Din Düşmanları ve Mücahidlerin Hakkında M.Fethullah GÜLEN Hocaefendinin Beyanatı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Din Düşmanları ve Mücahidlerin Hakkında M.Fethullah GÜLEN Hocaefendinin Beyanatı

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Din Düşmanları ve Mücahidlerin Hakkında M.Fethullah GÜLEN Hocaefendinin Beyanatı

[video=vimeo;23107588]http://vimeo.com/23107588[/video]
 

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,208
Puanları
0
Feto "biz dini bir cemaat değiliz" beyanatı vermiş midir? vermemiş midir?
Biz dini bir cemaat değiliz diyen biri,
bankası olan
siyonist kankası olan,
İslam ortak pazarına karşı çıkan,
Kumpasçı, "alüfte karı" (kadın) muhabeti yapan,
Türk hükümetini neoconlarla işbirliği yapmaya çağıran,
Türkiyedeki İslami hareketlere karşı kendi polis savcı ve hakimleri aracılığıyla düşmanca operasyonlar yaparken, dünyadaki İslami hareketleri amerikaya ve israile avreupaya jurnallayan-ispiyonlayan feto ve örgüt mensupları hangi yüzle hocaefendi olarak piyasaya çıkıyor?,
hangi yüzle?
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Öte yandan yapılacak dualarda dinin i’lâsı, dünyanın dört bir yanında sinelerin din-i mübin-i İslam’a karşı açılması gibi taleplerin yanında, din ve diyanetimize düşmanlıkta bulunan kimseler hakkında da, “Allah’ım onları hidayet eyle, ıslahları mümkünse ıslah eyle, ıslahları mümkün değilse onların hakkından gel.” denebilir. Çünkü günümüzde hâlâ, Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, eski tiranları unutturacak kadar zulüm ve haksızlık yapan tiran bozmaları bulunmaktadır. Evet, namaza takılan, camilerin dolmasını hazmedemeyen, başörtülü bir kadın görünce hezeyana giren ve değişik yol ve yöntemlerle İslam’a saldırmayı meslek haline getiren talihsiz insanlar var. İşte bunları da Allah’a havale etmek dinimize karşı bir vefa borcu olsa gerek. Hatta din ve diyanetin yaşanması karşısında hezeyana giren bu kararlı din düşmanları, bazen tasrih de edilebilir. İslam ülkelerinde, kendilerinin dinin karşısında olmadıklarını söyleyip durmalarına rağmen, İslam’ın en küçük bir emrinin bile çarşıda, pazarda, sokakta yaşanmasına tahammül edemeyen, demokrasinin verdiği hak ve hürriyetleri kendi ülkelerinde dahi inananlara çok gören münafıkları da Allah’a havale etmek lazımdır. Bu açıdan da, bu ve benzeri dualarla o mübarek mekanlar rantabl bir şekilde değerlendirilmelidir.http:// www.herkul.org/kirik-testi/hac-ve-dua/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Hemen herkesi bir ideolojinin insanı gibi göstererek, kimini dinci, kimini de bir tarikat mensubu diye fişleyerek irtica çığırtkanlığıyla her yerde fitne ateşleri yaktılar ve bir zaman kızıl bayraklar altında toplanıp millete, devlete yağdırdıkları aynı küfürleri bu defa da dindarlara karşı savurdular. Günümüzde de küfürler savurmaya ve fitne ateşlerini körüklemeye devam ediyorlar.

Onları bir ölçüde anlamak ve “Kendi kötü tabiatlarını ortaya koyuyorlar, vazifelerini yapıyorlar.” demek mümkün. Fakat, milletimizin gelişip büyümesini istemeyen bir kısım dış güçlerin piyonluğunu yapanları, bazı vaadlere aldanarak onların ardına takılanları, dün vatan ve millet düşmanı bildikleri kimselerle bugün kolkola çalışanları nereye koyarsınız? Evet, dünün dostlarının bugünün düşmanlarıyla yanyana ve elele olmasına hayret ediyorum.. hayret ediyor, gönül koyuyor ve “değer miydi?” demeden edemiyorum: Değer miydi, bir kaç senelik dünya uğruna ahireti tehlikeye atmaya? Değer miydi makam-mansıp adına din düşmanlarına el uzatmaya? Değer miydi para-pul hatırına onca dosta ihanet etmeye? Değer miydi?..

Evet, şahsım adına maruz kaldığım yalan, tezvir, itham ve iftiralara tahammül edebiliyor ve her şeyi sineme çekebiliyorum. Fakat, dinine ve milletine hizmetten başka bir sevdası olmayan, “Bu bir gönüllüler hareketi dir” deyip kendi üzerine düşen yükü omuzlarken herhangi bir dünyalık beklentiye de girmeyen bahtiyarlara atılan iftiralar ve onlar hakkındaki komplolar karşısında çok üzülüyorum. Hele bana isnad edilerek o mübeccel hizmetlerin aleyhinde olunmasına ve muasır medeniyetlerin de önüne geçmesi muhtemel Türkiye’nin yolunun tıkanmasına dayanamıyorum. Aslında, bana ve benim şahsımda gönüllüler hareketine yapılan hakaretleri hiç çekinmeden bütün dünyanın duyacağı şekilde, yapanların yüzlerine vurabilirim. Ne var ki, ülkemizin her zamankinden daha çok sulhe, sükûna, iç huzura ve devlet-millet kaynaşmasına muhtaç olduğu bir dönemde, bize yapılanlar ne olursa olsun, katlanmak mecburiyetinde olduğumuz kanaatindeyim.

İşte bu duyguyla, seneler var ki, zulmü lânetlemek, zalimin yüzüne tükürmek, müfterîye ağzının payını vermek, komplocuya “yeter artık” demek tâ dilimin ucuna kadar geliyor ama milletimin sulh, sükun ve iç huzurunu düşünerek kimseye bir şey demiyor; Allah’ın görüp bildiğini düşünüyor; karakter, düşünce ve üslûbumun hatırına herkesin yalan-doğru sesini yükselttiği durumlarda bile ben bir “Lâ Havle” çekip “Buna da eyvallah” demekle yetiniyorum. Müsaadenizle, bir münasebetle söylediğim sözü tekrar edeyim: “Ne yapalım, Allah, ısırmak için bir diş, parçalamak için de vahşî bir pençe vermemiş, elimizden bir şey gelmez ki…! Ayrıca, herkes kendi karakterinin gereğini sergiler, karakterimize rağmen farklı bir tavır takınmayı kendimize karşı saygısızlık sayıyoruz ve böyle bir saygısızlığı irtikâp etmemek için, gürül gürül konuşacağımız bir yerde sadece yutkunmakla iktifa ediyoruz.”

Gerçi böyle davranmak çok defa zalimi cesaretlendiriyor, müfterîyi daha da azgınlaştırıyor, mütecâvizleri küstahlığa sevk ediyor; ama, ben kendi kendime: “Ne de olsa bunlar da insan, bir gün insan olduklarını düşünür ve bu tür münasebetsizliklerden vazgeçerler.” diyor ve herkesin insafa geleceği bir eşref saat beklemeye koyuluyorum.

Onlar insafa gelir mi gelmez mi bilemeyeceğim. Fakat, bildiğim bir şey var ki, isnad, itham ve iftiralarla atılmaya çalışılan çamur asla tutmayacak ve kamu vicdanı doğru ile yalanı mutlaka ayırt edecektir. Çünkü ehl-i insaf da takrir etmektedir ki, bizim, Allah’ın rızasından ve milletimizi dünya muvazanesinde hak ettiği yere taşımaktan başka bir isteğimiz olmamıştır ve olmayacaktır. Bu konuda, dinine ve milletine hizmet eden samimi insanlara güvendiğim gibi, kendi adıma da, maddî-manevî makam sahibi olmaktan, iyi bir insan olarak bilinip tanınmaya kadar her türlü dünyevî isteği Rabbime, Efendime ve dinime karşı vefasızlık kabul ediyorum. Dinime ve milletime hizmet duygusu benim biricik sevdamdır; o bütün bütün ufkumu kaplıyor ve bana başka arayışların ardına düşme ihtiyacı bırakmıyor. Zaten bu sebeple, dünya namına bir şeye sahip değilim ve kendime ait bir evim bile olmadan ötelere yürüme muradındayım. Bir başka münasebetle dediğim gibi, “Kendime ait bir zeytin dalım bile yoktur. Eğer olsaydı, onu da barışın remzi olarak hasmâne tavır takınanlara uzatırdım.”http:// http://www.herkul.org/kirik-testi/mufteri-ne-derse-desin-bizim-tek-sevdamiz-var/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Hac sûre-i celîlesindeki bir âyet-i kerimede ise sahabe-i kiram efendilerimize, mallarını, ırz, namus, şeref ve haysiyetlerini koruma adına maddî mücahede için izin verildiği ifade ediliyor. Evet, kin ve nefrete kilitli din düşmanlarının zulüm ve baskılarına karşı koyma ve artık bundan sonra böyle bir şeyin yapılamayacağını gösterme adına şöyle buyruluyor:
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
“Kendilerine savaş açılan mü’minlere, savaşmaları için izin verildi. Çünkü onlar zulme maruz kaldılar. Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir.” (Hac sûresi, 22/39) Arkasından da Cenâb-ı Hak:
اَلَّذِينَ إِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ
(Hac sûresi, 22/41) buyurmak suretiyle onlara yeryüzünde mükne verdiğini ifade ediyor. Yani onları, devletlerarası muvazenede bir muvazene unsuru hâline getireceğini ve onlara temkin ihsan edeceğini beyan buyuruyor. Sahabe efendilerimiz, o güzergâhtan geçecek, Mekke çilesini çekecek, Medine’ye gelip orada sitelerini kuracak ve böylece “Muvazenede biz de varız, bizim dediğimiz de var!” diyeceklerdir. Cenâb-ı Hak bu yolda onlara imkân vereceğini, temkin ihsan edeceğini ifade buyuruyor.
http://www.herkul.org/kirik-testi/temkin/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Ne zaman zâlimlere beddua etmek aklıma gelse, hemen Hazreti Nuh’un inkisarını hatırlıyor, ürperiyor ve onları tel’in etmekten uzak duruyorum. En amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile bedduada bulunmuyorum, kimseye lânet ve kahriye okumuyorum; onları Allah’a havale etmekle yetiniyorum. O havaleyi de yine İnsanlığın En Şefkatlisi’ne ittibâen yapıyorum. Nasıl ki, Allah Rasulü, “Allahümme aleyke bi-Ebî Cehl, Allahümme aleyke bi-Utbe, Allahümme aleyke bi-Şeybe…” deyip din düşmanlarını Allah’a havale etmiş ve bununla “Allah’ım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap!” demek istemiştir; ben de, havale etmeyi bile onlar hakkında önce Allah’tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getiriyorum. Döktükleri kanı, akıttıkları gözyaşlarını, işkence ettikleri insanları düşününce, “Hiç olmazsa mazlumlara bu kadarcık bir vefa!..” mülahazasıyla kendi üslubumu korumaya çalışarak şöyle diyorum:“Allahım, eğer kan düşünen, kan konuşan, kan döken, yurt içinde ve yurt dışında kan seylâpları meydana getiren bu zâlimlerin, bu gaddarların ve bu hattarların hidayetlerini murad buyuruyorsan, en yakın zamanda bunların kalblerine hidayetini salıver; gönül kapılarını imana ve İslam’a aç. Şayet onlar Senin nurundan bütün bütün nasipsiz kimselerse, ey bizi insanlığa çağırmak için kitap indiren Allahım, ey bulutları harekete geçirip semanın bağrından rahmet boşaltarak kupkuru çölleri cennetlere çeviren Allahım, ey en güçlü orduları hezimete uğratan Allahım, din düşmanlarına bozgun yaşat; altlarını üstlerine getir, onları birbirlerine düşür, birliklerini paramparça eyle ve emellerine ulaştırma; zâlimlere karşı bize nusrette bulun, yardımını üzerimizden eksik eyleme!”Bazen de, “Allahım, bize ve bütün müslümanlara yardımcı ol; hizlanımızı isteyenleri, rezil rüsvâ ve perişan olmamızı arzu edenleri, bu istikamette komplolar düzenleyenleri hüsrana uğrat! İki ellerini bir araya getirme, onları muvaffak eyleme!” diyorum.. diyorum ama her defasında bu duamı şarta bağlıyor; önce onlar hakkında bile hidayet duasında bulunuyorum. Sonra da, “Allahım, şayet onlar mahrum ve nasipsiz kimselerse, hiç olmazsa bizi onların zulümlerinden muhafaza buyur; üzerlerinde baskını artırdıkça artır; silahlarını başlarında parçala; ellerini ayaklarını birbirine dolaştır; kalemle tecavüz edenlerin kalemlerini kır; müslümanlara sövüp sayanların dillerini ebkem kıl.. zâlimleri gaye-i hayallerine ulaştırma ve onlara karşı bize yardımcı ol!..” şeklinde niyazımı seslendiriyorum.Gönülden inanıyorum ki, mü’minler Allah Teâlâ’ya yürekten teveccüh etseler ve duaya yönelseler Cenab-ı Hak şu anki dengeleri alt üst edecek ve her zâlime haddini bildirecektir. Ne var ki, bugün O’nun bize yakınlığını ve dualarımıza icabet edeceğini düşünerek, hâzır ve nâzır birinin huzurunda olduğumuz mülâhazasıyla zevk ve temkini aynı anda hissederek Cenâb-ı Hakk’a arzıhâlde bulunduğumuzu ve en sâfiyâne, en hâlisâne bir kulluk tavrı olan duanın hakkını verdiğimizi söyleyemeyiz. Hatta, hacca giden insanların, duaların reddedilmediği o mukaddes yerlerde, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da yüreklerini çatlatırcasına, İslam dünyasının maruz kaldığı şu felaketlerden sıyrılması adına inlediğini iddia edemeyiz. Zannediyorum, yirmi tane içli, duygulu, dertli insan, orada üç-dört gün uykusunu terketse, başını yere koysa ve yalvarıp yakarsa, hatta birkaçının kalbi dursa, gerçekten yüreği çatlasa, Mevlâ-yı Müteâl o çatlamaya berikilerin başını patlatacak bir bomba tesiri lutfedecek ve inananların mazlumiyetine son verecektir. Fakat, öyle anlaşılıyor ki, müslümanlarda bu kadarcık olsun yürek yok; o mukaddes beldelerde bile Cenâb-ı Hakk’a tam teveccüh edilmiyor ve O’na gereğince yalvarılmıyor.
http://www.herkul.org/kirik-testi/dua-seferberligine-cagri/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Acaba Cenâb-ı Hakk’ı kendi anladığımız manada başkalarına da anlatabilir miyiz? Bizim şu kadîm, eski ama çok önemli tecrübeler üzerinde gelişmiş kültürümüzü başkalarına tanıtabilir miyiz? Bazı fasl-ı müştereklere ulaşabilir miyiz? Bu düşüncelere bağlı kalarak bazı şeyler yaparken Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanabilir miyiz?… İşte mülahazalarım hep bunlar oldu. Büyük ölçüde, bu işi beğenen, bu uğurdaki gayretleri bir hizmet olarak gören ve hakikaten bu çizgide hizmet vermek isteyen arkadaşların düşüncelerinin de böyle olduğuna yemin edebilirim. Hatta müsadenizle şöyle diyeyim: Âl-i İmran Suresi’nin 61. ayetine “mübahele” âyeti denir. Ayette, “Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle ÃŽsâ hakkında tartışmaya girerse de ki: “Haydi gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı ve bizzat kendimizi ve kendinizi çağırıp, sonra da gönülden Allah’a yalvaralım da bu konuda kim yalancı ise Allah’ın lânetinin onların üzerine inmesini dileyelim.” denmektedir. Mübahele: “Hangi taraf yalancı ise Allah’ın ona lânet etmesini gönülden istemek” demektir. Hicri 9. yılda Necran Hristiyanlarını temsil eden 70 kişilik heyet, başlarında liderleri olarak Medine’ye gelip Peygamber Efendimiz’le kıyasıya tartışmış, hakikati kabule bir türlü yanaşmamışlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil olunca, Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ilahi emir gereği mübaheleyi teklif etmişti. Necranlılar düşünmek için mühlet istemişlerdi. Bunu kendileri için tehlikeli bulup kabul etmediklerini bildirmek üzere Efendimizin yanına geldiklerinde bakmışlardı ki; O, Hazreti Hüseyin’i kucağına almış, Hazreti Hasan’ın elinden tutmuş, Fatıma annemiz ile Hazreti Ali’yi arkasına katarak “Ben dua edince siz de “âmin” dersiniz” diyor. Heyecana kapılan hey’et başkanı hemen mübaheleyi kabul etmediklerini bildirmiş, vatandaşlık vergisi vererek İslâm hâkimiyeti altında yaşamayı benimsediklerini söylemişti. Peygamber Efendimiz de onlara, kendilerine tanınan hakları ve yükümlülükleri bildiren bir emanname vermişti.İşte, Efendimiz aleyhissalatu vesselam ile Necranlı Hristiyanlar arasında cereyan eden hâdise münasebetiyle orada teklif edildiği gibi ben de asılsız iddia ve isnatlarla sürekli bize saldıranları o türden bir ibtihale çağırabilirim. Nasıl?.. Lisanımı bedduaya alıştırmadığım için ifade etmekte zorlanacağım ama mesela ben “Eğer teşvikçisi olduğum şu hizmetlerde dünyevî bir hedefim varsa; mesela, Türkiye’yi bütün zenginliğiyle ve imkanlarıyla getirip bana teslim etseler, onu, küçük tahta kulübemdeki hayatıma tercih edecek ve makama-mansıba, mala-mülke temayülde bulunacaksam Allah beni yerin dibine geçirsin” diyeyim ve 70 milyon Türk insanı da buna “âmin” desin. Yok onlar iddialarında yanılıyorlar ve o isnatları kasıtlı olarak dile getiriyorlarsa -şimdi kimseye beddua etmek istemiyorum ama eğer çocukluk hâlim olsaydı belki şöyle diyebilirdim- “Allah onların yuvalarını başlarına yıksın, evlerine ateş salsın, düzenlerini başlarına geçirsin, yer parça parça olsun da yerin dibine batsınlar” diyeyim. Ben demesem de, bu bedduaları üslubuma ve kulluk anlayışıma ters bulsam da, Anadolu’da bunu diyen bir sürü masum ve muztar insan vardır şu anda. Evet ben demesem de, O Allâmu’l-guyûb olan Allah’ın yapılan zulümleri karşılıksız bırakmayacağına da inancım tamdır. O Haziran fırtınasından sonra da diş gösteren, çelme takan, iftira eden ve dine saldıran nice müfsid vardı.. ben beddua etmedim onlara, “Allah’tan bulsunlar” bile demedim. Ama biliyordum ki, benim şahsımda dine saldıran ve o ölçüde müslümanlara düşmanlık yapan kimseler Allah’tan bulacaklardır. O Rabb-i Kerîm’ime, “Hasbunallahu ve ni’mel vekîl” diyerek öyle itimad ediyorum ki, biz O’nun yolunda isek ve ben şu ahd-ü peymânımda samimi isem, bundan sonra da o diş gösterenleri ve pençesiyle tehdit edenleri Allah Teala iflah etmeyecektir.Evet, ben yemin ediyorum; O’nun nâm-ı celîlini î’lâ ederek ve O’nun adını bütün dünyaya anlatarak Allah’ın rızasını kazanma dışında bir gaye ve hedefim yoktur. Hoşgörü derken de, bazı şeyleri hoşgörmezken de hep bu gaye ve hedefe bağlı kaldım. Küfrü hoşgörmedim ben; dalâleti hoş görmedim. Ama hiçbir zaman, bir kâfire ya da fırak-ı dâlleye mensup herhangi bir ferde karşı da tavır almadım. Ben kötü sıfata karşı tavır aldım. İnsanlara kızmadım; kötülüklere, kötü sıfatlara kızdım. Acaba yakın durma, yumuşaklık ve mülayemet o insanlara bir şey ifade etme adına fayda getirir mi, dedim ve bu mülahazaya uygun davrandım. Bir kere daha diyeyim: Eğer, Allah rızasının dışında, Allah’ın nâm-ı celîlini duyurma haricinde bir sevdam varsa, Rabbim şuracıkta canımı alsın.. siz de buna “âmin” deyin. Yok onların iddia ettikleri gibi değilse, ben onları Allâmu’l-guyûb olan Hazreti Allah’a havale ediyorum.Kimseyi lânetlemedik!..Bir diğer husus da şudur: Onların, adlarını söyledikleri ve sizin de sorunuzda zikrettiğiniz insanların hiçbirine karşı içimde zerre kadar sempati duymadım. Ve hiçbirinin yoluna da sempatiyle yaklaşmadım. Bırakın sempatiyi, onların yapıp ettiklerini alakayla takip bile etmedim. Bana o türlü meselelerin aktörlerini sorsanız, iki tanesinden fazlasının ismini de söyleyemem, unutmuşumdur. Çünkü o kadar alakasız kaldım ben onlara. Benim yürekten alaka duyduğum bir şey vardır; o da, Rabbimdir, Peygamberimdir, Kur’anımdır. Alaka duyduğum Rabbimden, Peygamberimden ve Kur’anımdan dolayı benden nefret edenler ve onları yâd etmemden ötürü sözlerimden rahatsızlık duyanlar varsa, onları da kin ve nefretleriyle başbaşa bırakıyor ve Allah’a havale ediyorum. Kendi şahsî yatırımı adına dünya kadar taşlar diken insanların dünyada dikili bir taşı olmayan ve kendini Hakk’a adamaktan başka bir mülahazası bulunmayan birisine asılsız isnatlarla saldırmaları affedilir gibi değildir. Ben bana ait hakları affedebilirim ama bilmem ki, Cenâb-ı Hakk kendisine âit, bu gönüllüler hareketinin arkasında olan, bilinen-bilinmeyen bir sürü mü’mine, Anadolu insanına ait hakları affeder mi, affetmez mi?!.
http://www.herkul.org/kirik-testi/yeminleselim-mi/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Türkiye’de de ehl-i dalalet, ehl-i küfür, diplomalı cahiller, Türk milleti’nin veya dünyadaki müslüman milletlerin kaderine hakim kaba kuvvetin temsilcileri bazı müslümanları karalama, bazı kimseleri ademe mahkum etme adına bu türlü iftiralarla kara çalma komploları kuruyorlar. Mesela diyorlar ki, “Falanın çevresindekiler ona Mesîh nazarıyla bakıyorlar”. Oysa maksatları hep karalama olan bu din düşmanlarının Mesîh’den hiç haberleri yoktur. Mehdî’nin kelime mânâsını bile bilmezler. O mevzuda usul-ü dinin, fıkıh metodolojisinin ne dediğini hiç bilmezler, hatta Kitab’ı bilmez, ona inanmazlar. Ama gelin görün ki, müslümanları karalama adına hiç bilmedikleri bu meseleleri bile kullanır, mü’minlere iftira ederler.
http://www.herkul.org/kirik-testi/mesih-nerede-mehdi-kim/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Kötülüklerle mücadelede akıl, muhakeme, diplomasi, yumuşak dil ve yumuşak üslûp meselenin bir kanadını teşkil ediyorsa, meselenin diğer kanadını da güç ve kaba kuvvet karşısında hiçbir zaman eğilmemek, hep dimdik bir duruş sergilemek oluşturmaktadır. Bu açıdan zulüm ve haksızlık irtikâp edenlere karşı menfaat endişesiyle zillet tavırları içine girmek mahviyet ve tevazu ile karıştırılmamalıdır. Bu tamamen farklı bir durumdur. Maalesef hak ve hakikate çağrı adına çok önemli birer dinamik olan, kavl-i leyyin, hâl-i leyyin ve tavr-ı leyyin (yumuşak söz, yumuşak hâl, yumuşak tavır) bazı durumlarda kaba kuvvetin temsilcilerine yaranmak ve şirin görünmek amacıyla bir kılıf olarak kullanılmaktadır. Evet, bazı zayıf karakterlerin, yumuşak söz ve tavır sergilemekten maksadı, kendi itibar ve kredilerini yükseltmek, iltifat görmek veya hubb-u cah (makam arzusu) mülahazasıyla hareket ederek bir koltuk kapmaktır. Elbette ki, “Sen bu konuda riyakârlık veya münafıklık yapıyorsun!” diyerek hiçbir kimse hakkında su-i zanda bulunamayız. Hatta firaset sahibi bazı insanlar, bu zayıf karakterlerin tavır ve davranışları arkasındaki gerçek niyeti sezseler bile bunu objektif bir hükümmüş gibi ortaya koyamazlar. Aksi takdirde günaha girmiş olurlar ve bu günahın hesabını da Allah sorar. Fakat herkes ortaya koyduğu davranışları kendi vicdanında ölçüp biçip tartmalı ve kendi muhasebesini yapmalıdır.Toplumun farklı kesimleri arasında uzlaşma, kaynaşma, paylaşma adına gösterilen bütün gayret ve çabaların insana sevap kazandıracağında şüphe yoktur. Fakat kimi zaman şahsî çıkar sağlama, makam ve mevki elde etme, değişik payeler kazanma, alkış ve takdir toplama, dünyada refah ve konfor içinde yaşama ve rahatını sağlama maksadıyla yüz yere sürülüyor, iki büklüm olunuyor ve başkaları karşısında temenna duruluyorsa bunun adı zillettir.
http://www.herkul.org/kirik-testi/kotuluklerle-mucadelede-mumince-tavir/
 

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0
Hocanın tenakuzlarına yetişilirmi bilmem, bildiğimiz, senin bunca yaptığın alıntılara verilecek tek kelam: Şapka düştü, kel göründi! Gerisi angarya...
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
Feto "biz dini bir cemaat değiliz" beyanatı vermiş midir? vermemiş midir?
Biz dini bir cemaat değiliz diyen biri,
bankası olan
siyonist kankası olan,
İslam ortak pazarına karşı çıkan,
Kumpasçı, "alüfte karı" (kadın) muhabeti yapan,
Türk hükümetini neoconlarla işbirliği yapmaya çağıran,
Türkiyedeki İslami hareketlere karşı kendi polis savcı ve hakimleri aracılığıyla düşmanca operasyonlar yaparken, dünyadaki İslami hareketleri amerikaya ve israile avreupaya jurnallayan-ispiyonlayan feto ve örgüt mensupları hangi yüzle hocaefendi olarak piyasaya çıkıyor?,
hangi yüzle?
Böyle kaçak fikir istişaresi veya münazarası yapma.

AÇ KONUNU SOR SORULARINI

EDEP VE ADAP ÇİZGİSİNDE aynı şekilde size cavap vereyim.

SANAL ın avantajlarının arakasına saklanmadan İKİ MÜSLÜMAN a yakışır şekilde münazara yapalım.

 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Yaşama mücadelesi veren ve yarınlara ulaşmak isteyen her millet, ancak, kendi güç kaynaklarına, kendi mana köklerine, kendi dînine, kendi îmânına, kendi azmine dayandığı ölçüde mevcûdiyetini devam ettirebilir. Aksi takdirde, ne ayakta kalması ne de varlığını sürdürmesi mümkündür. Ya biz bugüne kadar öyle mi yaptık? Yıllar var ki, kanımızı emen, canımızı çıkaran düşman bir dünyaya yöneldik, onunla bütünleştik ve onu varlığımızın en esaslı unsuru saydık.. o kadar ki, bu dünyayı her zaman mihrâbımız gibi gördük, kıble-nümâlarımızla onu aradık.. ondan merhamet dilendik ve ondan hayır ümîd ettik. Onlar da sürekli bizim bu zaafımızı değerlendirip kendi dünyamıza, kendi tarihî dinamiklerimize itimâdımızı sarstı, şuurlarımızı dumûra uğrattı, irâdelerimizi felç etti ve bizi kapılarının âzâd kabul etmez köleleri haline getirdiler. Asırlarca, ne onlar cefâdan usandı, ne de bizler vefâda kusur ettik.. yıllar hep bir Muharrem gibi gadr u efgânla akıp gitti ve bu cennet ülke âdetâ bize bir Kerbelâ oldu.Kaybolmuş o yıllardan, devamlı kulaklarımızda uğuldayıp duran ve tasavvurlarımızı bir sis, bir duman gibi saran bu zâlim dünyanın o günlere âit yalanlarını, vefâsızlığını, samimiyetsizliğini, istismârını bir kısım tedâilerle (çağrışımlarla)Â hatırladıkça, aradan bunca yıl, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ruhlarımızın isyanla kükrediğini, gönüllerimizin nefretle dolup-taştığını nabızlarımızın öfkeyle attığını hissediyor ve yenilerinin zuhûr edebileceği endişesiyle tir tir titriyoruz. Endişe ettiğimiz şeyler zuhûr etmiyor da değil.. işte yanıbaşımızda yıllarca devam eden Irak-İran kanlı boğuşması! İşte Azerbaycan fâciası!.. İşte “harap illeri, yıkılmış hânumânları, kimsesiz çölleriyle” hâlâ bir kan ve irin gölü gibi dalgalanıp duran Körfez, Irak.. (ve şimdilerde Gazze!..)
http://www.herkul.org/kirik-testi/kine-doymayan-dunya/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Her fırsatta kendini medeniyetin beşiği, insanı, insânî değerlere taşıyan aydınlık koridorun ışık kaynağı ve devletler arası dengenin en önemli unsuru gören “Batı” dediğimiz bu insafsız dünya, hemen her zaman ya bizzat veya iğfâl ettiği bir kısım çapulcularla -hem de medeniyet adına- vahşetlerin en utandırıcılarını irtikâp etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli kara delikler etrafında dolaştırmış ve dünyanın her yanında, milletlerarası muvâzeneyi bozucu karanlık oyunlar oynamış, akla-hayâle gelmedik entrikalar çevirmiştir.. hele İslâm dünyâsına karşı hiç mi hiç insaflı olamamış.. insaflı olmak bir yana, her fırsatta gelip gelip bu mazlum dünyâya yüklenmiş.. onu bölüp parçalamış.. yer yer ırk ve mezhep mülâhazasıyla bu koca âlemi birbirine düşürmüş, öyle kindâr, öyle kanlı bir ittifaktır ki, zamanın hiçbir diliminde ve tarihin hiçbir devrinde katiyen haçlı düşüncesinden kurtulamadığı gibi hilâli de hiçbir zaman hazmedememiştir.Bu mağrur ve bencil dünyâ, her zaman kendisini medeniyet kürsüsünün biricik hatîbi, ilim ve düşünce hayatının en aldatmaz rehberi görmüş; dolayısıyla da herkesi cehâletle, barbarlıkla karalamış; tabiî, ona göre, bu câhil ve barbar yığınların (!) hakk-ı hayatı ve hikmet-i vücûdu olmadığından, onları ortadan kaldırmada da beis görmemiştir.. görmemiş ve bu vahşî, bedevî -gerçek vahşîler ve bedevîler zamanın tefsiri içinde ortaya çıkacaktır- milletlerin içişlerine karışmış; bu karışmayı da medeniyet ve demokrasi -bunca zulüm ve şenâate vize veren bu ucûbeler de ne ise?- hamleleri saymış; kan dökmüş, kan içmiş, ülkeler yakıp-yıkmış, idâre şekillerine müdâhalede bulunmuş ve kendi içindeki boğuşmaları aşabildiği ölçüde hemen her zaman başkalarıyla uğraşmış.. sonra da bütün bunları bir fazilet ve insanlık mücâdelesi gibi göstermeye çalışmıştır.İhtimal ki, bugün hâlâ o, sebebiyet verdiği katliâmları, çiğnenen ırzları, pâyimâl olan nâmusları, gizli-açık yağmaları, bir temâşâ zevki içinde seyretmekte ve bu temâşâdan da, arenalarda ma’sum insanları, vahşî hayvanlara parçalatan nâpâk soyu kadar olsun teessür duymamaktadır.http://www.herkul.org/kirik-testi/kine-doymayan-dunya/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Bir zamanlar Ortaasya ve Balkanlarda, tarihin en utandırıcı, en zâlim tahrip ve yağmalarını gerçekleştiren bu iki yüzlü dünyâ, mübârek soyumuzun bize emânet ve hâtırası olan bu ülkeleri bir baştan bir başa, günâhsız insanların gözyaşları, tâli’siz nesillerin al kanlarıyla suladığı gibi, şimdilerde yeni ilâve, yeni sistem ve farklı usullerle insaniyet-perverliğini, ruh asâletini (!) bir kere daha gözler önüne serdi ve kendini ispatladı…Ah uğursuz insanlık! Sen, hem de medeniyet, demokrasi, hürriyet ve insan hakları gibi kelimelerin, dilden düşürülmediği ve edebiyatının yapıldığı bir çağda, binlerce ma’sum çocuk, tâli’siz genç ve bedbaht yaşlıların, bir kısım modern cellatlar elinde böyle parçalanıp-doğranmasına sessiz mi kalacaktın? Şeytanlara rahmet okutturan bu canavarlıklara alkış mı tutacaktın? Nerede Batının yüksek tirajlı gazeteleri! Nerede Times’ler, Washington Post’lar, Le Figaro’lar, Independent’ler, Le Monde’ler, Tribune’ler, Daily Telegraph’lar! Nerede insanlık için intişâr ettiğini dilden düşürmeyen büyük mecmualar! Nerede Observer’ler, Stern’ler, Newsweek’ler, Reader’s Digest’ler! Nerede dünyâ radyo ve televizyon kurumları! Bütün bunlar niçin sustular?!. Ve yazarken de mazlumları hakîr görüp zâlimlere “bravo” çektiler!..Aman Allah’ım! Meğer menfaat hırsı, çıkar düşüncesi, İslâm düşmanlığı ve küfür yobazlığı insanları ne seviyeye düşürüyormuş?.. Biz hem muhteşem devirlerimizde hem de tâli’imize yenik düştüğümüz dönemlerde insanları hep azîz bildik, azîz tanıdık; başkalarının da böyle davranacağı kuruntusuna kapıldık. Ama; esefle ifâde edelim ki, şimdiye kadar pek çok defa aldandığımız gibi, şu anda da aldatılmak istendiğimizi görüyor ve “yazıklar olsun!” diyoruz. Yazıklar olsun asırlardan beri bize göz açtırmayan Batının kırk harâmilerine! Yazıklar olsun İslâm dünyâsını bir kere daha zulüm paletleriyle çiğneyip geçenlere! Yazıklar olsun denizlerimizi kirletip topraklarımızda kan seylâpları meydana getirenlere! Yazıklar olsun hunhâr haydutların katlettikleri bunca günâhsız insan karşısında sessiz kalanlara! Yazıklar olsun semâları titreten ma’sum çığlıklarını duyup ürpermeyenlere! Yazıklar olsun zâlime, zulmü alkışlayana ve bu kızıl kıyâmetten birşey anlamayana!

http://www.herkul.org/kirik-testi/kine-doymayan-dunya/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Biz, hicrân dolu sînelerimizin âhıyla inledik ve bir sürü “yazıklar olsun!” çektik. Bu önemsiz olabilir. Ne var ki, Gayretullâh’ın dile gelmesi böyle olmayacaktır. O konuşunca, bugünkü mağrur ve gaddar başlar “keşke..!” deyip iki büklüm olacak ve oturup ağlamaya bile fırsat bulamayacaklardır.“Zâlimlere bir gün söyletir Kudret-i Mevlâ,
Tallâhi lekad âserakâllâhü aleynâ” (1)
(1) “Vallâhi, Allah seni bizden üstün kıldı.” (Yusuf, 12/91)
http://www.herkul.org/kirik-testi/kine-doymayan-dunya/
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Ey Yüceler Yücesi Allah'ımız! Ne şekilde olursa olsun içine yuvarlandığımız birtakım yakışıksız amellerden dolayı Senin kapından başka sığınacak yerleri olmayan biz muhtaç kullarını muaheze etme.. dönüp dolaşıp Sana gönül bağlamış kullarına musallat olmak isteyen vatan, millet, insanlık ve din düşmanlarına fırsat verme.. bizi hem Senin hem de yüce habibin Hazreti Muhammed'in (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) asla dokunulamayan ve zarar verilemeyen himayene dâhil eyle. Amin.
http://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-kursu-akademi-yazilari/fethullah-gulen-2012-kursuleri/32101-fethullah-gulen-kuran-kulturu-ve-sahabe

 

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0
@elcevaz13, boşuna nefesini tüketme..''takke düştü, kel göründü''...nokta.
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Tarihin değişik dönemlerinde bizim coğrafyamızda çok farklı kırılmalar, dökülmeler yaşandı.. defaatle insanımıza zehir içirildi ve onun gözlerine kezzap döküldü.. millî ve dinî değerleri elinden alınarak ona gurbetlerin en acısı yaşatıldı.. güneşi çalındı, ayı söndürüldü ve iç içe küsûflara maruz bırakıldı.. onun, bir yandan düşman cefasıyla kıvranırken diğer yandan da dost vefasızlığıyla inlemesi hiç mi hiç eksik olmadı; yıkılıp giden şer gürûhunu arkadan yenileri takip etti ve her zaman gelenler gidenleri arattı. Öyle ki, ne müstebit tiranların baskıları sona erdi ne de din düşmanlarının kin ve nefreti; sona ermedi ve bu dünyayı onun hakkında Cehennem'e çevirdiler.
Bugün de hiçbir şey değişmeden aynı tagallüpler, tahakkümler, tasallutlar devam etmekte; insanımızın ümit ışıkları söndürülmeye çalışılmakta, hak ve adalet çiğnenmektedir. Fert, devlet/devletler ve toplumlar olarak inandığını yaşamak isteyenlere fırsat verilmemekte; hattâ onlara engizisyon uygulanmaktadır. Tabiî bütün bunlara rağmen göz doldurucu bir keyfiyette olmasa da, gelecek adına vaad ettiği değişik buudlardaki ba'sü ba'de'l-mevtleri işaretleyen ümit meşaleleri de par par yanmakta ve her şeyi sevgiye ve saygıya göre yorumlayan günümüzün o aydınlık ruhları onca gayz, nefret ve tecavüzlere takılmadan ve hız kesmeden yüksek insanî değerlerimizi ihya istikametindeki yolculuklarını devam ettirmektedirler. Aslında, Allah hiçbir zaman, baskıcı zalim ve tiranlara karşı kapısının sadık kullarını –inayetini üzerlerinden eksik etmesin!– yalnız bırakmamıştır.
Gerçi yer yer bâtıl düşünce çevreyi gürültüye boğmuş, sürekli esmiş savurmuş, etrafta panik hâsıl etmeye çalışmış, hakkın sesini-soluğunu kesmek için yapmadık şey bırakmamıştır ama toplumdaki sinmeler de hep gelip geçici olmuş ve arkasından hakikatin sesi daha bir tiz perdeden duyulmaya başlamıştır. Allah, bazı dönemlerde zalimlere mehil üstüne mehil verse de, çok defa "gayretullah"a dokunma durumlarında onları derdest edip cezalandırmış, mazlumları tutup kaldırmış ve onlara derlenip toparlanma yollarını göstererek böylelerini ilmî, içtimaî, aklî, kalbî ve ruhî diriliş yollarına uyarmıştır.
İşte, Allah'ın tutup desteklediği/destekleyeceği bu kimseler, bugün olmasa da çok yakın bir gelecekte sevgiden ve merhametten oluşturdukları değişik enstrümanlarla ruhlarında sürekli köpürüp duran o derin şefkat hislerini mutlaka seslendirecek; bulundukları her yerde birer sıyanet meleği gibi, karşılaştıkları mazlumları, mağdurları kucaklayacak; bütün zalimlere, tiran bozması müstebitlere ve o acımasız gaddarlara "Bugün sizi kınayıp serzenişte bulunacak değilim (değiliz). Allah ettiklerinizi bağışlasın; O merhametlilerin en merhametlisidir." ( Yûsuf sûresi, 12/92) diyecek ve o zamana kadar hep kan düşünmüş, kan konuşmuş, kan dökmüş ve kan içmiş en kanlı delilere dahi sinelerini şefkatle açmadan geri kalmayacaklardır.
Evet, bir gün mutlaka, böyle engin bir rahmet tecellîsini temsil edecek olan o mefkûre insanları, o iman ve aksiyon kahramanları ve o Allah'la münasebetlerinde temkin ve teyakkuz erleri, tecessüm etmiş birer inayet şeklinde dört bir yanda belirecek ve bize kâse kâse diriliş şerbetleri sunacaklardır.
..
Sızıntı, Haziran 2006, Cilt 28, Sayı 329
http://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/cag-ve-nesil-serisi/fethullah-gulen-sukutun-cigliklari/16119-fethullah-gulen-belki-bir-gun-biz-de-dirilecegiz
 

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0
Lafla peynir gemisi yürümez derler..Sen bunları bırakta, türkiyeyi Obamaya şikayet etmek için lobilere ne kadar para harcadınız , bunun hesabını ver, @elcevaz13....
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Laf ile 20 yıl önce bu milleti aldatabiliyordunuz. Devriniz bitti. Numaralarınızı kimse yutmuyor artık. Kurulmuş robotlar gibi yazmakla birilerini tereddüde sevk etme günleri geride kaldı. UYANIN.
 
Üst