• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Kuran ve Hayat

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Beğeniler
11
Puanları
0
#1
Kuran ve Hayat

Günümüz müslümanlarının en önemli sorunları, kendilerine hayat veren Kur'an ile iletişimlerinin bozulmuş Olmalarıdır.

Müslümanlar sağlıklı bir yaşam biçimine ancak Kur'an'ı yeniden keşfetmeleriyle ulaşabilirler . Kur'an'a saygı göstermek yetmez.


Kur'an'ın anlaşılmasında engel oluşturan ön yargılardan arınmak ve Kur'an'ı hayatımızın temel belirleyicisi edinmek gerekir. Kur'an bir yaşam Kitab'ı ise, Kur'an'ı keşfetmek ve onunla bütünleşmek; geleneksel ve modern değerler karşısında onun mesajını hayatın içinde örneklemek demektir.

Bunun için de öncelikle benlik duygusundan; taklitçilikten; dünyevi nimetlerin çekiciliğinden; tefsir, hadis, fıkıh, kelam veya mezhep gibi öncüllere bağlılık şartından arınmış bir zihinle, talep eden bir içtenlikle Kur'an'a yaklaşmamız gerekir.

İnsanı iyi ile kötü karşısında tercih etme özgürlüğü ve akletme yeteneği ile bezeyerek yaratan Rabbimizin bütün insanlık alemine son elçisi Hz. Muhammed aracılığı ile vahyederek bildirdiği mesaj, korunmuş ve tamamlanmış olan Kur'an'dır.

Kur'an, önceki vahyi bildirimlerin özünü kendi içinde taşıyan ve doğrulayan; gaybın haberini getiren; inanç, düşünce ve eylem alanında ilke bildiren ve yol gösteren; bireysel ve toplumsal tüm ilişkilerde Tevhid ve Adalet ilkelerinin ikamesini emreden ve insanlığı üretilmiş tüm beşeri değerlerin şaşkınlık ve tasallutundan arındırıp vahyi ölçülere göre bir yaşam kurmaya davet eden ilahi bir Kitab'dır.

Aklın kullanılması ve yaratıcımızın gereğince bilinmesi konusunda en belirleyici yardımcı yine' Kur'an'dır.

Kur'an'ın iyilik ile kötülük konusunda ortaya koyduğu ölçüler evrenseldir.

Kur'an'ın muhatabı bütün insanlıktır.

O tüm insanlar için doktrinel/ideolojik saflaşmada temel belirleyici konumdadır.

* O kendisine inananlar için bir hayat programıdır.

* Kur'an ruhanilere veya diğer aracı tiplere gerek kalmadan anlaşılması ve öğüt alınması için (54/17)

* ve insanların doğrudan anlayabilmeleri için onu getiren elçinin diliyle kolaylaştırılmıştır (44/58).

* Apaçıktır (15/1).

* Ayetleri çeşitli biçimlerde açıklanmıştır (61/05).

* Bu açıklıkta olan Kur'an insanlar daha iyi anlasınlar diye azar azar indirilmiş ve Allah'ın Elçisi onu insanlara ağır ağır okumuştur (17/106).

* Zira kolaylaştırılmış olan bu hitabın gerçek sahibi olan Allah, yarattığı insanı bu hitabı anlayacak güç ve imkanlarla donatmıştır.

*** Önemli olan Kur'an'ın gereğince okunmasıdır. Kur'an'a iman edenler, onu gereğince okuyanlardır.



Aslında Kur'an'la temas halinde olmak çok kolay, sade ve yalın bir ilişki biçimiyken, olayı zorlaştıran, içinden çıkılamaz gibi gösteren ve anlaşılmasında sürekli ihtilaflar oluşturan durum, onun gereğince, okunmamasından veya gereğince okunma tarzının terkedilmesinden kaynaklanmaktadır.

Örneğin bir ülkede onbinlerce Kur'an hafızı bulunmasına rağmen veya Kur'an'ı anlamlandırmaya çalışan yüzlerce araştırıcının ve dil uzmanının varlığına rağmen, Tevhidi yaşamın şahidliği örneklendirilemiyorsa, bu noktada Kur'an'ın okunup anlaşılmasından değil, Kur'an'ın veya Kur'an çalışmalarının nicel olarak kutsanmasından bahsedilebilir.


Bu bakımdan Kur'an'ı anlamaya değil de yargılamaya yönelen tutumla, Kur'an'ı yaşamayı değil de kutsamaya çalışan tutum arasında çok fark yoktur. İki halde de Kur'an hayatımızı istikametlendirmede belirleyici ölçü edinilmemektedir.

Birinci tutum: Kur'an'ı inkar ederek hayatın dışına itmeye kalkışırken,

ikinci tutum ise Kur'an'ı kutsayarak yaşamın üstünde erişilmez bir mevkiye yükseltmektedir...

Kur'an okuma eylemi durağan bir durumu değil aktif bir durumu gerektirir. Kur'an okuma eylemi sadece bir tahkik değil, aynı zamanda ciddi bir talim ve mücadeleyi gerektirir. Kur'an'ın gereği gibi okunması, ancak bu gerekliliğe uymakla mümkündür.

****

Kur'an'ı yaşanır kılmak sadece toplumsal iktidarı ele geçirme hedefiyle kayıtlı değildir. Kur'an'ı yaşanır kılmak, vahyi mesaja kulak verdiğimiz ilk andan itibaren kendi nefsimizde ve ilişkilerimizde gerçekleştireceğimiz değişim hali ve yine kavradığımız mesajı çevremize aktarma sorumluluğunun oluşturacağı mücadele süreciyle bütünleşerek ifadesini bulan inanç ve kararlılığa taşınan, çok güncel ve “an”ımızı kuşatan bir yükümlülüktür.

Bu yükümlülükten kopuk tüm Kur'an okuma çabaları donuk ve Kur'an'ı parçalayan hatta Kur'an'ı anlaşılmaz kılan çok ciddi bir zaafı oluşturmaktadır.


Senelerce Kur'an'ı tahkik ettiği halde hayatlarını Kur'anlaştıramayanların zaaflarını hep birlikte bu noktada aramalı ve bize egemen olan cahili sistem karşısında Kur'an eksenli ve yaygın bir hareketi yeterince oluşturamamışlığımızı da yine bu zaaf noktasında görmeliyiz.

Ve sormalıyız Kur'an'ı gereği gibi ne kadar okuyabiliyoruz? Kur'an hayatımızın ne kadar merkezinde?

Kur'an'ın, kendi bilgi kaynağı hakkındaki açıklamalardan önce getirdiği mesajı gündeme sokması dikkat edilmesi gereken diğer bir husustur. Tabii ki bu mesajı aktaran ilk kişi, ilkin kendi nebilik konumundan emin bir tarzda tebliğine kalkışmıştı. Kur'an tebliğine kalkışacak öncülerin ise Kur'an'ın mesajı, kaynağı ve korunmuşluğu hakkında emin olacakları bir bilgiye ulaşmaları gerekir.



Bu yakiniliğin temin edilmesi belirleyici bir eylemdir. Ve aynı zamanda tabulardan sıyrılan bir idrakle ve içtenlikle yaklaşanlar için de kolay bir eylemdir. Arapça bilmemek bu konudaki eylemsizliğin mazereti olamaz.


Çok özel ihtisas gerektiren konular dışında, Kur'ani ıstılahlara dikkat eden bir okuyucu, meallerden mukayeseli olarak yararlanarak pekala Kur'an'ı anlayabilir. Zaten ihtisas gerektiren konular istişareye açık konulardır.

vahyi bilgi, yaşama geçirildiği an inançlaşır Kur'an'a, Kur'ani mesajın pratik sorumluluğundan kopuk bir tavırla iman etmek iddiası inanç ve amelin' bağını hafife almak anlamına gelir. Oysa Kur'an inancı amelleştirme imtihanına davet etmektedir;

Bu imtihanın sıcaklığını duyamayanlar, Kur'an'ı defalarca okusalar da onun bilgisi hayatlarını kuşatmadığı için onlara yetmemeye başlayacak ve yaşadıkları ortamın kimlik oluşturucu cahili etkileriyle geçmişin zenginliği olarak görülen cahili tortuların pratiklerini belirleyen değerler olacaktır. İşte ilk tarihten bu yana kitaplarını ellerinde tuttukları halde tevhidi çizgiyi bulandıranların, gelenekçi veya modernist sapmanın değerlerine meyletmesinin nedeni budur.

Hayatta boşluk yoktur. Fikri ve ameli ilişkilerinizi ya fiili olarak Kur'an'ın buyrukları doğrultusunda tanzim edecek bir mücadeleyi üstleneceksiniz, ya da reel şartlar sizin hayatınızı belirleyecektir. Zaten en belirleyici imtihanımız da yaşamla ilgili olandır. İnsan nasıl yaşıyorsa öyle inanıyor demektir.

Ne mutlu yaşayan Kur'an olan Hz. Muhammed gibi olma çabası içinde olanlara!
 
M

Murat Sâki

Misafir
#2
Yararlı Bilgiler

HARİCİLERİN TEVBESİ
İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a., hiçbir müslümanı günahından dolayı tekfir etmez, kâfir olduğuna hüküm vermezdi. Onun yaşadığı dönemde etkili bir topluluk olan Haricîler ise büyük günah işleyen herkese 'kâfir' damgasını basıyorlardı.Ebu Hanife'nin durumunu bilen ve onun sesini kesmek isteyen yetmiş kadar gözü dönmüş Haricî, bir gün kılıçlarını kınlarından sıyırmış vaziyette onun huzuruna çıktılar ve dediler ki:
:-Ey Ebu Hanife, ey bu ümmetin düşmanı ve şeytanı! Seni öldürmek bizler için yetmiş yıl cihad etmekten daha önemlidir.
İmam-ı Azam Hazretleri onlara şöyle dedi:
-Kılıçlarınızı kınına koyun, parıltıları beni korkutuyor.
-Biz kılıçlarımızı senin kanınla kınalamak istiyoruz, dediler.
Bu tehdid karşısında İmam-ı Azam:
-Sorun da konuşalım, deyip sorunu konuşarak çözmeyi önerdi. Haricîler teklifi kabul edip:
-Mescidin kapısında iki cenaze. Biri şarap içmiş, şarapta boğularak ölmüş bir adam. Diğeri de zina etmiş, gebe kalınca kendini öldürmüş bir kadın. Bunlar hakkında ne dersin? diye sordular.
-Bunlar hangi dinden? Yahudi, hıristiyan yahut mecusi mi? diye sordu
İmam-ı Azam.-Hiçbiri değil. Bunlar Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed s.a.v.'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna inanan dindendir, dedi Haricîler.
İmam-ı Azam sordu:
-Kelime-i Şehadet imanın kaçta kaçıdır?
-İman bir bütündür, parça parça olmaz, diye cevapladı Haricîler.
İmam-ı Azam:
-İşte bunların mü'min olduğunu kendiniz de kabul ediyorsunuz, diyerek ihtilaflı konuda haklı taraf olduğunu gösterdi. Hatta Haricîlerin sorduğu:
-Senden öğrenmek istiyoruz, bunlar cennetlik mi cehennemlik mi? sorusuna verdiği:
-Onlar hakkında, Allah'ın peygamberi İsa a.s.'ın onlardan çok daha günahkâr kimseler için söylediği şeyi söylerim:
'(Rabbim) eğer onlara azab edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Kendilerini bağışlarsan, elbette mutlak izzet ve hikmet sahibi olan da sensin.' (Mâide,118), cevabı da Haricîlerin silahlarını atıp tevbe etmelerine yol açtı. Yanlış inançlarından vazgeçerek, gönül huzuruyla dönüp gittiler.
 
M

Murat Sâki

Misafir
#3
Kureys Sûresinden bugünün Türkiye'sine

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kureyş'in alıştırılması için.

Yaz ve kış yolculuklarına alıştırılmasından dolayı,

Bu evin Rabbına ibadet etsinler.

Ki o, kendilerini açlıktan kurtarmış ve korkudan emin kılmıştır.

_________________

Emr-i ilahîye karsi senî gadr ve tugyanlarin icra olundugu; o âlemler Rabbinin itaatkâr birer kulu ve memuru olan hava ve bulutu dahi gadablandiran hallerin perde gerisi aralanacak olsa, ortaya manidar tablolarin çikacagini saniyorum.
Nedir birilerini ilahî emirlere karsi bu kadar açik bir isyana sev keden? Nedir birilerine Kur'ânî hükümlere karsi bu kadar açik bir düsmanlik izhari cesaretini veren?
Bu sorulara verilecek âfâkî ve enfüsî bir dizi cevap oldugunu ve de olacagini biliyor, lâkin gözlerden genelde sakli kalan bir sikka dikkat çekmek istiyorum.
Söyle zihnimizi bir noktada yogunlastiralim, hatta kalemi ve kâgidi yardimina çagirarak, sunun cevabini arastiralim: Su ülkede, dogrudan veya dolayli, emr-i Ilâhinin çignendigi haram yollarla para kazanan ne kadar insan var?
Sorunun cevabi arastirilirken, kazancini içki üretim ve satisiyla, kumarla, faizle, müstehcen yayinlarla, rüsvetle, yalanlarla... kazanan insan sayisi sizce nereye ulasir? Meselâ, su diyarda, düpedüz beden ticareti yapilan gazete ve dergilerde çalisan, onlari basan matbaalarda çalisan, onlarin dagitim ve bayiligini yapan kaç insan var? Kaç kahvede kumar oynaniyor; yahut, daha dogrusu, geçimi kumarla olmayan kaç kahve kaldi? Millî Piyango'dan alici yahut satici olarak medet uman insan sayisi ne? Hem, kazancini faiz, repo vs. ile temin eden; yahut en azindan kazancinin bir kismi bu olan insan sayisi binle mi, milyonla mi, on milyonla mi ifade edilir? Ya faizli kredi, faizle vadeli satislar vs. ile is görenler?
Bu sorular, genisleterek soruldugunda, karsimiza ciddi bir "Bogazlar meselesi" çikar. Tarihin her zamaninda ve hususan su zamanda insanlarin akil ve kalb damarlari "bogaz"dan geçmektedir; açikcasi, emr-i ilâhi karsisindaki direnç ve direnislerin, bir diger deyisle isyanlari gerisinde, "maddî menfaat" hesaplari da vardir. Insan, "ihsan edene perestis eder" bir fitratta yaratilmistir; ve ihsanin adresini sasirmissa, asil Rezzak-i Kerim'e isyana dahi kalkismaktadir.
Velhasil, emr-i ilâhîye hakkiyla râm olunan bir ortamda "rizik borusu"nun tikanacagini sanan insanlarin sayisi, kesinlikle on milyonlarla ifade edilir durumdadir ve birilerini bu kadar cür'etle Allah'in dinine satasmaya sevk eden bu insanlarin "mânevî" destegini arkalarinda hissetmeleridir.
Olayin ikinci kismi ise, "havf"a karsi "eman" hissiyle ilgilidir . Su ülkede yasayan altmis küsur insandan kaç tanesi rahatla ticaret yapiyor ve evinde rahatla uyuyor olmasini Hafîz ve Müheymin ve de Mugis olan Rabb-i Rahîm'den biliyor? Ve kaç tanesi, bu "eman" ve "emniyet" halini O'na izafe etmeyip yatay düzlemde; devlete, hususan ordu ve polise hasrediyor?
Bu sorunun cevabi da, çogunlugun maalesef isi yatay düzlemde, "esbabin elinde" biraktigi; ancak azlarin Hafîz, Mugis ve Müheymin olanin suuruna ulastigidir.
Bana göre, bugün yasanan tablonun gerisinde, su toplumun ekseri insaninin "rizk" ve "eman"i O'dan gayrisindan bilmesi, bu yüzden de, onlarin piyasanin, devletin, ortamin vs. hatirina emr-i ilâhîden vazgeçebilmesi hali yatmaktadir.
Bu yüzden de, su günlerde özellikle okunacak ve üzerinde özellikle tefekkür edilecek sûre, Kureys Sûresi olmalidir.
Zira bugün su toplumda çogu insanin tasidigi zihniyet ile o günün Kureys'inde dogru çizgiye her hal ve sartta râm olmakta zorlanan, hatta direnen çogunlugun tasidigi zihniyet arasinda ciddi paralellikler bulunmaktadir.
Bu kisa sûre, geçimini ticaret ile saglayan Kureyslilere, onlari yaz ve kis (ticarî) seferlerine alistiran Zâti; onlarin ticarette de merkez olmalarini mümkün kilan Beyt'in Rabbini hatirlatir. Herkes Kâbe'yi ziyaret için Mekke'ye geliyor ve bu açidan Mekke mühim bir ticaret merkezi de oluyor iken; Kureysliler o Beyt'in sahibini unutmus; olayi yalnizca yatay düzlemde, kendileri, baskalari ve Kâbe düzeyinde görür olmuslardir. Hayir, onlari sefere alistiran da, o kupkuru Mekke'de Kâbe'yi nebilerine yaptiran da O'dur. Kâbe'yi ve çevresini "emin belde" kilan ve bunu "haram belde" kilmakla teyid eden de O'dur. Kureys'in ubudiyet adresi, gözleri önündeki Kâbe'nin Rabbidir; ki çöl ve çorak bir beldeyi ticaret mekâni yapmakla onlari doyuran, zemzem ile susuzluklarini gideren ve korkuya karsi o "haram belde" de onlara eman ve emniyet kazandiran O'dur.
Ve O, su diyarda bizi de sa'ye ve alisverise alistiran; Kâbe'nin Rabbi oldugu gibi su diyarin da Rabbi ve Mâlik-i Hakikîsi olandir. Su diyarda da, "açliga karsi doyuran", ve "korkuya karsi eman ve emniyet"i saglayandir.
Zannimca, bugün su diyarda hazirlanan tezgahlardan "emr-i ilâhîye" asi olmaksizin kurtulanlar, bu sûrenin bu dersini kendileri için alanlar olacaktir. Ve bir bütün olarak su ülke bu mâkus tuzaktan, çoklari ilâhî dersi alip ibadetin adresini dogrulttugunda kurtulacaktir.

Kaynak: Metin Karabasoglu, Yeni Asya, 24 Mayis 1998
 
M

Murat Sâki

Misafir
#4
Vehhabiliği yeterince biliyormuyuz?

Vehhabîliğin kurucusu Muhammed bin Abdülvehhab'ın açtığı bu ehl,i sünnet dışı sapıklık ve delalet içinde olan bir fırkadır..

1744'te Muhammed bin Abdülvehhab'la birleşerek onun manevi desteğinde Suudi hanedanını kuran Muhanmmed bin Suud'un torunu İbni Suud, 1805'te Medine'yi, 1806'da Mekke'yi zaptettiğinde mezhebin inancı gereği bütün mezarları dümdüz etti. Medine'de Baki Mezarlığı'nın taşlarıyla kaleler inşa etti. O zamana kadar bilinen tüm İslam büyüklerinin mezarları tahrib edildi. Araştırmacılar bu tahrib hareketine balık sırtı adını verdiler. Vehhabiler yanında türbe olan mescitleri dahi yıkıyorlardı. Bu yüzden onlara "mabed yıkıcıları"adı verenler çıktı. Bu katliamdan sadece Makam-ı İbrahim, Mescid-i Nebevî ve Peygamber Efendimiz'in türbesi Ravza-i Mutahhara kurtuldu. Mezarlık ziyaretine daha sonra izin verildi."


Dini silahla uygulamaya çalışan, namaz kılmayana ölüm cezası öngören, kendilerinden olmayanları kafir bilerek mezarlıklarını ayıran, Peygamber devrinde olmayan herşeyi sapıklık ilan eden, aklı dışlayan, amelsiz imanı küfür sayan, Kur'an ayetlerini akılla yorumlamayı yasaklayan Vehhabîlik'in ana ilkeleri şu 18 maddede toplanabilir:

1) Allah'ın zatı, sıfatı ve fiili aynıdır. Ayrı olamaz.
2) Bu Tevhid'dir. Tevhide inanmayanın malı, canı helaldir.
3) Amel imanın içinde gizlidir, amelsiz iman olamaz.
4) Ameli yerine getirmeyene harb açılır. Kestiği yenmez. Bu kişilere karşı cihat edilir.
5) Ayetleri yorumlamak küfürdür. Hüküm zâhire göredir.
6) Allah'a aracısız ibadet şarttır. Mürşid, şeyh, veli, aracı küfürdür.
7) Kesin delil Kur'an'dır. Şia, kelam, tasavvuf, tarikat uydurmadır.
8 ) Kur'an ve Hadis' ten başka herşey bid'attir.
9) Mezar, türbe yapmak, adak adamak, kabir ziyareti küfürdür
10) Allah'tan başka kimseden yardım beklemek küfürdür.
11) Amelde 4 mezhep helâldir. Tarikat küfürdür, sömürü aracıdır.
12) Namazı cemaatle kılmak şarttır. Namaza gelmeyen ceza alır.
13) Sigara, nargile, içki ve kahve içene kırk değnek vurulur.
14) Vakıf bâtıldır. Vakıf kuranlar servetlerini kaçıranlardır.
15) Muska, tesbih, zikir, sünnet ve nafile namaz batıldır.
16) El öpmek, boyun kırmak, evliya kabri ve sakalı şerif ziyareti, mevlut ve kaside okuma, çalgı dinlemek, eğlenmek şirk'tir.
17) Rüfai, Kadırî, Nakşibendi ve benzeri tarikatları küfürdür.
18 ) Ehli beyt sevgisi taşımak, Ali evladını masum saymak şirk'tir.



Özet olarak!

Mekkedeydik, Medineye gitmeden bir benzinlikte mola vermiştik.
Hemen bir gurup arap geldi ve bize Türkçe ve İngilizce kasetlerle, kitaplar hediye ettiler...Kaseti hemen dinledik, vahhabilerin fikirlerini anlatıyordu.. Medineye Ravzaya henüz gitmeden Türbe Ziyareti konusunda mezheplerinin ideolojisini yüklemeye çalışıyorlardı bes belli...

Vehhabi zihniyetini bakın Cübbeli Hocamız bir vaazlarında şöyle vurgulamıştır:
MEKKE’DE İMAMLIK YAPAN VAHHABİ ALİMLERİ NE DİYOR? PEYGAMBER ÖLMÜŞTÜR, BENİM BASTONUM ONDAN DAHA ÇOK İŞ GÖRÜR DİYOR. BÖYLE İMANSIZLAR BU VAHHABİLER…MEDİNEDE İMAMLAR NAMAZA GİDİYORLAR DA, OMUZLARINI DÖNÜPTE RESULULLAH’A SELAM VERMEDEN GEÇİYORLAR NAMAZA.NEUZÜ BİLLAH…

Sanırım onlar hakkında özet olarak bu yeter...
 

meftun

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
246
Beğeniler
4
Puanları
0
#5
Vehhabiliği duyuyorduk ama hakkında pek bilgim yoktu.. Sağol Zınar..
İlkeleri ne kadar ilginç ya.. Ne kadar da katı bir yaklaşımları var. Herşeyi küfür kabul etmişler.
 

AR_can

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
46
Beğeniler
0
Puanları
0
#6
sağolasın
bu maddelerini bilmiyordum, öğrenmiş olduk
 

melde

helina_roje
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
2,238
Beğeniler
21
Puanları
0
#7
benimde bilgim yoktu teşekkürler bilgiler için
 

Rojdi

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
142
Beğeniler
0
Puanları
0
#8
Sevgili zınar arkadaşım vahhabiliği, onu çarpıtanlar tarafından okumuşsundur. yazmış olduğun 18 maddenin büyük bir kısmını tamamen çarpıtarak vermişler, şimdi bu maddelerin doğru ve yanlış taraflarını muhammed(s.a.v) hadislerinden kur'an'ı kerimden ve mezheb alimlerinden öğrenmemiz lazım.
örneğin bazı yerlerde küfür kelimesini kullanmışsın, ama vahhabiler buna küfür değil şirk terimini kullanırlar, şirk ise kendi arasında büyük şirk ve küçük şirk diye ikiye ayrılır.
1. ve 2. maddenin tartışması bile olamaz, çünkü ehli sünnetin görüşleridir.

3. madde hanbeli mezhebinin görüşüdür, hanbeli mezhebine göre namaz kılmayan bir kişi kafir olmuştur ve ölümü hakketmiştir. diğer üç mezhebin görüşleri farklıdır.
4. maddeye gelince o da dört mezhebin düşüncesidir, zekatı terkedenlere savaş açılmıştır hz ebu bekir zamanında.
5. madde müteşabih ayetlerden bahsediyor, yani Allah'a el ayak göz gibi uzuvlar yakıştıran ayetler var bunların yorumu yapılamaz zaten. bu da dört mezhebin görüşleridir.
6. Maddede belirtilen Aracısız isteme ise tamamen kur'anın nassıyla sabittir.başkalarını kendinle Allah arasında aracı kılman islam anlayışına tamamen ters düşer, bakınız burada mürşidin inkarı söz konusu değildir, aracı kılmak söz konusudur.
7. madde tartışılmaya gelmez zaten. kesin nass kur'andır. kur'ana ters düşen hadis bile olsa kabul görülmez(tarikat ve tasavvuf bu yana dursun), bu icmai ümmet ile sabittir.
8.madde kur'an ve sünnetten başka herşey bid'a dır. bid'a sonradan ortaya çıkan şey demektir ve ehli sünnet inancına göre merduttur(reddedilmiştir)
9.madde kabir ve türbe inşaasından bahsediyor, zaten ehli sünnet inancına göre yerden bir karış yüksek olan mezarı yerle bir edilmesi lazımdır. hz. peygamber hz. Ali'ye böyle bir emir vermiştir. kabir ziyaretine gelince kabirden bir şey istemektir, burada bir çarpıtma söz konusudur, kesinlik vahhabiler böyle bir şey savunmamışlar.
10. madde tartışılmazdır, icma-i ümmet ile sabittir.
11. madde 4 mezhebin geçerliliği ehli süünetin en temel inancıdır zaten, tarikat ve tasavvufun sapıklığına gelince vahdet-i vucud çular kasdedilmiştir, bu konu tamamen akidevi bir konudur, anlatılması ciltlerle ancak olur.
12. madde namazı cemaatle kılmadır. hz. peygamber kesinlikle bu konuda emir buyurmuştur, bu tartışılmaz bir gerçektir, namazlarımzı cemaatle eda etmediğimiz için günaha giriyoruz.
13. madde sigara ve nargilye gelince ehli sünnetin muteber alimlerinin bir kısmı haram saymışlardır. böyle bir yasak islam halifesi tarafından verilir. eğer islam halifesi bunları yasaklarsa işenmesi durumunda cezai müeyide gerekir. ve bu maddeler haram olurlar.
15. madde burada kesinlikle bir çarpıtma söz konusudur. burada sadece muska batıldır. geri kalanlar iftiradan ibarettir.kitapları okusanız bunu apaçık göreceksiniz.

16. madde tamamen islam alimlerin fetvasına kalmış durumdur, tamamen bidattırlar, peygamber zamanında hiç biri yoktu.
17. maddenin cevabını 11. maddede vermiştik.

18. madde ehli beytin mensuplarını masum saymak tabii ki şirktir. masum olan sadece resulullahtır.

vahhabillik düşüncesi tamamen kur'an ve sünnete bağlı bir ekoldur, bid'at ve hurafelerden sapık düşüncelerden arınmış tek anlayıştır.

ama unutmamanız gereken bir şey var o da vahhabilik düşmanlarının onu acımasızca ve haksızca yargılamalarıdır.
hz peygambere kesinlikle hakaret ettikleri görülmemiştir ve düşünülemez, sizlere verebileceğim en önemli kaynak ibni teymiyye eserleridir, ben ibn teymiyyeyi bilmeden önce vehhabiliği bilmiyordum,ama onu okuduktan sonra Allah'a şükür yanılgılardan kurtuldum.
 
M

Murat Sâki

Misafir
#9
sevgili rojdi vehhabiler hakkında yorumlarından dolayı teşekkürler

ama şuda varki vehhabiler vehhabiliğin ayrı bir mezhep olduğunuda idda ediyorlar buda onlara göre somut bir kavram ama islamda 4 hak mezhepten başka mezhep yoktur kati olarak buda onların açık bir yanılğıda olduğuna işarettir
 

Rojdi

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
142
Beğeniler
0
Puanları
0
#10
Değerli Zınar kardeşim,
vehhabilik bir mezheb değildir, zaten vahhabilerde bunun bir mezheb olduğunu savunmuyorlar. vehhabiler ehli sünnet vel cemaat inancına sapipler. vahhabilerin %90 gibi ezici bir çoğunluğu hanbeli mezhebine mensuplar.
vahhabiler bazı konularda aşırıya kaçıyorlar, bunu bende kabul ediyorum, ama inanın ehli sünnet içinde bid'at ve hurafelereden en çok arınmış anlayışa sahiptirler.
ben onları çok yakından tanıma şansına sahip oldum. özellikle şeyhul islam ibn teymiyyeyi çok okudum, inanın ibn teymiyyenin her kitabı bir şaheserdir. kur'an ve sünnet e mükemmel bir bağlılığı var, sapık fırkalara karşı çok büyük bir mücadele vermiştir, özellikle haricilere mutezilelere cehmiyelere,,
felsefecilere karşı islamın bir yıkılmaz kalesi olmuştur,
 
M

Murat Sâki

Misafir
#11
Kur'anda 'ADALET'

Adalet
2/282; 4/58, 135; 5/8, 42; 6/115; 7/29, 159, 181; 16/90; 38/26; 42/15; 57/25; 60/8

16/90- Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

2/282- Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alış-veriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşi gelmekten sakinin. Allah size ögretiyor. Allah her şeyi hakkiyla bilendir.

38/26- Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

4/135- Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

4/58- Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

42/15- (Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma ve şöyle de: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O'nadır."

5/42- Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.

5/8- Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşi gelmekten sakinmaya daha yakindir. Allah'a karşi gelmekten sakinin. Şüphesiz Allah yaptiklarinizdan hakkiyla haberdardir.

57/25- Andolsun, biz elçilerimizi açik mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabi ve mizani (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattik (ki insanlar ondan yararlansinlar). Allah da kendisine ve Resüllerine gayba inanarak yardim edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

6/115- Rabbi'nin kelimesi (Kur'an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

60/8- Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.

7/181- Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.

7/29- De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (ona) doğrultun. Dini Allah'a has kılarak ona ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine ona) döneceksiniz."

7/59- Andolsun, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adiniza büyük bir günün azabindan korkuyorum" dedi.
 
M

Murat Sâki

Misafir
#13
okunacak bir ayet ve hayata geçirelilecek bir metod

263- Tatlı söz ve hoşgörü, peşinden başa kakma ve onur kırma gelen sadakadan daha iyidir. Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O Halimdir.

Böylece, arkasından eziyet gelen sadakanın geçerli olmadığı güzel bir sözün, hoşgörülü bir duygunun çok daha iyi olduğu gerçeği yerleştirilmiş oluyor. Güzel bir söz, kalplerin yaralarını sarar, onları hoşnutluk ve güler yüzlülük duygularıyla doldurur. Bağışlama, ruhların kinlerini temizler, yerine kardeşlik ve doğruluğu yerleştirir. Bu durumda güzel bir söz ve bağışlama sadakanın birinci görevini; ruhların arındırılması ve kalplerin yakınlaştırılması görevini yerine getirmiş olmaktadır.

Sadakanın, verenin alana karşı bir üstünlük aracı olmadığını, yalnızca Allah'a verilen bir borç olduğunu belirtmek için hemen arkasından şu ayet geliyor:

"Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O Halimdir."

Onun eziyet veren sadakaya ihtiyacı yoktur. Hakimdir. Şükretmedikleri halde kullarına rızık verir. Üstelik onları cezalandırmakta ve herşeyi veren kendisi olduğu halde eziyet etmekte acele etmez. Herşeyden önce varlıklarını bahşeden O'dur. O halde kulları O'nun hilmini bilerek Allah'ın kendilerine verdiği şeylerden infak ettiklerinde karşılık alamadıkları ya da kendilerine teşekkür edilmediği zaman eziyet ve kızmakta acele etmemelidirler.

Kur'an-ı Kerim insanlara yapabildikleri oranda kendilerini O'na göre eğitmeleri için sürekli Allah'ın sıfatlarını hatırlatmaktadır. Kuşkusuz müslüman, Rabbinin sıfatlarını bilmek ve tabiatının gücü oranında payına düşen kısmını almak için eğitimle o yüce basamaklara çıkmaya çalışır
 
Üst