Bid’at ehli ile dostluk kurmak | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Bid’at ehli ile dostluk kurmak

buharaA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2006
Mesajlar
163
Puanları
0
Yaş
47
Bid’at ehli ile dostluk kurmakSual: Bid’at ehli ile dostluk kurmakta mahzur var mı?
CEVAP
Bid’at ehli ile arkadaşlık yapmak, oturup onunla sohbet etmek caiz değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri (İyi biliniz ki, bid'at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid'at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu. (m.260)

Bid'at ehlinden başka herkese, dosta ve düşmana, Müslümana ve kâfire, daima güler yüz, tatlı dil göstermelidir. Bid'at ehline ve münafıklara ve açıkça günah işleyenlere tatlı dil ve güler yüz caiz olmadığı için, zaruret olmadıkça, bunlarla karşılaşmamaya, görüşmemeye çalışmalı, görüşülürse, zaruret miktarını aşmamalıdır. (Nikaye)

Bid'at ehli ile görüşmeyi yasaklayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(Bid'at sahibine hürmet eden, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.) [Taberani]

(Bid'at ehline sert davran! Allahü teâlâ, onlara düşmandır.)
[İbni Asakir]

(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler.)
[Müslim]
(Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!) [Ebu Davud]

(Karşılaşınca, onlara selam vermeyin!)
[İbni Mace]
(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukayli]

(Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!)
[İbni Hibban]

(Onlar benden değil, ben de onlardan değilim. Onlarla cihad, kâfirlerle cihad gibidir.)
[Deylemi]

(Kim bid'at ehlinden buğz ederek yüz çevirirse, Allahü teâlâ onun kalbini korkulardan emin kılar ve imanla doldurur. Bid'at ehline sert muamele edeni de, en büyük korku gününde emin kılar. Bid'at ehlini hakir ve zelil göreni de, Cennette yüz derece yükseltir. Bid'at ehline selam veren veya onu sevindirici şeyle karşılayan, Kur’an-ı kerimi küçümsemiş olur.)
[Hatib]

(Bir bid'at ehli öldüğünde İslamda bir fetih vuku bulmuş gibi olur.)
[Hatib]

(Bir bid'at çıkaran, ölmeden önce mutlaka onun kötülüğüne maruz kalır.)
[Taberani]

(Bid’at ehlinden ilim öğrenmeye çalışmak, kıyamet alametlerindendir.)
[Taberani]

(Bid'at çıkarana, bunu yapana şeytan çok ibadet yaptırır, onu çok ağlatır.)
[Mekt. Masumiyye c.2, m. 110]

Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri Gunye’de buyuruyor ki:
Hadis-i şerifte (Bid'at ehline, Allah için sert bakanın kalbini, Allahü teâlâ imanla doldurur ve korkulardan emin kılar) buyurdu. Tasavvuf büyüklerinden Fudayl bin Iyad, “Bid'at söyleyenleri ve yapanları sevenlerin ibadetlerini, Allahü teâlâ kabul etmez ve kalblerinden imanlarını çıkarır. Bid'at ehlini sevmeyenin ibadeti az olsa da, Allahü teâlânın bunu affetmesi umulur. Yolda bid'at sahibine karşı gelirsen, yolunu değiştir” buyurdu. Süfyan bin Uyeyne de, “Bid'at ehlinin cenazesinde bulunana cenazeden ayrılıncaya kadar, Allah gadab eder” buyurdu. (Mektubat-ı Masumiyye c.4, m.29)

Bid’at ehlinden böyle uzak durmanın sebebi bid’atin çok kötü bir iş olduğu içindir. Çünkü bid’at çıkaran dine ilave yapıyor, Allah adına, Resulü adına hükümler koymuş oluyor. Allah’ın ve Resulünün koyduğu hükümleri beğenmemiş oluyor. Her günahtan daha büyüğünü işlemiş oluyor.
 

meyve

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
15 Eki 2006
Mesajlar
762
Puanları
0
Ve bid'aların bu şekilde hücum ettiği asrımızda pusulamız, yol haritamız Sünnet-i Seniyye olmalı. Zaten o sebeple Peygamber Efendimiz a.s.m "Bid'aların çok olduğu ahirzamanda sünnetimin basit bir adabını yerine getiren adam yüz şehit sevabı kazanır."
Yalnız bir de şöyle bir durum var kardeş. Bid'a ile amel eden kalben taraftar olmadıkça dost olabilir. Yalnız kalben taraftar olmayacak. Belki farkında olmadan veya istemeyerek bid'a ile amel etmiş olacak.
 

amca

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
13 Ara 2006
Mesajlar
751
Puanları
0
Bid’at ehli ile dostluk kurmakSual: Bid’at ehli ile dostluk kurmakta mahzur var mı?
CEVAP
Bid’at ehli ile arkadaşlık yapmak, oturup onunla sohbet etmek caiz değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri (İyi biliniz ki, bid'at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid'at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu. (m.260)

Bid'at ehlinden başka herkese, dosta ve düşmana, Müslümana ve kâfire, daima güler yüz, tatlı dil göstermelidir. Bid'at ehline ve münafıklara ve açıkça günah işleyenlere tatlı dil ve güler yüz caiz olmadığı için, zaruret olmadıkça, bunlarla karşılaşmamaya, görüşmemeye çalışmalı, görüşülürse, zaruret miktarını aşmamalıdır. (Nikaye)

Bid'at ehli ile görüşmeyi yasaklayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(Bid'at sahibine hürmet eden, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.) [Taberani]

(Bid'at ehline sert davran! Allahü teâlâ, onlara düşmandır.) [İbni Asakir]

(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler.) [Müslim]
(Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!) [Ebu Davud]

(Karşılaşınca, onlara selam vermeyin!) [İbni Mace]
(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukayli]

(Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!) [İbni Hibban]

(Onlar benden değil, ben de onlardan değilim. Onlarla cihad, kâfirlerle cihad gibidir.) [Deylemi]

(Kim bid'at ehlinden buğz ederek yüz çevirirse, Allahü teâlâ onun kalbini korkulardan emin kılar ve imanla doldurur. Bid'at ehline sert muamele edeni de, en büyük korku gününde emin kılar. Bid'at ehlini hakir ve zelil göreni de, Cennette yüz derece yükseltir. Bid'at ehline selam veren veya onu sevindirici şeyle karşılayan, Kur’an-ı kerimi küçümsemiş olur.) [Hatib]

(Bir bid'at ehli öldüğünde İslamda bir fetih vuku bulmuş gibi olur.) [Hatib]

(Bir bid'at çıkaran, ölmeden önce mutlaka onun kötülüğüne maruz kalır.) [Taberani]

(Bid’at ehlinden ilim öğrenmeye çalışmak, kıyamet alametlerindendir.) [Taberani]

(Bid'at çıkarana, bunu yapana şeytan çok ibadet yaptırır, onu çok ağlatır.) [Mekt. Masumiyye c.2, m. 110]

Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri Gunye’de buyuruyor ki:
Hadis-i şerifte (Bid'at ehline, Allah için sert bakanın kalbini, Allahü teâlâ imanla doldurur ve korkulardan emin kılar) buyurdu. Tasavvuf büyüklerinden Fudayl bin Iyad, “Bid'at söyleyenleri ve yapanları sevenlerin ibadetlerini, Allahü teâlâ kabul etmez ve kalblerinden imanlarını çıkarır. Bid'at ehlini sevmeyenin ibadeti az olsa da, Allahü teâlânın bunu affetmesi umulur. Yolda bid'at sahibine karşı gelirsen, yolunu değiştir” buyurdu. Süfyan bin Uyeyne de, “Bid'at ehlinin cenazesinde bulunana cenazeden ayrılıncaya kadar, Allah gadab eder” buyurdu. (Mektubat-ı Masumiyye c.4, m.29)

Bid’at ehlinden böyle uzak durmanın sebebi bid’atin çok kötü bir iş olduğu içindir. Çünkü bid’at çıkaran dine ilave yapıyor, Allah adına, Resulü adına hükümler koymuş oluyor. Allah’ın ve Resulünün koyduğu hükümleri beğenmemiş oluyor. Her günahtan daha büyüğünü işlemiş oluyor.
Kardeşim Bid'at ehli kimdir bunu biraz açarsan belki sakınmamız daha kolay olur. Nereden anlıyacağız kim Bid'at ehlidir. Kim Hak yol üzeredir.
 

buharaA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2006
Mesajlar
163
Puanları
0
Yaş
47
vehhabiligin ic yuzunu tasavvuf bolumunde belirttim sonrada serbest kurside bazi sapik firkalardandayazi gonderdim oradan bakabilrisiniz ins selametle
 
B

.BeYzA.

Misafir
Kardeşim Bid'at ehli kimdir bunu biraz açarsan belki sakınmamız daha kolay olur. Nereden anlıyacağız kim Bid'at ehlidir. Kim Hak yol üzeredir.

bidat Rasulullahın(sav) sünnetinede bulunmayan ve veya sünnette olduğu halde ona farklı bir zaman mekan sayı..vb. değişiklikler eklemektir. Çünkü tüm hasenleri Rasulullah(as)bize öğretmiştir...İbadetlerde böyle değişiklik yapanlara da bid'at ehli denir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
"Her bid'at sapıklıktır."
(Bid'at ehli, bid'atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul olmaz.)

selametle!
 

amca

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
13 Ara 2006
Mesajlar
751
Puanları
0
bidat Rasulullahın(sav) sünnetinede bulunmayan ve veya sünnette olduğu halde ona farklı bir zaman mekan sayı..vb. değişiklikler eklemektir. Çünkü tüm hasenleri Rasulullah(as)bize öğretmiştir...İbadetlerde böyle değişiklik yapanlara da bid'at ehli denir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
"Her bid'at sapıklıktır."
(Bid'at ehli, bid'atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul olmaz.)

selametle!
İşlerin yoğunluğundan bazen sadece Farz Namazları kılıyorum. Yani bu Bid'at mıdır?

Ama zaman zaman tam olarak kıldığımda oluyor.
 
B

.BeYzA.

Misafir
İşlerin yoğunluğundan bazen sadece Farz Namazları kılıyorum. Yani bu Bid'at mıdır?

Ama zaman zaman tam olarak kıldığımda oluyor.

"Namaz, zekat ve başka farzlardaki bir noksanlık, nafilelerle tamamlanır.) [Beyheki]

İnsanın derecesi ne kadar yüksek olursa olsun, kusursuz iş yapamaz. İşte nafileler farzlarda olan kusurları tamamlar. Nafile kılmak, farzdaki kusurları tamamlamak için emrolunmuştur. Kurtuluş, farzları noksansız yapmaktadır. Bilhassa namaz çok mühimdir. Çünkü Allahü teâlâ, (Namaz hesabının altından kalkarsan, kurtuluş senindir. Öteki hesapları kolaylaştırırım) buyuruyor. (Umdet-ül-İslam)

O halde farz namaz kazası olmayan, farz namazlardaki kusurlarının düzelmesi için nafile namazlara devam etmelidir!"


dolayısı ile bu bidat olmuş olmaz...sünnetleri kılmak kazançtır ayrıca sünneti terkedenin şefaatten mahrum olunacağıda söylenmiştir.

(Amellerin en hayırlısı farzlar, en kötüsü de bid'atlerdir.) h.ş.
 

Minhac_

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2007
Mesajlar
1,189
Puanları
0
Bende Bid At Ehlini Size Söyliyim
Bu Gün Okunan Sabah Ezanindaki((( Essalatu Hayrun Minennevm ))) Kelimesi Arapça Bir Söz Olup Anlami Namaz Uykudan Daha Hayirlidir .
Bidat-ı Hasene ve Bidat-ı Seyyie tabirlerini duymus muydunuz?


BİDAT

Bidat daha önce benzeri olmayan bir şeyi ortaya koymak demektir. Şer'i yönden ise bidat ; Kur'an ve Hadislerde işaret edilmeyen yeni bir adet çıkarmaktır.

Hazreti Aişe Radıyallahu Anha'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah Aleyhisselatü Vesselam bir Hadis-i Şeriflerinde mealen şöyle buyurmaktadır;
" Kim bizim bu dinimizde bulunmayan yeni bir şey (adet) çıkarırsa, çıkarılan bu şey kabul olunmayıp red olunur. Hadis-i Şerifi İmam Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. Müslim'in rivayet ettiği bir başka Hadis-i Şerifte ise şöyle buyurulmaktadır: " Kim bizim dinimize uymayan bir amel (yani bir adet) çıkarırsa bu, kabul olunmayıp red olunur. " Bu Hadis-i Şeriflerden de anlaşıldığına göre bidat ; hasene ve seyyie olmak üzere ikiye ayrılır.

Bidat-ı Hasene ki ; buna Sünnet-i Hasene de denir. Bu Kur'an ve Sünnete uygun olarak ortaya çıkarılan adetlerdir.

Bidat-ı Seyyie ki ; buna Sünnet-i Seyyie de denir. Buda Kur' an ve Sünnete aykırı olarak ortaya çıkarılan adetlerdir.

Bidatın böyle kısımlandırıldığı Cerir bin Abdullah el-Beceli Radıyallahu Anh'den rivayet olunan şu Hadis-i Şerifle de anlaşılmaktadır.

Kendisi Resulullah Aleyhisselamın şöyle buyurduğunu söylemiştir (mealen): " Kim İslam'da uygulanabilecek güzel bir adet ve davranış ortaya çıkarırsa, bundan dolayı o kimse ecir ve mükafat alacağı gibi, bunu tatbik edenlerin ecir ve mükafatlarına nail olur; fakat diğerlerinin kazandığı ecir ve mükafatlardan hiçbir şey eksilmiş olmaz. Ama her kim de İslam'da kötü bir adet ve davranış ortaya çıkarırsa, bunun vebal ve günahı kendi boynuna olduğu gibi, bunu tatbik edenlerin vebal ve günahı da onu ortaya çıkaranın boynunadır !. diğerlerinin kazandığı vebal ve günahdan ise hiçbir şey eksilmez. " Hadis-i Şerifi İmam Müslim rivayet etmiştir.

İmam Şafii Hazretleri ; "Getirilen yenilikler iki kısım olup bunlardan birincisi; Kitab'a, yahut Sünnet' e yahut İcma'ya, yahut da sahabeden bize ulaşan davranış ve haberlere aykırı olanlardır ki bu gibi yenilikler bidat ve sapıklıktır. İkincisi ise; Kitab'a yahut Sünnet'e yahut İcma'ya aykırı düşmeyen yenilikler olup bunlar kötü ve kınanacak şeyler değildir" demektedir. Şafii'nİn bu sözlerini İmam Beyhaki, " Menakıb uş-Şafii " adlı kitabında sened ve dayanaklarıyla birlikte rivayet etmiştir.

Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ın doğum gününde (Mevlid kandilinde) şenlikler düzenle'mek bir Sünnet-i Hasenedir. Mevlid şenliğini ilk defa Hicri yedinci asırda İrbil Meliki Sultan el-Muzaffer tertip etmiştir. Tabiın'den Yahya bin Ya'mer'in Kur'an Ayetlerindeki harflere nokta koyması da bu nev'i sünnetlerdendir. Bu zat ilim ve takva sahibi değerli bir kimseydi. Gerek muhaddislerden ve gerekse diğerlerinden ilim erbabı olanlar bu zat'ın fazileti ve üstünlüğünü kabul etmişler ve onun bu davranışını övmüşlerdir.


Kur'an'ı Kerim'in harflerini, Resulullah Aleyhisselatü Vesselamın vahiy katiplerine yazdırdığı sırada noktalı değildi. Hazreti Osman bin Affan'ın yazdığı beş yahut altı nüshadan ibaret mushafların harfleri de noktalanmış değildi. Ta o zaman yapılan noktalamayı müslümanlar günümüzde de benimsemeye devam etmektedirler. Peki, bu işi Resulullah yapmadı diye bunun saptırma, yoldan çıkarıcı bir bidat olduğunu kim söyleyebilir ?!. Madem öyle, bıraksınlar bu noktalanmış mushafları veya mushaflardan bu noktaları kazıyıp Hazreti Osman Radıyal1ahu Anh zamanmdaki noktasız şekline döndürsünler, haydi yapsalar ya bunu!. " Es-Sünen " adlı kitabın müellifi Ebu Davud'un oğlu Ebu Bekir, "Kitab ul-Mesahif" adlı kitabında mushaflara nokta koyma işini ilk defa Yahya bin Ya'mer'in yaptığını söylemiştir. Bu zat'ın Tabiin'in alimlerinden olup Abdullah bin Ömer ve diğerlerinden Hadis rivayetlerinde bulunmuştur.

Selametle...
 

Minhac_

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2007
Mesajlar
1,189
Puanları
0
BİDAT
Bid’at, sözlük anlamı itibarıyla geçmişte bir benzeri görülmeden meydana getirilen her yeni şeydir. Şer’i bakımından ise bida-i hudâ ve bida-i dalâle olmak üzere ikiye ayrılır.
Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إلاابْتِغَآءَ رِضْوَانِ اللهِ﴾
El-Hadîd suresi, 27. ayet
Manası: Onlar (İsâ’ya tâbi olanlar) ruhbaniyeti meydana getirdiler, halbuki Allâh kendilerine bunu farz kılmamıştır.
Allâh, İsâ’ya tâbi olan müslümanların, şehvetlerden uzak kalarak yaptıkları ruhbaniyet eylemlerini kendilerine farz kılmamış olduğu halde bu ayette onları övmüştür. Onlar ise bunu Allâh rızasını arzulayarak yapmışlardır. Bu da bazı bidatların iyi olduğuna dair bir delildir.

Peygamber efendimiz Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste ise mealen“ her kim dine ,şeriata uygun olmayan yeni bir iş yaparsa yaptığı iş reddedilmiştir” buyurmuştur. Bu hadiste yapılan her iş değil sadece şeriata, Kuran ve hadise uygun olmayan amel kastedilmiştir. Müslimin rivayet ettiği başka bir hadisi şerifte “Kim İslâm’da iyi bir yol açarsa ona bunun ecri ve kendisinden sonra bununla amel edenlerin (ecirlerinden bir şey eksilmeden) ecri vardır. Kim sünnette kötü bir yol açarsa da ona bunun yükümlülüğü ve kendisinden sonra bununla amel edenlerin (yükümlülüğünden bir şey eksilmeden) yükümlülüğü vardır.” Yani iyi bir amel başlatanın hem bu ameli başlattığı için ecri vardır hem de kendisinden sonra bu ameli işleyenlerin ecri olduğu gibi kendisinin de sebep olması yüzünden fazladan ecri vardır. Aynı şey kötü bir amel başlatanın yükümlülüğü içinde geçerlidir. Kötü bir bidat başlatan kişi hem bu bidatı yaptığı için hem de kendisinden sonrakilere sebep olduğu için yükümlüdür. Aynı zamanda bu kötü ameli işleyenler de bu amelden dolayı yükümlüdürler.

Alimler bunun gibi ayet ve hadislerden yola çıkarak bidatı hasen (iyi) ve kötü bidat olarak ikiye ayırmışlardır. Hasen bidat Kuranı Kerim’e, şeriata ve sünnete uygun olan bidattır. Kötü bidat ise bunlardan birine aykırı olan bidattır. Bu ayırım aynı zamanda Müslim’in rivayet ettiği hadiste de peygamber efendimiz tarafından yapılmıştır. Bu hadiste iyi bidat yapan ve kötü bidat yapan hakkında iki ayrı hüküm verilmiştir. Şeriata uygun olan iyi bidatları ortaya koyacak olanlar islam alimleridir.

Ahmet İbni Teymiye Elharrani kötü bidatları ortaya çıkaranlardan biridir. İslam’a aykırı birçok meseleyi ortaya koymuştur. Bu kişi peygamber efendimize tevessülün haram olduğunu ilk söyleyen kişidir. Aynı zamanda diğer peygamber ve salihlere hayatlarında ve ölümlerinden sonra tevessül etmenin şirk olduğunu söylemiştir. Bu onun ortaya atmış olduğu zehirli bir bidattır. Hem bu bidatı ortaya attığı için hem de kendisinden sonra bu bidatla amel edenlere vesile olduğu için yükümlülüğü (günahı) vardır. Bu bidatla amel edenlerin de yükümlülüğü ortadan kalkmaz; hepsi aynı günahı işlemiş olur.

İslam alimlerinin hiçbiri İslam dininde bidat yoktur dememiştir. Hiçbir ayet ve hadisi şerifte böyle bir ibare yoktur. Hiçbir İslam imamı peygamberin yapmadığını yapmak haramdır dememiştir.


Hafız ibnu Haceri’in hakkında isnadı hasendir dediği Ebu Davud’un rivayet ettiği ve aynı zamanda sahih müslimde bulunan bir rivayette Ömer’in oğlu Abdullah namazın teşşehhüd esnasında kelimeyi şehadetten sonra “Allah’ın ortağı yoktur” anlamına gelen “vehdehu le şerike lehu” demiştir. bunu kendisinin eklediğini Peygamber Efendimizin böyle bir şey öğretmediğini söylemiştir. İbni Davut bunu rivayet etmiş hafız İbni Hacer ise isnadının hasen olduğunu söylemiştir. Bunu yapan Abdullah ise İslam aleminde üllemalığı şüphe götürmeyen bir kişidir.



Müslimde olan bir rivayette Hazreti Ali, hazreti Ömerin içki içeni seksen defa kırbaçlattığını duyduğunda şöyle demiştir “Rasulullah içki içeni kırk defa, Ebubekir kırk defa, Ömer ise seksen defa kırbaçlatmıştır. Hepsi sünnettir. Ama ilki benim en sevdiğimdir.” Hz. Ömer bu hadisede peygamber efendimizin uygulamasından fazla sayıda kırbaç vurdurmasına rağmen Hz. Ali bu konuda hepsi sünnettir demiştir. Ömer için hatalıdır dememiştir. Hz. Ömer’e sen kötü bir bidatçısın islamda olmayan bir şey getirdin dememiştir.

Ayrıca sahabilerden hiçbiri hakkında “Muhammed” kelimesinden sonra “sallallahu aleyhi vesellem” yazdığı sabit olmamıştır. Bunu alimlerimiz daha sonraki zamanlarda bu şekilde yazmış ve bugün Müslümanların güzel bir alışkanlığı haline gelmiştir. Hiçbir alim, bu kötü bir bidattır, Muhammed sözcüğünden sonra sallallahu aleyhi vesellem yazmak din dışı ya da dine sonradan eklenen kötü bir şeydir dememiştir. Tüm Müslümanlar bunu güzel bir amel olarak algılamış ve uygulamışlardır.

İyi bidat hakkında alimler değişik örnekler vermişlerdir bunlardan bir tanesi hicri yedinci yüzyılda ilk uygulayanı Melik Elmuğaffar olan Peygamber efendimizin doğumunu kutlamaktır. Melik Elmuğaffar İbni Kesir’in dediği gibi irak’ta, alim Allah’tan korkan ve cesur bir irbil kralı idi. Bu kral mevlidi ilk yapan kişidir. Alimleri, sadık sufileri, hadis ehlini, devlet adamlarını ve halkı toplayarak Allah rızası, ve Peygamber Efendimizin bu dünyaya gönderilmesine şükür etmek için Kur-an’ı Kerim okutmuş ve peygamber efendimizin hayatından bahsettirmiştir. Daha sonra yere büyük bir sofra serilmiş ve binlerce kuzu kestirmiştir. Bu sofradan toplanan tüm alimler ve sadık sufiler peygamber efendimizin doğuşuna sevinerek yemişlerdir. Bu davranışı iyi olarak karşılamış ve iyi bir bidat olduğunu söylemişlerdir. Krala sen peygamber efendimizin ya da O’nun sahabelerinin yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsın; sen onlardan daha mı iyi biliyorsun dememişler aksine bu amel iyi bir bidattır demişlerdir.

Ömer Bin Hattab Sahihi Buhari’de bulunan bir rivayete göre mescide gittiğinde insanları teravih namazını tek başlarına kılarken görmüş ve onların bu namazı cemaatle kılmalırını sağlamıştır. Ardından bu ne güzel bir bidattır demiştir. Teravih namazı, önceleri herkesin tek başına kıldığı bir namaz idi. Hazreti Ömer bu namazı cemaatle kıldırmış ve bunu İslam dinine uygun bir davranış olarak görmüştür. Hiçbir sahabi O’na, ya Ömer sen bunu nasıl yaparsın. Dine nasıl yeni bir şey katarsın dememiş akisne O’nun “bu ne güzel bir bidattır” demesini uygun bulmuş ve teravihi cemaatle kılmıştır
Peygamber efendimizden sonra yapılan ve buna
rağmen şeriata aykırı olmayan şeylerden biri de Kur-anı Kerim’in noktalanmasıdır. Kuranı kerim Peygamber efendimiz zamanında noktalama işaretleri olmadan yazılmıştı. “B, Nun, Ş, T, F Kaf, Cim, Ha” gibi harflerin noktaları olmadığı gibi “esre, ötre” gibi harekeler de yoktu. Hemze ve şedde yoktu. Hz Osman zamanında bile bu noktalama işaretleri yoktu. Bu noktalama işaretlerini sonradan Kur-anı Kerime ekleyen bir sahabi bile değildi. Bu kişi tabiilerden idi; adı ise Yahya İbni Yamır dır. Allah ondan razı olsun. Alimler bu şahsa ey Yahya, sen Allah’ın kitabı ile mi oynuyorsun. Sen Ebu Bekir ve Ömer’den daha mı akıllısın dememişler ve bu durumu güzel görmüşlerdir.Tabiin ülemalarından olan Sahip Essünen Ebu Bekir İbni Ebu Davut masahif kitabında bunu zikretmiştir. Hemze ve şeddeyi ise daha sonradan Hasan Elbısri Allah ondan razı olsun tarafından eklenmiştir. Alimler buna da itiraz etmemiştir.

Peygamber Efendimizin vefatından sonra yapılan tüm bidatlar haramdır diyenler için gülünçtür ki bunu bügünkü camilerimizde yapmaktadırlar. Camilerde imamların namaz kılarken durdukları mihrap peygamber efendimiz zamanında yoktu. Dört halife zamanında da yoktu. Rasulullah’ın mescidinde mihrap yoktu. Mihrabı ilk yapan peygamber efendimizden yaklaşık doksan yıl sonra gelen halife Ömer Bin Abdulaziz’dir. İlk yüksek minareleri yaptıran da O’dur. Mimber ise Peygamberimiz zamanında üç basamaktan ibaret idi. Şimdi ise mimberlerin çoğu üç basamaktan fazladır.

yazi alintidir ( kaynak sarihulbeyan)
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
(Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirdi.) [Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed, Hakim, Taberani, İbni Neccar, İ.Münavi]

Başka bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun için şöyle buyurmuştu:

'Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer'e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer'den kaçmasın' (Suyûtî, a.g.e., 133).

Resulullah (s.a.s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r.a)'ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: 'Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır' (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, II). [Hz. Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. ]

Bu, Hz. Ömer (r.a)'ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s);

'Allah(c.c.) doğruyu Ömer'in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır' (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasında da Hz. Ömer'i göstererek şöyle demişti: 'Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır' (Suyûtî, aynı yer).

Kaynaklar:
İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970
Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986


İktibastır.
 

Minhac_

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2007
Mesajlar
1,189
Puanları
0
Ömer Bin Hattab Sahihi Buhari’de bulunan bir rivayete göre mescide gittiğinde insanları teravih namazını tek başlarına kılarken görmüş ve onların bu namazı cemaatle kılmalırını sağlamıştır. Ardından bu ne güzel bir bidattır demiştir. Teravih namazı, önceleri herkesin tek başına kıldığı bir namaz idi. Hazreti Ömer bu namazı cemaatle kıldırmış ve bunu İslam dinine uygun bir davranış olarak görmüştür. Hiçbir sahabi O’na, ya Ömer sen bunu nasıl yaparsın. Dine nasıl yeni bir şey katarsın dememiş akisne O’nun “bu ne güzel bir bidattır” demesini uygun bulmuş ve teravihi cemaatle kılmıştır

Müslimde olan bir rivayette Hazreti Ali, hazreti Ömerin içki içeni seksen defa kırbaçlattığını duyduğunda şöyle demiştir “Rasulullah içki içeni kırk defa, Ebubekir kırk defa, Ömer ise seksen defa kırbaçlatmıştır. Hepsi sünnettir. Ama ilki benim en sevdiğimdir.” Hz. Ömer bu hadisede peygamber efendimizin uygulamasından fazla sayıda kırbaç vurdurmasına rağmen Hz. Ali bu konuda hepsi sünnettir demiştir. Ömer için hatalıdır dememiştir. Hz. Ömer’e sen kötü bir bidatçısın islamda olmayan bir şey getirdin dememiştir.

Hafız ibnu Haceri’in hakkında isnadı hasendir dediği Ebu Davud’un rivayet ettiği ve aynı zamanda sahih müslimde bulunan bir rivayette Ömer’in oğlu Abdullah ( Allah ondan razi olsun) namazın teşşehhüd esnasında kelimeyi şehadetten sonra “Allah’ın ortağı yoktur” anlamına gelen “vehdehu le şerike lehu” demiştir. bunu kendisinin eklediğini Peygamber Efendimizin böyle bir şey öğretmediğini söylemiştir. İbni Davut bunu rivayet etmiş hafız İbni Hacer ise isnadının hasen olduğunu söylemiştir. Bunu yapan Abdullah ise İslam aleminde üllemalığı şüphe götürmeyen bir kişidir.

Peygamber efendimizden sonra yapılan ve buna
rağmen şeriata aykırı olmayan şeylerden biri de Kur-anı Kerim’in noktalanmasıdır. Kuranı kerim Peygamber efendimiz zamanında noktalama işaretleri olmadan yazılmıştı. “B, Nun, Ş, T, F Kaf, Cim, Ha” gibi harflerin noktaları olmadığı gibi “esre, ötre” gibi harekeler de yoktu. Hemze ve şedde yoktu. Hz Osman zamanında bile bu noktalama işaretleri yoktu. Bu noktalama işaretlerini sonradan Kur-anı Kerime ekleyen bir sahabi bile değildi. Bu kişi tabiilerden idi; adı ise Yahya İbni Yamır dır. Allah ondan razı olsun. Alimler bu şahsa ey Yahya, sen Allah’ın kitabı ile mi oynuyorsun. Sen Ebu Bekir ve Ömer’den daha mı akıllısın dememişler ve bu durumu güzel görmüşlerdir.Tabiin ülemalarından olan Sahip Essünen Ebu Bekir İbni Ebu Davut masahif kitabında bunu zikretmiştir. Hemze ve şeddeyi ise daha sonradan Hasan Elbısri Allah ondan razı olsun tarafından eklenmiştir. Alimler buna da itiraz etmemiştir.
 

gunduzalp

Kısıtlı Erişim
Kısıtlı Erişim
Katılım
26 Eki 2006
Mesajlar
2,954
Puanları
0
"Birgün Rasûlullah (s.a.v) bize namaz kıldırdı. Sonra bize dönüp çok tesirli bir va'z etti. Bu va'zdan dolayı gözler yaşarıp kalpler ürperdi. Derken bir konuşmacı: "Ey Allah'ın rasulü (senin) bu va'zın yolculuğa çıkacağı için kalanlara veda eden bir kimsenin va'zına benziyor. Binaenaleyh bize neyi tavsiye edersiniz?" (söyleyin de bilelim), dedi. (Fahr-i kainat efendimiz de):
"Size Allah'dan korkmanızı (başınızdaki idareciler) Habeşli bir köle olsa bile (onlan) dinleyip, itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra sizden kim yaşarsa o, pek çok (dini) ihtilaflara şahid olacaktır. Binaenaleyh size gereken, sünnetime ve doğru yolum üzerinde bulunan halifelerimin sünnetine(hülefa-i raşidin) sarılınız. Bu sünnetlere (adeta) dişlerinizi (bir daha çıkmamak üzere iyice) batırınız. Sizi (din adına) sonradan ortaya atılan işlerden sakındırırım. Çünkü sonradan ortaya atılan her iş bid'attır ve her bid'at sapıklıktır" buyurdu.

(Tirmîzî, ilim 16; îbn Mâce, mukaddime 16; Ahmed b. Hanbel, IV, 126, 127.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/361-362.)

Metinde geçen "Bu sünnetlere dişlerinizi batırınız, sözü onlara bütün varlığınızla, olanca gücünüzle ciddi bir şekilde sarılınız" anlamında kullanılmıştır.
Bu hadis-i şerif, ümmet-i Muhammed'in mü'min ve müslüman olarak kalmalarının ancak sünnet çizgisinden ayrılmamaları ile mümkün olacağını, Hz. Peygamber'in vefatından sonra müslümanlar arasında pek çok dini ihtilaflar doğacağını ve bu fitnelerden korunmanın ancak Hz. Peygamberin ve dört halifenin sünnetine sarılmakla mümkün olacağını haber vermektedir,Bir kimsenin veya toplumun sünnet üzerinde yürüdüğünü iddia edip kendisinin dışındaki kimselerin sünnetin dışında olduklarını söylemesi önemli değildir. Önemli olan, Allah'ın ve Rasulünün bu hususta koymuş oldukları ölçülere uymaktır, bu ölçüleri bir düstur olarak almak ve onları eksiksiz uygulamaktır.
"Çünkü sünnet-i seniyye gemilerde hatt-i hareketi gösteren kıble nümali bir pusula, hadsiz, zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmündedir(Mirkâtü's-Sünne, 79.) Hz. Peygamberin sünnetine sarılmanın nasıl olacağını yüce Allah şöyle açıklıyor:
"Hayır, rabbına andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan, kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.( Nisa, (4). 65.)
Bu âyet-i kerime'ye göre bir kimsenin mü'min sayılabilmesi için onun bütün ihtilaflarının çözümünde Hz. Peygamberi hakem tayin etmesi yani Hz. Peygamberin sağlığında ortaya çıkan tüm anlaşmazlıkların hall-ü faslında bizzat onun hakemliğine başvurması, vefatından sonra da bu ihtilafın çözümünü onun sünnetinde ve dolayısıyla Allah'ın Kitabında araması ve Hz. Peygamberin verdiği hükümden ya da sünnetinin getirdiği çözüm şeklinden dolayı kalbinde en ufak bir sıkıntı veya bir itiraz hissinin doğ¬maması şarttır.( Hadimi. Muhammed Ebu Said. Berika I. 74; Karlığa. Dr. Bekir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, IV, 1751.)
Cenab-ı vacibu'l-vücud hazretleri diğer bir ayet-i kerimesinde de şöyle buyurmuştur. "Kim Allah'a ve Rasul(ün)e itaat ederse işte onlar Allah'ın kendilerine nimet bahşettiği peygamberlerle, siddıklarla, şe-hidlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Arkadaş olarak bunlar ne güzeldir(Nisa (4). 69.)
Metinde geçen "Raşid halifeler" den maksad, Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) ile Hz. Ömer İbn Hattab, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.anhüm) dür. Hadis-i şerifte bu raşid halifelerin yoluna uymak emredilmiştir. Çünkü bunların hepsi de Hz. Peygamberin yolundadırlar.
Fıkıh ve usul alimleri Hz. Peygamberin sahabilerinin tümünün sünnetinin de raşid halifelerin sünnetleri gibi bir delil olduğunu söylemişlerdir.( Bak. Muhammed Ebu Said el-Hadimî, Berika, I, 84.
Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/362-363.)

Raşid halifelerin sözüne uymayı bizzat Resul u Ekrem(aleyhissalatu vesselam) emretmiştir.

Şia önce kendi masum saydıkları imamlarına isnad ettikleri sözleri temizlesin.

Bidat dedikleri şeylerin hepsinin dinde yeri vardır.

Hz.Ömer'i(radıallahu anh)haşa tahkir ederek islami vahdetten dem vurmak ne yaman çelişkidir.

Meşhur bir söz vardır.

La yuhubbi aliyyyi bel li buğzi umer(Ali sevgisinden değil, Ömer kininden..)
 

gunduzalp

Kısıtlı Erişim
Kısıtlı Erişim
Katılım
26 Eki 2006
Mesajlar
2,954
Puanları
0
Fedek arazileri...
Şia genelde böyle acı edebiyatı yaparak haklılık ispat etmeye kalkar:

Hz. Fatıma, Hz Abbas ile beraber Hz. Ebu Bekir’e, Fedek arazisini istemeye geldi. Hz. Ebu Bekir, onlara Resulullahın sav. “Biz miras bırakmayız. Biz ne bırakırsak sadakadır” buyruğunu bildirdi.[2][2] Müsned, 1:3 (9); Zehebi, Tarihü’l-İslam, 2:21

Hz. Ebu Bekir’in, Resulullahın mirasını isteyen Hz. Fatıma’ya şöyle dediği de rivayet edilir:

“Baban benden hayırlı idi. Sen de benim kızlarında hayırlısın. Fakat baban, “biz peygamberler miras bırakmayız. Bizim bıraktıklarımız sadakadır” buyurdu.[3][3] Tabakat, 2:315

Hz. Fatıma, Hz. Ebu Bekir’e haber göndererek, “Resulullahın varisi senmisin, yoksa onun ehlinden misin?” diye ordu. Hz. Ebu Bekir Resulullahın varisi veya ehlinden olmadığını söyledi. Ancak Resulullahın şöyle buyurduğunu zikretti:

“Allah Teala’nın herhangi bir peygambere geçimini temin için verdiği şeyler, o peygamberin vefatından sonra, kendisinin yerini alana devredilir”[4][4] Müsned, 1:3 (14)


Hz. Ebu Bekir, Fedek ve Hayber arazilerini İsteyen Hz. Fatıma’ya şöyle dedi:

“Resulullah şöyle buyurdu: Biz miras bırakmayız. Ne bırakırsak o sadakadır. Ben, Resulullahın sav. Yaptığı her şeyi yapacağım. Çünkü onun yaptıklarından herhangi bir şeyi terk edersem, doğru yoldan sapmış olmaktan korkuyorum.”

Buna benzer bir rivayete Hz. Ebu Bekir, “Ben Resulullahın bu araziler hakkında sağlığında iken yaptığı şeyi aynen yapacağım, onu değiştiremem” demişti.[5][5] Müsned, 1:3 (9). 1:5 (25). 1:8 (55); Müslim Cihad: 52; Beykani, Sünen 6:301 (12734)

Hz. Fatıma ile Hz. Ebu Bekir arasında şu konuşma geçtiğide kayıtlıdır:

“Ey Ebu Bekir, sen öldüğünde malın kime kalacak?”

“Eşlerime ve çocuklarıma!”

“Ne oldu da Peygamberin varisleri biz değil de sen oldun.”

“Peygamberin kızı, baban geriye altın gümüş bırakmadı.”

“Ama Hayber’den bizim payımız, Fedek’ten bizim sadakamız ne oluyor?”

“Babandan duydum: “Ben yaşadığım müddetçe bu mülkün tasarrufunu ben yapacağım. Öldüğümde ise bütün Müslümanların malı olacak”[6][6] Belazuri, Ensabü2l-Eşref, 2:173; Tabakat, 2:314; Zehebi, Tarihü’l-İslam, 2:23

Hz. Alinin şu ayetleri delil olarak zikrettiği de rivayet edilir:

“(Zekeriya) Şimdi, arkamda bırakacağım akrabalarımdan endişe ediyorum. Hanımım ise kısırdır. Sen yüce katından bana bir veli bağışla. O bana ve Yakup ailesinden kalan mirasa varis olsun.”[7]

Davud’dan sonra ona varis olan Süleyman…”[8]

Bundan sonra Hz. Ebu Bekir ona “Evet, o öyle. Vallahi sen bizim bilmediklerimizi biliyorsun” dedi.[9]

Evet, Hz. Ebu Bekir, Resulullaha sav. olan sevgisi sebebiyle, resulullahın sav. Yakınlarını kendi yakınlarında daha çok seviyrodu. Bu gerçeği bir defasında Hz. Ali’ye şöyle bildirmişti:

“Allah’a yemin ederim ki, Resulullahın yakınları benim için kendi yakınlarıma yardım etmemden daha iyidir. Benimle sizin aranızdaki şu mallar hususundaki ihtilafa gelince: Şüphesiz ben bunlar hususunda hakta kusur etmedim. Ben ancak Resulullahın sav. yaptığı bir şeyi yaptım”[10]

O, bu sözünde samimiydi. Hz. Ebu Bekir, Resulullahın akrabalarını Resulullaha duyduğu sevgi sebebiyle kendi akrabalarından daha çok seviyordu. Yine Resulullahı sevdiği için, onun yolundan gitmeye azami gayret gösterdiği için de, miras meselesinde onlara istediklerini vermiyordu.

Bu konudaki hadisleri sadece Hz. Ebu Bekir rivayet etmiyordu. Diğer sahibiler de buna benzer hadisler naklediyorlardı. Mesela Hz. Ebu Hureyre ra. şu hadisi rivayet etmişti:

“Benim mirasçılarım, aralarında dinar ve dirhem bölüşmesinler. Hanımlarının nafakası ve hizmetçilerimin hakkı verildikten sonra, benim bırakmış olduklarımın hepsi sadakadır.”[11]

Hz. Aişe ise şu hadisi rivayet eder:

“Bizim varisimiz olmaz. Biz ne bırakırsak sadakadır. Muhammed’in ailesi bu maldan ancak geçimini temin eder. Yediklerinin fazlasını almak hakları değildir.”[12]

Resulullahın vefatından sonra onun hanımları Hz. Osman’ı halifeye ra. göndererek Peygamberin sav. Mirasını isteyecek oldular. Hz. Aişe, “Allah’tan korkmuyormusunuz? Resulullah, ‘Bize mirasçı olunmaz. Biz ne bırakırsak o sadakadır’ buyurmadı mı?” diyerek, onları bundan vazgeçirdi.[13]

Bu ve benzer hadisleri sadece bu Sahabiler değil, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abbas, Hz. Zübeyr, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas gibi Sahabilerde rivayet etmişler veya tasdik etmişlerdir. Bize ulaşan hiçbir kaynakta Hz. Ebu Bekir’in rivayet ettiği hadisi be Hz. Fatıma’nın, ne de bir başkasının yalanladığı bildirilmemiştir. Mesela Hz. Ömer, kendi halifeliği döneminde bu konu görüşülürken, Hz. Ali v Hz. Abbas’a hitaben, “İkinize de Allah aşkına soruyorum. O Allah ki, yerle gök ancak Onun izni ile ayakta durmaktadır. Sizler Resulullahın, ‘Bize mirasçı olunmaz, bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu biliyormusunuz? diye sorumuş; onlarda ‘Evet’ cevabını vermişlerdir.[14]

Kaldı ki, Peygamberlerin miras bırakmayacakları, Şianın muteber kitaplarından el-Usul mine’l-Kafi isimli eserde de kayıtlıdır. Orada yer alan metin şöyledir:

“Muhakkak ki, alimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Şu kadar ki, peygamberler miras olarak dirhem veya dinar bırakmazlar. Onlar ancak hadislerini miras bırakırlar.”[15]

(1] Mesela Tevfik Ebu İlm, Hz. Fatıma, Dr. Seyyid Cafer Şehidi, Fatımatü’z Zehra, Adil Ali Atalay, Hz. Betül Fatıma Anamız gibi

[2] Müsned, 1:3 (9); Zehebi, Tarihü’l-İslam, 2:21

[3] Tabakat, 2:315

[4] Müsned, 1:3 (14)

[5] Müsned, 1:3 (9). 1:5 (25). 1:8 (55); Müslim Cihad: 52; Beykani, Sünen 6:301 (12734)

[6] Belazuri, Ensabü2l-Eşref, 2:173; Tabakat, 2:314; Zehebi, Tarihü’l-İslam, 2:23

[7] Meryem Suresi, 5-6

[8] Neml Suresi, 16

[9] Tabakat, 2:315

[10] Müslim, Cihad: 52; Müsned, 1:9 (55)

11] Buhari, Feraiz:3; Müslim, Cihad:55; Müsned, 2:241 (7298); Muvatta, Kelam:27.

[12] Müsned, 6:145 (25116)

[13] Buhari, Feraiz:3; Müslim, Cihad:511; Muvatta, Kelam:27; Beykani, Sünen, 6:302 (12738)

[14] Müslim, Cihad:49, Müsned, 1:208 (1780)

[15] el-Kuleyni, el-Kafi, 1:32 (2), 1:34 (1)
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,033
Puanları
63
ehli kıbleyi tekfir etmeyin.

hak ve hakikati ortaya koyun; kim hakka isabet ediyor, etmiyor bilinir.

isimleri teşhir, teşhir ettiğinin çapındakilere mahsustur. bir ismi teşhir edecekseniz, çapında birinin sözlerini kırpmadan, yorumsuz aktarın. yani alimin sözünü aktarın, aktarmanızda çarpıntı, kesinti yapmayın.

mesela övdüğü yerler de varsa, onları da aktarın, bektaşilik yapmayın.

sürekli menfi hususları araştırıcı olmayın. müsbet olanları ortaya koymak, menfi olanla uğraşmaktan daha ferahlatıcıdır.

ehli sünnet akidesinde 2500 temel mesele vardır. bazılarını bazılarından önemli görme hakkınız yoktur. bu hususta alimler (teftezani, el üşi, ibrahim hakkı gibiler) nasıl bir sıralama öngörmüşlerse, samimi iseniz bu sıralamayı bozmayın.

müslümanların bazılarından müslümanları nefret ettirme yerine, yanlış olana buğz için çalışın. müslümana nefret yoğunlaştırmak için çalışmak hayırlı bir amel değildir.

sevgilerimle
 

Sofuoglu

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
29 Tem 2006
Mesajlar
4,475
Puanları
63
Web sitesi
www.vuslatkervani.com
ehli kıbleyi tekfir etmeyin.

hak ve hakikati ortaya koyun; kim hakka isabet ediyor, etmiyor bilinir.

isimleri teşhir, teşhir ettiğinin çapındakilere mahsustur. bir ismi teşhir edecekseniz, çapında birinin sözlerini kırpmadan, yorumsuz aktarın. yani alimin sözünü aktarın, aktarmanızda çarpıntı, kesinti yapmayın.

mesela övdüğü yerler de varsa, onları da aktarın, bektaşilik yapmayın.

sürekli menfi hususları araştırıcı olmayın. müsbet olanları ortaya koymak, menfi olanla uğraşmaktan daha ferahlatıcıdır.

ehli sünnet akidesinde 2500 temel mesele vardır. bazılarını bazılarından önemli görme hakkınız yoktur. bu hususta alimler (teftezani, el üşi, ibrahim hakkı gibiler) nasıl bir sıralama öngörmüşlerse, samimi iseniz bu sıralamayı bozmayın.

müslümanların bazılarından müslümanları nefret ettirme yerine, yanlış olana buğz için çalışın. müslümana nefret yoğunlaştırmak için çalışmak hayırlı bir amel değildir.

sevgilerimle
bu yazinin bu konuyla ne alakasi var simdi...:lac:

ismail abi kusura bakmayin ama sizde bir seyi her baslikda tekrarliyorsunuz yani,
adam cikmis nele,neler soylemis,
onlara cikip bir cift laf yok,falanda filan....

ne buyuk hosgorunuz varmis boyle valla bravo...........

kendinin caferi olmakla hakikate kavusdugunu bildire kisi cikip ehli sunnetin hz omer(r.a.n) i ustun gormekden vs bahsetmis,ezandaki sozlere bidat demis
kendisine sorariz iranda ezan nasil okunur

kim kimi ustun gormus,

buyursun bir aciklasin bakalim,
 

AşK_€r

arabeskçi
İhvan Üyesi
Katılım
20 Kas 2006
Mesajlar
3,711
Puanları
0
Yaş
41
zaten islam alemine kıyasla küçük olan türkiyede bile sünni müslümanlar olarak kaç parçaya ayrılmışssınız
sünnilerin parça parça olduğundan bahsedilmiş...
soru: şiiler tek vücutmu..?:)
 

Sofuoglu

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
29 Tem 2006
Mesajlar
4,475
Puanları
63
Web sitesi
www.vuslatkervani.com
gadirhum bak guzel kardesim,bu basliga girisin soyle oldu senin "Essalatu Hayrun Minennevm" ezana sonradan katildi resulullah zamaninda varmiydi bidat dedin

sana siilerin ezana sonradan kattiklarini sorduk cit yok,ehli sunnete soylemedik laf birakmadin sonrada cikip vahdet edebiyati yapiyorsun

isde sizin samimi olmadiginiz burdan bellidir vefikirleriniz hicbir yerdede kaale alinmayacaktir vesselam

selametle
 

AşK_€r

arabeskçi
İhvan Üyesi
Katılım
20 Kas 2006
Mesajlar
3,711
Puanları
0
Yaş
41
AşK_€r;253390' Alıntı:
sünnilerin parça parça olduğundan bahsedilmiş...
soru: şiiler tek vücutmu..?:)
sorduğum soru arada kaynadı...:D
gadirhum kardeş online iken sordum...
sorduğum sorudan sonra maşallah 2 konu açtı...ama hala sorumu görmedi...
veya görmek istemedi...
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,033
Puanları
63

Sofuoglu

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
29 Tem 2006
Mesajlar
4,475
Puanları
63
Web sitesi
www.vuslatkervani.com
caferilerin temel beş meselede ehli sünnet velcemaatten ayrı oldukları hususuna dair üstaz ismail çetin rahimehullah'ın kaleminden foruma bir yazı aktarmıştık.

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=22779

bu yazı hakkında ne düşündüklerini bilmemiz gerekiyor.
ismail abi ,gadirhum adli kardes,caferi olarak hakikate erdiginden bahsettide ona binayen osozu kullandim,sozum onaydi yani

verdigin linkede bir baksin,insaAllah faydalanir ne diyelim;)
 
Üst