îtikadda mezhep tekdir

Yahayy

Kıdemli Üye
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Tepkime puanı
147
Puanları
63
Konum
İstanbul
@hadi haceer bekletme bizi o eski İbn-i Haceri bekliyoruz biz hiç olmazsa o samimi olarak küfrediyordu, bu takıyyecilik sende baskı yapıyordur direnme fazla, seni ele veren 3 şey var bak sana tüyoyu vereyim, bunlar seni direk ele veriyor.

1) hanımlarla @Verda abla, @Büşra Betül abla filan diye konuşman

2) konuşmalarından sıkılıp cevap bulamadığın insanlara siz buralarda islamı kurtaracaksınız ya, gidin kuran hadis okuyun, zamanınızı buralarda boş yere geçiriyorsunuz diye mesaj atman

3) cep teledonuna, bilgisayarına herneyse indirdiğin elektonik tefsir ve hadis kitaplarından arapçası ile alıntı yapman.

Bunları gördüğümdr işte İbni Hacer diyorum, ayak yapma biraz mert ol.

İşin içinden çıkamayınca Küfür ettim özür dilerim hakkınızı helal edin de, takıyyeci seni
 

İlim Talebesi

Yasaklı
Katılım
18 Ağu 2014
Mesajlar
1,630
Tepkime puanı
28
Puanları
0
Bu forumda insanların cesaret edemediği birsürü şeyi söyleyerek haddinizi aştınız.

İşiniz gücünüz gece gündüz burada ya hadislere ithamlarda bulunmanız , ya Alimlere laf atmanız

Uydurma hadislere filan ithamda bulunmuyorsunuz , resmen sahih hadislere ithamlarda bulunuyorsunuz.Alimlere hakaretvari küçümseyici şeyler söylüyorsunuz .



 

Kaptan

Mecra Yazarı
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Tepkime puanı
1,111
Puanları
0
Konum
Giresun
:) ya biz biliyorduk bu İbn'i Hacer'in, Hattab'in Kurtubi oldugunu ama olur ya hatasini anlamistir diye dusunduk ama yanilmisiz.

İnsanin nefsi insanin golgesi gibidir derler. Sen nereye gidersen git, o da seninle gelir.

Onun icin Kurtubi, ne yaparsan yap hangi nikle girersen gir, desifre olmaya mahkumsun.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Tepkime puanı
147
Puanları
63
Konum
İstanbul
:) ya biz biliyorduk bu İbn'i Hacer'in, Hattab'in Kurtubi oldugunu ama olur ya hatasini anlamistir diye dusunduk ama yanilmisiz.

İnsanin nefsi insanin golgesi gibidir derler. Sen nereye gidersen git, o da seninle gelir.

Onun icin Kurtubi, ne yaparsan yap hangi nikle girersen gir, desifre olmaya mahkumsun.
Geliyor az kaldı.
En fazla bi _____i diye bi nick alırım diyo şuan iç dünyasında saydırıyım mı saydır mıyım mı kuruyor :) [emoji312] [emoji313]
 

İlim Talebesi

Yasaklı
Katılım
18 Ağu 2014
Mesajlar
1,630
Tepkime puanı
28
Puanları
0
:) Herkes için bu böyledir.Benim hatam belki ağır konuşmaktı.Sizin hatanız ise Kuran,Sünnet ve İcma değilde sadece Kuran referansını alarak din oluşturmak idi.

Allah hepimizi hidayet etsin.

 

İlim Talebesi

Yasaklı
Katılım
18 Ağu 2014
Mesajlar
1,630
Tepkime puanı
28
Puanları
0
Yahayy bugün mutluyum.Sana Kuraniyyunculardan diyelim anlaşalım bugünlük :D
 

Kaptan

Mecra Yazarı
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Tepkime puanı
1,111
Puanları
0
Konum
Giresun
Geliyor az kaldı.
En fazla bi _____i diye bi nick alırım diyo şuan iç dünyasında saydırıyım mı saydır mıyım mı kuruyor :) [emoji312] [emoji313]

Kozlari verdin eline artik abla demez, arapca'yi da cikarir aradan ama yine de ihtimal vermiyorum. Ustelik senin gibi uyanik hadis munkirleri buradayken bir daha cesaret edebilecegini sanmiyorum.
 

Ebu-Zer-1

Doçent
Katılım
10 Kas 2014
Mesajlar
575
Tepkime puanı
2
Puanları
0
İtikat mezheplerinde farklılıklar nasıl oluyor acaba, dinin teferruatında ihtilaf nasıl olur? Mesala geçen bir yerde okudum, Eşari mezhebi birkaç kadın için peygamber diyor, ama diğer mezhep kadından peygamber olmayacağını söylüyor... Peygamber olmayan birisine peygamber derserk caiz olur mu acaba?..

Ehl-i Sünnet Kelâmının iki büyük temsilcisi olan Mâtürîdîyye ile Eş’arîyye ekolleri, kelâm ilminin ana konuları sayılan hususlarda ittifak etmişlerdir. Her iki mezhep çağdaş olmakla birlikte, fakat ayrı ayrı bölgelerde kelâm ilminin metotlarıyla, inanç konuları hususunda kendi görüş ve düşüncelerini ortaya koymaya çalışmışlardır. Ancak bu iki mezhebe mensup kelâmcılar fikirlerini ve düşüncelerini ortaya koyarken, ya da açıklarken, gayet tabii olarak kelâmî problemlere bakış açılarında bir takım farklılıkların ortaya çıkması söz konusu olabilir.

Her iki ekolün bilginleri, Kur’ân’ın ortaya koyduğu akâidi ve bu akâidi anlayış veya kavrayış bağlamında meydana gelen itikâdî meseleleri akıl ve mantık açısından bir takım delillerle ispat etmeye çalışmışlardır. Çünkü onların düşüncelerinin temelinde selim akıl ile sahih nakil asla çatışmaz. Yine onlara göre ilk bakışta şayet böyle bir çakışma veya çatışma meydana gelecek olursa, o takdirde kaynak verilerinin çok iyi araştırılması gerektiği kanaatini de taşımaktadırlar.

Ebü’l-Hasan el-Eş’arî ile Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Ehl-i Sünnet akidesini yayma gayretleri içerisindedirler. Her iki imam izah etmeye çalıştıkları pek çok konunun sonucunda birleşiyorlarsa da, yine de her iki ekolün kelâm ilmi metotları yönünden yani usul açısından aralarında az çok farklılıkların bulunduğu bilinmektedir. Şüphesiz her iki mütekellim Kur’ân’ın ortaya koyduğu inanç/itikad anlayışını akıl ve mantık delilleriyle ispat etmeye çalışmışlardır. Eş’ârî ile Mâtürîdî ayrı ayrı kültür çevrelerinde yetişmekle beraber, gayeleri ve mücadele edecekleri sahalar aynı bulunmaktadır. Yani onların gayesi Ehl-i Sünnet itikad esaslarını savunmak, en iyi bir şekilde açıklamak ve ortaya koymak, Ehl-i Bid’atın yanlış anlayış ve kavrayışlarını naklî ve aklî deliller ile ispat etmektir.

Taşköprizâde’nin (ö. 968/1561) belirttiğine göre, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ilm-i kelâmda iki lideri vardır. Birisi, Hanefi olan Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, diğer de Şafiî olan Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’dir.(Taşköprizâde, Miftâhu’s-Sa’âde, Kahire 1968, s. 151)

Birçok âlim, Eş’arîlik ile Mâtürîdîlik arasındaki görüş ayrılıklarının büyük olmadığını, ancak bu durumun metot anlayışından kaynaklandığını, hatta bu meselelerin esasta değil, ikinci derecedeki yani feri meselelerde kaldığını söylemektedirler. Bundan dolayı da birbirlerini bid’at ve sapıklığa nispet edecek kadar ileri noktada bir takım ayrılıklara sahip değillerdir.(Beyâzîzâde, Ahmed Efendi, İşârâtü’l-Merâm min İbârâti’l-İmâm, Mısır 1949, s.8-9.) Bütün bunlara rağmen bu iki ekol birbirinin aynı sayılmadığı gibi ayrı da sayılmaları mümkün görünmemektedir. Zira Mâtürîdî mezhebinin bazı görüşlerini benimseyen Eş’arî kelâmcılarına rastlanıldığı gibi, Eş’arî görüşlerini benimseyen bazı Mâtürîdî kelâmcılarına da rastlamak mümkündür. Bu noktada İbnü’l-Hümam, Mustafa Sabri gibi isimleri sayabiliriz. Hatta bu konuda daha pek çok âlimi bu kategori içerisinde değerlendirebiliriz. Çünkü bunların temel görüş olarak bağlı bulundukları düşünce yapısı ve kaynakları Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çerçevesi içerisindedir. O halde yapı ve öz itibariyle bir, ama şekil ve görünüş açısından farklı bir durum arz etmektedir.

Ebu Nasr Tâceddin Abdülvehhâb b.Ali b. Abdi’l-Kâfî b.Ali b.Temam es-Sübkî (ö. 771/1370)15 Tabakâtü’ş-Şâfi’iyyeti’l-Kübrâ, (Kahire 1965), III/377-389. sahifelerinde Mâtürîdî’ler ile Eş’arîler arasındaki ihtilaflardan şöyle bahseder:

“Tahavî ile Eş’arî arasında sadece on üç konuda ihtilaf vardır. Eş’arîlerle Mâtürîdîler arasındaki ihtilaf on üçten ibarettir. Bu on üç meselenin yedisi lafzî ihtilaftır. Sadece altı tanesi mana ile ilgilidir. Bu on üç meselede bir kimsenin başka bir kimseye muhalefet etmesine, haddi zatında muhalefet bile denmez."(es-Sübkî, Tâceddin Abdülvehhâb b. Ali, Tabakâtü’ş-Şâfi’iyyeti’l-Kübrâ, Kahire 1965, III/378.)

MÂTÜRÎDÎ VE EŞ’ARÎ’NİN METOD VE PRENSİP BİRLİĞİ

Mâtürîdî ve Eş’arî; Haşeviyye, Müşebbihe, Mücessime gibi fırkalarla, rasyonalist bir zümre olan Mu’tezile arasında makul bir yola sahip olmuşlardır. Her iki âlim de Cebriye ve müfrit Rafızîler arasında mutedil bir vaziyet alarak, Ehl-i Sünnetin inançlarını müdafaa etmişler, metod ve mezhepte hemen aynı neticeye ulaşmışlardır.

Metotta ittifak edince mezhepte de aynı neticelere varmak tabiidir. Çünkü mezhep metodun neticesinden başka bir şey değildir. Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’nin İslâm fırkalarına ait derin bir bilgisi olduğu malumdur. O’nun “Makâlâtü’l-İslâmiyyîn” adlı eseri ise, bu konudaki bilgisine ait en büyük delildir. Zira o, Müslümanların itikadî konulardaki ihtilaflarını bu kitabında bir araya topladıktan sonra, başta Aristoculuk olmak üzere bid’atçi görüşleri ve felsefî fikirleri tenkide tabi tutmuştur. Ayrıca mezheplerin fikirlerini ve düşünce yapılarını naklederken, objektif ve tarafsız olma titizliğini göstermekten de hiçbir zaman ayrılmamıştır.[Taftezânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi, trc. Süleyman Uludağ (Mukaddime
elli yedi madde) İstanbul 1982, s.40-51]

Eş’arî’den günümüze intikal eden eserler kelâm kültürü ve terminolojisi bakımından çağdaşı Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin eserlerine nispetle zayıftır. Buna rağmen kendisi Sünnî kelâm ekolünün önemli kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. Kelâmî görüşleri açısından Eş’arî, itikadî konuları, aklî ve naklî deliller ile ispat eder. Allah’ın ve Peygamberlerin sıfatları, melekler, hesap, ceza ve mükâfat gibi konuları Kur’ân ve hadis çerçevesinde ele alır. O nassları te’vil etmek veya onların zahirlerine göre hükmetmek için aklını kendine hakem edinmez. O, tersine aklı nassların zahirlerini teyit eden bir alet gibi kabul eder.(İsmail Efendizâde, Risâle fi’htilâfâti’l-Mâtürîdî ve’l-Eş’arî, İstanbul 1287.)

Diğer taraftan İmâm Eş’arî, Mu’tezile’nin fikir ortamında yetiştiği ve hayatının bir kısmını bu düşüncenin yayılması için çalıştığından dolayı, onların mantık ve felsefi metotlarını da çok iyi bilmektedir. Bu bilgi ve düşüncesinden dolayı o, aynı zamanda Mu’tezile’yi kendi metot ve silahıyla ret ederek susturmaya çalışan ve tenkid eden kelâm âlimlerinden biri sayılır.(Şeyhülislâm Esad Efendi, Risâle fi’htilâfâti’l-Mâtürîdî ve’l-Eş’arî, İstanbul 1287, s. 278-287.27)

Mâtürîdî ise, Sünnî bir ortamda yetişmiştir. O, aşırılığa kaçmaksızın akla büyük değer vermektedir. O, aklı ve nakli de ayrı ayrı birer bilgi kaynağı olarak kabul eder.(el-Câbî, Bessam Abdulvehhab, el-Mesâilü’l-Hilafiyye beyne’l-Eşâire ve’l-Mâtürîdiyye, Beyrut 2003.) Çünkü o, Kur’ân’ı yine Kur’ân ile açıklarken, aynı zamanda akıl ve nakilden istifade etmeye de çalışır. Zira o, Ehl-i Sünnetin itikadî esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat etmeye gayret göstermektedir. Diğer taraftan itikadî esaslar konusunda aynı metodu Eş’arî’de de görmemiz mümkündür.

Gerek Mâtürîdî, gerekse Eş’arî, Allah’ın ezelî kelâmı, sıfatları, görülmesi/ru’yetullah, kulların fiilleri/ef’al-i İbad, büyük günah işleyenlerin durumu ve şefaat gibi konularda aynı neticeye ulaşmışlar ve mezheplerinin genel prensiplerini ortaya koymuşlardır.

EŞ’ARÎLERE GÖRE NÜBÜVVET İÇİN ERKEKLİK ŞART DEĞİLDİR

Nübüvvet konusu İslâm’ın en önemli inanç esaslarından birini, hatta bir bakıma en önemlisini oluşturur. İslâm düşünce tarihinde, nübüvvet çeşitli ekoller tarafından farklı anlaşılmıştır. Bu nedenle peygamberlerin cinsiyeti konusunda Mâtürîdîler ile Eş’arîler arasında ihtilaf vardır. Ehl-i Sünnetin her iki kolu peygamberin erkeklerden olduğunu kabul eder. Ancak Eş’arîler ise, kadınların da peygamber olabileceğini benimserler. Mâtürîdîler bu düşünceyi benimsemezler. Çünkü “Peygamberler ancak erkeklerden olur.” diyen Mâtürîdîler Kur’ân-ı Kerim’den şu ayeti delil gösterirler:

“Senden evvel (peygamber olarak) gönderdiklerimiz şehir halkından kendilerine vahy eder olduğumuz erkek adamlardı.”(Yusuf, 12/109; ayrıca bk. Nahl 16/43; Enbiya 21/7.)

İmâm Eş’arî ile kitap ve sünnetin zahirlerini kendilerine mezhep edinen birkaç âlim bazı ayetlere (Âl-i İmrân, 3/42; Meryem 19/16-19.) dayanarak Hz.Meryem’in nübüvvetine kail olmuşlardı. Kur’an’daki birkaç ayet ile istidlal ederek Hz. Meryem’in nübüvvetine kail olanlar, resûl ile nebi arasındaki farkı belirtirken “Nebi, ister tebliğe memur olsun, isterse olmasın kendisine vahiy olunandır.” tarifine dayandırmışlardır.(Bağçeci, Muhittin, Peygamberlik ve Peygamberler, İstanbul 1977, s. 73 vd.)

Bu duruma göre kadınlardan peygamberlikleri söz konusu olan altı kadın: Hz.Havva, Hz. Sara, Hz.Hacer, Hz.Musa’nın annesi, Firavunun eşi Asiye ve Hz. Meryem’dir.(Zebidi, Tecridi Sarih Tercümesi ve Şerhi, trc. Kamil Miras, Ankara 1971, IX/150) Hâlbuki Mâtürîdîler Kur’ân’da kadınlar ile ilgili vahyin diğer varlıklara gelen vahiy gibi telakki ederler, yani bunun nebevî bir vahiy olmadığını söylerler. Kadınlara gelen bu şey belki bir ihsandır, derler.

SONUÇ

Aslî konularda yani tekvin, kader-kaza, kesb, kelâm gibi ve buna benzer daha sayılarını çoğaltabileceğimiz ihtilaflar olmayıp genellikle fer’î ihtilaflardır. Mâtürîdî’nin tâbileri, bazen imamlarını bırakarak Eş’ari’ye tabî oldukları gibi, Eş’arî’nin tabîleri de imamlarını muhalefet ederek, Mâtürîdî’lere uymaktadır. Ehl-i sünnet mezhepleri arasındaki fer’i hususlara itibar edilerek, onların birbirlerinden ayrıldıkları neticesine de varılmamalıdır. Çünkü asıl ayrılıklar, prensip ve metotlarda meydana gelen ayrılıklardır. Ayrıca bilinmelidir ki, Ehl-i sünnet ve’l-Cemaat mezhebi, vacib, caiz ve mümteni olan konularda tamamen hem fikirdir. Fakat bu hususlara ulaştıran bazı metot ve prensiplerde ihtilaf etmişlerdir. Ehl-i sünnet mezhepleri dikkatlice araştırıldığı zaman şu üç zümreden teşekkül ettiği görülmüştür. Ehl-i hadis, aklî tefekkür ehli olanlar ve bu iki mezhebin ittifak ettiği Ebû Mansur el-Mâtürîdî ve Eş’arîdir.

Ehl-i Sünnet Kelâmının iki büyük ekolü olan Mâtürîdîyye ile Eş’arîyye mezhepleri arasındaki ihtilaflı olarak görülen konularda, devamlı bir şekilde deliller ve karşı deliller ileri sürülerek bir mücadele içerisinde tez-antitez şeklinde devam etmiştir. Ayrıca ihtilaf konusu olan her mesele, taraftarlarının dayandıkları bir takım naklî ve aklî deliller ile ortaya konarak ispat edilmeye çalışılmıştır.

Bu iki mezhebin arasında ortaya konan meseleler İslâm’ın özgür düşünceye verdiği önemden kaynaklanmaktadır. O halde şu sonuçları çıkarmamız mümkündür:

1. Her iki mezhep arasındaki bu görüşler gelişi güzel olarak ve indi mülahazalar neticesinde ortaya konulmuş meseleler değildir. Fakat ortaya atılan görüşlerin ve konuların mezhep müntesipleri için fiilî ve amelî hayatlarıyla hiçbir ilgisi ve faydasının bulunmadığı, insanlar arasındaki tatbikatta her hangi bir karışıklığa sebebiyet vermediği görülmekte, sadece ve sadece bir kanaat olarak kaldığı gözlenmektedir.

2. Bu meselelerde sürekli olarak Mâtürîdîler bir tarafı, Eş’arîler karşı tarafı tutmuş değildir. Yani bu konularda birileri veya ötekileri şeklinde bir ayırıma gitmek ciddi boyutta yanlışları doğuracağı için çok dikkatli olmak durumundayız. Her ikisinin bir çatı altında bulunduklarını ve burada kullanılan malzemenin bizi sonuca götürmesi noktasında hem fikir olmamız gerektiğini düşünebiliriz ve düşünmek zorundayız. Zira hemen hemen bir meselede Eş’arî görüşü benimseyen Mâtürîdî âlimleri olduğu gibi bunun tersi de mevcuttur. Mâtürîdî görüşü benimseyen Eş’arîlerin varlığı da söz konusudur. Bu hususun örnekliğine baktığımızda, yıllarca Mâtürîdî olduğunu bildiğimiz Osmanlı medreselerinde hep Eş’âri mezhebine mensup âlimlerin eserlerini okutmuşlar. Bu âlimlerce bir konu ilgili doğru ve gerçek nerede veya hangi mezhebin düşünce yapısında olursa olsun hiç bir zaman fark etmemiş, ona meyletmişler; hatta “benim düşüncem” veya “meylim/kanaatim bu tarafta” demekten de hiç çekinmemişlerdir.

3. Eş’arîler ile Mâtürîdîler aynı şeyi düşünmekte, fakat fikirlerini değişik terimlerle anlatmaktadırlar. Mana bir, yalnız lafız farklıdır. Bu durumu İslâm’ın düşünmeye ne kadar geniş hürriyet ya da özgürlük verdiğinin açık bir göstergesi olarak görmek mümkündür. Dini hürriyet demek zaten tartışmanın olması demektir. Zira insanların anlayışları çok farklıdır, kavrayışları ve ortaya koydukları çözümler de hep farklı farklı olmuştur. Bazılarının “Dini mutlak kabul edeceksin”, “hiç konuşmayacaksın”, “hiç tartışmayacaksın” şeklindeki tasavvurları tamamen temelsiz ve dayanaksız bir iddiadır. Hatta böyle bir düşünce ise tamamen cehaletin bir ürünüdür. Dünyada din kadar veya dinin getirdikleri kadar konuşma veya tartışma mevzuu olmamıştır. Yukarıda kısaca temas ettiğimiz konuları ve belki de bu tartışmalar dinin geniş hürriyet boyutu içerisinde değerlendirilmelidir.

İnsanı sevindiren asıl mesele, Eş’arîler ile Mâtürîdîler arasında bu gibi ihtilaflı konular olmakla beraber, her iki mezhebe mensup insanların birbirlerini hiçbir zaman tekfir etmedikleri gibi, sapıklığa ve bid’ata nispet edecek kadar da ileri gitmemiş olmalarıdır. Her ikisi de Ehl-i sünnet çerçevesi içerisinde bulunmakta ve hatta bu iki mezhep zaman içinde düşünce itibariyle birbiriyle kaynaşmış bir vaziyette görünmektedir. İhtilaf problem değil, hatta rahmet olabilir. Problem, ihtilafın iftiraka dönüştürülmesidir.

(bk. Dr. Halil TAŞPINAR, Mâtüridiye ile Eş’arîyye Mezhepleri Arasında İhtilaf mı? Suni Dalgalanma mı?, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt X/1, s. 213-250, Haziran 2006).
 

Kaptan

Mecra Yazarı
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Tepkime puanı
1,111
Puanları
0
Konum
Giresun
Neyse, uzatmaya da gerek yok. Ben kimseye kirgin degilim. Zaman zaman hepimizin uslup hatasi oluyor.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Tepkime puanı
147
Puanları
63
Konum
İstanbul
Neyse, uzatmaya da gerek yok. Ben kimseye kirgin degilim. Zaman zaman hepimizin uslup hatasi oluyor.
inan ben de zerre takmıyorum, ama hem tasaffuv ehli, nefis terbiyesi filan feşkeman kızınca sizin ta..... Dıt dıııttt.
Nefis terbiyesinin böyle olmayacağının delili :)
@Kurtubi kimin delaltte olduğuna Allah karar verecek, hepimiz karar gününü bekliyoruz bakalım.
 

İlim Talebesi

Yasaklı
Katılım
18 Ağu 2014
Mesajlar
1,630
Tepkime puanı
28
Puanları
0
inan ben de zerre takmıyorum, ama hem tasaffuv ehli, nefis terbiyesi filan feşkeman kızınca sizin ta..... Dıt dıııttt.
Nefis terbiyesinin böyle olmayacağının delili :)
@Kurtubi kimin delaltte olduğuna Allah karar verecek, hepimiz karar gününü bekliyoruz bakalım.

Ben tasavvufun içinde değilim.Birçok nefsi hasletlere de kapılmış olabilirim.Burda birçok kişinin bu hataya düştüğü gibi..

Neyse bugün mutluyum.Fazla tartışmak istemiyorum.

Allah beni de seni de hepimizide hidayet etsin,doğru yola iletsin ve beraber cennete gitmeyi nasip etsin :D
 

Yahayy

Kıdemli Üye
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Tepkime puanı
147
Puanları
63
Konum
İstanbul

Ben tasavvufun içinde değilim.Birçok nefsi hasletlere de kapılmış olabilirim.Burda birçok kişinin bu hataya düştüğü gibi..

Neyse bugün mutluyum.Fazla tartışmak istemiyorum.

Allah beni de seni de hepimizide hidayet etsin,doğru yola iletsin ve beraber cennete gitmeyi nasip etsin :D
Amin...!
 

Hakperest

Kıdemli Üye
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
10,220
Tepkime puanı
3,204
Puanları
113
Konum
:::::YerKüre:::::
birden fazla kez namaz kılmayan için kafir diyen peygamber sav efendimize yok bunu demek istedi yok bunu demek istedi hatasına düşmeyelim.
peygamber sav hangi lafızlarla söylemişse biz de aktarmak/söylemek zorundayız

peygamber sav kafir dediğine kafirdir demek neden zor geliyor
o lafızları söylemekten neden çekiniyorsunuz


aha yazıyorum; kişi ile şirk arasında namaz vardır
kim terk ederse kafir olur
 

adams77

Kanalizasyoncu
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,989
Tepkime puanı
2,087
Puanları
113
Konum
Mars
birden fazla kez namaz kılmayan için kafir diyen peygamber sav efendimize yok bunu demek istedi yok bunu demek istedi hatasına düşmeyelim.
peygamber sav hangi lafızlarla söylemişse biz de aktarmak/söylemek zorundayız

peygamber sav kafir dediğine kafirdir demek neden zor geliyor
o lafızları söylemekten neden çekiniyorsunuz


aha yazıyorum; kişi ile şirk arasında namaz vardır
kim terk ederse kafir olur

Ya namaz kıldığını zan ediyorsan? Halini düşünebiliyormusun
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,357
Tepkime puanı
517
Puanları
0
Konum
istanbul
Durun, soruyu ilkokul seviyesine yani anladiklari tek seviyeye indirip oyle soralim aksi halde cevap gelmeyecek.

RedveKabul; namaz kilmamak kufurdur
Ahmed b. Hanbel ; namaz kilmamak kufurdur.

RedveKabul, ilimden nasibi olmayan tekfirci
Ahmed b.Hanbel...? Eee, seyyy, kem, kum, Asena...

Ahmed İbni Hanbel, Müçtehid bir zat, öyle hüküm vermiştir...amenna ve saddakna...

bir kişinin kendini bir müçtehid ile aynı safa koyması, kendisinin hangi seviyede olduğunu gösterir en büyük alamettir...bu tarafı geçtim...


gelelim diğer soruya,

İmam Azam, İmam Şafii, İmam Malik ve bu zatların takipçileri mülyonlarca alim; Namazın farziyetini inkar etmeden, tembelliğinden dolayı kılmayan, kafir değildir demişlerdir,

diğer taraftada, Yüzbinlerce Hadis Şerif İnkarcısı, Red Kabul; namaz kılmayan kafirdir....


kime itibar edeceğiz....



kaldıki, farz namazkarın rekat sayılarına inanmayan birilerinin, namaz kılmayan kafirdir, içtihadına sanki kendi ilmi çıkarımları gibi, sunmaları ayrı bir garabet....



gelelim namaz ın ehemmiyetine, bunu anlatmaya sayfalar yetmez, en basit tarifi, kafirlik alametidir ve amelidir namaz kılmamak... insanın imansız ölmesine sebeb verir, namaz kılmamak, hayatının bereketini giderir, namaz kılmamak.... islam şeriatine göre, evet, Ahmed İbni hanbele göre, kafir muamelesi yapılır, diğer müçtehidlere görede, ya hapis cezası veyahut öldürülme cezası olan bir iştir, namaz kılmamak..


sapla samanı karıştırmayalım,...

İmam Şafii,
 

Hakperest

Kıdemli Üye
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
10,220
Tepkime puanı
3,204
Puanları
113
Konum
:::::YerKüre:::::
Ahmed İbni Hanbel, Müçtehid bir zat, öyle hüküm vermiştir...amenna ve saddakna...

bir kişinin kendini bir müçtehid ile aynı safa koyması, kendisinin hangi seviyede olduğunu gösterir en büyük alamettir...bu tarafı geçtim...


gelelim diğer soruya,

İmam Azam, İmam Şafii, İmam Malik ve bu zatların takipçileri mülyonlarca alim; Namazın farziyetini inkar etmeden, tembelliğinden dolayı kılmayan, kafir değildir demişlerdir,

diğer taraftada, Yüzbinlerce Hadis Şerif İnkarcısı, Red Kabul; namaz kılmayan kafirdir....


kime itibar edeceğiz....



kaldıki, farz namazkarın rekat sayılarına inanmayan birilerinin, namaz kılmayan kafirdir, içtihadına sanki kendi ilmi çıkarımları gibi, sunmaları ayrı bir garabet....



gelelim namaz ın ehemmiyetine, bunu anlatmaya sayfalar yetmez, en basit tarifi, kafirlik alametidir ve amelidir namaz kılmamak... insanın imansız ölmesine sebeb verir, namaz kılmamak, hayatının bereketini giderir, namaz kılmamak.... islam şeriatine göre, evet, Ahmed İbni hanbele göre, kafir muamelesi yapılır, diğer müçtehidlere görede, ya hapis cezası veyahut öldürülme cezası olan bir iştir, namaz kılmamak..


sapla samanı karıştırmayalım,...

İmam Şafii,

yani peygamber sav keşke o lafızları kullanmasaydı mı demeye getiriyorsun
bize düşen peygamberin sav sözlerini iletmektir öncelikle
olur ki imam şafiiden daha iyi anlayan çıkar
unutma ki peygamber sav boş konuşmamıştır
kafirdir demişse ileteceksin ve söyleceksin

yahu gönül rahatlığıyla imam şafiinin dediğini söylüyorsunuz da
peygamber sav söylediğini neden söylemiyorsunuz
Allah cc tan peygamber sav meramını anlatamadı demiyorsunuz
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,357
Tepkime puanı
517
Puanları
0
Konum
istanbul


yani peygamber sav keşke o lafızları kullanmasaydı mı demeye getiriyorsun
bize düşen peygamberin sav sözlerini iletmektir öncelikle
olur ki imam şafiiden daha iyi anlayan çıkar
unutma ki peygamber sav boş konuşmamıştır
kafirdir demişse ileteceksin ve söyleceksin

yahu gönül rahatlığıyla imam şafiinin dediğini söylüyorsunuz da
peygamber sav söylediğini neden söylemiyorsunuz
Allah cc tan peygamber sav meramını anlatamadı demiyorsunuz

sen derken beni kastetmiş olmuyorsun, bana yakıştırmaya çalıştığın şeylerden fersah fersah uzağım, lakin bu şeyleri, aynı zamanda, İmam Şafiye, İmamı Azam a, İmam Malik e ve bu müçtehid zatların, ders aldığı sahabelerede aynı yakıştırmaya maruz bıraktığının farkındamısın....

ben Mukallidim, hiç bir müçtehidin içtihadına yanlıştır deme cehaletinde bulunmam....müntesibi olduğum mezheb içtihadlarına tabi olurum....


Mevzuya konu olan Hadisi Şeriflerin, Müçtehidler tarafından nasıl anlaşıldığına bak... aunı mantıkla, yalan söyleyen birinede kafir demen lazım...
 

Hakperest

Kıdemli Üye
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
10,220
Tepkime puanı
3,204
Puanları
113
Konum
:::::YerKüre:::::
sen derken beni kastetmiş olmuyorsun, bana yakıştırmaya çalıştığın şeylerden fersah fersah uzağım, lakin bu şeyleri, aynı zamanda, İmam Şafiye, İmamı Azam a, İmam Malik e ve bu müçtehid zatların, ders aldığı sahabelerede aynı yakıştırmaya maruz bıraktığının farkındamısın....

ben Mukallidim, hiç bir müçtehidin içtihadına yanlıştır deme cehaletinde bulunmam....müntesibi olduğum mezheb içtihadlarına tabi olurum....


Mevzuya konu olan Hadisi Şeriflerin, Müçtehidler tarafından nasıl anlaşıldığına bak... aunı mantıkla, yalan söyleyen birinede kafir demen lazım...

onlar zalim sultanlardan korktukları için bunları söylemiş olabilirler
ya da bize doğru şekilde ulaşmadı söyledikleri
zira hadisler kadar kitapları korunaklı değildir

ben hadislere çok güveniyorum
bu yorumlar, şerhler ise onlara mı ait emin değilim
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,357
Tepkime puanı
517
Puanları
0
Konum
istanbul


onlar zalim sultanlardan korktukları için bunları söylemiş olabilirler
ya da bize doğru şekilde ulaşmadı söyledikleri
zira hadisler kadar kitapları korunaklı değildir

ben hadislere çok güveniyorum
bu yorumlar, şerhler ise onlara mı ait emin değilim

şimdide, mezhebleri şaibeli ettin...
 

Tahsin EMİN

Kıdemli Üye
Katılım
7 Şub 2012
Mesajlar
11,757
Tepkime puanı
490
Puanları
83
İslami Hukuk, namaz ile ilgili hadislerden yola çıkarak hükmünü ortaya koymuştur:

Eğer şahit olursa, son raddede namaz kılmayan müslüman öldürülür...

NOT

Şu da unutulmasın:

Müslüman, inandığı değerleri ikame etmek zorundadır...

Eğer müslüman inandığı değerleri ikame etmez, de hukuk buna şahit olursa, hukuk o müslümanı cezalandırır.
 
Üst