• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?


  • Kullanılan toplam oy
    10

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#2
KOBİ Nedir?
Bir ekonominin gerçek dinamosu nedir diye sorulduğunda buna verilecek yanıt "KOBİ"ler olacaktır. Buna rağmen "KOBİ nedir?" diye sorulduğunda ise ortaya net bir yanıt çıkmamaktadır. "Küçük ve orta boy işletme" ana tanımı içinde, KOBİ´lere değişik ülkeler hatta aynı ülke içindeki farklı birimler farklı farklı özellikler yüklemektedirler. Bu nedenle çoğu zaman tanımlamada karışıklık yaşanmaktadır.
Bunda temel etken, tanımlamada kullanılan ölçütlerin değişik olmasında yatmakta elbette. Tanımlamada genel olarak 3 ölçüt öne çıkmaktadır: Söz konusu firmanın çalıştırdığı personel ya da işçi sayısı, bilanço değerleri ve bağımsızlık ölçütleridir. Bağımsızlık ölçütünden kasıt, bir firmanın sermayesi ve hissesinin %25 ten fazlasının bir büyük sermaye grubuna ait olmamasıdır, yani hisse payı içinde büyük sermayenin payı %25´ten az olan bütün firmalar KOBİ kategorisine girmiş sayılmaktadır. Ölçütlerdeki farklılık, değişik sektörlerde ve faaliyet alanlarında bile görülmektedir. Örneğin bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin KOBİ olması için 50 ya da daha az bilgisayar sahibi olması gibi bir eğilim söz konusudur. Burada görüldüğü gibi temel ölçüt, üretim aracının yani bilgisayar sayısının tanımda kullanılmış olması. Yine aynı şekilde, imalat sanayinde ise çalışan sayısı devreye girmekte fakat ölçütler aynı olmasına rağmen sonuç değişmektedir. Dış Ticaret Müsteşarlığı imalat sektöründe KOBİ olabilmenin üst sınırını 200 işçi olarak verirken, Hazine Müsteşarlığı ise bu sınırı 250´ye çıkarmaktadır! Bu durum bir çok uzman ve ekonomi yazarı tarafından ortak KOBİ tanımı yaratmada büyük bir sorun olarak kabul edilmekte, hatta istihdamda üst sınırın 250 çalışan olmasını bile büyük bir yanlışlık olarak ifade etmekteler.
Ayrıca KOBİ denildiğinde tek parça ve bir bütün olarak ifade edilen bir üretim biriminin olmaması da tanımı daha da zorlaştırmaktadır. Çünkü KOBİ kapsamı içine 3 farklı birim girmektedir. Bunlar; Mikro ölçekli işletmeler, küçük ölçekli işletmeler, orta ölçekli işletmeler olarak sınıflandırılmakta. Kendiliğinden bölünen canlı hücreler gibi, KOBİ bünyesi içinde oluşan bu sınıflamalar, tanımlama yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte yapılan ayrımlar arasındaki sınırların ne olduğu (Örneğin mikro işletme ile küçük işletme arasındaki istihdam, ciro, hisse payı vs ölçütleriyle oluşan sınırın ne olacağı gibi) konusunda oluşan ayrılık ve ihtilaflar daha da çeşitlenmektedir.
Örneğin bu durum AB-Türkiye çerçevesinden bakıldığında daha net anlaşılabilir. Avrupa Birliği mikro işletmeler için yıllık ciro sınırını 2 milyon euro olarak kabul ederken, Türkiye´de Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarıyla bu sınır 1 milyon euro olarak belirtmekte. Benzer şekilde Avrupa Birliği, orta ölçekli işletme olma ölçütünü, yıllık cirosu 40 milyon euro´nun altında kalan işletmeler olarak belirlerken, Türkiye´de DİE ölçütlerine göre bu rakam 25 milyon euro olarak gösterilmektedir. (Küçük işletmeler için de aynı durum mevcuttur, AB 10 milyon euro´nun, Türkiye ise 5 milyon euro´nun altında yıllık ciro yapanları küçük işletme olarak kabul etmektedirler.)
Görüldüğü gibi net bir KOBİ tanımı yapmak oldukça güç ve karmaşık. Birbiriyle kimi yerde uyuşan kimi yerde çelişen rakamlar, değişik kuruluşların, dernek ve odaların kullandıkları ölçütlerin farklılığı, tanımlamayı yapan kuruluşların benzer kurumlar olmasına rağmen bambaşka sonuçlara ulaşmasına ve tanımlamada bir standarda ya da net yanıta ulaşmalarına engel olmaktadır.

Durumu rakamlardan bağımsız düşünerek, hatta rakamları yadsıyarak, biraz sübjektif olarak, yani düşünsel ve bir iç bakışıyla değerlendirirsek çok daha net bir KOBİ tanımına kavuşabiliriz. Bizce şöyle ki;
  • Kısıtlı sermaye ve pazarlama olanaklarına rağmen, kendi çabasıyla ayakta duran, bu çabayla gerek kendi ülkesinin gerekse diğer ülkelerin piyasalarına mal ve hizmet üretip sunan,
  • O ülkede oluşabilecek herhangi bir ekonomik buhranda, ülkenin geniş kesimleri, yani işçi, memur, çalışanlarla birlikte yoğun olarak olumsuz etkilenen,
  • Büyük işletme ve firmalar, ekonomik sistemde oluşan bunalımlar sonucu yatırımlarını rahatlıkla transfer edip, siyasi sorunu ve ekonomik problemi olmayan ülkelere ve pazarlara kaydırabilirken, ekonomik olumsuzluğu finans darlığı, sermaye azlığı, kısıtlı kapasite ve pazar daralması nedeniyle olanca şiddetiyle hisseden,
  • Bunun sonucu ağır yaralar alabilen, iflas kelimesiyle yaşayan ama buna rağmen yine de üreten,
  • Ekonomik gelişme ve büyüme dönemlerinde ise sınırsız başarı hikayeleri yaratan,
  • Toplam ve oransal olarak o ülke için büyük işletmelerden çok daha fazla katma değer yaratabilen tüm ticari, sınai ve hizmet işletmeleri birer KOBİ´dir diyebiliriz.
  • http://www.kobitek.com/makale.php?id=70
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#3
Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

Yerel seçimlerden hemen sonra
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından gerçekleştirilen
araştırma, vatandaşlar arasında, hükümetten memnuniyetten ekonomik beklentilere
kadar birçok alanda yüksek düzeyde bir iyimserlik yaşandığını o




Yerel seçimlerden hemen sonra Türkiye
Ekonomik
ve Sosyal
Etüdler Vakfı
(TESEV) tarafından
gerçekleştirilen araştırma, vatandaşlar arasında, hükümetten memnuniyetten
ekonomik beklentilere kadar birçok alanda yüksek düzeyde bir iyimserlik
yaşandığını ortaya koyarken, son yıllarda ilk kez işsizlik en önemli sorun
olarak ön plana çıkıyor. Geçen hafta açıklanan Türkiye Odalar
ve Borsalar
Birliği
(TOBB)`nin 4 bin 872 firma
arasında gerçekleştirdiği `Ekonomik
Barometre Anketi
` sonuçları da aynı tehlikeyi işaret etmektedir. Ankete göre
firmaların 2004 yılı beklentileri; ciroların ve karlılığın artacağı,
yatırımlarda ciddi kıpırdanma yaşanacağı; 2004 yılına yönelik beklentiler
olumlu, güven duygusu yüksek olmakla beraber, istihdam artışı konusunda aynı
iyimserlik söz konusu olmamaktadır. Aynı sonucu İstanbul
Sanayi Odası
`nın `Türkiye
Ekonomisi
2004` raporunda da bulmak mümkün. Sanayiciler, 2004 yılını Türkiye için
son yılların en olumlu yıllarından biri olmaya aday görüyor. Raporda; geçen
yıllarda yaşanan kayıpların önemli ölçüde telafi edildiği, ekonomide iyileşmenin
yaşandığı vurgulanıyor. Ancak bu raporda da istihdam konusunun önemi ve kaygılar
dile getiriliyor. Dünya raporu Konu ile ilgili en can alıcı tespit Dünya Bankası
raporundadır. Dünya Bankası`nın Türkiye`de yoksulluk üzerine yaptırdığı
çalışmanın bir parçası olarak, işsizlik ve istihdam üzerine hazırlattığı projede
önemli tehlike sinyalleri bulunmaktadır. Proje kapsamında yayınlanan ön rapora
göre, Türkiye`de yaşanan işsizliğin `çok tehlikeli` olarak adlandırılan
`eğitimli genç nüfusun` iş bulamaması olarak hızla yükseldiği vurgulanmıştır.
Rapora göre, şu anda Türkiye`deki 20-24 yaş arasındaki gençlerden lise
mezunlarının % 45`i, üniversite mezunlarının da % 31`i iş bulamamaktadır.
Aslında her vesile ile fark edilen ve çıplak gözle gözlemlenen bu sorun, farklı
kurumların yaptıkları çalışmaların neticesinde teyit edilmektedir. İşsizlik
sorunu, Türkiye`nin önünde duran ve toplumsal barışı tehdit eden önemli ve
kronik bir sorundur. Ancak görünen odur ki, bu konu hak ettiği ölçüde gündeme
oturmamıştır. İşsizlik sorunu ihmal edilemeyecek kadar önemli bir sorundur. Konu
ile ilgili acil eylem planı hazırlanmadığı ve hayata geçirilmediği sürece, sorun
adeta çığ etkisinin yaşanması gibi şiddetle büyümektedir. Bürokrasi engeli
İşsizlik ile ilgili teorik tartışmalara girmeden yapılacak ilk tespit;
işsizliğin giderilmesi için zorunlu reçetenin, ekonomik büyümenin sağlanması,
yani yatırımların canlandırılması olduğu gerçeğidir. Gerçi son dönemde ekonomik
büyümenin istihdama yansımadığı şeklinde argümanlar öne sürülse de, yatırımın
olmadığı bir ülkede işsizlikle mücadelenin mümkün olmadığı bilinmektedir.
Türkiye`de hala mevzuat ve bürokrasiden kaynaklanan engeller devam etmekte,
başta enerji ve istihdam maliyetleri olmak üzere, dünyanın en pahalı girdi
maliyetleri ile üretilmeye ve ihracat yapılmaya gayret edilmektedir. Başta hukuk
ve mevzuat reformu olmak üzere, kamu yönetiminde keyfiliğin terk edilerek, kural
hakimiyeti anlayışı yerleşmediği sürece ve en az bunlar kadar önemli olan kamu
sektörünün israf ve verimsiz yapısı giderilmeyip, vergi ve sosyal güvenlik
primlerinin artırılmasıyla sorunlar çözümlenmeye çalışıldıkça, yatırım iklimi
arzu edilen seviyeye ulaşmayacaktır. Bu olumsuz koşullar devam ettiği sürece,
ekonomik büyüme istihdama yansımayacaktır. İşsizlik konusunda öncelikle yatırım
ortamının iyileştirilmesi, yatırımların önündeki bürokratik engellerin
kaldırılması şart olmakla beraber asıl can alıcı iki unsur, yabancı sermayenin
Türkiye`ye çekilmesi ve reel faiz oranlarının düşürülmesidir. Yabancı sermaye
ile ilgili siyasi ve ekonomik istikrar argümanları önemli ölçüde sağlanmış
olmakla beraber, güven ortamının yabancı yatırımcılar açısından yeterince
sağlandığını iddia etmek mümkün değildir. Aynı şekilde yüksek faizlerin
yatırımları caydırıcı özelliği inkar edilemez. Enflasyonla beraber faiz oranları
düşmüştür; ancak unutulmamalıdır ki, halen faiz oranları nerede ise enflasyonun
iki katı kadardır. Faiz oranlarının düşmesi için mutlaka kamu açıklarının
düşürülmesi, başka bir ifade ile mali disiplinden taviz verilmemesi
gerekmektedir. Türkiye`de işsizlerin eğitim durumu birbiri ile çelişen bir konum
arz etmektedir. Bir yandan eğitimsizlerin büyük bir kısmı işsiz iken, diğer
yandan eğitimli olanların da önemli bir bölümü işsizdir. Bu paradoksal durum, en
ince detaylara kadar tasarlanmış bir istihdam politikası uygulamasını ve
işsizlik konusunda palyatif bir çözümün imkansızlığını göstermektedir. Eğitimsiz
işgücü, ciddi bir çalışma ile ihtiyaç duyulan sektörler göz önüne alınarak
eğitilmeli ve meslek sahibi yapılmalıdır. Eğitimli işsizliğin varlığı;
eğitim-istihdam ilişkisinin planlanmadığının göstergesidir. Planlamadaki bu
ihmal ortadan kaldırılmalı, bu konuda gerekirse radikal kararlar almaktan
kaçınılmamalıdır. Ayrıca eğitimli işgücü demek, bireyin tekrar ve sürekli
eğitime tabi olmaması anlamına gelmez. Tam aksine; eğitim, yeniden eğitim, yaşam
boyu eğitim ve işe uyum eğitimleri süreklilik arz etmelidir. Grişimcilerin önü
açılmalı zİşsizlik sorununun aşılmasında en etkin çözümlerden bir diğeri de,
çalışanların yanı sıra bağımsız çalışmak isteyenlerin, yani girişimcilerin
önünün açılmasıdır. Girişimci, risk alarak yenilik yapan ve bir işyerinde
ücretli olarak çalışmayan kimsedir. Girişimciliğin yaygınlaşması; ekonomik refah
üzerindeki etkinin yanı sıra işsizlik için de bir çözüm olarak kabul
edilmektedir. Türkiye`de girişimcilik, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, yüksek
seviyededir denilebilir. Ancak girişimcilik daha çok enformel sektör faaliyeti
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle girişimciliğin geliştirilmesi konusunda bu
hassas denge göz önüne alınarak politikalar geliştirilmelidir. Enteresan bir
şekilde her konuda geniş müdahale alanı bulunan devletin, girişimciliğe yönelik
ciddi ve sürekli politikaları yoktur. Girişimciye destek olacak kurumlar çok
sınırlıdır, var olan tek kurum KOSGEB etkin
çalışmamaktadır. Girişimcilik eğitim programları yeterli değildir, destek olan
danışmanlık şirketleri azdır. Küresel rekabet ve bilgi çağının zemin hazırladığı
yeni çalışma ve üretim tipi, piyasalardaki değişimlere hızla reaksiyon
gösterebilme becerisi ve esnekleşme gereği; ciddi ve köklü dönüşümleri şart
koşmaktadır. Çağın bu koşulları da göz önüne alınarak, köklü dönüşümlerden
kaçınılmamalıdır. İşsizlik konusu daha fazla ihmal edilmeden, ciddi ve detaylı
olarak Türkiye`nin gündemine girmelidir. ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ekonomik-barometre-anketi/
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#4
Ülkedeki İşsizliğin Temel Nedeni Uygulanan İstihdamsız Büyüme Stratejisidir

Genel Sekreter Emirali ŞİMŞEK'in Ulusal İstihdam Strateji Belgesi Taslağı ile ilgili yazılı bir basın açıklaması: Başbakan Yardımcısı Ali Babacan başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında Hükümetin sunduğu Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı bir çok açıdan skandal niteliğindedir. Ülkenin en önemli sorunlarından biri olan işsizliğin taslağa egemen olan temel yaklaşımla azaltılması, ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Taslak ülkedeki işsizliğin yapısal karakterini görmezden gelmektedir. Taslağı hazırlayanların istihdam sorununa yönelik öngördüğü önlemler için orta ve uzun vadeli hedefler koyması bunun bir göstergesidir. 2023 yılına göre yapılmış ve üstelik oldukça alçak gönüllü hedefler taşıyan projeksiyonlarla yakıcı bir sorun olarak yaşanan işsizliğe nasıl müdahale edilecektir.
Kuşkusuz Türkiye’nin istihdam alanında uzun vadeli bir plana da ihtiyacı vardır. Ancak öncelikle şu anda resmi rakamlarla %15’ler seviyesinde, gerçek rakamlarla % 20’lerin üzerinde seyreden işsizlik oranının hızla düşürülmesi için acil önlemlerin alınması gerekmektedir.
Ülkedeki işsizliğin temel nedeni uygulanan istihdamsız büyüme stratejisidir. Bu stratejinin en önemli ayağını kapasite kullanım oranının zorlanması oluşturmaktadır. Verimliliğin sürekli artmasına karşılık istihdamın artmamasının en önemli nedeni mevcut verimlilik rakamlarının emeğin niteliğinden değil çalışma sürelerinin uzunluğundan kaynaklanmasıdır. Çalışma süreleri mutlaka mercek altına alınmalıdır. Kaldı ki, Avrupa Birliği Yaşama ve Çalışma Koşullarını Geliştirme Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de ortalama çalışma süresi haftalık 61 saattir. Sosyal-İş Sendikası’nın yaptırdığı bir başka araştırmaya göre 1989-2008 yılları arasında haftada 50 ila 59 saat arasında çalışanların oranı % 13,4'den % 17,7'ye, haftada 60 ila 71 saat arasında çalışanların oranı % 10,5'den % 19,3'e, haftada 72 saatten fazla çalışanların oranı ise % 5'den % 9,6'ya yükselmiştir. Sadece 8 saat çalışma ilkesinin harfiyen uygulanması durumunda bile işsizlik % 30 oranında azalacaktır.

Bu model terk edilmeden işsizlik sorununun çözümü mümkün görünmemektedir.
Taslak işsizlik sorununun sosyal niteliğinin öne çıkarılmadığı ve dolayısıyla bir hak olarak yurttaşların istihdama katılımını sağlamakla yükümlü sosyal devlet anlayışından uzak bir zihniyet tarafından şekillendirilmiştir.
Hükümetin işsizlik sorununa ilişkin getirdiği hemen bütün önerilerin işverenlerin istihdam yükümlülüklerindeki indirimlerden, sermaye kesiminin istihdam teşviklerinden ibarettir. Bunun iki açıdan yanlıştır.
1.İşverenin muaf tutulduğu sigorta primi farkları kamu tarafından karşılanmaktadır
2. İşsizlik Fonu gelirleri azaltılmaktadır
Taslak kayıtdışı istihdam sorununu da ciddi bir biçimde ele almamıştır. Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı toplamda % 44’e ulaşmıştır. Tarımı dışarıda bırakırsak bu oran %23’tür.
Taslakta yer alan kadınların istihdama katılımın oranını % 26’dan 2023 yılına kadar %35’e çıkarma hedefi ise hem yetersiz hem de çok uzun vadelidir.
Taslakta İşgücü piyasalarının esnekleştirilmesi ekseni olarak ifade edilen yaklaşım siyasi iktidarın ülkenin ve emekçilerin gündeminden ne kadar uzak olduğunun somut bir göstergesidir. Bu ülkenin emekçileri güvencesizliğe ve esnek çalışma modellerine karşı 1 yıldır muazzam bir eylemlilik süreci sergilerken iktidarın esnek çalışma inadını sürdürmesini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Emekçilerin taleplerinin makyaj amaçlı bile olsa taslakta karşılık bulamamış olması, işsizlikle ilgili acil önlemlere yer verilmemiş olması (meslek kurslarının başlangıç tarihi için bile 2013 yılı öngörülmüştür örneğin) siyasi iktidarın ülke sorunlarını sadece sermayenin penceresinden gören çarpık zihniyetinin ürünüdür.
Taslağın mantığı Güvenceli esneklik modeli, istihdam büroları aracılığıyla emek piyasasının sermayeye açılması, bölgesel asgari ücret uygulaması gibi sermayenin istihdama yönelik talepleri üzerinde kurulmuştur.
Emekçilerin Ulusal İstihdam Stratejisi taslağını kabul etmesi, bu hamleyi sineye çekmesi mümkün değildir.
Hükümet işsizlikle ilgili temel önlemleri mutlaka almalıdır:
1. İşsizlik ödeneği kişinin iş arama süresine yayılmalıdır
2. İşsizlik ödeneğinden bütçeye para aktarımına son verilmelidir (geçen yıl 7 milyar TL aktarılmıştır)
3. İstihdamı önceleyen kamusal yatırımlar yapılmalı, kamudaki personel açığı kapatılmalıdır.
4. Taşeronluk sistemine son verilmelidir.
5. Çalışma saatleri düşürülmeli, haftalık çalışma saati 40 saatle sınırlanmalıdır. Fazla mesai uygulaması yasaklanmalıdır. Sırf bu adımın atılması durumunda bile işsizlik oranı %30 civarında düşürülecektir.
6. 6 saatlik işgünü için çalışma başlatılmalıdır.
7. İşten çıkarmalar yasaklanmalı, işsizlerin temel giderleri kamu kaynaklarından karşılanmalıdır


ALINTIDIR....
 

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,209
Beğeniler
989
Puanları
0
#5
GENAKINCI emirali şimşek kimdir?
aşağıda bilgileri verilen kişi olmasın?

KESK'te taciz iddiası istifayla sonuçlandı KESK Başkanı Sami Evren'den sürpriz bir istifa geldi. Genel Sekreter Emir Ali Şimşek ile ilgili taciz iddiaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Şimşek'in istifası bekleniyordu. Şimşek istifa etmeyince Evren istifa etti KESK Genel Başkanı Sami Evren, Genel Sekreter Emir Ali Şimşek'in hakkındaki taciz iddiaları üzerine istifa etmemesi nedeniyle genel başkanlık görevinden ayrıldı. Alınan bilgiye göre, KESK'te...

Emirali Şimşek ile ilgili ikinci bir bilgi daha vereyim.
Bildiğiniz gibi kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu KESK'in doğu ve güneydoğu şubeleri pkk sempatizanı memur ve öğretmenlerden oluşuyor. Batıda ise İşçi partisi chp, tikko sdp, ödp, esp gibi sol ve kominist örgüt partilerin tabanına dayanan memur ve öğretmenlerinin yer aldığı memur konfederasyonudur.

KESK kongresinde en az 10 yıldır konfederasyon genel başkan ÖDP'li
eğitim iş kolunda eğitim-sen genel başkanı ya chp li yada başka bir sol yapı arasında paylaşılır.

Evet sn. GENAKINCI bula bula pkk li emiralinin görüşlerine mi muhtaç olduk?
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#6
GENAKINCI emirali şimşek kimdir?
aşağıda bilgileri verilen kişi olmasın?

KESK'te taciz iddiası istifayla sonuçlandı KESK Başkanı Sami Evren'den sürpriz bir istifa geldi. Genel Sekreter Emir Ali Şimşek ile ilgili taciz iddiaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Şimşek'in istifası bekleniyordu. Şimşek istifa etmeyince Evren istifa etti KESK Genel Başkanı Sami Evren, Genel Sekreter Emir Ali Şimşek'in hakkındaki taciz iddiaları üzerine istifa etmemesi nedeniyle genel başkanlık görevinden ayrıldı. Alınan bilgiye göre, KESK'te...

Emirali Şimşek ile ilgili ikinci bir bilgi daha vereyim.
Bildiğiniz gibi kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu KESK'in doğu ve güneydoğu şubeleri pkk sempatizanı memur ve öğretmenlerden oluşuyor. Batıda ise İşçi partisi chp, tikko sdp, ödp, esp gibi sol ve kominist örgüt partilerin tabanına dayanan memur ve öğretmenlerinin yer aldığı memur konfederasyonudur.

KESK kongresinde en az 10 yıldır konfederasyon genel başkan ÖDP'li
eğitim iş kolunda eğitim-sen genel başkanı ya chp li yada başka bir sol yapı arasında paylaşılır.

Evet sn. GENAKINCI bula bula pkk li emiralinin görüşlerine mi muhtaç olduk?
Adamın kim olduğunu bilmiyorum. Bu konuda araştırma yapmadım.
İnternetten alıntı yaptım.Sözleri gayet makul ve mantıklı.

Ben her zaman olduğu gibi doğru bir konuda doğru bir söz olursa alırım.

Bunu F.Gülen söylesede, Lenin söylesede önemli değil.

Daha önce yazmıştım. Bir kere daha yazayım.

"Doğru söz nerden gelirse gelsin,alınız.Söyleyene değil,söylenen söze bakınız"

Hz.ALİ(r.a)
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#7
Adamın kim olduğunu bilmiyorum. Bu konuda araştırma yapmadım.
İnternetten alıntı yaptım.Sözleri gayet makul ve mantıklı.

Ben her zaman olduğu gibi doğru bir konuda doğru bir söz olursa alırım.

Bunu F.Gülen söylesede, Lenin söylesede önemli değil.

Daha önce yazmıştım. Bir kere daha yazayım.

"Doğru söz nerden gelirse gelsin,alınız.Söyleyene değil,söylenen söze bakınız"

Hz.ALİ(r.a)
DOĞRU SÖZ ü her zaman alırım demişsiniz.

ASKARİ ÜCRET artarsa İŞSİZLİK te o oranda artar.

KOBİ iler ürettikleri malı satamazlarsa BATARLAR İşsizlik daha da artar.

TÜKETİCİ Gümrük duvarlarını koyup kendi üğrettiğimiz malları satın alırlarsa İSYAN ederler.

SİZE ÜÇ NOKTA da örnek gösterdim bu noktalara göre alıntı yaptığınız yazmı doğru yoksa bu üç noktamı ?

KOBİlerden aldığın vergileri azaltacaksın ama DEVLETİMN yapması gerekenleri nasıl yapacaksınız.

ASKARİ ücretten vergi almayacaksın yine DEVLET yapması gerekeni nasıl yapacak ?

BEN SİZE EN DOĞRU TEŞHİSİ VEREYİM

Kadın Bir Mümine olarak eşinin getirdikleri ile yetinecek ve Bayanlar çalışmayacak İSLAM i yaşamda BAYAN ların çalışması YASAL mı ?

BİRDE en uzun tatil olan ülkelerden biri Türkiye

ŞİMDİ ANALİZ EDİN BAKALIM

Benim öne sürdüklerim mi doğru yoksa alıntı yaptığınız kişinin öne sürdüklerimi ?
 

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,209
Beğeniler
989
Puanları
0
#8
Adamın kim olduğunu bilmiyorum. Bu konuda araştırma yapmadım.
İnternetten alıntı yaptım.Sözleri gayet makul ve mantıklı.
Alıntı yaptığın kaynağı aradım KESK'in sayfası çıktı, başka bir kaynakta ise adı geçen hakkında bilgiler var. Yani özellikle araştırma yapmana gerek yok. Çünkü alıntı yaptığın adres kim olduğunu logosunda ve kısa bilgilerle tanıtıyor.
Adamın sözleri gayet makul ve mantıklı değildir. İşten çıkarılma olmasın, 6 saatlik iş günü gibi taleplerde bulunuyor.Bir işçi açısından kulağa hoş gelen sözleri kullanıyor. günde 6 saatlik talebi bugün dünyanın hiç bir yerinde uygulanmıyor. Uygulanması mümkün olmayan talepleri makul ve mantıklı görmek için insanın aklını ekmek peynirle yemiş olması gerek. Sosyalizm propagandasının nesi makul ve mantuıklı geliyor muş hiç anlamadım..
Ben her zaman olduğu gibi doğru bir konuda doğru bir söz olursa alırım.
Bir sözün doğru olup olmadığı, söyleyenin düşüncesinden belli olmaz mı? Eğer bu adamın söyledikleri doğruysa o zaman sosyalist ol. Emirali şimşek sosyalist ekonomi doktrini ile marksizmin ilkelerinden hareketle bu görüşlerini alt alta dizmiş. İşçiler İşten atılmasın diyor sosyalizmin çöküşü bile işçinin işten atılmaması üzerinden gerçekleşti. İşçiler nasıl olsa atılmayacağım, üretime herhangi bir katkıda bulunmasamda bu ücreti nasıl olsa alacağım düşüncesiyle hareket ettiği için koskoca sosyalizm sistemi çöktü. Sosyalist ülkeler bu nedenle geri kaldı ve sistem battı. Çalış aldığın parayı haket, daha çok ücret talebinde bulunsan bile sen çalışmaktan geri kalma, Allah aşkına soruyorum, işten atılma korkusu olmasa işçi gereğince çalışır mı? İşte sosyalist kafayla hareket eden bu tacizcinin görüşü neye dayanarak doğru makul ve mantıklı oluyor?
Bunu F.Gülen söylesede, Lenin söylesede önemli değil.
Daha önce yazmıştım. Bir kere daha yazayım.
"Doğru söz nerden gelirse gelsin,alınız.Söyleyene değil,söylenen söze bakınız"[/B]
Hz.ALİ(r.a)
Hz.Ali r.a doğru sözün geleceği yeri işaret buyururken
mesela Hz.Ali (r.a) dönemindeki ateşperest ve putperestlerinin sözlerini kast etmediğini çok iyi biliyoruz.
Doğru söz nerden gelirse gelsin demekteki kasıt Müslümanların arasındaki ihtilaf veya sorunlar ortaya çıkması halinde geçerli olacağını ifade etmiştir.
Lenini'in bütün sözleri sosyalizm ile ilgilidir. Sadece sosyalizme hizmet etmiştir.
Emirali şimşek te bütün sözleri sosyalizme hizmet eder. İkisinden de doğru söz duymak mümkün değilidr.
Kendilerine göre doğru kabul ettikleri görüş bize göre yanlıştır. Bizim doğru bildiğimiz şeyleri onlar yanlış buluyor.
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#9
DOĞRU SÖZ ü her zaman alırım demişsiniz.

ASKARİ ÜCRET artarsa İŞSİZLİK te o oranda artar.

KOBİ iler ürettikleri malı satamazlarsa BATARLAR İşsizlik daha da artar.

TÜKETİCİ Gümrük duvarlarını koyup kendi üğrettiğimiz malları satın alırlarsa İSYAN ederler.

SİZE ÜÇ NOKTA da örnek gösterdim bu noktalara göre alıntı yaptığınız yazmı doğru yoksa bu üç noktamı ?

KOBİlerden aldığın vergileri azaltacaksın ama DEVLETİMN yapması gerekenleri nasıl yapacaksınız.

ASKARİ ücretten vergi almayacaksın yine DEVLET yapması gerekeni nasıl yapacak ?

BEN SİZE EN DOĞRU TEŞHİSİ VEREYİM

Kadın Bir Mümine olarak eşinin getirdikleri ile yetinecek ve Bayanlar çalışmayacak İSLAM i yaşamda BAYAN ların çalışması YASAL mı ?

BİRDE en uzun tatil olan ülkelerden biri Türkiye

ŞİMDİ ANALİZ EDİN BAKALIM

Benim öne sürdüklerim mi doğru yoksa alıntı yaptığınız kişinin öne sürdüklerimi ?
Diyorsunki:"ASKARİ ÜCRET artarsa İŞSİZLİK te o oranda artar"

ASKARİ değil asgari. Asgari ücret artarsa niye işsizlik artsın ne alakası var? Erbakan Hoca asgari ücrete,memura,işçiye.emekliye %100 yüz zam yapmıştı.

İşsizlikmi arttı? Aksine piyasa canlandı.Piyasa canlanınca işçi alımları gerçekleşti.

Diyorsunki:"KOBİ iler ürettikleri malı satamazlarsa BATARLAR İşsizlik daha da artar"

Satamazlarsa elbette batarlar.Ama niye ürettikleri malı satamasınlar? Devlet gerekli desteği sağlarsa batmazlar.

Diyorsunki:"TÜKETİCİ Gümrük duvarlarını koyup kendi üğrettiğimiz malları satın alırlarsa İSYAN ederler"

Önce ülke çıkarları önemlidir. Ülkenin yerli sanayisinin gelişmesi için gümrük duvarları yükseltilmelidir.
Çin ülkemizde piyasayı ele geçirmiş vaziyette. Ucuz çoğunlukla kalitesiz mallarını bizim ülkemizde satıyorlar.Bizim yerli sanayine özellikle tekstil piyasasına büyük darbe vurdular.
Avrupa ülkeleri gerektiğinde gümrük duvarlarını yükseltiyorlar.Bu forumda "Avrupa Birliği ihracatı zorlaştırdı "adlı bir yazı aktardım. Demek oluyorki gerektiğinde kendi ekonomilerini sanayilerini korumak için böyle uygulamalar yapıyorlar.Mesela bizim bazı mallarımıza kota uyguluyorlar.

Elbette KOBİlerden aldığın vergileri azaltacaksın. Asgari ücretten vergi almayacaksın.Bunu devlet hortumları keserek,fuzuli harcamaları kısarak,çeşitli fonlar oluşturark yapacak.

Diyorsunki:"Kadın Bir Mümine olarak eşinin getirdikleri ile yetinecek ve Bayanlar çalışmayacak İSLAM i yaşamda BAYAN ların çalışması YASAL mı ?"

Şuanda Laik bir devlette yaşıyoruz. Şeriat devletinde yaşamıyoruz. Laik devletin imkanları dahilinde çözümler üretmek zorundayız.

Diyelimki bayanları laiklerin bütün engellemelerine yasa çıkartarak çalışmalarına engel olduk.

Ülkemizde genelde asgari ücretle çalışanlar çoğunlukta. Adam aldığı ücretle kiramı ödeyecek,yoksa elektirik,su,doğalgaz,çocukların masrafı,giyim,gıda harcamalarınımı ödeyecek?
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#10
Geçengün Gürcistan'la karşılıklı olarak vizeler ve pasaportlar kalktı.Artık her iki ülkede kimlik kartlarıyla geçiş yapabilecekler.

Başbakanın bir sözü vardı.Demiştiki:"Ülkemizde 100 bin Ermenistan vatandaşı çalışmaktadır" Üstelik Ermenistan'la karşılıklı olarak vizeler kalkmadığı halde.

Zaten ükemizde işsizlik had safhada vizeler kalktığına göre daha çok işsiz bizim ülkemize gelecek.

Avrupa Birliği bile Türkiye'ye vize uyguluyor.Göçmenlere vize uyguluyor. Biliyorlarki her gelen insan iş ekmek isteyecek.Zaten kendi ülkelerinde işsizlik giderek artmakta.

Türkiye'ninde kendi ekonomisini koruyabilmesi için, kendi işsizlerine iş bulabilmesi için, bizden daha az gelişmiş ülkelere vize uygulamalarını kaldırmaması gerekiyor.
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#11
-

Merhum Turgut Özal'la başlayan liberalizm,yani serbest piyasa ekonomisi sonucu özelleştirmeler başladı.Daha sonra gelen hükümetlerde özelleştirmeleri gerçekleştirdiler.
Ülkemizde şuanda özelleştirilmeyen fabrika,işletme kalmadı. Bir çoğuda yabancılara satıldı,peşkeş çekildi.Şahsen özelleştirmeye karşı değilim.Kısmi özelleştirmeler yapılabilirdi.Gerçekten zarar eden,devlete yük olan işletmeler satılabilirdi.Ama gerçekten kâr getiren ülke için stratejik ve ekonomik önemi olan işletmeler ve fabrikalar satılmamalıydı.Satılan işletmelerde yerli Türk girişimcilere satılmalıydı.Amaç sermaye dışarı kaçmasın içerde kalsın.Sermaye içerde kalırsa işsizliğede çare olur.

Mesela Tekel içki ve sigara fabrikalarının satılmasına sevindim.Çünkü devlet kendi eliyle halkını zehirleyemez,sağlığını tehlikeye atamaz. Yalnız Petrol Ofisi şirketinin satılması doğru değildi.İç piyasaya bu işletme ucuz akaryakıt verebilirdi.Ayrıca şunuda unutmıyalım,Kıbrıs Barış hareketinde ülkemizde faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleri bize akaryakıt vermemişti.Bize o zaman üzerine bomba yağdırılmasına vesile olduğumuz Libya lideri Kaddafi yardım etmişti.Bize akaryakıt göndermişti.
Bu nedenle heran bir savaş durumunda bu tür petrol işletmelerine ihtiyacımız var.

Ayrıca, Demir Çelik fabrikalarının özelleştirilmeside doğru değil.Çünkü bu fabrikalar ağır sanayinin alt yapısını oluşturacak kuruluşlar.Devlet açacağı veya teşviklerle ve kredilerle açtıracağı motor,makine,uçak,tank vs.fabrikalarına ucuz çelik verecektir.

Bir önemli kuruluşlardan olan, daha önceleri PTT'ye bağlı olan sonra ayırıp özelleştirme yapıldıktan sonra yarısından fazlası yabancı bir şikete satılan, önemli stratejik bir kuruluş olan,hazineye çok kâr getiren Türk Telecom.Bu kuruluşun satılmasından sonra tele-kulak olayları ortaya çıktı ve giderek arttı.Artık isteyen art niyetli kişiler ve kuruluşlar istedikleri kişileri dinleyebiliyorlar.Özellikle yabancı istihbarat kuruluşları(CIA-MOSSAD vs.) devletimizin en üst seviyedeki yöneticileri Başbakanı,Bakanları,Genel Kurmay Başkanını rahatlıkla dinleyebiliyorlar.

Liberal ekonomik anlayışta devlet ekonomiden elini eteğini çekmeli.Fabrika,işletme açmamalı.Yani devlet işletmeci,patron olmamalı.Devletin elinde ne kadar işletme ,fabrika var ise satmalı.


Bu ekonomik anlayış sakat bir anlayıştır.Bu anlayışı kabul eden hükümetler, gelişmiş ülkelerin çok zengin uluslararası kuruşularına teslim olur.Bu kuruluşlar Vampir kuruluşardır.Bizim gibi az gelişmiş ülkelerden özelleştirme sonucu çok kâr getiren işletmeleri ve fabrikaları satın alarak kârın büyük bir bölümünü kendi ülkelerine götürürler.Yani bu açıkça semaye kaçışı demektir.Halbuki o sermaye ülkemizde kalması gerekirken.
 
Sermaye demek bir ülke için can demek,kan demektir.Bu emperyalist Hodingler,şirketler tarafından devamlı olarak sermayemiz hortumlanırsa belli bir zaman sonra satacak işletmemizde kalmayınca,ülkemiz ekonomik açıdan batacaktır.Sonuçta olan geniş yoksul halk yığınına olacaktır.

 
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#12
Konuyu açan üye

ALLAH cc bizlere CEM OLMA emrini galiba bir yere kadar algılamış.

BUGÜN TÜRKİYE de Müslümanlar yastık altında sakladıklarını ORTAYA çıkarsalar DÜNYA da birçok Şirketi ve Türkiyedeki Şirketi satın alır ve işletir.

Diğer yanlış algıladığı ise

DÜNYA Gerçekleri

Bugün Dünya nın her yerinde çalışan Müslümanlar ya o ülkelerde bu üye gibi düşünen vatandaşları tarafından İŞSİZLİĞE neden gösterilirlerse.

UYANIN ARTIK

İNGİLTERE nin bir zaman kolonisi olan HİNDİSTAN lı Şirket İngilterenin OTOMOBİL DEVİ PRESTİJİ avam deyimle NAMUSU JAGUAR ı aldı isveç in Volvo unu Çinliler aldığı gibi.
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#13
-

Konuyu açan üye

ALLAH cc bizlere CEM OLMA emrini galiba bir yere kadar algılamış.

BUGÜN TÜRKİYE de Müslümanlar yastık altında sakladıklarını ORTAYA çıkarsalar DÜNYA da birçok Şirketi ve Türkiyedeki Şirketi satın alır ve işletir.

Diğer yanlış algıladığı ise

DÜNYA Gerçekleri

Bugün Dünya nın her yerinde çalışan Müslümanlar ya o ülkelerde bu üye gibi düşünen vatandaşları tarafından İŞSİZLİĞE neden gösterilirlerse.

UYANIN ARTIK

İNGİLTERE nin bir zaman kolonisi olan HİNDİSTAN lı Şirket İngilterenin OTOMOBİL DEVİ PRESTİJİ avam deyimle NAMUSU JAGUAR ı aldı isveç in Volvo unu Çinliler aldığı gibi.
Konuya cevap veren üye.

Diyorsunki:"Bugün Dünya nın her yerinde çalışan Müslümanlar ya o ülkelerde bu üye gibi düşünen vatandaşları tarafından İŞSİZLİĞE neden gösterilirlerse"

Dünyanın her yerinde çalışan din ayrımı yapmadan söylüyorum,daha doğrusu yazıyorum. O ülkelerde işsizliğe sebep oluyor. Yani işsizliğin artışına sebep oluyor.

Mesela Avrupa'da artan yabancı düşmanlığın en büyük sebebi işsizliktir.O ülke insanlarıda kendi ülkelerine gelen yabancıların işsizliğe sebep olduğunu bildiklerinden yabancılara özellikle Türklere düşman oluyorlar.Özellikle dedim çünkü Türklerin yaşamadığı çalışmadığı Avrupa ülkesi yok. Avrupa ülkeleri artan göç olaylarından sonra tedbir almaya başladılar.Göçmenlere vize uygulamaya başladılar. Başta Türkiye olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerine vize uygulamakta.

Yastık altı altınlarından bahsediyorsun. Bence bu iddia halk arasında yaygın olan bir şehir miti veya şehir efsanesidir.

Ayrıca Çin ve Hindistan örneği veriyorsun. Çin'in çok gelişmiş bir emperyalist güç olduğunu biliyoruz. Mesela Doğu Türkistan,Tibet işgali ve Kuzey Kore'ye desteği.

Hindistan'da gelişmekte olan bir emperyalist güç.O da Keşmir'i işgal altında tutuyor. Hindistan şirketi Avrupa'nın ekonomik krizinden faydalanıp bu otomobil şirketini satın almış.
Fakat nedense bizim TOFAŞ Şirketi senelerdir Motorları dışardan gelen İtalyan FIAT marka otomobilleri Türkiye'de değişik adlarla üretmekte fakat bu markayı almaya gücü yetmemekte.

Üstelik bizim Başbakan ekonomik kriz ülkemizden teğet geçmiştir demesine rağmen.

Demek oluyorki Hindistan'ın ekonomisi bizden daha iyi.

Şöyle diyebilirsin.Belki Koç Holding satın almayı düşünmemiştir.Acaba düşünmemişmidir yoksa gücümü yetmemiştir.

Ayrıca Hindistan Tata marka arabalarını üretmekte.Çin'de kalitesizde olsa kendi arabalarını üretmekte.

Biz ise hala montaj sanayi ile üretim yapıyoruz.Motorlar ve makine aksamlarının parçaları hala dışardan gelmekte.
 

garip70

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
30 Kas 2009
Mesajlar
2,779
Beğeniler
307
Puanları
0
#14
Ülkemizde işsizlik gerçekten çok büyük sorun. İşsiz gezen o kadar çok insan var ki.
Ama hiç bir zaman bu sorun çözülebileceğine inanmıyorum.
Çünkü şu fakir işsizliğin adını ''iş beğenmeme'' olarak değiştirdi.
Herkesin hayalinde bir iş var. Olmayınca boş boş geziyor. İşsizim diyor.
Farklı açıdan bakmak gerek. Ne biliyorsun senin rızkın beğenmediğin bir işte gizli.
Allah senin karnını başka bir işte doyuracak.

Düşünmek gerek.
 

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,209
Beğeniler
989
Puanları
0
#15
Terörden dolayı meydana gelen işsizliğin boyutu üzerinde kimse yeterince durmuyor.
-Özellikle 1990'lı yılların başından 2000 yılının sonuna kadar artan terör olayları çok büyük bir işgücünü doğudan kopararak, eğitimsiz veya eğitimleri yarıda kalmış herhangi bir mesleki eğitimden yoksun vasıfsız işsiz aylak kesim ortaya çıkarmıştır.
-Meslek liselerinin üniversiteye girişte katsayılarının düşük tutulması meslek liselerine olan ilgiyi azaltması işsizliğin seyrinde önemli etkileri olmuştur. Gazetelerin iş ilanlarında mesleki eğitim görmüş teknisyen tekniker olarak görev yapacak eleman arayışı kesintisiz devam ediyor. İşsizlerin % 90'ı herhangi bir teknolojik bilgi ve birikimi olmayan sadece basit işleri yapabilecek kişilerden oluşması işsizliği azaltmada engel teşkil ediyor.
Yani işsizliği azaltmak isteyen yönetici iş çevreleri uzmanların önünde çözülmesi zor ve uzun zaman gerektiren kronik sorunlar mevcuttur.
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#16
Merhum Turgut Özal'la başlayan liberalizm,yani serbest piyasa ekonomisi sonucu özelleştirmeler başladı.Daha sonra gelen hükümetlerde özelleştirmeleri gerçekleştirdiler.
Ülkemizde şuanda özelleştirilmeyen fabrika,işletme kalmadı. Bir çoğuda yabancılara satıldı,peşkeş çekildi.Şahsen özelleştirmeye karşı değilim.Kısmi özelleştirmeler yapılabilirdi.Gerçekten zarar eden,devlete yük olan işletmeler satılabilirdi.Ama gerçekten kâr getiren ülke için stratejik ve ekonomik önemi olan işletmeler ve fabrikalar satılmamalıydı.Satılan işletmelerde yerli Türk girişimcilere satılmalıydı.Amaç sermaye dışarı kaçmasın içerde kalsın.Sermaye içerde kalırsa işsizliğede çare olur.

Mesela Tekel içki ve sigara fabrikalarının satılmasına sevindim.Çünkü devlet kendi eliyle halkını zehirleyemez,sağlığını tehlikeye atamaz. Yalnız Petrol Ofisi şirketinin satılması doğru değildi.İç piyasaya bu işletme ucuz akaryakıt verebilirdi.Ayrıca şunuda unutmıyalım,Kıbrıs Barış hareketinde ülkemizde faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleri bize akaryakıt vermemişti.Bize o zaman üzerine bomba yağdırılmasına vesile olduğumuz Libya lideri Kaddafi yardım etmişti.Bize akaryakıt göndermişti.
Bu nedenle heran bir savaş durumunda bu tür petrol işletmelerine ihtiyacımız var.

Ayrıca, Demir Çelik fabrikalarının özelleştirilmeside doğru değil.Çünkü bu fabrikalar ağır sanayinin alt yapısını oluşturacak kuruluşlar.Devlet açacağı veya teşviklerle ve kredilerle açtıracağı motor,makine,uçak,tank vs.fabrikalarına ucuz çelik verecektir.

Bir önemli kuruluşlardan olan, daha önceleri PTT'ye bağlı olan sonra ayırıp özelleştirme yapıldıktan sonra yarısından fazlası yabancı bir şikete satılan, önemli stratejik bir kuruluş olan,hazineye çok kâr getiren Türk Telecom.Bu kuruluşun satılmasından sonra tele-kulak olayları ortaya çıktı ve giderek arttı.Artık isteyen art niyetli kişiler ve kuruluşlar istedikleri kişileri dinleyebiliyorlar.Özellikle yabancı istihbarat kuruluşları(CIA-MOSSAD vs.) devletimizin en üst seviyedeki yöneticileri Başbakanı,Bakanları,Genel Kurmay Başkanını rahatlıkla dinleyebiliyorlar.

Liberal ekonomik anlayışta devlet ekonomiden elini eteğini çekmeli.Fabrika,işletme açmamalı.Yani devlet işletmeci,patron olmamalı.Devletin elinde ne kadar işletme ,fabrika var ise satmalı.


Bu ekonomik anlayış sakat bir anlayıştır.Bu anlayışı kabul eden hükümetler, gelişmiş ülkelerin çok zengin uluslararası kuruşularına teslim olur.Bu kuruluşlar Vampir kuruluşardır.Bizim gibi az gelişmiş ülkelerden özelleştirme sonucu çok kâr getiren işletmeleri ve fabrikaları satın alarak kârın büyük bir bölümünü kendi ülkelerine götürürler.Yani bu açıkça semaye kaçışı demektir.Halbuki o sermaye ülkemizde kalması gerekirken.
 
Sermaye demek bir ülke için can demek,kan demektir.Bu emperyalist Hodingler,şirketler tarafından devamlı olarak sermayemiz hortumlanırsa belli bir zaman sonra satacak işletmemizde kalmayınca,ülkemiz ekonomik açıdan batacaktır.Sonuçta olan geniş yoksul halk yığınına olacaktır.

 
Gerçekten Dünya daki izlnimleri zamanında takip edemiyorsunuz.

TÜRKİYE de ekonomi dün nasıldı bugün Nasıl ?

DÜN Başta İMF olmak üzere Dünya ülkelerine el açan Türkiye ye bugün Borç vermek isteyenler Kapı önünde sıra bekliyor.

İŞSİZLİK Dünya nın sorunudur ABD ve AB de işsizlik oranı % 10 geçmiştir geçmişi göz önüne alırsak TÜRKİYE oldukça başarılııdr.

Bugün TÜRK Şirketleri Dünya da Şirket satın almaktadır haa bir Jaguar olmasada Volvo olmada gerçekten büyük şirketleri satın alıyoruz.

Konuya birde bu gözle bakalım.

DÜNYADA ETKİN SERMAYE ler Allah cc bizden istediği CEM OLMA temellinde kurulmuşlardır.Fakat malesef biz bunu başaramıyoruz.
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#17
Gerçekten Dünya daki izlnimleri zamanında takip edemiyorsunuz.

TÜRKİYE de ekonomi dün nasıldı bugün Nasıl ?

DÜN Başta İMF olmak üzere Dünya ülkelerine el açan Türkiye ye bugün Borç vermek isteyenler Kapı önünde sıra bekliyor.

İŞSİZLİK Dünya nın sorunudur ABD ve AB de işsizlik oranı % 10 geçmiştir geçmişi göz önüne alırsak TÜRKİYE oldukça başarılııdr.

Bugün TÜRK Şirketleri Dünya da Şirket satın almaktadır haa bir Jaguar olmasada Volvo olmada gerçekten büyük şirketleri satın alıyoruz.

Konuya birde bu gözle bakalım.

DÜNYADA ETKİN SERMAYE ler Allah cc bizden istediği CEM OLMA temellinde kurulmuşlardır.Fakat malesef biz bunu başaramıyoruz.
Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3`e katlandı.

Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.

Köylüler, çiftçiler, fındık üreticileri` protesto mitingi yapacak derecede mağdur edildi.

Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.

Bankacılık sektörünün % 51`i yabancıların eline geçti


http://www.tumgazeteler.com/?a=2156953

AKP,Ekonomik Rakamlarla nasıl oynuyor?(Büyüme,Milli Gelir vb)




NOT:Yazı önceki yıllara ait ama genel manada
ekonomik rakamlarla nasıl oynandığını gösteriyor.



EKONOMİ NEREYE GİDİYOR

http://ekonomi2023.org/index.php?opt...eler&Itemid=18


Doç. Dr. Mehmet GÜNAL
Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Öğretim Üyesi

1- Büyüme Sanal mı, Gerçek mi?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2006 yılı son çeyreğine ve yılın tamamına ilişkin
büyüme rakamlarını açıklamasıyla birlikte, rakamların güvenilirliğine ilişkin
tartışmalar hız kazandı. Önceki yıllarda açıklanan büyüme rakamları hakkında da
yoğun tartışmalar yaşanmış ve büyümenin sanal ya da hormonlu olduğu ifâde
edilmişti. Geçtiğimiz yıl TÜİK beklenmedik düzeyde artış gösteren büyüme
rakamlarına ilişkin eleştiriler üzerine bir açıklama yaparak, bunun normal bir
revizyon olduğunu söylemişti. Ancak DPT’den sorumlu olan Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener’in DPT’nin büyüme tahminlerinin TÜİK tahminlerinden az da olsa
farklı olduğunu açıklaması, kafalarda soru işareti
yaratmıştı.

Büyüme sanal mı, gerçek mi? Madem büyüyoruz, neden alt gelir
gruplarına bu yansımıyor? Neden istihdam artmıyor? Neden işyerleri kapanıyor?
Ekonomi gerçekten iyiye mi gidiyor? Yoksa kötüye mi? Acaba kimin dediği
doğru?
Ekonomideki gelişmelere ilişkin farklı yorumlar ve görüşler ortaya
atılıyor. İktidar ve bir kısım köşe yazarı ve ekonomist pembe
tablolar çizerken, bazı kesimler de acı gerçeklerden bahsediyor ve rakamlardaki
iyileşmelere rağmen halkın özellikle de orta ve dar gelirli kesimin bu
iyileşmeyi hiç hissetmediğini ifâde ediyor.

Büyümede rekor kırıldığını,
enflasyonun ve faizlerin düştüğünü, ihracatın rekor düzeylere ulaştığını
söyleyenler bir tarafta;
büyümenin sanal olduğunu, işsizliğin,
ithalatın ve dış ticaret açığının arttığını, cari açığın rekor düzeylere
ulaştığını, gelir dağılımının bozulduğunu söyleyenler diğer tarafta...
Kimin
söylediğinin doğru olduğunu anlayabilmek için ekonomideki gelişmelerin hem
rakamsal boyutuna hem de perde arkasına göz atmak
gerekmektedir.

TÜİK’in
Açıkladığı Büyüme Rakamlarının Analizi


TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre; 2006 yılının
dördüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla
gayri safi millî hasıla (GSMH) yüzde 4.6’lık artış gösterdi. Yılın tamamında ise
sabit fiyatlarla yüzde 6.0’lık artış kaydedildi. Gayri safi yurtiçi hasıla
(GSYİH) ise 2006 yılının dördüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı
dönemine göre sabit fiyatlarla yüzde 5.2, yılın tamamında ise yüzde 6.1’lik
artış gösterdi.

Üretim
yöntemiyle GSMH’nın alt kalemlerine bakılınca da inşaat sektöründe son üç yıldır
açıklanan büyüme rakamları çok dikkat çekici boyuta ulaştı. 2001, 2002 ve 2003
yıllarında küçülme kaydeden inşaat sektörü, 2004 yılında yüzde 4.6, 2005 yılında
ise birden yüzde 21.5 oranında büyüme kaydetti. 2006 yılında da bu aşırı büyüme
eğilimi devam etmiş ve yüzde 19.4 oranında büyüme kaydedildi. Başka bir deyişle
geçen yıl sektörel bazda en yüksek büyüme yüzde 19.4'le inşaatta yaşandı.

GSMH içinde yüzde 30'la en
yüksek paya sâhip olan sanayideki büyüme ise 2005'teki yüzde 6.5 seviyesinden
geçen yıl yüzde 7.4'e çıktı. TÜİK'in 1987 bazlı sabit fiyatlarla
yaptığı hesaplamaya göre,
ticaretteki büyüme ise 2006'da yüzde 5.9 olarak
gerçekleşti.

Öte yandan tarımın
ekonomideki ağırlığı azalmaya devam ediyor. 2005'te de yüzde 5.6'yla toplamda
yüzde 7.6 olan büyümenin altında kalan tarım sektörü 2006'da sâdece yüzde 2.9
büyüdü. Büyüme ulaştırma - haberleşmede yüzde 3.1, konut sâhipliği ve mali
kuruluşlarda yüzde 2.2'şer, serbest meslek ve hizmetlerde yüzde 5.2, devlet
hizmetlerinde yüzde 2, ithalat vergisinde yüzde 9 oldu.

Geçen yılın son çeyreğinde ise sektörel bazda en
yüksek artış yüzde 16.1'le yine inşaat sektöründe oldu. Son çeyrekte tarım yüzde
9.7, sanayide yüzde 6.5, ticaret sektöründe de yüzde 4 oranında büyüme
yaşandı.

Büyümenin harcamalar itibarıyla alt kalemlerine baktığımızda;
en önemli gelişmenin özel nihâî tüketim harcamalarında
olduğunu görüyoruz.
Bunda da en büyük payı dayanıklı tüketim malları ile
gıda ve içki almaktadır. Bina ve konut inşaatının katkısı da 2006 yılında artış
göstermiştir. Özel tüketimden sonra büyümeyi en çok etkileyen
kalem ise ithalattır.
Büyümenin kaynaklarına bakıldığında istihdamın yeterince artmamasının ve yüksek büyüme oranları
açıklanmasına rağmen işsizliğin azaltılamamasının nedenleri açıkça
görülmektedir.

Sonuç
olarak, ithalata ve tüketime dayalı bir büyüme söz konusudur. Bu sağlıklı ve sürdürülebilir bir durum değildir. Önemli istihdam
sağlayan tarım sektörü de ancak revizyonlarla büyütülebilmektedir. Bu durumda
işsizlik de azaltılamamaktadır. Yüksek büyüme oranları açıklanmasına rağmen,
işsizlik oranı hâlâ yüzde 10’lar düzeyinde devam
etmektedir.

2002 yılında
yüzde 10.3 olan işsizlik oranı 2003’te yüzde 10.5, 2004’te ve 2005 yüzde 10.3
olarak gerçekleşmiş olup; Ekim 2006 itibarıyla yüzde 9.1’e düşmüştür. Özellikle
15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı hâlâ yüzde 20’ler civarındadır. Yâni
genç ve eğitimli nüfusta işsizlik oranı çok
yüksektir.


Yine
Revizyon! Yine Hormonlu Büyüme!(Rakamlarla nasıl
oynanıyor)


TÜİK,
geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2006 sonu itibariyle geçen yılın çeyrek
dönemlerine ilişkin oranlarda revizyona gitti. Sabit fiyatlarla GSMH, geçen yıl
birinci dönem için aynı kalarak yüzde 6.4 olurken; ikinci dönem için yüzde
8.8'den yüzde 9.3'e çekildi. Üçüncü dönem oranı yüzde 3'ten yüzde 4.3'e
çıkarıldı. Dördüncü dönem ise yüzde 4.6 olarak
gerçekleşti.

GSYİH'da birinci
dönem için sabit fiyatlarla büyüme oranı yüzde 6.5'ten yüzde 6.7'ye çekildi.
İkinci dönem yüzde 7.8'den yüzde 8.3'e, üçüncü dönem yüzde 3.4'ten yüzde 4.8'e
yükseltildi. Dördüncü dönemde ise yüzde 5.2 büyüme
yaşandı.

Bu revizyonların
anlamı şu: 2006 yılının 9 aylık dönemini içeren büyüme rakamı 0.8 puan kadar
yukarı çekilmiş. Yine en yüksek revizyon önceki yıllarda da olduğu gibi tarım
sektöründe olmuş. Tarımı inşaat, ticaret ve ulaştırma sektörü izlemiş. Kısaca
bu revizyonla yüzde 5 civarında olan büyüme yüzde 6’ya
çıkarılmış.

Son
çeyrek büyümesi yüzde 5.23, ilk üç çeyrekte de revizyonlarla 9 aylık büyüme
yüzde 6.4 ol(durul)unca, 2006 yılı büyümesi yüzde 6
olmuş.

2004 ve 2005’in
Revizyonları

TÜİK, büyümeye
ilişkin revizyonları önceki yıllarda da yapmıştı. Bunları da birçok kere
eleştirmiştik. Şimdi kısaca 2004 ve 2005’teki revizyonları
hatırlayalım.

2005 yılına
ilişkin büyüme oranının beklentilerin oldukça üzerine çıkması yılın önceki
dönemlerine ilişkin büyüme oranlarının da revize edilmesinden kaynaklandı. TÜİK
daha önce yüzde 5.3 olarak açıkladığı yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme oranını
yüzde 7.5’e, yüzde 3.4 olarak açıkladığı ikinci çeyreğe ilişkin büyüme oranını
yüzde 4.7’ye, üçüncü çeyrek büyüme oranını da yüzde 7.3’ten yüzde 8’e
çıkarmıştı.

Öte yandan, 2005'in
son üç ayında yüzde 6 civarında beklenen büyüme yüzde 9.5 çıkınca, GSYİH artışı
toplamda yüzde 7.4'e ulaştı. TÜİK, 2005'in ilk dokuz ayında GSYİH’nın yüzde 5,5
oranında büyüdüğünü tahmin etmişti. Ama revizyon sonrası ilk dokuz ayda büyüme
yüzde 5.5’ten yüzde 6.7'ye çıktı. Özellikle birinci ve ikinci çeyreklerdeki
düzeltme olağanüstü dikkat çekici boyutaydı: İlk çeyrekte yüzde 4.8 yerine 6.6;
ikinci çeyrekte yüzde 4.2 yerine 5.5 hesaplanmış, son çeyrekte ise yüzde 6
civarında bir büyüme beklenirken, rakam sürpriz şekilde yüzde 9.5 olarak
açıklanmıştı. Sonuç olarak 2005 yılını yüzde 7.4'lük
büyüme ile tamamladığımız açıklandı, ama nasıl olduğunu kimse
anlayamadı!

Büyüme rakamlarına ilişkin diğer önemli bir revizyon da 2004 yılı
rakamlarında yapılmıştı.
TÜİK’in (o zamanki adıyla DİE) yaptığı baz yılı
düzeltmesi bazı kesimlerce önemsenmemiş veya görmezden gelinmişti. TÜİK'in ilk
üç çeyreğe ilişkin büyüme oranlarını revize etmesi, 2004 yılı büyüme rakamlarını
değiştirmişti. TÜİK, 1987 yılını baz alan hesaplama yöntemini değiştirerek,
1998 yılını baz alan yeni yönteme göre millî geliri hesaplamaya başladı
.
Buna göre, 2004 yılının diğer üç çeyreğine âit veriler revize edildi. Önceden
sırasıyla yüzde 12.4, yüzde 14.4 ve yüzde 4.7 olarak açıklanan 2004 yılının ilk
üç çeyrek GSMH verileri, yüzde 13.9, yüzde 15.7 ve yüzde 5.7' e yükseltilmişti.
Daha önce aynı sırayla yüzde 10.1, yüzde 13.4 ve yüzde 4.5 olarak açıklanan 2004
yılı ilk üç çeyrek GSYİH verileri de yüzde 11.8, yüzde 14.4 ve yüzde 5.3 olarak
revize edilmişti. Daha önce açıklanan ilk üç çeyreğin
büyüme rakamları geçerli olsaydı, 2004 büyümesi yüzde 9.9 değil, yüzde 8.9
olacaktı. Yüzde 8.9 olarak açıklanan GSYİH de, revizyon yapılmasaydı, yüzde 8.1
olarak gerçekleşecekti.

Kısacası; 2004’te bu kadar yüksek bir büyüme oranı açıklanmasının
altında yatan neden
TÜİK’in ilk üç çeyrek büyüme
oranlarını revize ederek artırmış olması ve son çeyreği de bu revizyona göre
hesaplamış olmasıydı. Bu değişikliğin sonucunda hem dördüncü çeyrek, hem de yıl
ortalaması açısından büyüme rakamları beklenenden yüksek
gelmişti.

Görüldüğü
gibi, sâdece 2006 değil, hem 2004 hem de 2005 yılı rakamları aynı şekilde revize
edilerek büyüme olduğundan yüksek
gösterilmiştir.


Tarımda Yine Sürpriz Büyüme

2006 yılının son çeyreğindeki büyümeye en önemli katkı
tarım sektöründen geldi. 2006’nın ilk çeyreğinde yüzde 5.4 büyüdüğü açıklanan
tarım sektörü, ikinci çeyrekte yüzde 1.6, üçüncü çeyrekte ise yüzde 2.0 oranında
küçüldü. Son çeyrekte ise tarım sektörü beklenmedik şekilde yüzde 9.6 oranında
büyüdü. Bu oran toplam GSYİH büyümesi olan yüzde 5.23'e yaklaşık 1 puanlık
katkıda bulunuyor. Aslında, son çeyrekteki (geçen yıl olduğu gibi) bu sürpriz
büyümeye rağmen, geçtiğimiz yıla göre 2006 yılında en az büyüyen tarım sektörü
oldu.

Tarım sektörü 2004
yılında son çeyrekteki beklenmedik yüzde 9.1’lik artışla yıl genelinde yüzde 2
büyümüştü. Yine 2005 yılında da ikinci ve üçüncü çeyrekteki beklenmedik
büyüklükteki büyüme oranlarıyla tarım sürpriz şekilde yüzde 5.6
büyü(tül)müştü.
2005’te tarım üretiminin yüzde 1.7
oranında küçüleceği beklenirken ve hesaplamalar ona göre yapılmışken, sürpriz
bir şekilde yüzde 5.6 oranında bir artış olduğu tahmin edilmiş ve büyüme
rakamları bu şekilde hormonlu olarak yükseltilmişti. 2005 yılının ikinci üç
ayında bu sektörde katma değer yüzde 0.1 artmış gözükürken, yapılan revizyon
sonunda artış yüzde 8.2'ye yükseltilmişti.

Çiftçiler tarlalarını ekmekten vazgeçerken, ekenlerin
de ürünleri tarlada kalırken, tarımda bu oranda büyümenin nasıl tahmin
edildiğini anlamak mümkün değildir.

Stok Artışının Büyümeye
Etkisi

2002 yılından bu
yana tartışılan stok artışlarının büyümeye etkisi 2006’da negatife dönüşmüş ve
yüzde -2.1 olmuştur. Ancak bu durum dört yıldır yapılan tartışmayı ortadan
kaldırmamaktadır.

2005 yılı
büyümesinde bir diğer tartışma ise, stok artışlarıyla ilgili tartışmalar oldu.
TÜİK 2005 yılında, hem cari hem de sabit fiyatlarla, yurtiçi gelirin yüzde 5.3’ü
düzeyinde bir stok artışı olduğunu açıkladı. Ancak kimse bu rakamın gerçeği
yansıttığını söyleyemiyor, çünkü mantıklı ve ekonomik bir açıklaması
yok.

2005 yılında 2023
Dergisi’nde yayınlanan “İstatistiklerin Ağzı Var, Dili Yok” başlıklı
yazımızda bizim de belirttiğimiz gibi, stok artışına ilişkin tartışmalar yeni
değil. Aslında, ulusal gelir hesaplarındaki stok artışlarıyla ilgili tartışma,
2002 yılından bu yana sürüyor. Stok artışı; harcama
yöntemine göre millî gelir hesaplaması ile üretim yöntemine göre millî gelir
hesaplaması arasındaki farkın TÜİK tarafından stok artışı olarak kabul edilerek
büyüme hesaplarına yansıtılmasından kaynaklanıyor
.
Bu durumda Türkiye’de sanayi kesiminin dört yıldır sürekli olarak stoklarını
kesintisiz olarak arttırdığı gibi anlaşılmaz bir sonuç ortaya
çıkmaktaydı.

Ancak bu durum biraz ekonomi bilenlere pek de mantıklı
gelmiyor. Çünkü stok tutmak maliyetli bir iş ve her sene stokların artıyor
görünmesi iktisadî açıdan mümkün değil. Şimdi siz bir işadamı olarak elinizde
geçen yıldan satamadığınız bir mal deponuzda dururken bu malları üretmeye devam
eder misiniz? Stok tutmanın işletmelere maliyeti ortadayken üç yıl üst üste
stoklarda aşırı artış olması gerçekçi bir durum
değildir.

Bizim gibi
düşünenlerin yaptığı eleştiriler galiba bu yıl dikkate alınmış ve revize
işlemlerinin sonucunda stokun azaldığı belirtilmiştir. Ancak bu durum dört
yıldır stoka yapılan üretim konusunda bir açıklık getirmemekte, sâdece 2006
yılını ilgilendirmektedir.

Fert Başına Millî Gelir Artışı Düşük Kura Bağlı
Fert başına millî gelirde gözlenen artış sanal
büyümenin yanı sıra, döviz kurlarında gözlenen düşüşten, yâni TL’nin değer
kazanmasından kaynaklanmaktadır. 2005 yılı itibarıyla 5.008 dolar olan, 2006’da
ise 5.477 dolara çıktığı açıklanan fert başına millî gelir artışı reel bir
artış değildir.
Sabit fiyatlarla karşılaştırıldığında, fert başına millî
gelirin hâlâ 2000 yılı düzeylerinin pek üstüne çıkamadığı görülmektedir.
GSMH’daki artışın da büyük bir kısmı baz yılı kaydırması, revizyonlar ve stok artışı gibi rakamsal
manipülasyonlardan kaynaklanmıştır.
Geri kalan reel
kısım ise büyük ölçüde ithalattan ve tüketimden kaynaklanmış olup sürdürülebilir
değildir.

Kişi
başına millî gelir dolar bazında 5.477 dolar olarak tahmin edilmesine rağmen,
YTL bazında satınalma gücümüz artmamıştır. Dolar kurunda ani bir artış (nitekim
Mayıs-Haziran 2006’da oldu), başka bir deyişle gerçek düzeyine dönüş bizim
gelirimizi dolar bazında 3.000 dolarlar seviyesine düşürebilecektir. Öte yandan,
kişi başına millî gelirimiz artarken, kişi başına borcumuz artmış ve 5.400
dolar düzeyine yükselmiştir.

Sanal Büyüme İstihdam Yaratmıyor: İşsiz Sayısı
Artıyor

Son birkaç
yıldır büyüme rakamları yüksek açıklanmasına rağmen, bu durum istihdama
yansımamakta ve gelir dağılımında bir iyileşme sağlamamaktadır. Baz yılı
kaydırmanın etkisi, stok değişiminin etkisi, ithalatın payı gibi hususlar
dikkate alındığında bunun gerçek bir büyüme olmadığı, yani sanal bir büyüme
olduğu dikkate alındığında, istihdamda aynı ölçüde artışa yol açmaması
normaldir.

Bu nedenle, son
yıllarda açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen işsiz sayısı artmaktadır.
2002 yılında 2.464 bin kişi olan işsiz sayısı, 2006 yılı itibariyle 2.446 bin
kişi olup, 18 bin kişi azalmıştır. 2002 yılında 21.354 bin kişi olan istihdam
edilenlerin sayısı, 2006 yılında 22.330 bin kişiye yükselmiş olup, 976 bin kişi
artmıştır. Çalışabilir nüfusun işgücüne katılma oranı 2002 yılında yüzde 49,6
iken 2006 yılında yüzde 48,0 oranına düşürülmüştür. Bu durumda 2002 yılı oranı
dikkate alındığında 2006 yılında 830 bin kişinin işgücüne, dolayısıyla işsiz
sayısına dâhil edilmediği anlaşılmaktadır. Buna rağmen, işsizlik oranı 2002-2005
yıllarında yüzde 10,3 seviyesini korumuş, 2006 yılı itibariyle de yüzde 9,9
oranına inmiştir.

Ancak;
çalışmaya hazır olduğu hâlde iş aramayanlar işgücüne dolayısıyla işsiz sayısına
dâhil edilmemekte olup, 2002 yılında 1.020 bin kişi olan iş aramayıp çalışmaya
hazır olanlar, 2006 yılında 2.087 bin kişiye yükselmiştir. Bunlar içerisinde
iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı 2002 yılında 73 bin
kişi iken, bu sayı 2006 yılı itibariyle 706 bin kişiye yükselmiştir. Kısacası,
iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar dikkate alındığında, 2002 yılında 3.484 bin
kişi olan işsiz sayısı, 2006 yılı itibariyle 4.533 bin kişiye yükselmiş olup,
1.049 bin kişi artmış durumdadır. Buna göre, 2002 yılında yüzde 14 olan işsizlik
oranı da 2006 yılında yüzde 16,9 oranına yükselmektedir.

İstihdam ise tarım
dışı sektörde belli ölçüde artarken, tarımda azalmaya devam etmektedir. Öte
yandan, istihdamdaki artışın çok küçük bir kısmının kamu sektöründe sağlanmış
olması sıkı maliye politikalarının işgücü alanında da devam ettiğinin bir
göstergesi olarak algılanmaktadır. Ayrıca, aşırı değerli
kur politikası da ihracatı engellediği için istihdam artışında sorun
yaşanmaktadır.

Yeni
iş yaratmadaki yetersizlik özellikle genç nüfusa yansımakta olup, 15-24 yaş
grubunda işsizlik oranı 2006 yılında hafif düşmesine rağmen, yüzde 18.7 olarak
gerçekleşmiştir. Tarımdaki azalmayı ve artan nüfusu karşılayacak düzeyde bir
istihdam artışının sürekli olarak sağlanması
gerekmektedir.

Büyüme Dar
Gelirliye ve Yoksula Yansımıyor!


Devlet Bakanı Ali Babacan, büyüme rakamlarının
açıklanmasının hemen ardından yaptığı açıklamada; büyümenin alt gelir
gruplarının gelirini artırdığını ve gelir dağılımının düzeldiğini, asayiş
olaylarının nedeninin ise ekonomik değil, ahlâkî olduğunu söylemiş. Ancak,
büyümenin sektörel dağılımına ve harcama kalemlerine bakılınca bu durumun doğru
olmadığı ortaya çıkıyor.

Büyümede yaklaşık yüzde 64 ağırlığı olan özel tüketim
harcamaları 2005’te yüzde 8.8 büyürken, 2006’da bu rakam yüzde 5.2’ye düşmüş.
Son çeyrekte ise neredeyse büyüme durmuş. Alt gelir grupları için önemli olan
gıda harcaması ise 2005’te yüzde 8.2 büyürken, 2006’da sâdece yüzde 3.1
büyümüş.
Yâni dar gelirlinin refahına büyüme oranı tam
olarak yansımamış.
Yine bu çerçevede önemli gösterge olan, dayanıklı
tüketim malları için yapılan harcamalar da 2005’te yüzde 15 büyürken, 2006’da
sâdece yüzde 2.9 büyümüş.
Burada da alt gelir grubunun alım gücünün toplam
büyüme oranının çok altında arttığı açıkça görülüyor. Bu durumda Ali Babacan’ın
söylediklerinin, sâdece rakamlarla oynayarak pembe tablolar çizmek olduğu
anlaşılmaktadır.

Harcamaları
esas alan göreli yoksulluk oranlarındaki gelişmeler
de
büyümenin dar gelirli vatandaşlarımıza
yansımadığını göstermektedir. 2002 yılında yüzde 14.74 olan göreli yoksulluk
oranı 2005 yılında yüzde 16,16’ya yükselmiştir. Kırsal kesimde yaşayan
vatandaşlarımızın göreli yoksulluk oranı ise yüzde 19,86’dan yüzde 26,35’e
yükselmiştir.

Her ne
kadar, Başbakan Erdoğan ve Bakan Babacan bize sanal büyüme masalları ve pembe
tablolar anlatsa da gerçekler ortadadır. Bu sanal büyüme vatandaşa yansımıyor.
Bu ekonomik politika gerçek büyüme ve istihdam yaratmıyor. Aslında onlar tam
bizi masallarla uyutmaya çalışırken, Abdüllatif Şener gibi -vicdanının sesini
dinleyen- birileri “bu kur politikası sürdürülemez” diyerek
uyandırıveriyor.



2- Çiftçi, Esnaf, Sanatkâr ve Tüccarın
Durumu


Tarım
sektöründeki daralmanın yanı sıra, tarımsal destekleme politikalarındaki
aksamalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar çiftçinin durumunu olumsuz
etkilemiştir. Bu çerçevede, tarımsal desteklemelerin millî gelire oranı 2002
yılında yüzde 1.11 iken, bu oran sürekli azalarak 2004 yılında yüzde 0,76’ya
inmiş ve 2006 yılında da yüzde 0,92 olarak
gerçekleşmiştir.

Türkiye’de
yaklaşık 3 milyon çiftçi hububat üretmekte olup, hububat politikası 15 milyon
insanı doğrudan ilgilendirmektedir. Hükümetin, dört yıldır maliyetlerin altında
açıkladığı hububat taban fiyatları çiftçi kesimini mağdur etmiştir.

Dört yıldır çiftçiye ödenmesi
gereken doğrudan gelir desteği zamanında
ödenmemiş, her yılın ödemesi bir sonraki yıla sarkmış, 2004 yılının ödemeleri
hiç yapılmamış, dolayısıyla biriken ödemelerin büyük bir kısmı 2006 yılında
yapıldığı için, bugüne kadar en yüksek rakam bu yılda ödenmiştir. Bu ödeme,
Hükümet’in çiftçiye olan ve ödemesi geciken borcu olup, bu rakamın büyüklüğünden
övgü ile bahsetmek ancak insanlarla alay etmek olarak değerlendirilebilir.
Yapılan yanlış düzenleme ve uygulamalar sonucunda bazı alanlar doğrudan
gelir desteği ödemesi dışına çıkarılmış, çiftçi mağdur edilmiş, bu gelirle
borçlarını ödemeyi düşünen çiftçinin faiz kamburu altında ezilmesine yol açılmış
ve tefecilerin insafına terkedilmiştir. Dekar başına 16 YTL olan DGD ödemesi 10
YTL’ye düşürülmüş, getirilen mazot desteği dahi bu kaybı karşılamamıştır.

Esnaf ve sanatkârlar ile küçük
işletmeler ekonomimizin can damarıdır. Ancak bunun da ötesinde toplumumuzun
önemli bir kesimi geçimini esnaf ve sanatkâr olarak sağlamaktadır. Dolayısıyla
meselenin ekonomik olduğu kadar, sosyal boyutu da önemlidir. Bu kesimin ekonomik
durumunu görmek için, Merkez Bankası’nın ödeme güçlüğüne ilişkin rakamlarına
bakabiliriz.

Merkez Bankası
verilerine göre protestolu senet ve karşılıksız çek miktarında, kredi kartı
ve ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısında, AKP iktidarı döneminde her geçen
yıl artış görülmüş, özellikle 2005 ve 2006 yıllarında patlama yaşanmıştır.


Protestolu senet tutarı bir
önceki yıla göre 2003 yılında yüzde 11, 2004 yılında yüzde 82 oranında artmış,
2005 yılında ise 2,8 milyar YTL’yi aşmıştır. 2006 yılında ise protesto edilen
senetlerin toplam tutarı yüzde 30 oranında artarak 3.6 milyar YTL’ye ulaşmıştır.
Ferdi kredi ve kredi kartı borcunu ödemeyen ve geç ödeyenlerin toplamı 2002
yılında 55.540 kişi iken, 2004 yılında bu rakam 142.981’e, 2005’te ise iki
mislinden fazla artarak 313.484’e yükselmiştir. 2006 yılı kasım ayı itibarıyla
bu sayı 508.476’ya ulaşmıştır. 2003 yılında 220.237 adet karşılıksız çek
bildirimi varken, 2004’te 568.237’ye, 2005’te 622.275’e, 2006’da ise 714.660’a
ulaşmıştır.

Protestolu senet, ödenmeyen ferdi kredi ve kredi kartları ile
karşılıksız çek rakamlarında görülen sürekli artışlar
, esnaf, sanatkâr ve tüccarların yanı sıra vatandaşların da ekonomik
sıkıntı içinde olduğunu ve pembe tabloların onların hayatlarına yansımadığını
açıkça göstermektedir.

Ekonomideki sanal büyüme rakamlara yansısa da vatandaşın geçimine
ve esnaf ve sanatkâra yansımamaktadır. Sayıları giderek artan hiper ve
grosmarketler zaten zor durumda olan esnafı kepenk kapatma noktasına
getirmektedir. Esnaf ve sanatkârı gözden çıkaran Hükümet, bir taraftan zarar
eden esnafı da vergi vermeye zorlanmakta, diğer taraftan yıllardır tozlu
raflarda bekleyen hiper ve grosmarketlerin kuruluş ve faaliyetlerini izne
bağlayan yasa taslağını bir türlü ele almamaktadır. Oysa aynı AKP Hükümeti
AB’nin ya da IMF’nin istediği yasaları jet hızıyla Meclis’ten geçirmekte,
Cumhurbaşkanı’nın veto ettiği yasaları da tekrar aynen kabul ederek geri
göndermektedir.


Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı!

Esnafın kepenk indirmesinde en sorunlu meslek
dallarından bir olan bakkallara ilişkin açıklama da durumun ciddîyetini açıkça
gösteriyor. Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Genel Başkanı Bendevi
Palandöken’in verdiği bilgilere göre, 130 milyar dolarlık perakende piyasasının
80 milyar dolarlık bölümünü oluşturan gıda sektöründe, bakkal esnafının piyasa
payı yüzde 40'lara inmiş bulunuyor. Sokak aralarına kadar giren hiper ve
grosmarketlerin piyasa etkinlikleri ise yüzde 60’lar yükselmiş. 1995 yılında 600 bin olan bakkal esnafı sayısı bugün 240 bine düşmüş,
buna karşılık 2 bin 500 metrekarenin üzerindeki hiper ve grosmarket sayısı aynı
dönem itibariyle 37'den 469'a çıkmış bulunuyor.

Kısacası esnaf işletmeleri hızla kapanıyor. Krizin hemen sonrası olmasına rağmen 2002 yılında 123.393 esnaf ve
sanatkâr açılırken, 2006 yılında 192.782 açılmış. Öte yandan 2002 yılında
117.600 esnaf ve sanatkâr işyeri açarken 268.319 işyeri kapanmış. Yani 2002 yılından bu yana açılan işyerlerinde yüzde 56’lık bir
artış olurken, kapanan işyerlerinde yüzde 128’lik bir artış söz konusu.


Kapanan Şirketler
de Artıyor


Durum
gerçekten de vahim. Ama vahim olan sâdece başta bakkallar olmak üzere, esnaf ve
sanatkarın durumu değil. Aynı zamanda şirketler de ciddî sorunlar yaşamakta ve
kapanan şirketlerin sayısı hızla artmaktadır. TOBB’un Ticaret Sicili verilerine
göre, 2007 yılının ilk 2 ayında açılan şirket sayısında,
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,22 artış olurken, kapanan şirket
sayısında da yüzde 27,62 artış olmuştur.
2006’nın ilk iki ayında
6.248 şirket kapanırken, 2007’nin aynı döneminde 7.974 şirket kapanmış. Son yıllarda şirket kapanmalarında hızlı bir artış
görülmektedir.
2005 yılında 95.306 olan açılan şirket sayısı 2006’da
yüzde 9.8’lik artışla 104.740’a çıkarken, 28.724 olan kapanan şirket sayısı
yüzde 21’lik bir artışla 34.777’ye çıkmıştır .

Sonuç olarak, hem esnaf ve sanatkâr hem de şirketler kepenk
kapatmaya devam etmektedir. Başka bir deyişle cari açık ve borçlanmayla sağlanan sanal büyüme esnaf ve
sanatkâra ve dar gelirlilere yansımamaktadır. Dolayısıyla toplumuzda yoksulluk
ve buna bağlı olarak gelir dağılımında bozulma artmaktadır.

AKP Hükümeti ise esnaf, sanatkâr ve küçük şirketler ile dar gelirli
tüm vatandaşların sorunlarını çözmekle uğraşmak yerine, yerli ve yabancı
kartellerin istekleri ile IMF’nin direktiflerini yerine getirmekle
uğraşmaktadır.



3- Yabancı Sermaye mi? Yabancılaşma mı?

AKP’nin iktidarda olduğu dönemde, özellikle de son üç
yıldır genel olarak finans sektöründe, özel olarak da bankacılık sektöründe
başlayan yabancılaşma, yâni yabancı sermaye girişi 2005 yılında iyice hızlandı
ve 2006 ve 2007’de de devam etti. 2005 ve 2006 yıllarında Garanti Bankası’nın
General Electric grubuna, Tekfenbank ve Finansbank’ın sermayesi Yunan kilisesine
ait bankalara, Denizbank’ın Hollandalı Dexia grubuna, Akbank’ın yüzde 20’sinin
de Citibank’a satılması tartışmaları hızlandırdı. MNG Bankı Hariri ailesinin(!)
satın alması da son nokta oldu.

Merkez Bankası’nın Aralık 2006’da yayınladığı Finansal İstikrar Raporu’na
göre, satışı tamamlanmış bankalarda yabancı hissedarların payı yüzde 17,4’e
yükselmiş. Satış süreci devam edenler ve borsada halka açık
olan bankalardaki yabancı payları da eklendiğinde bankacılık sektöründe yabancı
payı yüzde 36,2’ya ulaşıyor.
Satışa çıkarılan Halkbank, Oyakbank ve
Vakıfbank gibi bankaların hisseleri de yabancılara satılırsa sektörde yabancı
bankaların payı yüzde 60’ı aşacak.

Sâdece bankacılık sektöründe değil,
finans sektörünün tamamında bir yabancılaşma son yıllarda hâkim olmaya başladı.
Türkiye'de son iki yılda 22
aracı kurum el değiştirdi. Bunlardan 17'sini yabancı, 4'ünü yerli
kurumlar, birini de yerli-yabancı konsorsiyumu aldı. Yani
bankalardan sonra
aracı kurumlarda da başka bir deyişle borsada da yabancılar hâkim olmaya başladı.

Öte yandan, Türkiye’de
bankacılık sektöründen sonra sigorta şirketleri de bir bir yabancıların eline
geçmeye başladı. Türk sigorta sektöründe hayat ve emeklilik alanında faaliyet
gösteren 21 şirketten 11’inde değişen oranlarda yabancı payı bulunurken, hayat
dışı sigorta dallarında faaliyet gösteren 31 sigorta şirketinden 16’sında
yabancı payı bulunuyor. Bugün itibarıyla sigorta sektöründe hayat ve hayat dışı
branşlarda faaliyet gösteren şirketlerin 27 tanesi yabancı sermayeli. Bu 27
şirketin, son satın almalarla birlikte sigorta pazarındaki payları yüzde 67.5’e
yükselmiş durumda. Bunlara ilâve olarak, Ankara Sigorta ve Ankara Emeklilik,
Acıbadem Sağlık ve Hayat şirketleri de yabancılarla görüşüyor ve satılması kesin
gibi görünüyor. Aviva Hayat Emeklilik ile Ak Emeklilik de daha önce birleşme
kararı almıştı. Yeni el değiştirmeleri de dikkate alınca
yabancı sermayenin sigorta sektöründeki payı yüzde
70.85’e çıkacak.

Sonuç
olarak sâdece bankaların değil finans sektöründeki diğer kuruluşların da giderek
yabancılaştığı açıkça görülüyor. Sayın Başbakan’ın 2006 yılında girdiğini
söylediği 20 milyar dolarlık yabancı sermayenin;
7 milyar
dolarlık kısmı bankacılık ve finans sektörüne girmiş. Geri kalanın 6.3 milyar
doları haberleşme ve ulaştırma sektöründeki şirketleri satın almak, 3 milyar
doları ise gayrimenkul satın almak üzere gelmiş
. Yâni,
Başbakanın övündüğü 20 milyar doların sâdece 1.4 milyar doları üretim amacıyla
gelmiştir.
Başka bir deyişle, bu gelen yabancı
sermayenin çok önemli bir kısmı yeni bir tesis kurmaya değil, mevcut kârlı
tesisleri satın almak amacıyla ülkemize gelmektedir
. Bu satılan şirketler zaten son teknolojiye sahip olduğu için
Türkiye’ye yeni bir teknoloji getirilmediği gibi, ilâve istihdam da
yaratılmamaktadır.
Örneğin, Türk Telekom ve Telsim yaklaşık üç yıllık
kârına karşılık satılmıştır. Ayrıca, satılan şirketlerde çalışan işçilerin
maliyetleri de devlete yüklenmiştir.


Sonuç
Son dört
yıldır açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen bu durum istihdama ve gelir
dağılımına yansımamaktadır
. Bunun nedeni baz yılı kaydırması, stok değişimi ve revizyonlar gibi
manipülasyonların yanı sıra, büyümenin yapısıdır
.
Büyüme
büyük ölçüde tüketime ve ithalata
dayanmaktadır
. Diğer önemli bir husus ise, bina ve konut inşaat
harcamalarının büyümeye katkısıdır. Revizyonlarla ve baz yılı kaydırmalarıyla
şişirilen büyümenin
istihdam artışı sağlaması ve işsizliği
azaltması da mümkün değildir
.

Merkez Bankası verilerine göre, protestolu senet ve karşılıksız çek
miktarı ile kredi kartı ve ferdi kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı AKP
iktidarı döneminde hızla artmış, 2005 ve 2006 yıllarında ise patlama
yaşanmıştır. Bu durum esnaf, sanatkâr ve tüccarların yanı sıra vatandaşların da
ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ve pembe tabloların onların hayatına
yansımadığını açıkça göstermektedir.

Büyük ölçüde ithalata ve tüketime dayalı olan
büyüme
, dış ticaret açığı ve cari işlemler açığına yol
açmaktadır.
Cari işlemler açığı isedüşük kur
-yüksek faiz” politikasıyla cezbedilen
sıcak para ve dış borçlanma ile
finanse edilmektedir.
Ürettiğimiz miktar harcadığımızı karşılamadığı gibi,
harcadıklarımız da hızla artmaktadır. Başka bir deyişle, bir mirasyedi gibi
harcamakta, sonra da bu harcamaları borçlanma yoluyla finanse etmekteyiz. Borç
stokunun ve cari işlemler açığının ulaştığı bu boyut ekonomide kırılganlığı
artırmakta ve krize açık hâle getirmekte olup, sürdürülebilir bir durum
değildir. Önlem alınmadığı takdirde, ani bir iç veya dış şok durumunda ciddî bir
krizle karşılaşabiliriz.

Büyük bir iş başarmış gibi takdim edilen özelleştirme
uygulamaları
ise bir tür yabancılaştırmaya dönüşmüş
ve daha çok finans ve haberleşme sektörüne gelen yabancı sermaye yeni doğrudan yatırım yapmak yerine hazır kurulu tesisleri ucuz
fiyata devralmaya yönelmiştir.
Bu çerçevede, halka arz ve
stratejik kuruluşlarda mülkiyetin değil kullanım hakkının devredilmesi gibi
yöntemler ile altın hisse hakkı gibi hususlar dikkate alınmamış v
e sat
kurtulcu bir anlayış
hâkim olmuştur.

Kısacası, çizilen pembe tablolara rağmen işsizlik
devam etmekte ve esnaf, sanatkâr ve çiftçinin sıkıntıları giderek artmakta,
senet ve çeklerin ödenmemesinin yanı sıra dar gelirli vatandaşlar da kredi
kartını ödeyememe sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır.

Bu büyüme sanaldır, bir
masaldan ibarettir ve karın doyurmamaktadır. Düşük kur, yüksek faiz ve buna
dayalı borçlanmayla ve sıcak parayla sağlanan, ithalata ve tüketime dayalı bu
büyüme sürdürülemez.


Kaynak: 2023 Dergisi
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#18
Şimdi buraya ONLARCA Ekonomistin AK parti zamanında Türkiyenin gelişimi ni anlatan Prf İlim adamının yazılarını getirirm.

MİLLET olarak AYRANIMIZ yok içimeye ........... GİDERİZ TAHTIREVELLE diye yaşarsak bazı gerçekleride kabul etmemiz gerekir.

GENÇAKINCI


İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz.
 

GENCAKINCI

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
1,666
Beğeniler
26
Puanları
0
#19
Şimdi buraya ONLARCA Ekonomistin AK parti zamanında Türkiyenin gelişimi ni anlatan Prf İlim adamının yazılarını getirirm.

MİLLET olarak AYRANIMIZ yok içimeye ........... GİDERİZ TAHTIREVELLE diye yaşarsak bazı gerçekleride kabul etmemiz gerekir.

GENÇAKINCI


İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz.
Diyorsunki:"İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz"

O zaman buyur münazara edelim.
 

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,209
Beğeniler
989
Puanları
0
#20
Sn.GENCAKINCI,
KESK'in yeni genel sekreteri Kasım Birtek olmuş. Bir haber vereyim sana dedim.
önceki KESK genel sekreteri pkk'li Emirali Şimşek'in işszliğe nasıl çare bulunur içerikli sosyalist çözümlerini buraya alıntılamıştın.
kesk'teki tescilli pkk'li yeni genel sekreterin fikirleri var mıymış bi yokla istersen :)

Alıntı yaptığın kaynağı aradım KESK'in sayfası çıktı, başka bir kaynakta ise adı geçen hakkında bilgiler var. Yani özellikle araştırma yapmana gerek yok. Çünkü alıntı yaptığın adres kim olduğunu logosunda ve kısa bilgilerle tanıtıyor.
Adamın sözleri gayet makul ve mantıklı değildir. İşten çıkarılma olmasın, 6 saatlik iş günü gibi taleplerde bulunuyor.Bir işçi açısından kulağa hoş gelen sözleri kullanıyor. günde 6 saatlik talebi bugün dünyanın hiç bir yerinde uygulanmıyor. Uygulanması mümkün olmayan talepleri makul ve mantıklı görmek için insanın aklını ekmek peynirle yemiş olması gerek. Sosyalizm propagandasının nesi makul ve mantuıklı geliyor muş hiç anlamadım..
Bir sözün doğru olup olmadığı, söyleyenin düşüncesinden belli olmaz mı? Eğer bu adamın söyledikleri doğruysa o zaman sosyalist ol. Emirali şimşek sosyalist ekonomi doktrini ile marksizmin ilkelerinden hareketle bu görüşlerini alt alta dizmiş. İşçiler İşten atılmasın diyor sosyalizmin çöküşü bile işçinin işten atılmaması üzerinden gerçekleşti. İşçiler nasıl olsa atılmayacağım, üretime herhangi bir katkıda bulunmasamda bu ücreti nasıl olsa alacağım düşüncesiyle hareket ettiği için koskoca sosyalizm sistemi çöktü. Sosyalist ülkeler bu nedenle geri kaldı ve sistem battı. Çalış aldığın parayı haket, daha çok ücret talebinde bulunsan bile sen çalışmaktan geri kalma, Allah aşkına soruyorum, işten atılma korkusu olmasa işçi gereğince çalışır mı? İşte sosyalist kafayla hareket eden bu tacizcinin görüşü neye dayanarak doğru makul ve mantıklı oluyor?

Hz.Ali r.a doğru sözün geleceği yeri işaret buyururken
mesela Hz.Ali (r.a) dönemindeki ateşperest ve putperestlerinin sözlerini kast etmediğini çok iyi biliyoruz.
Doğru söz nerden gelirse gelsin demekteki kasıt Müslümanların arasındaki ihtilaf veya sorunlar ortaya çıkması halinde geçerli olacağını ifade etmiştir.
Lenini'in bütün sözleri sosyalizm ile ilgilidir. Sadece sosyalizme hizmet etmiştir.
Emirali şimşek te bütün sözleri sosyalizme hizmet eder. İkisinden de doğru söz duymak mümkün değilidr.
Kendilerine göre doğru kabul ettikleri görüş bize göre yanlıştır. Bizim doğru bildiğimiz şeyleri onlar yanlış buluyor.
Sözleri gayet makul ve mantıklı.
bir taciz davasından dolayı genel sekreterliği bırakmak zorunda kalan emirali şimşek'in kominist görüşleri için makul ve mantıklı demiştin.
makul ve mantıklı şeylere olan hayranlığını bildiğimden sana yeni pkk lı gnl sekreteri takdim edeyim.
eğer pkk'li eğer kesk'in yeni genel sekreterinin işsizliğe nasıl çare bulunurmuş hakkında makul ve mantıklı görüşünü bulamazsan berat birtek'in pkk adına kaç davadan yargılandığını internetten sorgula
 
Üst