önemli risale-i nur dersleri ve nurcular hakkında bilgiler-belgeler!!!!

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Sosyal medyada kendilerini nurcu olarak tanıtan ve fakat risaleleri tağyir eden yeni yetmeler türedi. sadece iki örnek yeterli zannımızca. bunlardan uzak durmanızı tavsiye ediyoruz.:



"HAYALHANEM"/"SÖZLER KÖŞKÜ"den Gelen PİS KOKULAR




"SÖZLER KÖŞKÜ" / "HAYALHANEM" den Gelen PİS KOKULAR




 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
www.risaleforum.net sitesi beni (@rabbinsadikkulu müstear adını kullanıyordum) "cemaat üyeleri arasında ikilik oluşturmak" iftirası ile (banlamış) engellemiş.

risaleforum.net site yöneticileri illa ki bu sayfayı okuyorlardır. risaleforum.net site yöneticilerini kınıyorum.

ilim sahibi olduğunu iddia edenler ilimleri ile cevap veremeyince (ifrat noktasında oldukları birçok konu var) kolayına kaçıp , üstüne bir de iftira ekleyip engelliyorlar. ilminiz yoksa çıkmayın meydana be kardeşim.

bu noktada @talib beye hak vermemek elde değil.

ayrıca ihvanforum.org sitesinin önemi de ortaya çıkıyor. teşekkürler @Enes (inşaallah hastanız iyi olmuştur. dua ettim)
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Bediüzzaman Said Nursi (k.s) Mürsidi Kamil Abdullah Gürbüz (k.s) ona rüyada dedikleri




videonun tamamı:



06:00 dakika
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
427
Beğeniler
56
Puanları
28
peki mahmut sami ramazanoğlu nun intisab ettiği Erbilli Es'ad Efendi kimdir? gerçekten şeyhmidir?



@alanyalı07 nickli üyeden alıntıdır:
Efendi (Abdülhakim Arvasi) Hazretlerinin mübarek oğulları Ahmed Neyyir Mekki efendi anlatıyor:

Babam İstanbul’a geldikten bir müddet sonra Erbilli Es’ad efendiyi ziyarete gitti.

Tanıdığı halde, icab eden hürmet ve edebin asgarisini göstermedi.

Kendisi divanda oturduğu halde, babamı kapıya yakın ve yerde oturttu.

Başının üstünde (yâ Seyyidem Tâhâ) yazılı bir levha asılı idi. Babam: “Bu seyyidem Tâhâ dediğiniz, bizim bildiğimiz Seyyid Tâhâ hazretleri midir?”
Diye suâl edince o Tâhâ-i Harîrî’dir. Seyyid Tâhâ hazretlerinin halîfesidir, dedi.

Babam: “Bendeniz, Seyyid Tâhâ hazretlerinin bütün halîfelerini, hal tercemeleri, menkıbeleri ile bilirim, içlerinde bu isimde bir zât yoktur” buyurunca,

Es’ad efendi: O Seyyid Tâhâ’dan rüyada hilâfet almıştır” cevâbını verdi. Biraz sonra kalktılar ve

Efendi babam: “
O kadar câhildir ki, hilâfetin rüyada değil, uyanıkken yazılıp verileceğini dahî bilmiyor. Kusuruna bakılmaz. Sultan Abdülhamîd Hân tahta geçince, bu zât, sarayın etrafında dolaşır, hizmetçi kadınlara fal bakardı.

Bunun için Sultan onu İstanbul’dan uzaklaştırdı. Ve Sultan Abdülhamîd Hân tahttan indirilince tekrar İstanbul’a geldi. Bu sefer şeyh olarak.

Eh, zaman değişti,
dünkü falcılar bugün şeyh oldu. Bize muamelesine gelince, Kaba bir kürd hocaya yapılsa dahi ayıb sayılacak harekette bulundu” buyurdu ve ilâve etti: “Esad efendi bir tesbîh mikdarı zikr edemez. Nerede şeyhlik!”

s.314


(Süleyman Kuku-Son Halkalar ve Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin Külliyatı-1.Cilt- muhtelif iktibasların sayfa numaraları verilmiştir.)









abdulhakim arvasi hazretleri



"... Bir kimse rü’yâda kendini pâdişâh görebilir. Fakat gerçekde pâdişâh değildir. Fakat bu rü’yâ, bir ümîd uyandırır. Nakşibendiyye tarîkatinde, rü’yâlara kıymet verilmez. Şu beyt, onların kitâblarında yazılıdır. Beyt:


Güneşin kölesiyim, yalnız onu ararım. Geceyi, rü'yâları, hep arkaya atarım.
Hâllerden bir hâl gelir ve geçerse, sevinmeğe ve üzülmeğe değmez." (imam rabbani mektubat, 130. mektup)


not: bu durumda Erbilli Es'ad Efendi ye "intisab" edenlerin (mahmut sami ramazanoğlu, musa topbaş, osman nuri topbaş...) ve devamında icazet aldıklarını söyleyenlerin tamamının durumu tartışmalı hale gelir.


Hayır Arkadaş ! Bu bahsettiğin kişilerin değil, asıl böyle bir buhtan ve iftirayı yazanların ve yayanların müslümanlıkla uzaktan - yakından bir ilgileri olmadığı anlaşılmış olur !

Aşağıdaki şu aşağılık, edebsizlik ve çekememezlik kokan satırları, Osmanlı İmpartorluğunun son dönemlerinde "Reisu'l Meşayıh" (Yani, bütün şeyhlerin Başkanlığı) makamını deruhte etmiş ve yaşadığı zamanda Avrupa da dahil olmak üzere müridanı milyonlarla ifade edilen, 40 kadar Nakşi ve Kadiri Halifesi yetiştiren ve kendisine gösterilen bu büyük teveccüh ve sevgiyi, Menemende yaşatılan bir menfur olayla söndürülmeye çalışılan bir büyük zat, Kibrit-i Ahmer Şeyh Muhammed Es'ad Erbili (k.s.) hakkında O'nun ölü etini yeme pahasına söyleyebilen bir kişinin veya cemaatin müslümanlardan olabileceğine dair tereddüt etmemek ve şaşırmamak elbetteki mümkün değildir ve olamaz diye düşünüyorum!

İşte o şeytani satırlar :

Efendi babam: “
O kadar câhildir ki, hilâfetin rüyada değil, uyanıkken yazılıp verileceğini dahî bilmiyor. Kusuruna bakılmaz. Sultan Abdülhamîd Hân tahta geçince, bu zât, sarayın etrafında dolaşır, hizmetçi kadınlara fal bakardı.

Aya ! Seyyid Şeyh (!) diye millete dayatılan şu çakma-musvedde şeyh'in acıklı hâline bakınız ! Farz-u Muhal Es'ad Efendi (k.s.) fal bakan FALCI biri bile olmuş olsa, kendilerine "Seyyidlik" payesi yakıştıran müslüman bir cemaat veya kişilerin böyle bir gıybet edip, BUHTANDA ve iftirada bulunması ve çekememezlik (hasudluk) yapması bu kişi ve gurubun ne kadara yoldan çıkmışlığının en büyük bir göstergesidir ! İşte, yeryüzünde Firavunun Şeytana "İkimizden daha şerli kimse var mıdır?" diye soru sorup, "Evet vardır!" diye cevap aldığı HASEDÇİLERİN menakıbı bu zavallı, aşağılık insanlara en büyük bir cevaptır diye düşünüyorum.
Allah, yolunda bulundurduğu cemaat ve kişilerden müslümanları ayırmasın ! Amin....









ŞEYTANLA FİRAVUNUN HİKÂYESİ


HASED EDEN KADIN


Bir gün Şeytan Firavun'un halvethanesine geldi; apıyı çaldı. Firavun içeriden ;
--Kimdir ? diya sorduğu zaman, Şeytan şöyle dedi ;
- Helak ol, daha kapıyı çalanı bilmiyorsun, utanmadan da tanrılık davası güdüyorsun...
Bundan sonrra Firavun kapıyı açtı; Şeytan içer, girdi.
Önce Firavun söz aldı ve şöyle dedi :
- Ey İblis, bilir misin ?.. Senden ve benden daha yaramaz kim vardır ?.. Hah Tealâ beni ketm-i ademden vücyda getirdi. Bu kadar harikulâde kuvvetler ve nimetler ihsan eyledi. Ben ona gece-gündüz ibadet , taat ve tavhid ederek tazim, tekrim ve şükür etmem gerekirken, kufran-ı nimet etmekten başka, kendimi ona ortak edip uluhiyet davası güderim. Sana, gelince, üzerinde bu kadar sayısız nimetleri varken, emrine fermanına karşı koyup ebedi mel'un daimi matrud oldun. İkimizden daha yaramaz kimse biir misin ?
Şeytan :
-- Bilirim...
Deyince, firavun:
-- O kimdir ? diyerek sordu ve Şeytan da şöye anlattı :
--O kimse HASEDÇİ olan kimsedir.Bunnlardan bir tanesi bir kadın olup ayet dostumdur. Kendim azdıramadığım kimseyi ona yalvararak bir şey vaad ederim; o gidip azdırır. Hatta bir gün, bir adı azdırmak için bir edik, bir de papuç vaad ettim; o da gidip o saatte azdırdı. Edik ve papucu getirdiğim zaman, o bana şöyle dedi :
--Benim de senden bir ricam var; bunu yap.
--Nedir ?
Diye sorduğum zaman, şöyle anlattı:
--Komşumun ineğinin otladığı yerleri zehirle; o inek ölsün.
Şöyle dedim:
--Ya o ineğin sütü çoktur. Komşu o ineği sağdığı zaman, kendsinden artan sütü sana veriyor. Sen de muhtaçsın; onunla geçinip gidersin. O inek öldükten sonra, senin halin nice olur. Nasıl geçineceksin ?
Bunun üzerine o kadın bana şöyle dedi :
--O her gün, o ineği sağdığı zaman, o kadar süt çıktığını görünce, hasedimden ölecek gibi oluyorum.Sen ineği zehirle ölsün; ben de açlıktan ölürsem öleyim.


İşte bu kadın, senden ve benden daha yaramazdır. Senin ve benim helake uğramamız dünya menfaatini ve lezzetini sevdiğimizdendir. Hasedçi ise, o nimetin başkasından gitmesini kendi zararına olsa dahi ister.
Es'ad Erbili (k.s.) gibi kibrit-i ahmer bir zata "FALCI" diyenin bu kadından ne farkı var ?
Anlayana sivri-sinek saz !..
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Rüya -5 ..Küçük sarıklı genç..Gece çalışmak için degil,dinlenmek için verilmiş.

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Said Nursi'nin "şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım" sözünü nasıl anlamalıyız?


 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Muhyiddin İbn Arabi, 500 müctehid imamın kafir dediği birisidir! / SAİD NURSİ - Mehmet Emin Akın

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Ali Ulvi Kurucu Üstad Bediüzzamanı anlatıyor...

 
Son düzenleme:

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
bediüzzaman salih özcan'a: "mehdi'yi ben görmedim sen göreceksin" demiş

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
9. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu - 2010 - Mustafa Sungur Agabeyin Konusmasi

Ahir zaman ve mehdi meselesi hakkında

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Akgunduz ne yapmış böyle... Bu mizanseni kim hazırlamış yahu...


11:44 dakikada mustafa kemalin yıdız sarayı yağmasında yaptığı iddia edilen bir hırsızlıktan (kolye, yüzük vs çalma ve osmanlının tutanağından) bahsediyor. merak ettim doğrusu...
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63
Ahmet Akgündüz 15 temmuz darbesi öncesi fetulahçılarla münasebetini anlatıyor...


Not: özellikle 40:58 dakika ve sonrasında ahmet bey samimi değil. madem fetulahın "hain" olduğunu tespit ettiniz niye fetulaha methiyeler düzdünüz. bu tip enaniyet abidesi olan, amaca giderken her yolu mübah gören ahmet akgündüz gibilerden korkulur... fırsatını yakalasın takiyyede ve/veya riyakalrlıkta fetöden daha beter olacağını öngörüyorum.

Ahmet akgüdüz videonun 42:18 dakikadasında tayyip bey için "21. asrın siyasi müceddidi" diyor. vah sana tüh sana...

not: anladığım kadarı ile 15 temmuz sonrası rejim güçleri kendisine dokunmasın diye günah çıkarıyor. videonun 40:58 dakikasından sonrasını özellikle zleyin. mealen ben de sizdenim, bana dokunmayın diyor. kısmen de başarılı oldu zannımca... ama ahmet akgündüz yaptıklarının hesabını hukuk içinde vermeli...

konuşmada geçen mustafa kavurmacı (kadir topbaşın dünürü) kimdir diye merak eden için link ekliyorum:
Kadir Topbaş'ın dünürü Mustafa Şevki Kavurmacı savunma yaptı
 
Son düzenleme:

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,281
Beğeniler
115
Puanları
63


Dünya dışındaki varlıklara iki açıdan bakabiliriz. Birinci bakış açısı; Kur’an’ın bakış açısıdır. Diğeri ise; insan zihin ve hayalinin bakış açısıdır.

Kur’an’ın tarzı açısından, dünyamızın dışında yaşayan varlıklar melekler, cinler ve ruhaniler olarak isimlendirilir. Bunların yaşama şartları, insanların yaşama şartlarına benzemez. Yani; bu varlıklar yaşamak ve hayatta kalabilmek için; hava, su, toprak, ateş gibi unsurlara ihtiyaç duymazlar. Ayrıca bu varlıklar nurani ve latif oldukları için, bizim maddi gözümüze de görünmezler. Ama onların varlıkları hakkında, hem Kur'an, hem akıl ittifak etmiştir. Onların hayatları ve hayatına lazım olan şeyler bizimkinden farklı olduğu için, onları kendimize kıyas edip öyle anlamaya çalışmak yanlış olur.

Bunun delilleri çoktur. Sözler isimli eserinin, Yirmi Dokuzuncu Söz'ünde Üstad, bu meseleyi kati olarak ispat etmiştir.

"Mesela: İki adam, biri bedevî, vahşî, diğeri medenî, aklı başında olarak, arkadaş olup İstanbul gibi haşmetli bir şehre gidiyorlar. O medenî, muhteşem şehrin uzak bir köşesinde pis, perişan, küçük bir haneye, bir fabrikaya rastgeliyorlar. Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur. Acip bir fabrika içinde çalışıyorlar. O hanenin etrafı da zîruh ve zîhayatlarla doludur. Fakat onların medar-ı taayyüşü ve hususî şerâit-i hayatiyeleri vardır ki, onların bir kısmı âkilü'n-nebattır, yalnız nebâtatla yaşıyorlar. Diğer bir kısmı âkilü's-semektir, balıktan başka bir şey yemiyorlar."

"O iki adam bu hali görüyorlar. Sonra bakıyorlar ki, uzakta binler müzeyyen saraylar, âli kasırlar görünüyor. O sarayların ortalarında geniş tezgâhlar ve vüs'atli meydanlar vardır. O iki adam, uzaklık sebebiyle veyahut göz zayıflığıyla veya o sarayın sekenelerinin gizlenmesi sebebiyle, o sarayın sekeneleri o iki adama görünmüyorlar. Hem şu perişan hanedeki şerâit-i hayatiye o saraylarda bulunmuyor."

"O vahşî, bedevî, hiç şehir görmemiş adam, bu esbaba binaen görünmediklerinden ve buradaki şerâit-i hayat orada bulunmadığından, der: 'O saraylar, sekenelerden hâlidir, boştur, zîruh içinde yoktur.' der, vahşetin en ahmakça bir hezeyanını yapar."

"İkinci adam der ki: Ey bedbaht! Şu hakir, küçük haneyi görüyorsun ki, zîruhla, amelelerle doldurulmuş. Ve biri var ki, bunları her vakit tazelendiriyor, istihdam ediyor. Bak, bu hane etrafında boş bir yer yoktur; zîhayat ve zîruhla doldurulmuştur. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu uzakta bize görünen şu muntazam şehrin, şu hikmetli tezyinatın, şu san'atlı sarayların, onlara münasip âli sekeneleri bulunmasın? Elbette o saraylar umumen doludur ve onlarda yaşayanlara göre başka şerâit-i hayatiyeleri var. Evet, ot yerine belki börek yerler; balık yerine baklava yiyebilirler. Uzaklık sebebiyle veyahut gözünün kabiliyetsizliği ve onların gizlenmekliğiyle sana görünmemeleri, onların olmamalarına hiçbir vakit delil olamaz. Adem-i rüyet, adem-i vücuda delâlet etmez. Görünmemek, olmamaya hüccet olamaz."

"...Hayat olmazsa, vücut vücut değildir, ademden farkı olmaz. Hayat ruhun ziyasıdır. Şuur hayatın nurudur. Madem ki hayat ve şuur bu kadar ehemmiyetlidirler. Ve madem şu âlemde bilmüşahede bir intizam-ı kâmil-i ekmel vardır. Ve şu kâinatta bir itkan-ı muhkem, bir insicam-ı ahkem görünüyor. Madem şu biçare, perişan küremiz, sergerdan zeminimiz bu kadar had ve hesaba gelmez zevilhayat ile, zevil’ervah ile ve zevil’idrak ile dolmuştur. Elbette sadık bir hads ile ve kat’î bir yakin ile hükmolunur ki, şu kusûr-u semâviye ve şu buruc-u sâmiyenin dahi kendilerine münasip zîhayat, zîşuur sekeneleri vardır. Balık suda yaşadığı gibi, güneşin ateşinde dahi o nuranî sekeneler bulunur. Nar, nuru yakmaz. Belki ateş ışığa medet verir. "

Bu meseleye insan zihni ve hayali açısından bakacak olursak, dünyanın dışında yani uzayda tuhaf UFO'lar veya hayali, garip mahluklar gibi ucube ve asılsız şeyler yoktur. Bunlar heyula tarzında kurgulardır ki, insan zihninin bir hezeyanıdır. Ancak bilim kurgu tarzı, zihni varsayımlardır. Yoksa aslı ve esası olsa idi, çoktan tezahür ederdi. Var olan bir şeyin ebediyen veya uzun bir süre gizli ve saklı kalması düşünülemez. Risale-i Nurlarda, bu tarz bir kabul söz konusu değildir.

Özet olarak insan, her şeyi mutlaka kendine kıyas edip, ona göre hüküm veriyor. Yani, dünyanın dışında varlık olsa bile, mutlaka insan tarzında olması gerektiğini varsayar ve ona göre kurgular. Bu da hayalden ve hezeyandan öteye geçemez. Risale-i Nurlarda, dünya dışı varlıkların varlığı kabul edilir ve ispat edilir. Ama bu varlıklar, insan zihninin ve hayalinin ürettiği UFO ve uzaylı tarzında değil, Kur’an’ın tespit ettiği melekler, ruhaniler ve cinler tarzındadır.

Aslında bu uçuk kaçık, zihni ve hayali varlık anlayışı, felsefenin bakış açısı ile Kur'an'ın bakış açısı arasındaki farkı da gösteriyor, Felsefe, kainatı tam olarak ihata edemediği için yorumları da hava da kalıp, hayalden öteye geçemiyor.


Kaynak: Said Nursi'nin, Risale-i Nur'da tarif ettiği uzaylılar


Said Nursi'nin, Risale-i Nur'da tarif ettiği uzaylılar

Risale-i Nur
 
Son düzenleme:

HTML

Üst