önemli risale-i nur dersleri ve nurcular hakkında bilgiler-belgeler!!!!

seringel

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Ara 2018
Mesajlar
127
Puanları
18
Hadis-i kudsî'de buyurur ki:

“Kubbelerimin altındaki velilerimi benden başka kimse bilemez.”

Halen akletmez misiniz?

Hadi onu geçtim, varsayalım bu mümkün olsun, kazara özel birini gördünüz veya doğa üstü kazara bir şey gördünüz veya sanrsındasınız. Görüntüleyip kanıtlayında görelim hadi.. Maddenin doğası gereği gözetlendiğini- gözetleneceğini bildiği anda farklı davranışlar sergiler;

Delil; kuantum fiziği - çift yarık deneyi v.b.
 

gamsız

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ağu 2015
Mesajlar
1,927
Puanları
48

Ya hu şu adamların hakikatin h sından haberi yok, kendince konuşturuyorsun. Risale okuyarak maneviyat olmaz, ruhaniyet olur. Hakikate ulaştırıcı dahi değildir. Yani sineklere kartalların dedikodusu düşmüş :) Durmadan vızıldıyorlar.
vızıldayan sensin hemde eşşek arısı gibi, derler ya insan bilmediğinin düşmanıdır tam seni tarif ediyor
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Rahmetli Rüştü Tafral Abi: "Dersimiz: haremlik, selamlık"

ŞEAİR tahrip edilince millet dinden kopar ve ikiye bölünür

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Âlem-i İslâmdaki ihtilafı ta'dil edecek çare nedir? (Tuluat.92) 21.12.2018

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Risale-i Nur'un mesleği; tebliğdir tesir değil (TH. s314) 01.04.2017

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Hasan Akar: İLK DİNLERKEN odada KESİNLİKLE kimse olmasın,gözünü kapa,sese odaklan...

Reis-i Kurra Hafız Selehattin Şerifoğlu - Amenerrasulü

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
"Bediüzzaman'ı ben zehirledim!!" diyen sağlık memuru anlatıyor:

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Bediüzzaman ve Mustafa Kemal


zamanın kutbunun üstada "dur!" demesi hakkında...
 
Son düzenleme:

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Müslim Gündüz: Nur talebesi nasıl olmalı. Hakikat ve tarikat şeriata hadim ve hizmetkar olmalı.

 

alanyali07

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 May 2008
Mesajlar
6,969
Puanları
113
alanyalı ile birlikte geberdiğiniz zaman, elbet bazı hakikatler yüzünüze vurulur.

Senin üstadım dediğin zat, Sami efendiye yollar idi, demek ki o da uydurukçunun teki mi diyeyim ben. Velilerden biliriz.

Nurcuların bir kısmı, fetodan, kemalistlerden ve vehhabilerden daha büyük tehlikedir, zira tarikatlara düşmanlığı daha aşikar ve hadsizdir. Allah'tan çapsız oldukları için, bir tehlike olamıyorlar. Allah onlara asla böyle bir çap vermeyecektir. Sizin tarikat düşmanlığınız bir yere, eğer varsanız, yine tarikatlar sayesinde ayaktasınız. Daha öncesinde nurculuk varsa, feto sayesinde var idiniz. Onların büyüklüğü altında iş görüyordunuz.

Neyse geberdiğin zaman gör hakikati. Hangi nurcu görmüş ki sen göreceksin. elbet sonradan döneceklerdir, samimi olanları. Niyetini ve seni Allah'a havale ediyorum.
yahu talib ne enterasan adamsın..
beni niye katıyorsun, adam sana lafı çakıyor sen kuyruk acını beni katarak mi gidermeye çalışıyorsun :D
ya da nasıl olsa forumda yokum diye rahat rahat söyliyim diye mi düşündün..

bu konuları senle konuştuk tatlıya bağlamıştık, niye tekrar kuyruk acısına giriyorsun anlamadım..

ama benim şahsımda açmak istiyorsan tekrar açarız..

İsmail Çetin hocaefendiyi tarikat olarak Sami efendiye göndermediğini biliyoruz net bilgi.. İsmail çetin Abdülhakim hüseyniye gitmiş net bilgi kesin..
bu bilgi varken, "herkesi Sami efendiye yollardı " demek doğru bilgi değil.. eksik bir bilgi oluyor..
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
[957] Hayale hedef göstermek lazım. (Müslim Gündüz Efendi)

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
bir zamanlar, nurcuların fetulah gülen ile ilgili sitayişkar ifadeleri...

not: malesef hiçbirinden pişmanlık ve özür ifadelerini duymadık.

Prof. Ahmed Akgündüz Bediüzzaman ve Küreselleşme adlı sempozyumda bu görüşmenin etkisini bir cümle ile çok güzel özetliyor. Akgündüz hoca, Türkiye’den gelen bir dindar yazarın kendisini ziyareti sırasında dinler arası diyalog çalışmalarını ve bu görüşmeyi tenkit etmesi üzerine ona şöyle cevap verdiğini söylüyor; “Hocaefendi’nin Bediüzzaman’dan aldığı dersle yaptığı o görüşme bugün Müslümanların Avrupa’daki yolunu açmıştır” deyince muhatabım özür diledi ve “meğer ben bilmiyormuşum” dedi.

----

Ancak birkaç senedir “Dinlerarası Diyalog” veya “Semavi Dinler Arasında Diyalog” tarzında bir girişimin başlamasına öncü ve vesile olmuş çok muhterem, çok müttaki ve çok alim olan Fethullah Gülen Hocaya, dinin ve vicdanın kabul edip kaldıramayacağı kadar ağır gıybetler ve şeni’ ittiham ve iftiralar yapılmaktadır. O çok ağır ittihamları yapan çevreler, doymak ve usanmak bilmez bir hırs ile meseleyi gündemde tutmaya devam ediyorlar.

Fethullah Gülen Hocanın Bediüzzaman Hazretleriyle bir münasebeti, bir bağlılığı olduğu için, o çok aşırı taarruzlarının bir ucunu Bediüzzaman’a da uzatmak istiyorlar.

Risale-i Nur Talebeleri Adına Dr. Abdülkadir Badıllı

---


---

Hocaefendinin 1995’te Moral FM ve Nesil matbaalarını ziyaretinde M. Emin Birinci abi: “Ne kadar biz uyduk o ayrı konu. Zübeyir Ağabey (Bediüzzamandan sonra gelen zat); “Hizmetle alakalı meselelerde Fethullah Hocaefendi kardaşımla istişare edin. Onun fikirleri musibtir.” demişti deyince, Hocaefendi: “Estağfurullah! Zübeyir ağabey iltifat etmiş” dedi.

---

‘Nasılki her peygamber ve Alim Zat Allah’ın bir ismine mazhar ise, aynen onun gibi Fethullah Gülen Hocaefendi de:’ Mesih’in sahip olduğu nefese sahiptirMustafa Sungur Abiye göre, her Alim Allah’ın bazı isimlerinin ve bazı peygamberlerin sahip olduğu özellikleri, mizaclarında tecellileriyle daha fazla nümayiş ettirir. Mesela Üstad Hazretleri, Allah’ın ‘Rahman’, ‘Rahim’, ‘Sabr’ isimleriyle müsemmaydı. Peygamberimizin kopyasıydı. Alimler peygamberimizin varisidir derler ya, tam bir varisti. Hocaefendi ise, peygamberler içinde diriltici ruh üfleyen, dertlere derman olan sıfatlarıyla en fazla Hz. İsa’ya, Mesih’e benziyordu.

---

Bayram Yüksel Ağabey, ‘Cenaze namazının bizzat Hocaefendi tarafından kıldırılmasını vasiyet etmiştir..

bla bla bla... ve siyasiler

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63


çiçeği burnunda cumhurbaşkanı başdanışmanı mücahit küçükyılmaz; "...FETÖ, başta Risale-i Nur grupları olmak üzere dindar camianın geleneksel ve köklü hareketlerinden pek yüz bulamamıştı..." demiş.

Mücahit Küçükyılmaz: Risale-i Nur grupları FETÖ'ye yüz vermedi


kime ve neye göre bunu demiş? nur dairesindeki kardeşlerimizi aldatmak bu kadar kolay olmalı. eğri oturup doğru konuşmak, hatalardan ders çıkarmak lazım.

şimdi fetulaha methiye düzen hatta sadeleştirme ihaneti organizasyonunun içinde olan nurcuları ifşa edeceğim.

51:00 mustafa karamanın, fetulahın sadeleştime ihanetini sahiplenmesi videosu

02:27 çantacı necmi fetulah övgüsü

02:43 MEHMED KIRKINCI fetulahın amerikada ne yaptığını anlatıyor

00:51 ahmet akgündüz hakkında (ahmet akgündüzüün fetulah övgüleri ile ilgili videoları bulamadım. zannederim hep kaldırtılmış. temizlik yapılmı. bulursam ileride eklerim)



bu da fetulah ile ilgili bir diğer arşiv:
Fethullah Gülen´i tasdik ettirme çabaları | www.SaidNursi.de
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
Müfid Yüksel'den Ahmet Akgündüz'e Reddiye: Bediüzzaman Kürttür,

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
[976] Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, ihlâsı kırar.( Müslim Gündüz Efendi)

 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,667
Puanları
83
fadime şajinden de bışey varmı şeytanınsadıkkulu?
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
risalei nur külliyatında yapılan tahrifler

fetulahçıların tahrifleri

KASTAMONU LAHİKASI ÜZERİNDE YAPILAN TAHRİFLER


1. Giriş yazı “Kastomonu Kahramanları” kısmında merhum Mehmet Feyzi Ağabeyimizle görüşmesini anlatırken bir sorudan bahseder ve “durumunu ölçmek istemiştim” gibigarabet dolu bir cümle kullanır.

2. Mektuplara numara vererek başlar.

3. Ekser mektup başlıklarında bulunan “bismihi subhanehu ve inmin şeyin illa yusebbihu ve bi hamdihi ve emsali ayet dualar tamamen çıkarılmış.

4. Bazı mektupların yerleri değiştirmiş. Takdim ,tehir yapmış. Biz bu değişiklikleri sarı renklerle işaretledik.

5. Mektupların sonlarındaki “Duanıza muhtaç Said Nursi Kardeşiniz Said Nursi” ve benzeri gerek üstada gerek ağabeylere ait imzalar kaldırılmış.

6. Ekser ayet hadis ve arabça ibarelerin orijinal arabca metinleri kaldırılmış ve yerlerine sadece mealleri konulmuş. Mesela “Evet ulemaü ümmeti keenbiya i beni israile ferman etmiş” yerine evet ümmetimin alimleri beni israilin peygamberleri gibidir ferman etmiş tarzında çevrilmiş.

7. Üstadımızın bazı mektup başlarına koyduğu :” nur iskele memuru Sabri kardeş! Nur fabrikası nam sahibi hafız ali kardeş! Gibi tavsifatlar tamamen çıkarılmış.

8. Takriben her parağraftan sonra bazen kısa bazen uzun izahlar konmuş. Bu izahların bazıları Risale-i Nur parçalarından olduğu gibi çoklarıda tahrifçinin kendi hayat hikayelerinden ve kendi anladıkları hizmet tarzındadır. Mesela 102.mektupta “her dönemin kendisine göre şartları olacağına ve ona göre davranış biçimleri ortaya çıkacağına bununda birbirlerini cerh edeceğine bir işaret buluyor ve anlıyoruz” diyor.!?

9. Sayfa orijinal metin ve izah tarzı diye iki stil vardır. Fakat orijinal metin diye verilen yerlere sinsice sadeleştirmeler yapılmış.

Mesela sh :6 da “şahs-ı maneviye (heyete) “diye mana verilmiş.

“medar-ı telakki bir dustur-u meşhurdur”cümlesi =yükselmeye vesile meşhur bir dusturdura çevrilmiş.

“İrsalatımız ve bilhassa Onuncu Söz” cümlesi = gönderdikleriniz bilhassa (öldükten sonra dirilmeye dair) 10.söz , şeklinde sadeleştirilmiş.

“tereşşuhunu”= tereşşuh atılmış, sızıntı girmiş.

Ne kadarı sadeleştirildi ve tahrif edildi tam anlaya bilmek için karşılıklı okumak gerekir. Biz kendi imkanlarımızla şimdilik ancak bu kadar tesbit edebildik.

10. “Ahir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nüzulüne ve Deccal’ı öldürmesine ait ehadis-i sahihanın manayı hakikatleri anlaşılmadığından” diye başlıyan mektubun devamına Hazreti Üstad “Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki tevillerini Kur’an feyziyle göstermiş.Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz” dediği halde tahrifçi yazar bir kısmını almış fakat bazı kısımları çıkartmıştır.

11. Bir mühim mesele de Risale-i Nurda geçen “Üç Vazife, Üç mesele” bu kısımda da bu üç meselenin izah edildiği metin çıkarılmış. 44. Mektup olarak yayına koyulup sağını solunu kırparak yayından kaldırılan metnini aşağıda veriyoruz ki,kendilerince mahzurlu görüp çıkardıkları metin neymiş görülsün.

12. Kastamonu Lahikası 265.sahifede “Atıf’a muaraza eden ve hucum eden” diye başlıyan Nur dairesince çok önemli bir haşiye varki çok meselenin can damarı hükmündedir.

Tahrifçi zat bu mektubu dahi çıkarma ve kaldırma cüretinde bulunmuştur. Yine bu mektup da yapılan tahrifin ve tasarrufun mahiyeti hakkında ipuçları vermektedir.

13. Kitaptan tamamen çıkarılan mektupların hepsini buraya almak uzun olabilir. Fakat biz çıkarılan yerlerin neler olduğu, fikir vermesi bakımından örneklerle kısmen buraya alıyoruz. Verilen sayfa numaraları Envar Neşriyat Kitaplarına göredir.



İŞTE RİSALE-İ NURDAN ÇIKARILAN METİNLERİN



MÜHİM KISIMLARINDAN BAZILARI



Sh:(K:5-6)…………………………………………………………..



Mâşaallah, bârekâllah "Kerâmât-ı Aleviye"nin Risaletü'n-Nur'a imzasını bu zamanda tam tasdik ettiren kerâmât-ı kalem-i Alevî (Ali) ve Kur'ân'a çok kıymettar hizmeti ve Mucizat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) harika bir kerametini gözlere gösteren ve Kur'ân'ın altın bir anahtarı olan kalem-i Hüsrevî, değil yalnız bizleri, belki ruhânîleri ve melekleri de sevindiriyorlar.



Hususan benim gibi bir biçarenin kıymetinden bin derece ziyade ehemmiyet vermekle, bir batmanı kaldırmayan zayıf omuzuna binler batman ağırlığı yüklense, altında ezilir.

Sh:(K:10)

"Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nâfile hükmünde..."2 Bir misali, Nurun Hizb-i Ekberidir diye müşahede ettim ve kanaat getirdim.HAŞİYE

Âyetü'l-Kübrâ'nın üçüncü menzilinin başında, Ahmed-i Fârûkî Risale-i Nur hakkında demiş ki: "Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemâl-i vuzuh ile beyan ve ispat edecek." Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risale-i Nur'dur. Ehl-i keşif, Risale-i Nur'u ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler.

Sh:(K:19-20)…………………………………………………………..

Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, "Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind'i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, faydasız bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?" diye sual benden oldu.

Gelen cevap, manevî cânipten geldi. Bana denildi ki: "Sen, yirmi sene evvel mânevî suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslâma, mevki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâmın selâmeti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler."

Sh:(K:37)

Emin'le Feyzi'nin sordukları bir suale Üstaddan aldıkları cevap

Sual: Bize verdiğiniz cevapta diyorsunuz: Siyasî geniş daireleri merakla takip eden, küçük daireler içindeki vazifelerinde zarar eder. Bunun izahını istiyoruz.

Elcevap: Üstadımız diyor ki:

Sh:(K:39)

Ahmed Nazif'in bir fıkrasıdır.

Kıymetli Üstadım,

Yüksek şahsiyetinizin aczi ve fakrı içinde inâyet-i Rabbaniye ve rahmet-i İlâhiyeyle Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyânın i'câzlarını güneşin parlak ve keskin şuaları gibi kalblerimize nüfuz ettiren ve hakaik-i diniye ve imaniyenin, dalâlete yüz tutan zayıf ve âciz mü'minlerin halâsı ve selâmeti ve hidayete çıkarılmasına hâdim ve kudsî Risale-i Nur'un, elbette bir hâdi ve bu zamanın muhtaç bulunduğu bir sahib-i zuhur namını taşıyacağı şüphesizdir. Binaenaleyh, hem Kur'ân'ın tercümanı ve dellâlı ve hem de bu Risale-i Nur'un müellif ve hâdim-i yegânesi bulunmanız, hem de âciz ve fakir bir nefer iken mânevî hizmetinizle müşiriyet derece-i âliyesine terfi ve tefeyyüze istihkak kesb etmiş bulunmanızdadır ki, Alîm-i Mutlak, Hakîm-i Mutlak, Kadir-i Mutlak olan Zülcelâl Hazretleri, bu kudsî vazife-i âliyeyi, kıymetsiz gördüğünüz, çok kıymetli ve faziletli ve feyizli ve âlî derecelerde yüksek bir dellâla tevdi ve nasip ve bilhassa memur etmiştir

Burada bir kısmını aldığımız mektubun sahife 39 dan başlayıp 65 sahifeye kadar bazı az yerlerini almış çok yerlerini çıkarmış.

Sh:(K:81)

Eğer o galip hükûmet netice-i harbi kazansa, bu işârî mânâ dahi bir mânâ-yı sarih derecesine çıkar. Eğer tam kazanmasa da, yine muvafık bir mânâ-yı işârîdir.

Birinci cihet: Din-i İsevînin hakikîsini esas tutan İsevî ruhanîlerin cemaati ve onlara karşı dinsizliği tervice başlayan cemaat tecessüm etseler, bir minare yüksekliğinde bir insanın yanında, bir çocuk kadar da olamaz.

İkinci cihet: Resmî ilânıyla, "Allah'a istinad edip dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen bir hükûmet yüz milyon küsur iken, dört yüz milyona yakın nüfusa hükmeden bir diğer devlete ve dört yüz milyon nüfusa yakın ve onun müttefiki olan Çin'e ve Amerika'ya ve onlar ise zahîr ve müttefik oldukları olan bolşeviklere galibâne,

öldürücü darbe vuran o hükûmetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettiği dinsizlerin ve taraftarların şahs-ı mânevîleri tecessüm etse, yine minare boyunda bir insana nispeten küçük bir insanın nispeti gibi olur.

Bir rivayette, "Deccal dünyayı zapteder" mânâsı, "ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur" demektir. Şimdi de öyle oldu.

Üçüncü cihet: Eğer, küre-i arzın dört kıt'aları içindeHAŞİYE en küçüğü olan Avrupa'nın ve bu kıt'anın da dörtte biri olmayan bir hükûmetin memleketi, ekser Asya, Afrika, Amerika, Avustralya'ya karşı galibâne harp edecek, Hazret-i İsa'nın vekâletini dâvâ eden bir devletle beraber dine istinat edip çok müstebidâne olan dinsizlik cereyanlarına karşı semavî paraşütlerle muharebe ve mücadele eden o hükûmetle, ötekilerin şahs-ı mânevîleri insan suretine girse, ceridelerin eskiden beri yaptıkları gibi, devletlerin kuvvetlerini ve hükûmetlerin derecelerini göstermek nev'inden o mânevî şahıslar dahi rû-yi zemin ceridesinde, bu asır sayfasında birer insan suretinde tersim ve tasvirleri gibi temessül etseler, aynen ve tam tamına hadis-i şerifin mucizâne ihbar-ı gaybi nev'inden beyan ettiği hadise-i âhirzamanın müteaddit mânâlarından bir mânâsı çıkıyor.

Hattâ, şahs-ı İsâ'nın (a.s.) semâvattan nüzulü işaretiyle bir mânâ-yı işârîsi olarak Hazret-i İsâ'yı (a.s.) temsil ederek ve namına hareket eden bir taife dahi, şimdiye kadar işitilmemiş ve görülmemiş bir tarzda tayyarelerle, paraşütlerle semadan bir belâ-yı semavî gibi nüzûl ettiriyor, düşmanların arkasına indiriyor. Hazret-i İsâ'nın nüzulünün maddeten bir misalini gösteriyor.

Sh:(K:90)

Hem üç mesele var: biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en âzamı, iman meselesidir.

Fakat, şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden, o zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yi zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, herhalde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak; tâ ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.

Hem, yirmi senedenberi tahribkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan, belki de yirmiden birisine itimat edilmez. Bu acip hâlâta karşı çok fevkalâde sebat ve metanet ve sadakat ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır; yoksa akîm kalır, zarar verir.

Sh:(K:265)

HAŞİYE Âtıf'a muâraza eden ve hücum eden tarikatçı müftü ve taassuplu vâiz ve hoca ve ehl-i tarikat, ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarikat, bu muarazada, en son perdesini rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp, Âtıf'ın müdafaa ettiği sünnet-i seniye mesleğine taarruz suretine girdiğini; ve Risale-i Nur'a muâraza eden, bilerek veya bilmeyerek zındıkaya yardım ettiğine bir delil, bu defa adliyece benden sordular ki:

"Kürt Âtıf rejim aleyhine çalışıyor. Demek onun muârızları rejime dayandılar."

Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir, ne de kuvvetimiz var. Ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır. Hazret-i Ömer'in (r.a.) taht-ı hükmünde, kanun-u adalet-i şer'iyesini reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudilere, Nasârâya ilişmiyordular. Demek, kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir cünha, bir suç teşkil etmiyor ki, o çeşit muhalifler ve münkirler, en kuvvetli padişahların idaresi ve siyaseti altında bulunmuşlar.

İşte, bu nokta-i nazardan, Risale-i Nur'un şakirtlerinden en müthiş bir muhalif, rejim müessesesini tel'in de etse, bilfiil idareye ilişmese, onun mefkûresine kanunen ilişilmez. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikir, onları tebrie eder.

NOT : Diğer risalelerde yapılan tahrifleri ayrıca üzerinde kontrol yaparak neşredeceğiz!



kaynak:

http://www.saidler.tr.gg/Risale-tahrifatı.htm
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,931
Puanları
63
risalei nur külliyatında yapılan tahrifler


İşte Risale-i Nur'da yapılan tahrifatlar


Yazar Remzi Peşeng tarafından Risale-i Nur'da yapılan tahrifatlarla ilgili çok belgeli bir yazı kaleme alındı....


21 Aralık 2012 Cuma - 06:10


TİMETÜRK / Haber Merkezi

Yazar Remzi Peşeng Risale-i Nur'da yapulan tahrifatla ilgili olarak geniş bir çalışma kaleme aldı. Belgelere dayanan bu çalışmayı virgülüne dokunmadan yayımlıyoruz. Çalışmadaki ifadelere özellikle dokunmadık...İşte o çalışma ve Risale-i Nur'da yapılan tahrifat:

Araştırma: Remzî Pêşeng

Şu bir gerçektir ki meselelerin derin aydınlatıcı bir yorumuna ve bilimsel tahliline her yönü ile ihtiyaç duyulmaktadır. Şayet Kürt insanının sosyal vicdan ve aklının değişim ve düşünsel tekamül sürecinin ulaştığı en son noktayı tek kelime ile açıklamak istersek “özgürlük” aşamasına gelmiş olduğumuzu söylemek yeterlidir.

Hangi konuda hüküm verme? kendi halkının sorumluluğunu hisseden bir insanın veya uyanık bir toplumun, bilgi ve sorumluluk sahasına giren her konuda. İçinde bulunduğumuz dünya, sahip olduğumuz vaziyet, tarih, din, yarınki geleceğimiz ve mahiyetimiz eksikliklerimiz, zulümler, ihtiyaçlar ve ideallerimiz konusunda hüküm verme.

Ama bu durumda asli kültür özelliklerimize göre, mantıkçı, araştırmacı, tarafsız,ve bilimsel yöntemle tanıma ve tahlil etme kabiliyetini ve zekiliğine sahip olanlar Kürt toplumunda yeni bir hareket yeni bir dünya görüşü ortaya çıktığını kendi kültürü kendi imanı kendi sorumluluğu ve hatta kendine has mevzisi, yani demek istiyorum ki Kürdün kendisine has bir Dili bulunan yeni bir dünya görüşü ruh davranışı biçimi ve ahlaka sahip insanların gün yüzüne çıktığı artık hiç kimse inkar edemez. Burada ideolojik bir konuyu gündeme getirmek değil gayemiz, tam tersine söz konusu olan şuan Kürt halkının ortaya yeni çıkmış olan yüzeysel ve avamca hüküm vermemek, “şunun aklı” “şu Ağbinin sözü” “şu hocanın dediği” veya şu hizmetin veya bu gurubun gördüğü “rüyanın” neticesi telakki etmemek gerektiğidir. Çünkü meselemiz bundan daha derindir.

Demek istiyorum ki, dünyayı algılama tarzımız daima kendi hayat tarzımızı da tayin eder. Düşünceler ve ideal kişilikler arasında ki farkı anlamak istersek bu onların dünyayı ve kainatı nasıl algıladığına bakmamız gerektiğini gösterir. Bu “şahsiyet” ve “hizmetlerin” Kürdistan’a Kürtlere yaklaşım biçiminden yola çıkarak dünyayı, siyaseti, de nasıl algıladığını anlamak içinde bir yol gösterici olur.

Kürt halkının geleceği yüz yıllardır “iyi niyetlere” terk edildiği gibi Saîdê Kurdî’nin eserlerinin “tahrifata” uğrayıp uğramadığı “iyi niyetlere” terk edildiği açıktır. Kürdistan sorununu basit polemik durumuna düşürülmesi gibi, bu gibi konularda polemik olmaktan kendini kurtaramamış, şahıslar düzeyinde kalmıştır. Tartışmasız bir hakikat vardırki, bu tahrifatlar bir devlet politikası oldugu gerçeğini hiçbir zaman gizlenemez. Zira Saîdê Kurdî ninde dediği gibi, “siyasi istibdadın veledi olan istibdad-ı ilmiye her cemiyete ve şahsa sirayet etmiştir.” İşte bu ilmi istibdad’ı Risale-i nur üzerinde görmek mümkündür.

Saîdê Kurdî’nin eserlerinin tahrif olup olmadı konusu da bir söz sahibiyiz. Bu konuda elimizde “el yazma” eserler ile birlikte “T.C. mahkeme kararlarının” varlığı söz konusudur.

Saîdê Kurdî ‘nin kendisi bu “değişiklikleri” “tashih” yaptı iddiası yine “iyi niyete” terk edip bilimsel bir araştırmaya gerek duyulmamıştır. Ve daha ileri giderek şu söyleye biliriz ki Nurcuların iddiası şuna dönüşmektedir ki, “Ustad her yayınevi için ayrı ayrı tashih yapmıştır” çünkü mevcut yayın evlerinin arasında aynı metinde farklı farklı ifadelerin varlığı söz konusudur.

Hutbe-i Şamiye den bir örnek verelim.

Elimizde üç tane ayrı el yazması orijinal nüsha vardır.
1.Abdulmecit Nursinin yazdığı Hutbe-i Şamiye Nüshası,
2. Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan Nüshası.
3. Şahsımın bir Rufai Şeyhi olan Şeyh Ömer den bizzat aldığım Nüsha.

Asıl nüshdadaki ifade: “Hamd ve salattan sonra: - ila ahir - Babasının irşadını veya tasvibini bekler. Evet biz Kürdler size nisbeten çocuk hükmündeyiz ve talebeleriniziz..”
Şimdi de orjinal nüshalara bakalım.
1. Nüsha, Abdulmecit Nursi Ağbinin nüshası.
2. Nüsha, Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan nüsha.
3. Nüshan, Şeyh Ömer den aldığım nüsha.















Bu üç ayrı nüshada da “Evet biz Kürdler size nisbeten çocuk hükmündeyiz” ifadeleri söz konusu iken, Envar Neşriyat, Sözler Yayınevi, Yeni Asya Neşriyatın baskısında şu şekildedir.
“Babasının irşadını veya tasvibini bekler. Evet, bizler size nispeten çocuk hükmündeyiz ve talebeleriniziz.
Yani, “biz Kürdler” ifadesi “bizler” şeklinde değiştirilmiş.

Bir örnek daha verelim, “Hakikat” bahsinde ki ifadeler.
Bu makale Volkan Gazetesinde yayınlanmıştır, gazetedeki şekli aynen şöyledir.

”Biz kalu beladan cemiyet-i Muhammedi de dahiliz. Cihetü'l-vahdet-i ittihadımız tevhiddir. Peyman ve yeminimiz imandır. Madem ki muvahhidiz, müttehidiz. .
Molla Ahmed-i Cezirî-i Kürdi Kürtçe olarak buyurmuş ki, “Sirrê wehdet ji ezel girtiye hetta bi ebed “ Herbir mü'min i'lâ-yı kelimetullah ile mükelleftir.

Volkan Gazetesi İz yayıncılık tarafından Latinceye tercüme edilerek basıldı.



Fakat “Hakikat bahsi sonradan Risale–i Nur Külliyatına dahil edilirken, Türkler bu ifadeyi şu şekle dönüştürdüler,

“Biz kalu beladan cemiyet-i Muhammedide (aleyhissalatü vesselam) dahiliz. Cihetü'l-vahdet-i ittihadımız tevhittir. Peyman ve yeminimiz imandır. Mademki muvahhidiz, müttehidiz. Herbir mü'min i'la-yı kelimetullah ile mükelleftir.

Saîdê Kurdî’nin, Melayê Cizîrîden aldığı beyti “Kürtçe olmasında dolayı” içinden çıkarılarak yayınladılar. Ve bunu da Ustadın yaptığını iddia etmektedirler.

Bir başka örnek, Hürriyete Hitap adlı bölümden bir örnek:

Asıl nüshadaki ifade. “Ey hürriyet-i Şer'î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir şada ile çağırıyorsun., benim gibi bir “Kürd'ü” tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyan¬dırıyorsun”.

Yeni Asya neşriyat, aynı metni Haziran 2000 bastığı “Divan-ı harbi örfide” şu şekilde neşretti, “Ey hürriyet-i şer'i! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun, benim gibi bir “Şarklıyı” tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun.

Yeni Asya neşriyat daha sonra 2002 de bastığı “Tarihçe-i Hayatta” ki ifade: “Ey hürriyet-i şer'i! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir “benim gibi bir “ Bedeviyi “ tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun “ifadesi kullanılmış.

Bir ağbi Ustadı “Rüyasında” görüp, Kürt ve Kürdistan kelimelerini tashih etmesini istemiş “Kürt” kelimesi “Şarklı” yapması söylemiş, bu şekilde basıldıktan sonra iki yıl aradan geçiyor Ustad bu defa ağbilerin “Rüyasına” tekrar geliyor Şarklı kelimesinin Bedevi yapılmasını istemiş ve bu böylece devam ediyor.

Sözler yayınevi ise bu metni şu şekilde yayınladı; “Ey hürriyet-i şer'i Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun, benim gibi bir “Şarklıyı” tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun.”

Risale-i Nur’un bir çok yerinde “aynı konu” neşriyatlar arsında farklı farklı yayınlandığını görmekteyiz. Bu tip örnekler neşriyatlar arasındaki farklılıklar dolup taşmaktadır. Buradan şu sonucu çıkara biliyoruz, Ustad her yayınevi için ayrı ayrı ve hatta öldükten sonrada ( bu konuda sürekli Rüya aleminde gözüktüğü iddia edilmektedir ) “tashih” yapmaya devam etmiştir dememiz gerekiyor mu ?



“Ey hürriyet-i Şer'î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir şada ile çağırıyorsun. benim gibi bir “Kürd'ü” tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyan¬dırıyorsun”.

Bu konuda bir örnek daha verelim. İşaratül icaz adlı eserdeki Münafıklar bahsi de Ustad tarafından “tashih” edildiği “iddia” edilerek 90 sahifelik bahis çıkarıldı. İşaratül İcaz a bir göz attığımız da bunun ne büyük bir “yalan” olduğu metnin kendisi bunu ispatlamaktadır.

Şöyle ki, Kitabın girişinde “üçüncü nüktede” şöyledir. “Türkçeye tercümesi, Arapçadaki cezalet, belagat ve harika kıymetini muhafaza edememiş, bazan da muhtasar gitmiş. Onun için Münafıklar hakkındaki uzun tafsilatı neşretmemeyi niyet ettim. Fakat Kur’ana ait bir zerrenin de kıymeti büyüktür. Belki bazılarına da faidesi vardır. İnşaallah Arabi tefsir, bu tercümenin ahirinde bir mani olmazsa neşredilecek, tercümedeki noksanlarını izale edecek. Fakat Arabi tefsirde tevafukun envaından çok harikalar vardır, beşer ihtiyarı karışmamıştır. Onun için, o matbuun aynı tarzında -imkanı varsa- mümkün olduğu kadar çalışmak lazımdır ki, alamet-i makbuliyet olan o harikalar kaybolmasın.”

Bu “üçüncü nükte” şu şekilde neşredildi. “Türkçeye tercümesi, Arapçadaki cezalet, belâgat ve harika kıymetini muhafaza edememiş, bazan da muhtasar gitmiş. İnşaallah Arabi tefsir, bu tercümenin âhirinde bir mâni olmazsa neşredilecek; tercümedeki noksanlarını izale edecek. Fakat Arabî tefsirde tevafukun envaından çok harikalar vardır; beşer ihtiyarı karışmamıştır. Onun için, o matbuun aynı tarzında-imkânı varsa-mümkün olduğu kadar çalışmak lâzımdır ki, alâmet-i makbuliyet olan o harikalar kaybolmasın.”

Yukarıda verdiğimiz Orijinal nüshadaki altı çizili olan paragraflar ve kitabın içinde olan 90 sahifelik Münafıklar bahsi de çıkarılıp tahrif edilerek yayınlandı. Bunu Nur camiası Ustadın kendisinin tashih ettiğini onun bu bahsi çıkardığını iddia ettiler.

Ama kitabın “İfadetü’l Meram bölümünde ise bu iddiayı çürütecek ifadeler var.

Ustad’ın ifadesi aynen şöyledir “Evet, tashihe muhtaç yerleri vardır, fakat hatt-ı harpte, büyük bir ihlas ile şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir; çünkü o zamandaki ihlas ve hulusu şimdi bulamıyorum.” Bu sözlerin altına da şu haşiye konuldu.

“HAŞİYE, Yeni Said, Risale-i Nur'daki hakiki ihlasla yine o ihlası buldu. Yeni Said, aynı ihlasla baktı, “tashih” yerini bulamadı. Demek Sünuhat-ı Kur'aniye olduğundan, i'caz-ı Kur'aniye, onu yanlışlardan himaye etmiş.”

Şimdi metindeki bu ifadeler ile Ağbilerin iddaları çelişmiyormu.? Ayrıca Yeni Asya, yeni baskılarında Münafıklar bahsini yayınladı ama bu üçüncü nüktedeki paragrafı hala yerine koymadı. Demek Ustad sosyal ve siyasal atmosfere göre neyin çıkarılıp nelerin konulacağına “Rüya aleminde tasarruf yaptığı ” nelerin yayınlanması gerektiğini söylemiş ki! yeni baskılara konuldu. “ki sanıyorum Demokrat Parti ve onun devamı olan DYP nin iktidarı ve Muhalefeti olduğu dönemleri de göstermektedir.” Bu tahrifat kültürü zihinlerde öyle bir asimilasyon oluşturdu ki Tansu Çiller hükümeti döneminde bu camia “ahir zamanda ihtiyare kadınların din’ine sarılın” hadisini Tansu Çilere destek için propaganda malzemesi olarak kullanıldı.

Ayrıca Saîdê Kurdî’nin bu rejim ile ilgili metinlerde gecen “tenkit ve karşıtlığını ifade ettiği kısımlarda ya “hafifletilmiş” yada “tamamen çıkarılarak” ve “değiştirilerek” neşrediliyor, ama konumuz “Kürtlerle” ilgi olmasında dolayı biz bu konulara girmiyoruz. İnş. İleriki dönemde ve şuan da devam ettiğim kitap çalışmasında bu konulara da değineceğiz.

Divan-ı Harbi Örfi adlı eserin den birkaç örnek.

Asıl Metin; "Merhum Ahmed Râmiz'in ifadesidir."
1323 senesi zarfında idi ki; Kürdistan'ın yalçın, sarp ve âhenin mavera¬yı şevahik-i cibalinde tulu' etmiş Said-i Kürdî isminde nevâdir-i hilkatten ma'-dûd bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfakında rü'yet edildiği haberi etrafa ak¬setmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o harika-i fıtratı peyâpey gör¬dükçe, mâder-ı hilkatin hazâin-i lâ-tefnasındaki sehâveti bir türlü hazmede¬meyenleri, şu Kürd kıyafetinde o şâl ve şalvar altında öyle bir kanun-u de-hanın ihtifa edebileceğini bir türlü anlamayarak, âtıl ve müzevvir olan ekse¬riyet hasîse-i zelil olan hissiyât-ı umûmiyesini bir kelime-i tezyifin ma'na-yı intikamında telhis etmişlerdi: "Mecnûn!.."

Envar Neşriyat, S: 5
Sözler Yayınevi, S:5
Yeni Asya Yayınları, S:13

Ahmed Râmiz der ki:
1323 senesi zarfında idi ki; Şarkın yalçın, sarp ve âhenin mavera¬yı şevahik-i cibalinde tulu' etmiş Said-i Nursi isminde nevâdir-i hilkatten ma'-dûd bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfakında rü'yet edildiği haberi etrafa ak¬setmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o harika-i fıtratı peyâpey gör¬dükçe, mâder-ı hilkatin hazâin-i lâ-tefnasındaki sehâveti bir türlü hazmede¬meyenleri, şu Şarki Anadolu kıyafetinde o şâl ve şalvar altında öyle bir kanun-u de-hanın ihtifa edebileceğini bir türlü anlamayarak, bir kısım adamlar ona mecnun demişlerdi.

Asıl Metin; Said-i Kürdî filvaki' ifrat-ı zeka i'tibarıyla hudûd-u cünunda idi. Fa¬kat, öyle bir cünûn ki: Onun ruh-u kemal ve aklına en ulvî ve fedâî-i şair bedbahtı olan üstad-ı muhterem A. Cevdet şu mısralarında tercüman-ı zîşânı olmuştur:

Envar Neşriyat, S: 5
Sözler Yayınevi, S:5
Yeni Asya Yayınları, S:13

Said-i Nursi filvaki' ifrat-ı zeka i'tibarıyla hudûd-u cünunda idi. Fa¬kat, öyle bir cünûn ki: “Onun ulvi ruh ve kemal-i aklına işarattir.” diye bir zat şu mısralarında tercüman-ı zîşânı olmuştur:

Asıl Metin; Evet, Saîd-i Kürdî İstanbul'a, şûrezâr-ı Kürdistan'ın maarifsizlikle öl¬dürülmek istenilen kâinat idrâkinde yapamadığı kaşanelere bedel Yıldız siyâset selhhânelerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti. Daha istanbul'a gel¬meden Van'dan, Bitlis'ten, Siirt'ten, Mardin'den, Erzurum'dan defaatla nefy olundu. İstanbul'a gelmesiyle beraber Abdülhamid tarafından da suret-i cid-diyede tarassud altına aldırıldı ve bir kaç kere tevkif edildi. Nihayet bir gün geldi ki; Saîd-i Kürdi'yi Üsküdar'a Toptaşı'na yolladılar. Çünki, hapisha¬nede îkaz edilecek kimseler bulunmak muhtemeldi. Tımarhaneden ikide bir¬de çıkarılır., maaş, rütbe tebşîr edilir.. Hazret-i Saîd: "Ben Kürdistan'da mek-teb açtırmak üzere geldim. Başka bir dileğim yoktur. Bunu isterim, başka birşey istemem." diyordu. Ta'bîr-i âherle; Bediüzzaman iki şey istiyordu: Kürdistan'ın her tarafında mektebler açtırmak istiyor; başka birşey alma¬mak istiyordu.

Envar Neşriyat, S: 6
Sözler Yayınevi, S:6
Yeni Asya Yayınları, S:14

Evet, Saîd-i Nursi İstanbul'a, Şuresarı vilayat-ı Şarkiyenin maarifsizlikle öl¬dürülmek istenilen yıldız siyasetlerine istikamet vermek azmi ile gelmişti. Daha istanbul'a gel¬meden Van'dan, Bitlis'ten, Mardin'den, defaatla nefy olmasından İstanbul'a gelmesiyle beraber merhum Sultan Abdülhamid tarafından suret-i cid-diyede tarassud altına aldırıldı. ve bir kaç kere tevkif edildi. Nihayet bir gün geldi ki; Saîd-i Nursi'yi Üsküdar'a Toptaşı'na yolladılar. Çünki, hapisha¬nede îkaz edilecek kimseler bulunmak muhtemeldi. Tımarhaneden ikide bir¬de çıkartılıyor., maaş, rütbe tebşîr ediliyor.. Hazret-i Saîd: "Ben memleketimde mek-teb açtırmak üzere geldim. Başka bir dileğim yoktur. Bunu isterim, başka birşey istemem." diyordu. Ta'bîr-i âherle; Bediüzzaman iki şey istiyordu: Vilayet-ı Şarkıyenin her tarafına dini mektepler, medreseler açtırmak istiyor ve başka birşey alma¬mak istiyordu.

Asıl Metin; Ey şu şehadetnâmemi temaşa eden zevat!
Lütfen, ruh ve hayalinizi misafireten yeni medeniyete karışmış asâbî bir Kürd Talebesinin hâl-i ihtilâlde olan cesed ve dimağına gönderiniz. Tâ tahtie ile hataya düşmeyesiniz.

Envar Neşriyat, S: 9
Sözler Yayınevi, S:9
Yeni Asya Yayınları, S:18

Ey şu şehadetnâmemi temaşa eden zevat!
Lütfen, ruh ve hayalinizi misafireten yeni medeniyete karışmış asâbî bir Bedevi talebenin hâl-i ihtilâlde olan cesed ve dimağına gönderiniz. Tâ tahtie ile hataya düşmeyesiniz.

Asıl Metin; Bu haydut hükümet zaman-ı istibdatta akla husûmet, şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükümet böyle olursa; yaşasın cünûn!.. Yaşasın mevt!.. Zâlimler için de yaşasın cehennem!..

Envar Neşriyat, S: 10
Sözler Yayınevi, S: 10
Yeni Asya Yayınları, S:19

Bu hükümet zaman-ı istibdatta akla husûmet, şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükümet böyle olursa; yaşasın cünûn!.. Yaşasın mevt!.. Zâlimler için de yaşasın cehennem!..

Asıl Metin; Üçüncü Cinayet: istanbul'da yirmibine yakın Kürdler, hammal ve gafil ve safdil olduklarından müstebidlerin onları iğfal ile Kürd kavmini lekedar etmelerinden korktum. Kürdlerin umûm yerlerini ve kahvelerini gez¬dim. Geçen sene anlayacakları bir tarikle meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde:
Istibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve Şeriattır. Padi¬şah, ne vakit Peygamberimizin (A.S.M) emrine itaat etse ve yoluna gitse ha¬lifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, zulüm edenler, padişah da olsa hay¬duttur.
Bizim düşmanımız: Cehalet ve zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana kar¬şı cihad edeceğiz; san'at, ma'rifet ve ittifak silahıyla... Amma, komşuları¬mız ve bizi teyakkuz ve terakkiye sevkeden Ermenilerle kemal-i memnuni¬yetle dost olup elele vereceğiz. (2) Zira, husûmette fenalık var. Husûmete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükümeti bilmiyoruz. Hammallar Avusturya'ya karşı -benim gibi umûm Avrupa'ya-boykotajları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılâne hareketleri bu nasihatlann te'sîriyle olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarım ta'dil etmek ve boykotajla Avusturya'ya karşı harb-i iktisadi açmaya sebebiyet verdiğimden demek cinayet ettim.

(2) Ermeni vatandaşımızla bil-külliye umûr-u dünyeviyede kardaşız. Zira; her vecihle birbiri¬mize lâzım Ve melzûm kabilindeniz. Fakat; ben cami'e gidip i'tikadım üzere ibadetimi edâ; o da kilisesinde ibadet eder...(Râmiz)

Envar Neşriyat, S: 15
Sözler Yayınevi, S:14
Yeni Asya Yayınları, S:23

Üçüncü Cinayet: istanbul'da yirmibine yakın hemşerilerimi- hamal ve gafil ve safdil olduklarından- bazı particiler onları iğfal ile vilayet-ı şarkiyeyi lekedar etmelerinden korktum. Hamalların umûm yerlerini ve kahvelerini gez¬dim. Geçen sene anlayacakları suretle meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde:
Istibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve Şeriattır. Padi¬şah, Peygamberimizin (A.S.M) emrine itaat etse ve yoluna gitse ha¬lifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, peygambere tabi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsa hay¬duttur.
Bizim düşmanımız: Cehalet ve zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana kar¬şı san'at, ma'rifet ve ittifak silahıyla cihat edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevkeden hakiki kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira, husûmette fenalık var. Husûmete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükümeti bilmiyoruz.
İşte o Hamalların Avusturya'ya karşı -benim gibi umûm Avrupa'ya karşı –(*)boykotajları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılâne hareketlerinde bu nasihatlann te'sîriyle olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarını ta'dil etmeye ve boykotajlarla Avrupa’ya karşı harb-i iktisadi açmaya sebebiyet verdiğimden demek cinayet ettim ki bu belaya düştüm….
*Bediüzzaman’a zurefedan biri, bir gün irfaniyle mütenasip bir esvap giymesi luzumundan bahseder müşarünileyh de: “Siz, Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz hem gönderdiği kalpakları giyorsunuz ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddi ve manevi mamulatını giyiyorum” buyurmuştur.

T.C. Mahkeme Kararları.

Mustafa Sungur ağbinin sahibi olduğu Sözler Yayınevi hakkın da ki mahkeme kararları.

Kendi ifadeleri aynen şöyledir. “ Bu kitapların telif hakkı elinde bulunduran ve İstanbul Cağaloğlu Babıali cad. No: 29/2 de faaliyet gösteren Sözler Yayınevi tarafından eskiden Suç teşkil e den kısımları çıkarmak ve bazı değişiklikler yapmak suretiyle Mart 1984 tarihinde yayınladığı 35 adet kitaptan ibaret Risale_i Nur Külliyatının gazetelerde reklam yapılması üzerine Genel Kurmay Başkanlığı 21.3.1984 tarih ve İSTH. 3598-1384/snr ( 148 ) sayılı yazıların atfen Adalet Bakanlığı 26.3.1984 gün ve CİGM-1-133-47-1984-19507 sayılı yazıları muvacehesinde bu kitapların her biri hakkında eski tarihlerde ayrı ayrı verilen takipsizlik ve beraat kararları ile …… ve saire devam etmektedir. Kararın ileri ki sahifelerinde şu ifadeler yer almaktadır.

“ Bu müsadere kararı 1961 tarihinde alınmıştır. Kitabın eski baskılarının genellikle 800 sahife civarında olduğu hatırlanırsa eskiden suç unsuru ihtiva eden bazı sahifelerin 1961 yılından sonraki baskılarında kitaptan çıkarılmış olduğu pek muhtemel olarak ortaya çıkmaktadır. Ve bu kitap baskısı ayrı bir fiil olduğu için bu mahkeme kararının konumuz yönünde geçerli olmadığı sonucuna varılmıştır.”

Mahkeme kararını dikkatli okuyunca Ustad’ın vefatından sonra nasıl tahrifat yapıldığını açıkça kendileri ifade etmektedir. Bu 1961 baskılarının ayrı bir fiil olduğunu beyan ederek beraat etmişlerdir.
Mahkeme kararlarının toplamı 44 sahifedir.






Bir başka mahkeme kararı. Mahkeme 2. Asliye Ticaret mahkemesin de görülmüştür.
Bu mahkeme kararı yaklaşık 80 sahifedir.

Mahkeme, Ustadın talebeleri olduğunu iddia eden zatlar tarafından açılmıştır.
1- Ahmet Aytemur.
2- Bayram Yüksel
3- Hüsnü Bayramoğlu
4- Mustafa Sungur
5- M. Sait Özdemir

Avukatları ise: Şener Akyol. Davalı ise Tenvir Neşriyattır.

Bu mahkeme ile ilgili birkaç belge.







Bu mahkemenin açılma nedeni Tenvir Neşriyat Risalelere ekleme yaparak yayınlıyor olması ve verasetin kendilerine ait olduğu iddiasıdır. Dava metni okunduğun da da çok gülünç nedenler söz konusudur. Örnek Ustad 1963 yılında dava sahiplerine noter tastikli veraset metni bıraktığı iddia edilmektedir. Ustadın 1960 vefat ettiği iskalanmıştır. Mahkemenin detayına girmiyorum. Mahkemeyi kazanan taraf Tenvir Neşriyat olmuştur.

Benim ilgimi çeken yön ise Davacıların tuttuğu avukat Masondur. Said Özdemir’e sordum neden Mason bir avukat tuttunuz,? cevabı ise hayli ilginçti. “Kardeşler bilememişler.” Aslında davayı bu zat ile kazana bilecekleri sanıyorlardı her halde, çünkü siyasi ilişkileri davaya yön verecekti ama davayı açan Envar neşriyat ve Sözler yayınevi kaybedip, üstelik bunların “Tahrifat” yaptığı saptandı. Mahkemede bilirkişi olarak Sulhi Dönmezerdir, ve onun kararı ise “Evet Risale-i Nur tahrif olmuştur basit bir ahlak kitabı haline getirilmiştir” saptamasıdır. Son yüz yıllarda Kürtler dışında hiçbir millet geleceğini “iyi niyetlere” havale etmemiştir. bundan dolayı da yüzyıllardır statüsüzdürler. Neden? Hangi faktörlerden?

Konumuza dönersek bu mahkemenin bir başka yönü ise, Mahkemenin bu kararından sonra bu zatlar Tenvir neşriyatın bastığı Münazarat adlı eserde bazı eksiklikler olduğu fark edilince “Tenvir tahrifat yapıyor diye” daha önce tahrif edilerek bastıkları Münazaratı bu defa Tenviri devre dışı bırakmak için eksiksiz bastılar. Bakın Yeni Asya’nın ilk bastığı Münazarat ile dava sonrası basılan Münazarat ta ki farklılıklar dikkate değerdir. “Ustad’ın Rüya aleminde ki tasarrufu devam etmektedir.” Yeni Asya bu tavrıyla Envar ve Sözler yayınevini meşrulaştırmaya çalıştı. Ama Envar ve Sözler bastığı Münazarat ile Yeni Asyanın bastığı Münazarat arsında da şuan bile çok ciddi farklılıklar var. Bu arada Sözler yayınevinin bir uzantısı olan “Şahdamar yayınları” ise Münazaratı bastı, Zaman Gazetesi yazarlarında Abdulah Aymaz hazırladığı kitabın mübalağasız yarısı yok. Daha önce dediğimiz gibi bir haddi ve sınırı olmayan Maslahat anlayışının geldiği nokta o kadar tırajiktir ki bu kadro Saîdê Kurdî ve Binbaşı Esat Oktay Yıldıran ile aynı çizgide aynı ekolün temsilcisi olarak buluştura biliyor. Bakın Timaş yayınları “Mahsun madalya” adlı kitap.

Türklerin özellikle Kürtlerle ilgili bilimsel! çalışmalarında manipülasyona yönelerek bilim dışılığı benimsediklerini söylemek en isabetli olanıdır. Bu konudaki gayretleri başlı başına ansiklopedik/akademik araştırmaya dahi konu olabilecek kadar derinliklidir. İdris-i Bitlisi, Mevlana Xalid, Saîdê Kurdî, Muhammed Hamidullah, Muhammed İkbal, Ali Şeraiti gibi bir çok alim ve entelektüelin yazdıkları ve söyledikleri "tahrif" edilerek yayınlanmıştır.

Genel olarak bilimsel metinlerin veya çeşitli yazarların eserlerinin tercümesi ve açık olan konuların tevil ile apayrı anlamlara çekilmesine Türkler açısından ileri sürülecek nedenlerin gayri ahlakiliği ayrı bir konudur. Müslüman Türk halkı önderlerinin bir özelliği de İlmi Türkleştirmektir. bu özellikleri Türk toplumunda göre bilmekteyiz. İlmin Türkleştirilmesinde ve ilmin düşüşüne sebep olarak iki bölümde ele almak mümkündür. Toplumsal sistemi ve Düşünce sistemi, yani kısaca Saîdê Kurdî’ninde parmak bastığı gibi, “siyasi istibdad’ın veledi olan İlmi istibdad”

İnş. Dördüncü Bakış adlı kitap çalışmamızın 3. Cildi hem “metin” üzerindeki hem de “zihin ve ahlak” üzerindeki tahrifatları ve mahkeme kararları yayınlayacağız.

remzipeseng@hotmail.com
 
Üst