Şeyh Ahmed Eş-Şerif Es-Senûsî (1873- 1933)

  • Konbuyu başlatan SaLtan
  • Başlangıç tarihi
S

SaLtan

Misafir
#1
senûsîlik hareketinin büyük mücâhid lideri. islâm birlik ve kardeşliğinin en mükemmel örneğini veren velî.

ahmed es-senûsî'nin soyu peygamber efendimizin torunu hazret-i hasan efendimize kadar uzanmaktadır. ceddi seyyid muhammed ibni ali es-senûsî, kuzey afrika'da italyan ve fransız istilâ hareketlerine karşı islâm dünyâsının birlik ve berâberliğini temin maksadıyla senûsîlik tarîkatını kurdu. ilk defâ derne civârında dağlık bir arâzide zâviye-i beyzâ adını verdiği tekkesini tesîs etti. mertliği, dînine bağlılığı ile kısa zamanda muhitinde geniş ilgi topladı. her taraf senûsî tekkeleri ile doldu. harekete dâhil olanlar öncelikle şahsî ahlâk ve inançları bakımından en mükemmel bir seviyeye getirilirdi. sonra da aynı üstünlüğü etraflarına yaymak üzere faâliyete geçirilirlerdi. fakat senûsîlik hareketinin hedefi yalnız kuzeyafrika değil, bütün islâm dünyâsıydı. müslüman milletlerin sosyal, ekonomik ve kültürel seviyelerinde muazzam bir inkılâp vücuda getirerek islâm dünyâsını uyandırıp kalkındırmak ve birleştirmek istiyorlardı.

seyyid muhammed 1895 yılında ölünce yerine oğlu muhammed mehdî es-senûsî geçti. hareket onun zamânında alabildiğine genişledi. bütün sâha kontrol altına alındı. kısa zamanda güney ve batı afrika'da milyonla zencinin sistemli bir şekilde müslüman olmasını sağladılar. arabistan'a, malezya'ya ve hattâ hindistan'a tarîkatlarının mümessillerini göndererek islâm dünyâsı çapında bir uyanış sağlamaya çalışıldı. senûsî tarîkatı âdetâ hakîkî bir devlet hâline geldi.

1902'de ise muhammed el-mehdî'nin ölümü üzerine yeğeni ahmed eş-şerîf es-senûsî hazretleri daha büyük bir azimle dâvâyı eline aldı.

ahmed eş-şerîf, 1873'te cağbûb'da doğdu. babası muhammed eş-şerîf'tir. küçük yaştan îtibâren mükemmel bir tahsîl ve terbiye gördü. din ilimlerinde âlim oldu. her türlü silâh kullanmakta mahâret sâhibi idi. orduların sevk ve idâresinde fevkalâde meziyet sâhibiydi.

tarîkatin başına geçtikten sonra faâliyetleri hızlandırdı. her tarafa yayılan ihvanlar (kardeşler) örnek ekonomik organizasyonlara girişerek, müşterek zirâî, sınâî ve ticârî teşebbüsler kurdular. her yerde okullar açarak örnek bir ahlâkın yenilmez îmânlı fertlerini yetiştirdiler. senûsîlik tarîkatı 1911'de italyanların trablusgarb'ı ele geçirmek için giriştikleri büyük askerî harekâta kadar tamâmen bir kültür hareketi olarak sulhçu metodlarla çalıştı. ancak trablusgarb'ın tehdîd altına girmesiyle derhâl burayı müdâfaa mevkıinde bulunan türk kuvvetlerinin yanında yer aldılar. türk askerlerinin gerilemeye mecbûr olmasından sonra da memleketlerini dağlık mıntıkaya çekilerek azimle müdâfaa ettiler. bu mücâdelelerde sayıca, düşman kuvvetlerinin çok altında bulunmalarına rağmen cihân târihinin en büyük kahramanlık örneklerini verdiler. ahmed es-senûsî, bu savaş sırasında ilk defâ, yayımladığı beyannâmeleri, el-hükûmetü's-senûsiyeti'l-celîle adı ile imzâlamaya başladı. böylece senûsiye hareketini ilk kez bir devlet olarak îlân etti.

birinci dünyâ savaşında italya müttefikleriyle harbe girince senûsîler mecburî olarak onun karşısında yer aldılar. 1915'te mısır'ı işgâl eden ingilizlere karşı giriştikleri harplerde büyük kayıplar verdiler. ahmed es-senûsî, birinci dünyâ savaşının sonlarında sultan mehmed reşâd'ın isteği üzerine istanbul'a geldi. o, son derece bağlı bulunduğu osmanoğullarına ve türk milletine, islâm dünyâsı üzerindeki nüfûz ve îtibârından istifâde ederek faydalı olmak istiyordu. fakat bir müddet sonra mondros mütârekesinin imzâlanmasıyla son müstakil islâm devleti olan türkiye'nin de batı emperyalistlerinin taksimine mâruz kaldığını elem ve dehşetle gördü.

birinci dünyâ savaşında ingilizler, islâm dünyâsını parçalayıp yutmak için çok kesif bir câsusluk ve propaganda faâliyetlerine girişmişlerdi. bu çalışmalar sonucunda hint müslümanlarının aşırı dostluk ve bağlılıklarına mukâbil arap dünyâsında bâzı çözülmeler başlamıştı. birçok arap liderlerine osmanlı devletinin yıkılmasıyla kurulacak devletlerden taçlar vâdedilerek ayrılık telkin edilmekteydi. sultan reşâd han sarsılan islâm birliğini "hilâfeti hâiz olan türkler" etrâfında yeniden tesis ve takviye için şeyh senûsî hazretlerini huzûruna kabûl etti. ondan müslüman âlemini dolaşarak hilâfet etrafında bozulan birliği yeniden kurmasını ricâ etti. gerçekten de o devirde müslümanların en fazla sözünü dinleyecekleri şahsiyet gâyet haklı bir şöhrete mâlik olan şeyh senûsî hazretleri idi. şeyh hazretleri derhâl muvâfakat ederek sultana, türk milletine hizmete hazır bulunduğunu bildirdi. ancak tam islâm dünyâsını dolaşmaya çıkacağı sırada kendisini dâvet eden sultan reşâd han vefât etti. sultan vahideddîn'in cülûs merâsiminde bulunmak üzere seyâhat ertelendi.

osmanlı pâdişâhlarının saltanata çıkışlarında cülûs merâsimi denilen bir merâsim yapılırdı. bu merâsimde devrin en kıymetli islâm âlimi tarafından eyyûb el-ensârî hazretlerinin türbesinde yeni pâdişâha umûmiyetle hazret-i ömer'in kılıcı kuşatılırdı. sultan vahideddîn'in cülûs merâsiminde ona bu kılıç şeyh ahmed es-senûsî tarafından kuşatıldı. şeyh hazretleri pâdişâha kılıcı takarken şöyle duâ etti: "cenâb-ı hak'tan zât-ı şâhânelerine ömrü tavil (uzun ömür), ecr-i cemîl (sevap) niyâz ederim, efendimiz."

ancak bu sırada netîceleri îtibâriyle bir felâket olan mondros mütârekesi imzâlanınca, pâdişâh, senûsî hazretlerine maiyetiyle birlikte bursa'da oturmasını irâde etti. şeyh ahmed senûsî hazretleri daha sonra yine vahideddîn hanın isteği üzerine türk kurtuluş savaşında çalışmak üzere anadolu'ya geçti. anadolu'yu, daha ziyâde doğu ve güney vilâyetlerimizi bir bir dolaşarak halkı ankara'ya bağlamaya çalıştı. her gittiği yerde beyazlara sarınmış olarak mahallî kıyâfetiyle kürsüye veya minbere çıkıyor, vâz ve irşâdlarıyla ordumuza gönüllüler kazandırıyordu. onun her sözü bir nasîhattı. elinde kılıcı, at üstündeki hali, heybeti, anadolu türk insanının üzerinde efsânevî tesirler meydana getiriyordu. onun kurtuluş savaşındaki vâz ve nasîhatları, halkı birliğe dâvet edişi yalnız anadolu'da değil, bütün islâm dünyâsında derin akisler uyandırdı. bu maksatla rastladığı gazetecilere türk milletinin mücâdelesinin meşrûluğunu ve bütün müslümanların kendilerini desteklemelerinin dînen vâcib olduğunu ifâde eden kat'î beyânatlar vermekteydi.

şeyh ahmed senûsî hazretleri, kurtuluş savaşının sonlarına doğru, bu hareketin kurmayları arasında hilâfete ve halîfeye karşı başgösteren soğukluk üzerine anadolu'da daha fazla durmayı uygun bulmadı. büyük bir üzüntü içerisinde ankara'dan ayrılarak arap memleketlerine gitmek üzere yola koyuldu. giderken söylediği şu sözler onun siyâsî bir dâhi olduğunu göstermektedir:

"bugün islâm milletleri arasında en kuvvetli ve haşmetlisi ve dînî vahdet ve idâre yönünden en ümit vericisi türk milleti'dir. binâenaleyh, bütün islâmî harekât ve dayanışmanın kuvvet merkezi türkiye olmalıdır. kahraman türk milletini bu yakın alâka ve yardıma, dayanışmaya ve bu çok mühim vazîfeye ehil kılan birçok târihî ve stratejik imtiyazlar vardır. hilâfeti temsil etmiş olması, bütün islâm âleminin kalbgâhı olan haremeyn ve civârının hâdim ve hâmisi olmak şerefine sâhip bulunması ve bütün emânât-ı mukaddeseyi hâlâ uhdesinde mahfûz bulundurması, asırlar boyunca islâm'ın alemdârlığını yapması ve onu, ilâhî bir lütufla her türlü tehlike ve saldırıdan koruması ve nihâyet hâli hazırdaki tutumun hâlâ ümid verici olması gibi sebepler, bu büyük milleti bugün de islâmî hareket ve dayanışmanın ve islâm âlemi için, düşünüp çırpındığımız topyekün bir kurtuluşun yegâne kuvveti, rehberi ve lideri olmaya sevk etmektedir.

türkiye'nin ve islâm âleminin kurtuluşu allahü teâlânın izniyle, ancak müslüman türk milleti sâyesinde mümkün olabilir ve böyle olacaktır."

şeyh ahmed es-sünûsî hazretleri türkiye'den ayrıldıktan sonra şam'a gitti. yaygın şöhreti ve ziyâretçilerinin çokluğu yüzünden kendisinden korkan fransızlar, onu şam'ı terke zorladılar. buradan filistin'e geçti. orada da ingilizler kendisinden çekinip, endişelendiler. artan ingiliz baskısı yüzünden mekke'ye geçti ise de vehhâbî inancında olan ibn-i suûd'la anlaşamadı. sonunda yemen imamlığı ile suûd krallığı arasında tampon bir devlet olan asîr'e çekildi. burada senûsî şeyhlerinden idris es-senûsî'nin torunu olan başka bir idris es-senûsî hükümdârdı. ancak asîr'de lâyık olduğu hüsn-i kabûlü gören ahmed es-senûsî, 10 mart 1933 (h.1352)'te vefâtına kadar burada kaldı.

din hayattir

şeyh ahmed es-senûsî hazretleri tarsûs gazetesi muhabirine memleketin içine düştüğü durumun sebeplerini ve kurtuluş çârelerini şöyle belirtmiştir.

"bu memleketin istikbâli her şeyden evvel ve her şeyin üstünde islâmiyet'in ahlâkî prensiplerine dayanmaktadır. bu prensipler üzerindedir ki şanlı yarının, geleceğin binâsını kuracağız. evet bu memleketin istikbâli, dînimizin hükümlerine uymakta yasaklarından sakınmaktadır. bu din en yüksek medeniyet, fikir ve ahlâk dînidir. bize saâdet evini, yurdunu bağışlayan ancak bu dindir. dînimiz bize adâleti, iyiliği, icâdı, ictihâdı, vatan muhabbetini, çalışmayı ve izzet-i îmânımızın muhâfazasını emrediyor. dînimiz en ahlâkî ve ictimâî bir dindir. peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem; "ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyuruyorlar. dînimiz fuhşiyâttan, müskirâttan, sefâhetten, tefrikadan, tembellikten, cehâletten ve bütün kötü ahlâklardan nehyediyor. görülüyor ki din, bütün hakîkatıyla güzel ahlâkla amel etmektir.

bizim gücümüzü kıran ve şevketimizi yıkan, düşmanlarımızı üstün eyleyen en büyük sebep, hiç şüphesiz ki dînimizi ihmâl etmekliğimizdir. hissiyâtımıza mağlûb olmaklığımızdır. bu durum işlerimizin ve ihmallerimizin neticesi olarak bize acı bir ders oldu. artık şimdi kendimizi ıslah etmek bize vazifedir. yoksa büyük zaferin bize hazırladığı gâyeye ulaşmak müyesser olmaz. din neyimizdir? din hayatımızdır, onsuz hayat olamaz."

1) sarıklı mücâhidler; s.264-281
2) tasavvuf ve tarîkatler; s.171
3) osmanlılarda devlet-tekke münâsebetleri; s.230-231
 

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,920
Beğeniler
999
Puanları
113
#2
Şeyh Ahmed Eş-Şerif Es-Senûsî (1873- 1933) Afrika'da doğup gelişen ve büyük hizmetler ifa eden Sünûsi hareketinin büyüklerindendir. Trablusgarp işgali sırasında İtalyanlara karşı verdiği büyük mücadele ve kahramanlığı ile tarihe geçmiş din alimi ve büyük liderlerdendir. Senusi tarikatının ve buradaki halkın başında büyük mücadele vermiş ve uzun süre düşmanın ülkeyi ele geçirmesine engel olmuştur. Osmanlı Devleti İtalya ile barış yapmak zorunda kalıp buradan çekildikten sonra da mücadelesini sürdürerek işgale direnmiş, Osmanlı Devleti de el altından desteğini mümkün mertebe sürdürmüştür. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ile bağını en güçlü şekilde devam ettirmiş, savaşın sonlarına doğru bizzat Padişah tarafından İstanbul'a davet edilmiş ve kendisine büyük bir alâka gösterilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'nun bir çok yerini gezerek Kuva-yı Milliyecilere destek olmuş ve onlar için vaizlik yapmıştır. Ahmed, 1873 yılında Jagbub'da dünyaya geldi. Senüsilerin önderlerinden olan Muhammed Şerif'in oğludur. Muhammed Şerif'in onun dışında dört erkek çocuğu daha vardı. 1902 yılında Muhammed Mehdi'nin vefatı üzerine Senusilerin başına geçti. Senusiler, Afrika'da önemli bir nüfuza sahip idiler. Özellikle Sahra ve Sudan bölgesinde geniş bir etki alanına sahiptiler. Yaklaşık bir asırdan beri devam edegelen sömürgecilik hareketleri ve özellikle İslâm topraklarını ele geçirip sömürgeleştirme teşebbüslerinin hız kazandığı bir dönemde Afrika'daki bu güzide topluluğun başına geçti. Senusiler, İtalya'nın Trablusgarp'ı işgaline kadar, tamamen dinî hizmetlerle iştigal etmekte ve her hangi bir askerî harekâtın içinde yer almamışlardı. Ancak, özellikle 1900'leri başından itibaren İtalya'nın açık bir şekilde Trablusgarp'a göz dikmesi ve burayı işgal için fırsat kollaması Osmanlı hükümetini telâşlandırmaktaydı. Osmanlı Devletine samîmî bir şekilde bağlı bulunan Senusiler, işgal girişimlerine karşı silâhlandırılmaya başlandılar. Devlet, herhangi bir saldırı durumunda buraya zamanında askerî yardımı ulaştıramayacağını hesap ettiğinden, özellikle devlete son derece bağlı bulunan ve bu bağlılıkları Şeyh Ahmed zamanında adeta zirveye çıkan yerli halkı işgaller karşısında harekete geçirdi. Senusiler, önce Orta Afrika'yı işgal eden Fransızlarla büyük bir mücadeleye giriştiler. Büyük kahramanlıklar gösterdiler. Şeyh Ahmed, 1911 Trablusgarp işgali üzerine, İtalyanlara karşı büyük bir mücadeleye girişti. Enver Paşa ile yaptığı görüşmeden sonra Türk ve Arap subayların komutasında teşkil ettikleri kuvvetlerle direnişe geçtiler. Enver Paşa, hükümetin içinde bulunduğu şartları gereği İtalyanlarla barış antlaşması yapmaya mecbur kalındığını Senusi'ye izah ettikten sonra, yinede cihada devam etmeleri tavsiyesinde bulundu. Ayrıca, bu mücahitlerin elinde bulunan bölgelere yazılan resmî yazılarda "Senusi Hükümeti" başlığı taşıyan kâğıtların kullanılması da dikkate değerdir. (Celal Tevfik Karasapan, LİBYA Trablusgarp, Bingazi ve Fizan, Ankara 1960, s. 218) Trablusgarp savaşında beklendiği üzere, Osmanlı Devleti buraya askerî güç sevk edecek durumda değildi. Bir yıl geçmeden Balkan Savaşı'nın başlaması devleti daha zor durumda bıraktı. Bu gelişmeler üzerine işgalci İtalya'ya karşı halk kendi savaşını vermek zorunda kaldı. Uzun bir süre İtalyanlar kıyıda sıkışıp kaldılar ve ülkenin içlerine doğru ilerleyemediler. Osmanlı Devleti İtalya ile barış antlaşmasını (Uşi) imzaladıktan sonra da buradaki Senusilerin mücadelesi ve savaşı devam etti. Şeyh Ahmed, Birinci Dünya Savaşı sırasında kendine bağlı birliklerle İngiliz kuvvetlerine karşı savaştı. Bu arada Padişah tarafından 1915 yılında Trablusgarp valisi ilân edildi. Ancak, İngilizlere karşı yaptığı savaşta, Sollum'da yenilgiye uğrayınca çekilmek zorunda kaldı. Diğer taraftan Cemal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun da İngiliz kuvvetlerine karşı yenilmesi Senusilerin mukavemetini daha da zayıflattı. Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Sultan Reşat tarafından İstanbul'a davet edildi. Şeyh Ahmed bu davete uyup 1918 yılı başında İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişinde Haydarpaşa'da, aralarında Enver ve Cemal Paşaların da bulunduğu bir topluluk tarafından karşılandı. (BOA. YEE. 86/41) İslâm dünyasında önemli bir etkiye sahip olduğundan, İslâm beldelerini dolaşarak Osmanlılara ve Halifeliğe karşı bağlılığın güçlendirilmesi faaliyetlerine girişmesi istendi. Bu amaçla seyahate çıkacağı sırada padişahın vefatı üzerine yolculuğa çıkamadı. Yeni padişah Vahdettin'in tahta çıkış merasimlerine katıldı. Bizzat padişaha kılıç kuşatıp duâda bulundu. Şeyh Ahmed, İstanbul'a geldikten kısa bir süre sonra savaş sona erdi. Böylece İslâm topraklarını dolaşıp Müslümanların desteğini sağlama planı gerçekleşmedi. Sultan Vahdeddin'in onayıyla bir süre Bursa'da ikamet etti. Ardından yine Sultanın istek ve ricası üzerine, Kuva-yı Milliyecilerin saltanata bağlılığını pekiştirmek ve bir çeşit arabuluculuk yapmak maksadıyla Anadolu'ya gönderildi. Ankara'ya gelişinde büyük bir teveccühle karşılandı. Kendisine en üst seviyede ilgi ve alâka gösterildi. Büyük Millet Meclisi Reisi yaptığı konuşmada kendisi ve Senusiler için övgü dolu sözlere yer verdi. (Hüsamettin Ertürk, 2 Devrin Perde Arkası, Hatırat, Yazan Samih Nafiz Tansu, Hilmi Kitabevi 1957, s. 477-79) Ankara Hükümeti, büyük bir saygınlığı bulunan İslâm aliminin nüfuzundan faydalandı. Kendisi de elinden geleni esirgemedi. Anadolu'da bulunduğu süre zarfında bir çok beldeyi dolaşarak Kurtuluş Savaşına destek oldu. Mahalli kıyafetiyle gittiği yerlerde kürsüye çıkarak mücadele ve cihad azmini ateşledi. Bu hareket ve çabalarıyla bir nevi "umumî vaiz" mevkiinde bulunarak büyük bir hizmeti ifa etti (Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahitler, Sebil Y., İstanbul 1977, s. 365) Bir ara Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Irak tahtına aday gösterildiği de belirtilmektedir (Celal Tevfik Karasapan, LİBYA Trablusgarp, Bingazi ve Fizan, Ankara 1960, s. 227). M. Kemal, İslâm birliğini sağlama gibi bir amaç ve gaye beslemediği halde, Müslümanların Kuva-yı Milliye hareketine sıcak bakmalarını sağlamak amacıyla alimlerin nüfuzundan faydalandı. Bu amaçla, Senüsi'nin de Türkiye'de bulunmasını fırsat bilerek 1 Şubat 1921 tarihinde, onun başkanlığında bir İslâm Kongresi topladı. Bu kongreden sonra İslâm dünyasının Kuva-yı Milliye hareketine olan ilgileri arttı (Ali İhsan Gencer-Sabahattin Özel, Türk İnkılap Tarihi, 6. Bsk., Der Yay., İstanbul 1999, s. 47-48). Şeyh Ahmed verdiği vaazlarla ümit aşıladı. Din alimlerinin toplum üzerindeki etkisini yakinen bilen Kuva-yı Milliyeciler bu durumdan istifade etti. Ankara'nın mânevî havasının değişmeye başladığını fark eden Şeyh Ahmed, 1922 yılı sonlarına doğru Şam'a gitti. Ancak, Fransızlar burada kendisini rahat bırakmadılar. Şam'ı terk etmek zorunda kaldıktan sonra Hicaz'a giderek ömrünün son demlerini ibadet ve duâ ile geçirdi. 10 Mart 1933 tarihinde kutsal topraklarda Hakk'ın rahmetine kavuştu. Azmi, kararlılığı, cesareti, her türlü tehlike ve zorluk karşısında soğukkanlılığını muhafaza etmesi ile tanındı. Kendisi ile görüşenler üzerinde hep müspet etki yaptı. Hiçbir zaman düşmanlarına boyun eğmediği gibi, kendisine teklif edilen makam ve mevkileri de reddetti. Hakkındaki en kapsamlı Türkçe eser:




 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,845
Beğeniler
1,033
Puanları
113
#3
@Verda, Şeyh hazretleri ehli tarik midir acaba? Bundan dolayı kafir, müşrik yetmedi münafık diyebilir miyiz? :)
 
Üst