir, gözükebilir diyen... Var mı ?

Son asrın en büyük Alimi Said Nur da Çarşaf diyor yada değiştirelim cilbap diyelim yada afganistan da ki gibi burka :)

Neslihan; pantolon un kesinlikle her türlüsü haramdir... Lanet vardir.... Tunik zaten islami değil.... bol pardesü ve basörtüsü üzerine bi tane daha örtü alinirsa o zaman islami bir örtü olur..
Hem sadece pardesü de islami değil...

Dün star tv de bi kadın programinda bir psikolog osmanliya kalsaydik şimdi ben çarşaflıydım dedi... Tamam dedim işte bizi böyle bozdular... Böyle bitirdiler...

TESETTÜR İ ŞER İ ANCAK ÇARŞAF/BURKA/PEÇE DİR..
giyemeseniz bile iman edin... SELAMETLE..
 

mavigece

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
880
Puanları
0
Yaş
35
S,a

TESETTÜR İ ŞER İ ANCAK ÇARŞAF/BURKA/PEÇE DİR..
giyemeseniz bile iman edin... SELAMETLE..
Allah'a hesap vereceksin!!!...Kur'anın hangi ayetinde Çarşaf,burka,peçe giyin yazıyor...Kanıtla bize!!!
 

islamveinsan

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
1,360
Puanları
0
s.a

Allah a herşeyin hesabını vereceğim ama Allah bana "çarşaf" ı sormayacak...(Hem erkek oluşumdan, hem iman edişimden)



- Ben Kur'an dan anladığımı yazmıyorum, Hz Muhammed ne anlamış ona bakıyorum, onuda yorumlamıyorum sonra Bu her ikisini HZ Muhammed sas nasıl idrak etmiş ve yaşamış ona bakıyorum yorumları Alimlere bırakıyorum... Sonra anladığımı sizlerle paylaşıyorum....
-

Siz her ayetin, kime geldigini, nüzul sebebini,nerede ve niçin geldigini, gelmesinde Allah ın muradının ne oldugunu ve bu ayet karşısında Hz Muhammed in sas nasıl anladığına bakmıyor... Hissiyatınızı heva ve hevesleriniz karıştırıyorsunuz... Yeni yeni manalar veriyorsuz...

AYET; "Ya Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında cilbablarını (çarşaflarını) üzerlerine örtsünler!” (Ahzab, 59)

Ebu Hayyan, "Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen “Cilbab”larını üzerlerine örtsünler' ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. 'üzerlerine' ifadesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi" demiştir.

Ebu's-Suud, "Kadın cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu ayet, 'Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler ma'nasına gelir' demiştir.

Süddi, "Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar' demiştir.

İbn-i Kuddame, "Cilbab giyilmeyerek en tari üzerinden kuşa¬nılır' demiştir.

İbn-i Abbas, "Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler' demiştir.


İbn-i Sîrîn diyor ki: “ Ubeyde es-Sem'ani'ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü; 'İşte cilbab böyle kuşanılır' demiş oldu."

Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzab Süresi 59. ayet-i kerimede ge¬çen, "Cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:

"Bu açıklamada da iki şekil vardır:
"Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.)
"İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır.



Allah ve Rasülü bir işi hükme bağladığında hiç bir mümin erkek ve hiçbir mümine kadına o işlerinde istediklerini yapmak hakları yoktur. Kim Allah a ve Rasülüne isyan ederes şühnesiz ap açık dalalete düşmüş olur. (ahzap 36)

.... .. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. ... (ahzap 53)
Bu ayet in emri umumidir...


.... Bu,onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur...(30-31 nur)

imam süyuti ra; Bu cilbap ayeti ezvac ı tahirat ile beraber diğer mümine kadınlar hakkındadır. bu ayet i kerimede kadınların baş ve yüzlerin örtemelerinin farz olduğu hükmü belirtilmektedir"

İbn i Hacer i Askalani fethul baride şöyle buyurmuş; " asrı sadette hicap ayet i nüzülununden itibaren günümüze kadar kadınlar yüzlerini namahremlere karşı örterek gelmişlerdir.

Ümmü selelme; "Cilbablarını üzerlerine salsınlar ayeti nazli olunca ensar hanımları üzerlerinde giyindikleri siyah örtüleri oldugu halde dışarı çıktıklarında vakarlarından adaeta başlarının üzerinde siyah kargalar varmış gibi göründüler. "
SÜNNET İ SENİYE;
Hz Aişe ra.. dediki; Mümin hanımlar Rasulullah sav ile birlikte sabah namazlarına cilbaplarına bürünmüş olakar gelirlerdi. Sonra namazı bitirdiklerinde evlerine geri dönerlerdi de alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı (buhari-müslim)


İbni hacer; "... Allah a yemin ederim ki ensar kadınlarından daha afaziletlisini görmedim. .... Nur suresindeki -başörtülerini yakalanırın üzerine salsınlar- fermanı indirilince erkekleri hemen onlara gidip bu surede ayet i onlara okudu, istisnasız her kadın hemen kalktı ve hicabına yöneldi. Sabah oldugufnda sabah namazını cilbablarına bürünmüş olarak, başları üzerinde kargalar varmış gibi namaz kıldılar.."

Hz Aişe dediki; Bizler Rasulullah ile birlikte ihramda bulunuyorken kafileler yanımızdan gelip geçerlerdi. Bizim hizamıza geldiklerinde bizden herhangi bir kadın cilbabını başından yüzü üzerine sarkıtırdı, yanımızdan geçip gittikten sonra açtık.

Hz Ebu Bekr in kızı Esma ra dediki;" Bizler erkeklere karşı yüzlerimizi örterdik"

"Kadın evinin hizmetçisidir, Kadın, evinden dışarıya ancak ihtiyaç oldugunda ve fitneyi uyandırmayacak şekilde çıkabilir." (et-tac )

Müslüman kadınlardan birinin Peygamberimiz inde katıldığı bir gazada oğluşehit olmuş.. Bu mümine kadın yüzü örtülü oldugu halde ölüler arasında oğlunu aryıordu ona denildiki ; yüzün örtülü iken oğlununasıl lbulabilirsin ?
-" Veledimi kaybedeyim de, hayatımı kaybetmeyim" dedi...

*Tesettür de maksat vücud un güzelliklerini gizlemek iken bugün başörtülü kızlar açık kızlar kadar hatta onlardan daha güzel oluyor.... Tepeden tırnağa renk ve model uyumu diğerlerini aratmıyor.... Çarşaf ın sadece renk ve şekli itibariyla dikkat çektigini ve islama yakışmadığını beyan edenler, Kadında güzelligin göstergesi yüzün açık, maddesi kıl olan saçın örtülü olmasını savunmaları...Akılla dahi çelişmiyor mu ?

Açılma ilk olarak Mısırda yüzün üzerinden örtülerin kaldırılmasıyla başladı, sonra türkiye suriye ırakta görüldü sonrası malum....

Her müslüman "iman" edecek.... Tesettür ü Şer i ÇARŞAF dır...
Çarşaf a iman eden açık bir kadın; inkar eden başı örtülüden daha kıymetlidir...
Yapmayın yapamayın ama inkar etmeyin...
 

islamveinsan

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
1,360
Puanları
0
s.a
yazımlarda hataların oluşu hemen hepsinin kendim yadığım için dir..
eksik ve hatalar gayret benden, tevfik Allah dan...
Yazıların çoğu; "Tesettür Risalesi ve Şerh i " eserden alınmıştır..
Tahşiye yayınları...
 
Üst