aşura günü | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

aşura günü

denizfeneri

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
1,278
Puanları
0
Web sitesi
www.denizfeneri.org.tr
Aşura,on manasına gelen ''aşr'' kelimesinden alınmıştır.hicri senenin birinci ayı olan muharrem ayının 10. gününe AŞURA GÜNÜ denmiştir.Cenabı Hak (cc) bu mübarek günde on peygamberine on büyük ihsanda bulunmuştur.şöyle ki;
1-Hazreti Adem'in tevbesi bu günde kabul edilmiştir
2-ALLAHü Teala Hz.İdrisi o günde göklere yükseltti
3-Hz. Nuh'un gemisi bu günde cudi dağının üzerine karaya oturmuştur
4-Hz.İbrahim bu günde dünyaya gelmiştir.yine bu günde ALLAHü Teala onu ''halil'' eyledi,ateşten kurtardı
5-Hz.Davud'un tevbesini o günde kabul buyurdu
6-Hz Eyyub'un hastalığına o gün son verip onu feraha çıkardı
7-Hz.Musa'yı aşura günü kurtardı.firavunu o günde boğdu.
8-Hz.Yunus'u balığın karnından aşura günü çıkardı
9-Hz.Süleyman'ın mülkünü aşura günü iade etti
10-Peygamber Efendimiz(sav)'in tasavvur edilebilen gelmiş geçmiş bütün günahları aşura gününde affedilmiştir.

Ayrıca Hz.Yakub'un gözlerinin tekrar görmeye başlaması,Hz.Yusuf'un kuyudan çıkması,Hz.İsa'nın doğması ve göklere kaldırılması aşura günü olmuştur.

Yine ALLAHü Teala 'nın yerleri ve gökleri yaratması,Levhi ve Kalemi yaratması,Hz. Adem ile Havvayı yaratması,cenneti yaratması ve Hz.Adem'i cennete koyması aşura gününe denk gelmektedir.


Bugün yapılacak işler:

1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]
(Aşure günü oruç tutan o yıl tutamadığı [nafile] oruçlarının sevabına kavuşur.) [Deylemi]
(Aşure günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ.Ahmed]

(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a]


[Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]

Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:

(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

selefi salifin bu günlerde hep oruç tutardı..

Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullaha hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.



Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşure Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.Bîr hadiste şöyle buyurular:

"Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(

2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı.

Fe hel aseytüm in tevelletüm en tüfsidu fil erdı ve tügaddııııı ü erhameküm * Üla ikellezine leanehümüllahü fe.....esammehüm ve e'ma ebsarahüm ...ve e'ma ebsarahüm...
47/22- Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? İşte bunlar, Allah'ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir...


Kurtubi Tefsirinde...

Müslim'in, Sahih'inde yer alan rivayete göre Ebu Hureyre şöyle demiş*tir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki:
"Şüphesiz yüce Allah yaratıkları var edip on*ların yaratılışını bitirince rahim kalkıp dedi ki: Bu (duruşum), bağımın koparılmasından (sana) sığınanın ayakta duruşudur. Yüce Allah da: Peki seni bitişti*reni bitiştirmeme, senin bağını kopartanı da koparmama razı olmaz mısın? diye buyurdu. Rahim, olurum dedi. Yüce Allah da: Bunu sana verdim, diye buyurdu.



Tefsirül Münir de

Buhari ve Müslim'in Ebu Hüreyre'den onun da Efendimiz'den rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: "Allah mahlû-katı yaratmıştır. Bu yaratma işini bitirdiği vakit, rahim (akrabalık) ayağa kalkmış ve Rahmanın belini..tutmuş. Bunun üzerine Rahman (rahime) "Sen sus" buyurmuştur.

Rahim de, "Bu, ilginin kesilmesinden sana sığına*nın makamıdır." demiştir. Yüce Allah da, "Evet, sana sıla yapana, benim sı*la yapmam, senden alâkayı kesene, benim de alâkayı kesmemden hoşnut olur musun?" buyurmuş. Rahim, evet razıyım demiş. Allah Tealâ hazretleri de: Bu sana verilmiştir, buyurmuştur."
Rahmin istemesi nasıl olmuştur..

1- Yüce Allah rahim (akrabalık) adına meleklerden bu şekilde konuşa*cak birisini dikecek ve o da bunları söyleyecektir. Sanki bu melek, akraba*lık bağının adına mücadele edip akrabalık bağını gözetenin sevabını o ba*ğı kopartanın da günahını yazmak ile böyle bir ibadette bulunmakla görev*lendirilmiş gibidir. Tıpkı diğer amelleri yazmakla görevlendirdiği Kiramen Ka*tibin ile biri diğerine devrederek namaz vakitlerinde hazır bulunmakla gö*revli meleklerin olduğu gibi.

2- Bu konunun anlaşılması ve bu bağa ileri derecede itina gösterildiğinin belirtilmesi için takdiri ve temsili bir ifadedir. Şöyle buyurmuş gibidir: Eğer rallim (akrabalık bağı) aklı eren ve konuşan bir varlık olsaydı, bu sözleri söy*leyecekti. Nitekim yüce Allah: "Şayet Biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydih, muhakkak ki Allah'ın korkusundan onun başını eğerek dağılıp parça par*ça olduğunu görürdün" (el-Haşr, 59/21} diye buyurduktan sonra: "İşte Biz bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz" diye buyurmaktadır.

İman ve normal akrabalık ta Tefsirde zikir ediliyor..Ancak müminler kardeştir ayeti delil verilerek asıl akrabalık bağının Müminlik iman dairesinde olduğu söyleniyor genel bağın İman akrabalığı özel bagın da normal ev halkı olduğu zikir edilmiş
Peygamber efendimizin:

"Bu koparılmaktan yana sana sığınanın konumudur" buyruğuna gelince, bundan maksat akrabalık bağını gözetme emrinin oldukça güçlü ifadelerle emredilmiş olduğunun, şanı yüce Allah'ın himaye*sine sığınıp onu kendisinin himayesine aldığı, onu kendi koruması altına ve muhafazasına aldığı kimse konumuna çıkarttığının vurguiu bir şekilde haber verilmesidir.

Durum böyle olduğuna göre şu da bilinmeli ki Allah'ın hima*yesine aldığı bir varlık yardımsız bırakılmaz. Onun verdiği sözü cie kimse bo*zamaz. Bundan dolayı yüce Allah rahime: "Seni koruyup gözeteni gözetme*me, seni kopartanı da kopartmama razı olmaz mısın?" diye hitab etmiştir. Bu da Peygamber (sav)'in şu buyruğunu andırmaktadır:


"Sabah namazını kılan bir kimse yüce Allah'ın himayesi altındadır. O bakımdan sakın Allah kendi hakkından dolayı sizden bir şey istemesin. Çünkü O kimden kendisine ait olan bir hakkı isteyecek olursa, onu yakalar, sonra da yüzüstü o kimseyi cehen*neme yıkar..


Ve vessaynel insane bi valideyh** hamelethü ümmühü vehnen ala vehniv ve fisalühu fı ameyni enişkür lı ve li valideyk** ileyyel mesir ....

31/14- İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadir..lokman14


Va'büdüllahe ve la tüşrigu bihi şey'ev ve bil valideyni ihsanev ve bizil gurba vel yetema vel mesagıni vel cari zil gurba vel caril cünübi ves sahıbi vil cembi vebnis sebili ve ma meleket eymanüküm** innellahe la yühıbbü men kane muhtalen fehura ...

4/36- Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayin. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakin komşuya, uzak komşuya, yaninizdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altindakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. ..nisa36


Münir...

Müfes-sir İbnu'l-Arabî diyor ki: Anne-babaya itaat ve iyilik, dinin farzlara dair rükünle*rinden bir rükündür. Onlara iyilik ve ihsanda bulunmak sözlerde ve amellerde söz konusu olur. Sözlerdeki iyi muamele "Onlara öf (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle" (İsra, 17/23) ayetindeki gibi olur. Yine onla*rın mutlak bir rahim bağı ve hususî yakınlık hakkı bulunmaktadır.

Akrabaya ihsanda bulunmak: Akrabalık da kardeş, kızkardeş, amca, dayı ve onların çocuklarında olduğu gibi bir rahim bağıdır. Onlara iyilik de su*renin başındaki "Kendisi de (adını öne sürmek suretiyle) birbirinize dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının." (Nisa, 17/1) ayetinde belirtildiği şekilde akrabayı sevip onlara mali yardımda buluna*rak olur.

Bu muamele ölenin birbirine bağlanmasını sağlar, maneviyat ve daya*nışmasını güçlendirir, dolayısıyle toplum kuvvetlenir ve devlet de ilerler.


Not Akraba bagını kesen kadir gecesi olsa rahmetten pay alamaz..

Vahfiz lehüma cenahazzülli miner rahmeti ve gur rabbirhamhüma kema rabbeyanı sağıra**Rabbüküm e'lemü bima fi nüfüsiküm in tekünü salihıyne fe innehü kane lil evvabine ğafura** Ve eti zel gurba haggahü vel miskine vebnes sebili ve la tübezzir tebzira

17/24- Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı." Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma...isra 24.25.26



tefsir ibni kesir...

Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanındayken yaşlılığa erecek olurlarsa; onlara karşı; öf dahi deme. Onları azarlama.» Onlara kötü bir söz duyurma, hattâ kötü sözün en alt mertebesi olan öf bile deme ve onlara karşı senden çirkin bir fiil sudur etmesin. Onlar için iyilik dile dua et..


ve bil valideyni ihsana Anaya babaya iyi davranın.

Hadisler..

Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

***Ebu Hüreyre'den rivayet edilmiştir..; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur : Burnu sürtülsün. Burnu sürtülsün. Burnu sürtülsün. Anne ve babasına, ya da onlardan birine veya ikisine birlikte ulaşıp da onlar yanında yaşlandıkları halde cennete girmeyen kişinin burnu yere sürtülsün..(Müslim, Birr 9; Tirmizî Deavât 110; K. Sitte, 2/483)başka kaynak alıntısı

***Bir Adam dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, anne ve babam Öldükten sonra benim onlara yapabileceğim herhangi bir iyilik var mıdır? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Evet, dört haslet vardır : Onlara dua etmek, mağfiret dilemek, ahidlerini yerine getirmek, dostlarına ikram etmek, onlar tarafından başka rahmin olmayan akrabalarına sıla-ı rahim'de bulunmak. İşte annen ve baban öldükten sonra senin onlara yapman gereken iyilikler bunlardır

***İmâm Ahmed der ki: Bize Huşeym... Mâlik İbn Hâris'den nakleder ki; o, Rasûlullah (s.a.) in şöyle dediğini duymuş : Müslüman anne ve babadan olan bir yetimi yemek için oturtup sonra onun buna gerek duymamasını sağlayan kişiye muhakkak cennet vâcib olur

***Hafız Ebu Bekr Ahmed İbn Amr İbn Abdülhâlık el-Bezzâr Müs-ned'inde der ki: Bize İbrahim... Süleyman İbn Büreyde kanalıyla babasından nakleder ki; adamın biri tavaf yaparken, annesini de omuzuna almış tavaf ettiriyormuş. Hz. Peygambere onun hakkını ödedim mi? diye sormuş. Hz. Peygamber; hayır bir kere emzirmenin hakkını bile ödeyemedin

***Abdullah bin Ömer (r.a.) anlatıyor: ‘Nikâhım altında bir kadın vardı ve onu seviyordum da. Babam Ömer ise, onu sevmiyordu. Bana: ‘Boşa onu’ dedi. Ben itiraz ettim ve boşamadım. Babam Ömer Hz. Peygamber’e gelerek durumu arzetti. Rasûlullah (s.a.s.) bana: “Boşa onu” dedi. (Ebû Dâvud, Edeb 129; Tirmizî, Talâk 13; K. Sitte, 2/486)

“Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terket, dilersen muhâfaza et.” (Tirmizî, Birr 3; K. Sitte, 2/486)

***Babaya itaat ALLAH a itaattir..

***“Ana babasına iyilik edene cennet olsun; Aziz ve Celil olan Allah onun ömrüne bereket versin.” (Buhârî, Edebu’l Müfred Terc. 1/30; et-Terğîb ve’t-Terhîb, Birr ve’s-Sıla, c. 3, s. 317, hadis no: 17)


***Bağy, yani âdil ve müslüman idareciye karşı çıkmak, akrabalarla ilgiyi kesmek günahından daha çok dünyada cezası peşin verilmeye lâyık hiçbir günah yoktur; âhirette bu günah sahibi için hazırlanmış olan azab olmakla beraber.” (Ebû Dâvud, Edeb 43; Tirmizî, Kıyâmet 57; İbn Mâce, Zühd 23, no: 4211)

— Analarınıza-babalarınıza iyilik edin ki, evlâtlarınız da size iyilik etsin. İffetinizi koruyun ki, kadınlarınız da iffetli olsun!

— İyiliklerin en iyisi, evlâdın, babasının dostlarına sıla-i Rahim yapmasıdır
Arkadaşlık konusunda Medine lilerin muhacirlere yaptıklarıda bellidir..Ayrıca Efendimiz akrabalarını hep ziyaret edederlerdi..



3- İlim öğrenmeli!

İlim sudur o var hayat var o yok hayat yok..(Şehit Bayram Ali Öztürk Hocaefendi)

İkra' bismi rabbikellezi halak* Halekal'insane min 'alak* Ikra' ve rabbükel'ekram* Ellezi 'alleme bilkalem* Allemel'insane ma lem ya'lem

Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak'tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.. İnsana bilmediğini öğretti.(Alak..1..5


Neden namaz kıl oruç tut degilde oku??

Yüce Al*lah ilmin şerefi ile ilgili olarak Peygamberine (sav) şunu buyurmuştur:

"De ki.Rabbim, ilmimi artır." (Ta-Hâ, 20/114)

Eğer ilimden daha şerefli birşey olsaydı elbette ki yüce Allah peygambe*rine ilmini artırmasını istemesini emretmiş olduğu gibi; onun da artırılması*nı istemesini emrederdi..(Kurtubi Tefsiri..)

İnnema yahşellahe min ibadihil ulema' innellahe azızün ğafur
Allahtan, kulları içinde, ancak âlimler korkar (S. Fâtır, 28)


İbn-i Abbas radıyallâhü anhümâya göre,âyet-i kerimesinin mânâsı şudur
Allahtan, kullarının içinden, ancak onun ceberûtunu, izzetini, saltanâtını bilenler korkar. Burada âlimlerden murad, Cenâb-ı Hakkı sıfatlarıyla bilip de, onu tâzim edenlerdir. Kimin ilmi artarsa, o nisbette Allah korkusu da artar.

. İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe ve İbn-i Sîrîn rahımehümallâh hazerâtına göre, âyet-i celîlede geçen haşyetten murad tazimdir, büyük saygıdır. Haşyetin şartı ise, mârifetullahtır, Cenâb-ı Hakkın sıfat ve fiillerini bilmektir



***ŞEHİDALLAHÜ ENNELÜ LAAA İLAHE İLLA HÜVEL MELAAAA İKETÜ VE ULU İLMİ GAAA İMEN BİL GISD LAAA İLAHE İLLA HÜVEL AZİZÜL HAKİM.....

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) su hususu açiklamistir ki, kendisinden baska ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmislerdir). Mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan baska ilâh yoktur... Ali.İmran...18



Bu âyet-i kerimede ilmin faziletine, ilim adamlarının şeref ve üstünlüğü*ne delil vardır. Çünkü şayet ilim adamlarından daha şerefli bir kimse bulun*saydı yüce Allah ilim adamlarını birlikte sözkonusu ettiği gibi; onları da el*bette kendi ismiyle, meleklerinin ismiyle birlikte burada zikrederdi.

**Yine Enes´ten Peygamber (sav)ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: "Her kim: "Allah -adaleti ayakta tutarak- şehadet etti ki, gerçekten O´ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de buna şehadet ettiler. O´ndan başka ilâh yoktur. O Azîzdir, Hakimdir" âyet-i kerimesini uyuyaca*ğı vakit okuyacak olursa, Allah Teala ona Kıyamet gününe kadar kendisi için mağfiret dileyecek yetmişbin tane melek var eder." (Kurtubi)



GUL HEL YESTE VİLLEZİNE YE' LEMÜNE VELLEZİNE LA YE' LEMÜNE İNNEME YETEZEKKERUL ULÜL ELBEB..

De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.zümer 9


yerfe'illahullezine emenu minkum vellezine ütül'ilme derecativ vallahü bima ta'melune habirun.'
Mücâdile 58/11 : «İman edenleri Allah yükseltir, İLİM verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür



Tefsirül Münir..

Kim ilimle imanı birleştirirse imanından dolayı derecesini yükselttiği gibi ayrı*ca ilminden dolayı da makamını yüceltir. Meclislerde saygı görmesi de bun*lardan biridir. Allah Teâla buna lâyık olanı da olmayanı da bilir, bütün kul*larının niyet ve hallerine muttalidir. Hayır olsun şer olsun bütün amelleri*nin karşılığını verecektir. (((Zaten çogu yerde saygıda görürler ALLAH sevgini sevdirir...))

***Ve ma künte tetlü min gablihi min kitabiv ve la tehüttühü bi yeminike izel lertabel mübtilün
BEL HÜVE EYATÜM BEYYİNATÜN Fİ SUDURULLEZİNE ÜTÜL İLM...VEMA YECHADÜ Bİ EYATİNAAA İLLAZZALİMÜN..

Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı..Hayır, o (Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkar eder ANKEBUT 48, 49



İbni Kesir..


Kendilerine kitab verdiklerimiz ona inanırlar.» Onu Abdullah İbn Selâm, Selmân el-Fârısî ve benzerleri gibi zekî, âlim din adamlarından alarak hakkını vermek suretiyle okuyanlar elbette ona inanırlar.

(Selaman- ı Farisi r.a) Bi yahudi alim'iydi kendisi gelip EFENDİMİZ e biat etti Müslüman olma şerefine erdi ve bir gün Hz Ömer ile konuşurlarken Hz Ömer ya Selman İman etmen nasıl oldu diye sordugunda cevaban ya Ömer ben onu görünce anam dan babam dan daha iyi tanıdım kendisini dedi,bunu üzerine (Onlar o PEYGAMBER) i kendi ana ve babasından daha iyi tanırlar..

Ayetini okudu cünki Tevrat'ta bütün vasfı vardı ve ben onu görür görmez tanıdım ya Ömer dedi anam dan babam dan daha iyi tanıdım ben anamı babam ı tanımamki,yani ben anam beni dogurdugunda onu görmedimki babam ıda ha keza öyle ya biri deseydiki sen falan canın oglusun ben nerden bilebilirdimki ama EFENDİMİZ öyle degil ona ALLAH kefil oldu onun garantisi var.Görür görmez vasıflarından hemen tanıdım dedi ve biat etti.

Hz Ömer bu gercegi kabul edip biat ından dolayı tebrik ederim dedi ve alnından öptü onu işte ilim le buldu gönlüyle iman etti işte kendilerine ilim verilenler denmesinin sebebi budur..



Hadis-i Şerif'ler

***Kim ilim ögrenmek için yola çikarsa, Cenâb-i Hak onun için cennet yolunu kolaylastirir. (Et-Tergib ve’t-Terhib 1/68)

***Evinden ilim talebi için çikan hiç kimse yoktur ki, melekler yaptigi isten râzi olduklari için kanatlarini onun yoluna sermis olmasinlar. (Et-Tergib ve’t-Terhib 1/68)

***(Hakîkî) âlim için, denizdeki baliklara varincaya kadar gökte, yerde ne varsa hepsi Allah’tan magfiret diler. (Ibn-i Mace 1/87
***"Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır."(Tirmizi ilim..).

Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun ilmihal okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir’a)



4- Sadaka vermek, ibadettir,sünnettir

Elleziine yünfiguune emvalehüm bil leyli ven neheri sirrav ve alaniyeten fe lehüm ecruhüm ınde rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yehzenun

"Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).


Ve minen nasi mey yeşrıı nefsehübtiğa e merzatillah* vallahü raufüm bil ibad

(İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allahü teâlânın rızâsı için nefsini fedâ eder) [Bekara 207]

Ve yüd'imünedda'ame 'alaa hubbihi miskiinev ve yetiimev ve esiiira.
İnnema nüd'imüküm livechillahi la nuriidu minkum cezaaaa ev ve la şüküra
İnnaa nehafü mir rabbina yevmen 'abüüsen gamtariira.
Fevegaahümüllahü şerre zalikelyevmi ve laggaahüm nazreten ve sürura.
Ve cezaahüm bima saberu cennetev ve hariira.

"şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11



Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

**- Malı temizler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Malınızdaki günah kirlerini sadaka ile temizleyin!) [T.Gafilin]

2- Günahları temizler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları yok eder.) [Tirmizi]
(Sadaka, kibri ve övünmeyi yok eder.) [Tirmizi]

3- Hastalıktan ve beladan korur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin! Sadaka her hastalığı ve belayı önler.) [Beyheki]
(Sadaka vermekte acele edin; çünkü bela sadakayı geçemez.) [Beyheki]

(Sadaka yetmiş kötülük kapısını kapatır.) [Taberani]
(Sadaka Allahü teâlânın gazabını söndürür ve kötü ölümden korur.) [Tirmizi]

(Gam ve sıkıntıları giderir, hastalıkları ve belayı önler. Düşmanlarınıza karşı size yardım eder ve şiddetli anlarda sizi sabırlı kılar.) [Deylemi



4- Muhtaçları sevindirir. Muhtaçları sevindirmek çok sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(En faziletli amel, muhtaçlara yiyecek-giyecek vermek ve müminleri sevindirmektir.) [Taberani
(Sadaka vermeye devam edenin rızkı artar ve duası kabul olur!) [İbni Mace]
(Sadaka vermekle mal eksilmez) [Tirmizi]

(Bugün aşure ibadet) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim)



5- Çok selam vermeli.

Selamün kavlem mir rabbir rahım..
Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" vardır..(Yasin58)

Ellezine teteveffahümül melaaa iketü dayyibine yegulune selamün aleykümüdhulül cennete bima küntüm te-a melun ...

Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (16/32) nahl 32

SELAMUN ALEYKÜM BİMA SABERTÜM FE Nİ-A ME UGBEDDAR....RAD 24...
(Melekler) Sabrettiginize karsilik size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler).


Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)


6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli!

Yes'eluneke maze yünfigun* gul maa enfagtüm min hayrin fe lil valideyni vel agrabine vel yetema vel mesagıni vebnis sebil* ve ma tef'alu min hayrin fe innellahe bihi alim ...

2/215- Sana Allah yolunda ne harcayacaklarini soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir..

Va'büdüllahe ve la tüşrigu bihi şey'ev ve bil valideyni ihsanev ve bizil gurba vel yetema vel mesagıni vel cari zil gurba vel caril cünübi ves sahıbi vil cembi vebnis sebili ve ma meleket eymanüküm** innellahe la yühıbbü men kane muhtalen fehura ...

Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayin. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakin komşuya, uzak komşuya, yaninizdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altindakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. ..nisa36


Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki)


7- Gusletmeli.

Ya eyyühellezine amenu iza kuntüm iles salati fağsilu vücuheküm ve eydiyeküm ilel merafigı vemsehu bi ru üsiküm ve ercüleküm ilel ka-beyn** ve in küntüm cünüben feddahheru ve in küntüm

Ey iman edenler! Namaz kilmaya kalktiginiz zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, baslarinizi meshedip, topuklara kadar ayaklarinizi yikayin. Eger cünüp oldunuz ise, boy abdesti alin


Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir’a)

[Bu sevaplar, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmayacağıda söylenir nitekim bi hadiste yediği haram içtiği haram birde dua ediyor nasıl kabul olunsunki buyrulmuştur..

Maes Selam
 

denizfeneri

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
1,278
Puanları
0
Web sitesi
www.denizfeneri.org.tr
Aşura Günü Orucu

Peygamber Efendimiz(sav) şöyle buyurmuşlardır:''Aşura günü oruç tutmak,bir yıllık günaha keffarettir.''

evvelki takvalı ve salih müslümanlar,büyük sevaplar elde etmek niyetiyle aşura günü çocuklarına dahi yemek yedirmezlerdi ki,manen oruçlu sayılsınlar.

Rasulullah Efendimiz(sav) aşura günü akşama kadar yemek istemesinler ve oruçlu sayılsınlar diye çocukların ağzına mübarek tükürüklerini sürerlerdi.anne ve babaların dahi çocuklarının bu sevaplarından payları vardır.aşura günü hayvanların bile yavrularını emzirmedikleri rivayet olunur.

Peygamber Efendimiz(sav) mekke döneminde aşura orucunu tutarlardı.medine-i münevvereye geldiklerinde de bu orucu tuttular ve sahabelerine de bu orucu emrettiler.medineye gelişlerinin ikinci senesi ramazan orucu farz kılınınca aşura günü orucunu terkettiler.artık dileyen bu orucu tuttu,dileyen terk etti.

Abdullah ibni Abbas'dan rivayete göre Peygamber Efendimiz(sav) ''Aşura günü oruç tutunuz ve bu hususta yahudilere muhalefet edin.Aşuradan bir gün önce ya da bir gün sonra da oruç tutun''
buyurmuştur.bu bakımdan sadece aşura günü oruç tutmak mekruhtur.
 

denizfeneri

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
1,278
Puanları
0
Web sitesi
www.denizfeneri.org.tr
Aşura Günü Namazı

Hz Aişe validemiz Peygamber Efendimizin(sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:''Kim aşura gecesi ve aşura günü 100 rekat namaz kılıp her rekatında bir fatiha ile üç ihlas okuyup namazı tamamkadıktan sonra yetmiş defa
sübhanALLAHi velhamdü lillahi vela ilahe illALLAHü vALLAHü ekber,vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim okursa ,
yetmiş defa ALLAHü Teala'ya istiğfar ederse ESTAĞFİRULLAH
yetmiş defa da bana salatü selam getirirse ;ALLAHümme salli ala seyyidina MUHAMMED öldüğü zaman ALLAHü Teala(cc) o kimsenin kabrini misk ve amberle doldurur.''

sonra sözlerine şunu ilave etti:''kabre konan herkesin saçları dağılır.bu namazı kılanların saçları katiyyen dağılmaz.''kabrinden dirildiğinde de yüzü ayın ondördü gibi parıldar.kocasını evine getirilen bir gelin gibi (gayet süslü olarak) süratle doğru cennete götürülür.




kim aşura günü,sırf kıyamet gününde düşmanlarını razı etmek niyetiyle dört rekat namaz kılarsa,
1. rekatta:bir fatiha 11 ihlas
2.rekatta:bir fatiha,üç kafirun ve 11 ihlas
3.rekatta:bir fatiha,bir tekasür(elhakümüttekasür) ve 11 ihlas
4.rekatta: bir fatiha,üç ayetel kürsi ve 25 ihlas okursa ALLAHü Teala,o kimseyi kabrin bütün korkunç hallerinden kurtarıp,kıyamette de hasımlarını kendinden razı eder.(bu namaz şu altı günde kılınır;aşura günü,tevriye günü,arafe günü,kurban bayramı günü,şabanın 15. günü ve ramazan ayının son cuma günü)
 

denizfeneri

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
1,278
Puanları
0
Web sitesi
www.denizfeneri.org.tr
aşura gününde yapılması eftal ibadetler

Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyor ki:''Akrabası ile alakasını kesen kişi,aşura günü akrabasını ziyaret ederse ALLAHü Teala ona Zekeriya oğlu Yahya ile İsa (as)'ın sevabını nasip eder ve onu cennete onlarla beraber şu iki parmak gibi yanyana kılar.-orta parmağı ile başparmağını birleştirdi-''


Peygamber Efendimiz (sav) buyurmuştur ki:''Kim,aşura günü zerre kadar bir sadaka verirse ,ALLAHü Teala ona uhud dağı kadar sevap verip o sevabı da kıyamet günü mizanda olur.''


Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki:''Kim aşura günü bir alimin bulunduğu meclise,yahud ALLAH'ı zikrettikleri bir yere gelip onlarla beraber bir saat oturursa ALLAH'ın o kimseyi cennete koyması bir hak olur.''


Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki:''Kim,aşura günü müslümanlardan on kişiye selam verirse,bütün mü'minlere selam vermiş gibi olur.''


Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki:''Kim,aşura günü bir yetimin başını okşarsa ALLAHü Teala her kılına karşılık onun için cennette bir derece yükseltir.''


Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki:''Her kim aşura günü ehline(ailesi ve evlatlarına) ikramda bulunursa,ALLAHü Teala senenin diğer günlerinde ona ikramda bulunur.''


Peygamber efendimiz (sav) buyuruyor ki:''Kim bir şeyi canı çekipte onu yemeden müslüman komşusuna yedirirse,ALLAHü Teala ona cennet taamından yedirinceye ve cennet şarabından içirinceye kadar dünyadan çıkmaz(yani ölmez)''


Rivayet olunmuştur ki:''Kim aşura günü yıkanırsa (gusül abdesti alırsa) ALLAH indinde,annesinden doğduğu gün gibi bütün günahlarından temizlenmiş olur.''

Yine rivayet olunur ki:''Kim aşura günü iki kere yıkanırsa iki gözü katiyyen hastalık görmez''


Aşura günü sürme çekmek sünnettir.her kim aşura günü içinde misk bulunan sürmeyi çekerse gelecek seneye kadar göz ağrısı çekmez.her kim aşura günü ayetel kürsi ve ihlası yüzer kere okursa,sonra anne ve babasına dua etse ALLAHü Teala onlardan azabı kaldırır.(velev ki anne-babası müşrik olsalar bile)

O gün kişi müslümanların yolundan eziyet verecek şeyler kaldırır,dargın müslümanların arasını bulur,cenazeye gider ve hastaları ziyaret eder.müslüman kardeşlerine olan sevgi ve saygısını belirtmek ve onlara değer vermek amacıyla onlarla musafaha eder.hasımlarının gönlünü alıp razı eder.


Aşura günü bir de aşure isimli tatlı pişirilir .menşei şöyle rivayet edilir:Hz.nuh'un gemisi,aşura günü cudi dağının tepesine oturunca,gemidekiler tufandan kurtuluş gününü kutlamak istemişler ve geminin ambarında arta kalan erzakı karıştırıp bir yemek pişirmişler.aşure pişirme adeti buradan kalmadır.aşure tatlısı yapmanın bu anlatılan haricinde herhangi bir dini hükmü yoktur.bir ibadet değil adettir.
 

zeygue

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2006
Mesajlar
1,262
Puanları
36
Yüreklerin Kanadiği An

Yüreklerin kanadığı an
Hazırlayan:Mehmet Talu

O’nu davet edip Kerbela çöllerine getiren; O’nu kardeşleriyle yalnız bırakan, sonra da korkunç bir döneklik ve ahde vefasızlık yaparak yerlerinden kıpırdamayan, üstelik İbn-i Ziyad'ın askerleri olan o zamanki Iraklılardır, Kûfe ahalisidir.

Sünnî-İslam dünyası, Yezid’in Kerbela’da Hz. Hüseyin’e yaptığını asla kabul etmezler. Hz. Hüseyin (R.A.)’yu Resul-i Ekrem (S.A.V.)in mübarek bahçesinin nazlı çiçeği olarak tavsif ederler, her hatırlayışlarında Hz. Hüseyin (R.A.)’ya yapılan zulmü ve faillerini tel’in ederler, yürekleri kabarır, gözleri yaşarır. Ancak bunu Şiilerdeki gibi şekilciliğe ve merasime dökmezler.

Hz. Hüseyin’in şehid edilişi...

Hiçbir Sünni Hz. Hüseyin (R.A.)’yu şehid eden Yezid'i ve askerlerini asla sevmez. Bu sebeple çocuklarına Yezid, hatta Muaviye ismi koyan bir Sünni yoktur. Ancak Hüseyin ismi son derece yaygındır. Hatta camilere ve mescitlere O’nun ismini asmışlardır. Ehl-i Beyt'ten birisi olarak kabul edilir. Bu bakımdan bu konuda şunun bilinmesinde fayda var: Bu acı olayın failleri, kesinlikle sünniler değildir. Bu acı olayın esas failleri: Yemin billâhlar ederek yardım sözü veren, O’nu davet edip Kerbela çöllerine getiren; O’nu kardeşleriyle yalnız bırakan, sonra da korkunç bir döneklik ve ahde vefasızlık yaparak yerlerinden kıpırdamayan, üstelik İbn-i Ziyad'ın askerleri olan o zamanki Iraklılardır, Kûfe ahalisidir.

Maalesef bu elim olay siyasi bir boyut kazanmıştır. Hz. Hüseyin'in 10 Muharrem 61'de (1 Ekim 680) Kerbelâ'da şehit edilmesinden sonra Şia için bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin'in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şiiler'in her yıl dövünerek, kendilerine işkence yaparak tutmaya başladıkları bu matem orucu Şii-Fatımî devletinin himayesinde devlet merasimleriyle icra edilmiş, daha sonra bu merasimler İran'da gelenek halini almıştır. Esasen dinin yasakladığı bu nevi bir matem, Şiî inancın canlı tutulmasında ve mezhep bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol oynamıştır.

Aşûre'yi Şia'nın yas günü ilan etmesine karşılık Emevîler Kerbela faciasını unutturmak için bir vesile sayarak o günü adeta bir bayram kabul etmişlerdi. Hatta Fatımî Devletinin yıkılmasından sonra şenlikler düzenlenmiş, tatlı yiyecekler pişirilmiş ve bu konudaki bid’atların haklı gösterilmesi maksadıyla çeşitli hadisler uydurulmuştur.

Bu acı olayın tasvibi mümkün değildir. Şüphesiz Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin aile halkından, ehlibeytinden birinin, hiç hak etmediği bir muameleye tâbi tutulması, şehit edilmesi, bütün Müslümanlar adına son derece üzüntü verici, acı bir olaydır. Sıradan bir insanın canına kıyılmasını bütün insanları öldürmek gibi telakki eden bir dinin mensupları, böyle seçkin bir insana haksız yere kıyılmasını tabi ki telin eder. Böyle üzücü olayların yeniden meydana gelmemesi için ne gerekiyorsa onu yapmayı temel görevleri arasında görür.

Birlik ve beraberliğe ihtiyaç var

Ancak şu noktayı asla gözden kaçırmamalıyız: Hz. Hüseyin (R.A)’ya reva görülen bu muamele, ne kadar haksız ve ne kadar üzücü olursa olsun, Müslümanlar arasında ayrılık ve husumet sebebi olmamalıdır. Tarihin belli döneminde gerçekleşen bu üzücü olayı, gene tarihin hakemliğine emanet etmek ve duygulardan çok aklı hâkim kılmak gerekir. Zira günümüzde Müslümanların, her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu inkâr edilemez.

Kerbelâ olayının hatırasını yâd etme gerekçesi ile yas günü olarak algılanan 10 Muharremde sergilenen etkinliklerde, bazı Şii Müslümanlar, “kendi kendine işkence” denebilecek uygulamalar sergilemektedirler. Bunlar İslâm’a aykırıdır. Yas tutmanın da bir ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz belirlemiştir. İslâm’dan önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar, ölünün yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eşi kendini eve hapseder, yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı. Abdullah b. Mes’ud (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bu geleneği, şu hadisi ile ortadan kaldırmıştır: “Yüzüne vurarak, yakasını yırtarak, cahiliye âdetlerini sürdüren bizden değildir.”

“Cennet Çocuklarının Efendileri...”

Aşûre günü, izah edildiği gibi bir çok peygamberin hayatında önemli ve olumlu olayların gerçekleştiği bir gündür. Ne yazık ki, İslâm tarihinde Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin sevgili, güzide torunu Hz. Hüseyin (R.A.) ile hane halkının günlerce aç ve susuz bırakılarak Kerbela’da şehit edilmeleri de bu güne tesadüf etmiştir. Hicretin 61. yılında vuku bulan bu elim olay, bütün müslümanlar için büyük üzüntü sebebi, büyük bir acı olmuş ve Müslümanları derinden etkilemiştir. Bu zatın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sevgili torunu olması ise, bu acıyı daha da artırmıştır. Hz. Hüseyin… Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizin damadı Hz.Ali (R.A.) ile cennet kadınlarının anası Hz. Fatıma (R.Anha)’nın ciğerpâresi… Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dünyanın iki çiçeği, ahirette de “cennet çocuklarının efendileri” diye övdüğü ve haklarında, “ALLAH’ım, ben onları seviyorum, Sen de sev!” diye dua ettiği, adını bizzat kendisinin koyduğu torunudur… Hz. Hüseyin (R.A.)’nun siyasî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizi ve O’nun Ehl-i Beytini seven bütün mü’minleri derinden yaralamış, kalplerini incitmiştir.

Dönüşü olmayan gerçek: “Kerbela”

İslâm tarihinin en üzücü olaylarından biri olan Kerbela olayı da, tarihin hakemliğine bırakılmalı, müminler arasında soğukluğun ve kırgınlığın sebebi kılınmamalıdır. Bütün Müslümanlara düşen görev, tarihin güzelliklerini, yanlış ve üzücü örneklerden ibret alarak, onların tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaktır. Çünkü tarihin belli bir kesitinde Hz. Hüseyin (R.A.) ile Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin soyundan gelen bir kısım seçkin insanın etrafında oluşan üzücü olaylar, artık tarihe mal olmuştur. Tarihte yaşanmış ve geri dönüşü olmayan böyle acı olayları tasvip etmek mümkün değildir. Ancak, bunları hatırlamak, ders almak içindir. Ehl-i Beytin maruz kaldığı haksızlık, alevisiyle sünnisiyle bütün Müslümanları derinden sarsan ve kederlendiren acı bir tecrübedir. Kerbela şehitleri, tarihte kimilerinin taşkınlığının ve iktidar mücadelesinin Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ailesini bile hedef alacak kadar haddi aşabileceğinin işaretlerini taşır. Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayları iyi düşünmek ve bunlardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak; kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır.

2

Yüreklere damlayan kan

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem(A.S.)’dan bu yana 10 Muharrem günü İslâm ümmetleri için hep sevinç günü olmuştur. Pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır.

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem(A.S.)’dan bu yana 10 Muharrem günü İslâm ümmetleri için hep sevinç günü olmuştur. Pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır.

Cihâna doğan İslâm güneşinin üzerinden henüz üç çeyrek asır bile geçmemiştir. Hâtemünnebi (S.A.V.) Efendimiz vefat edeli sadece yarım asır olmuştur. O nur deryasından feyz alan sahabelerin bir kısmı henüz hayattadır. Lâkin, hilâfet merkezinin başında bir zalim bulunmaktadır. Müslüman bir idareci olarak ilk defa namazı terk eden ve içki içen bu Yezid, hakkı olmayan bir makamda zulmetmektedir...

Hz. Ömer (R.A.)’un Müslüman olmasıyla kırk sayısına ulaşan Sahabe-i Kiram’daki samimiyet, ihlâs, sadakat öyle bir derecede idi ki, aradan sadece kırk sene geçtiğinde Asya, Avrupa ve Afrika topraklarında kırk devlet İslâm'ın hâkimiyeti altına girmişti. Horasan'dan Endülüs'e kadar geniş bir coğrafyada gümbür gümbür Kur'an-ı Kerim okunur olmuştu.

“Siz nasılsanız, öyle idare olunursunuz”

Lâkin, bu arada yeni yeni kavimler Müslüman olmuşlar, dini hiç bilmeyen insanların sayısı hızla çoğalmıştı. Rabbimizin “imtihan” kanunu çalışıyordu. “Siz nasılsanız, öyle idare olunursunuz” hükmü orada da geçerli idi. Ekseriyet dinde cahil olunca, sırf ALLAH rızası için hareket yerine, dünyevî niyetler işin içine karışınca; devletin başına da Yezid gibi bir zalim geçmişti.

Medine-i Münevvere'de bulunan birkaç sahabiden başka, istemeyerek de olsa Müslümanlar, Şam'ın yeni halifesi olan Sultan Yezid'e biat ettiler.

Hz. Hüseyin (R.A.), Yezid'e biat etmeyen sahabilerdendi. Onunla beraber biat etmeyenler, Yezid'in bu işe layık olmadığını söylüyorlardı. Ne var ki onlar, biat etmedikleri gibi, bu konuda bir karşı eyleme de girişmediler. Hz. Hüseyin (R.A.)’nun tavrı ise başka oldu. O; biat etmeyişini eyleme dönüştürdü ve baba bir kardeşi Muhammed b. Hanefiyye hariç bütün aile fertlerini yanına alıp Mekke'ye doğru yola çıktı. Hulefâ-i Râşidîn devrini gören insanlar bu zulümden rahatsız oluyorlardı. Bir çıkış yolu arıyorlardı. Hz. Ali (K.V.) devrinde başşehir yapılan Küfe şehrinin ahalisi de hemen hemen topluca imzalı mektuplar göndererek, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin muazzez torunu Hz. Hüseyin (R.A.)’yu davet ettiler. O'nun halife olmasını istediler. Hz. Hüseyin (R.A.)’nun Yezîd'e biat etmeyip Mekke'ye gittiğini haber alan Küfeliler'den bilhassa Şebes b. Rib'î ve Süleyman b. Surad gibi bazı ileri gelenler O’nu hilâfete getirmek için kendisine davet mektupları yazdılar. Ayrıca, Ebu Abdullah el-Cedeli başkanlığında bir heyet gönderdiler.

Yezid’den ölüm emri...

Kufeliler bu davetIerini yaparlarken, Yezid’i tanımadıklarını, Hz. Hüseyin (R.A.)’ya halife olarak biat etmek istediklerini yazıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Hüseyin (R.A.), durumu yerinde incelemesi için amcasının oğlu Müslim b. Akil'i Kûfe'ye yolladı. 5 Şevval 60 (9 Temmuz 680) tarihinde şehre ulaşan Müslim b. Akil, Muştan b. Avsece'nin evine indi ve Hz. Hüseyin (R.A.) adına biat almaya başladı. İlk aşamada 12-30.000 kişinin biat ettiği ve hatta Müslim'in Küfe Mescidi'nde açıkça bir konuşma dahi yaptığı rivayet edilmektedir. Yezid, Müslim'in bu faaliyetini öğrenince Valisi Numân b. Beşîr el-Ensâri'yi görevden alarak yerine Basra Valisi Ubeydullah b. Ziyâd'ı tayin etti ve ondan Müslim'i şehirden çıkarmasını veya öldürmesini istedi.

Ubeydullah'ın Hz. Hüseyin (R.A.) taraftarlarını ürküten tedbirler alması üzerine Müslim daha nüfuzlu bir kişi olan Hâni b. Urve el-Murâdî'nin evine yerleşti ve halkı ayaklanmaya çağırdı; hatta Ubeydullah'ın köşkünü kuşattı. Ancak Ubeydullah'ın safında yer alan Küfe ileri gelenlerinin nasihat ve tehditleri üzerine ayaklanan halk dağılmaya başladı ve geceye doğru Müslim'in yanında sadece otuz kişi kaldı; daha sonra onlar da dağıldı. Bu gelişmeler üzerine geceleyin Kinde kabilesine mensup Tav'a adlı bir kadının evine saklanan Müslim ihbar üzerine yakalanarak öldürüldü. Bu yüzden Kûfeliler’den biat aldığını daha önce mektupla haber verdiği Hz. Hüseyin (R.A.)’ya onların sözlerinden döndüğünü bildiremedi. Hz. Hüseyin (R.A.) yeni gelişen olaylardan haberi olmadığı için Kûfe'ye hareket etmeye karar verdi. Her ne kadar Abdullah b. Abbas (R.A.), O’na Kûfeliler'in babasıyla ağabeyine yaptıklarını hatırlatıp sözünde durmayan bu insanların davetine uymamasını ve eğer Mekke'de kalmak istemiyorsa Yemen'e gidip orada Müslim'in hâkimiyet kurmasını beklemesinin daha iyi olacağını söylediyse de Hz. Hüseyin (R.A.) kararından dönmedi. Yezîd'in halifeliğini tanımayan Abdullah b. Zübeyr (R.A.) ise Mekke-i Mükerreme'de kalmasını teklif etti ve biat almasına kendisinin de yardımcı olabileceğini bildirdi. Abdullah b. Ömer (R.A.) ve Ömer b. Abdurrahman b. Haris (R.A.) gibi şahıslar da kesinlikle Kûfe'ye gitmemesini istediler. İbn-i Abbas (R.A.) ise hiç değilse yalnız gitmesini önerdi. Bazı müslümanlar, Hz. Hüseyin (R.A.)’nun böyle küçük bir grupla Yezid üzerine gitmesini yadırgadılar ve O’nu tenkid ettiler. O ise, Kufelilerin kendisine yardım edeceklerini umuyordu. Ne var ki Iraklılar İbn-i Abbas (R.A.)’nun da söylediği gibi, pek güvenilir insanlar değillerdi.

“Allah’ın dediği olur...”

Nitekim Hz. Hüseyin (R.A.)’yu Irak'a davet eden Kufeliler, Hz. Hüseyin (R.A.)’nun amcası oğlu olan Müslim b. Akil’i dahi koruyamamışlardı. Fakat Hz. Hüseyin (R.A.), 8 Zilhicce 60 (9 Eylül 680) tarihinde umresini tamamladıktan sonra ailesi ve bazı taraftarlarıyla birlikte Kûfe'ye hareket etti.

Sonra, bütün ailesini yanına aldığı için başlarına bir şey gelirse bunun soyunun tükenmesi demek olacağı endişesine kapılan amcasının oğlu Abdullah b. Ca'fer önce bir mektup yazarak durmasını istedi; sonra da Mekke-i Mükerreme Valisi Amr b. Saîd b. As el-Eşdak'tan onun adına eman alarak kendisine gönderdi. Ancak Hz. Hüseyin (R.A.), rüyasında Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi gördüğünü ve ister lehine ister aleyhine sonuçlansın başladığı işi tamamlamakla emrolunduğunu söyleyerek geri dönmeyi reddetti.

Yolda şair Ferezdak ile karşılaşıp Kûfe'deki durumu sorunca: “Halkın kalbi seninle, kılıçları Beni Ümeyye iledir; ilâhî takdir ise gökten iner ve Allah dilediğini yapar” cevabını aldığı halde: “Doğru söyledin, Allah'ın dediği olur.

70 kişilik kafile Kerbela’da...

Allah dilediğini işler ve Rabbimiz her gün yeni bir iştedir. Takdir hoşumuza gidecek şekilde olursa nimetlerinden dolayı ALLAH'a şükrederiz; O şükredenlerin yardımcısıdır. Eğer takdir umulandan başka türlü çıkarsa niyeti hak ve takvası da teneşir tahtası olan kimse elbette taşkınlık göstermez” diyerek yolculuğunu sürdürdü.

Ancak daha sonra Sa’labiyye'de karşılaştığı iki yolcudan Kûfeliler'in biatlarından caydığını ve Müslim b. Akil ile Hâni' b. Urve'nin öldürüldüğünü öğrenince geri dönmek istedi; fakat bu defa da Müslim'in oğulları ve kardeşlerinin ısrarı üzerine yola devam etmeye mecbur oldu.

Bu arada taraftarlarına isteyenlerin ayrılabileceğini söyledi, onlar da ayrıldılar; yanında sadece aile fertleriyle birlikte yaklaşık yetmiş kişi kaldı. Böylece sayısı azalan kafile Ninevâ bölgesindeki Kerbelâ'ya vardı.

“Öl ama Hz. Hüseyin’i öldürme...”

Küfe Valisi Ubeydullah'ın emriyle kafileyi uzun süredir 1000 kişilik kuvvetiyle gözetlemekte olan Hür b. Yezîd Hz. Hüseyin (R.A.)’nun Kerbelâ'ya ulaştığını valiye bildirdi. O da kafilenin sarp ve müstahkem yerlere sığınmasına engel olunmasını, susuz ve savunmasız bir yerde konaklamaya mecbur edilmesini istedi. Rey valiliğine getirilen Ömer b. Sa'd b. Ebû Vakkas'a da ordusuyla Hz. Hüseyin (R.A.) üzerine yürümesini ve bu meseleyi halletmesini emretti. Ömer b. Sa'd önce bu işe yanaşmak istemediyse de yoğun ısrar ve Rey valiliğinden alınma tehdidi karşısında kafilenin üstüne yürüdü.

Sureti haktan görünen, yüze gülen, arkadan hançer saplayan, konuşunca dilinden bal, dişinden ve işinden zehir akıtan insanları Rabbim, bize Kur’an’ında tanıtıyor. Kur’an okumayanların da gözlerine sokacak şekilde yaşanan hayattan örnekler sunuyor.

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatındaki sözü hoşuna gider. Kalbinde olana ALLAH’ı şahit tutar. Halbuki O, düşmanların en azılısıdır. O, işbaşına geçtiği zaman yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. ALLAH, bozgunculuk yapanı sevmez.”

Aslan yavrusu, Fatıma’nın ciğerparesi, Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sevgilisi, Cennet delikanlılarının efendisi, Mazlumların öncüsü Hz. Hüseyin (R.A.)’yu şehit edenlerin başında ordu komutanı olan Ömer ibn-i Sa’d ibn-i Ebi Vakkas, Hz. Ali’nin en yakın arkadaşlarından olan Sa’d ibn-i Ebi Vakkas’ın oğludur.

Kufe valisi Ubeydullah ibni Ziyad, onu Rey şehrine vali olarak atar ama önce Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürmesini ister. Sabahlara kadar gözyaşı döken, en yakınları tarafından “Öl ama Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürme” diye nasihat edilmesine rağmen, “Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürmede ateş var, valilikte tat var” diyerek hem ağlamış, hem öldürmek üzere ordusunu Hz. Hüseyin (R.A.)’nun üzerine aç kurtlar gibi salmış.

İşte Ömer! Sa'd b. Ebi Vakkas'ın oğlu... İslâm için ilk defa kan döken, Aşere-i mübeşşereden olan Sa'd'ın oğlu. Yezid'in ordusunun başına geçmiş, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin torununu öldürmeye gidiyor.. Aslında bütün akraba ve dostları, dünyalık için Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürmeye gitmemesini söylemişlerdi. Fakat O, Rey şehrine vali olmak için; ibn-i Ziyad'ın teklifini kabul etti ve ordunun başına geçti. Rabbim muhafaza eylesin. Amin.

Tarih yeniden tekerrür ediyor

Müslümanların daima birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekir. Bağdat’ın 1258 yılında Hülagü tarafından yerle bir edilmesi ve bir milyondan fazla insanın öldürülmesinin sebebi: Cevdet Paşa’nın gayet veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “İslâm milleti, hangi mezhepte olursa olsunlar, müşriklere karşı birlik içinde olup da bunca asırlardan beri İslâm’a merkezlik etmiş olan Daru’s-Selam (Bağdat)’ı, muhafazaya gayret edecekleri yerde mezheb kavgaları ile uğraştılar. Neticede yerle bir olunca, meydanda ne Sünni kaldı, ne Şii.” Amerika’nın Körfez savaşında Bağdat’ı bombalaması ve nihayet 2003 yılında işgal etmesi yine aynı sebebten. Görüyoruz ki, tarih tekerrür ediyor. Niçin? İbret alınmıyor da ondan. Önemine binaen bu elîm olayı kısaca özetliyoruz.

Ömer b. Sa’d’in mal ve makam hırsı

Mal ve makam düşkünlüğü insanı ne kadar şaşırtıyor ve nasıl felâket çukuruna düşürüyor. Sa'd b. Ebî Vakkas Hazretleri, dünyayı ayaklarının altına almıştı. Onun yanında mal ve makamın hiçbir kıymeti yoktu. Üstelik hayatta iken Cennet'le müjdelenmiş olduğu halde toprakta gezerdi. İşte Ömer b. Sa’d, O babanın oğlu idi. Fakat kısa zamanda fikirler başkalaşmış, âlemin ahvalinde değişme olmuştu. Bunun, sonucu olarak Ömer b. Sa'd, Hz. Hüseyin (R.A.)’nun şan ve şerefinin yüksekliğini bildiği halde Rey valiliğinden vazgeçememiş ve göz göre göre kendini Cehennem ateşine atmaya cesaret edebilmiştir.

Evet Ömer b. Sa’d... Bu kişi, Hz. Hüseyin (R.A.)’yu vuran Emevî ordusunun kumandanı idi. Aile fertlerinin itirazlarına rağmen dünya hırsına aldanan ve kumandanlıktan vazgeçemeyen bir kimse... Bu davranışı ile muhterem babası Aşere-i Mübeşşere'den Sa'd b. Ebi Vakkas Hazretlerinin kemiklerini sızlatan biri. İşte dünya hırsının kişileri nerelere sürükleyeceğinin mücessem örneği. Yarabbi! Sen bizi muhafaza eyle! Amin. Hz. Hasan (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Dinarı, altını, parayı sevmek; her hatanın, günahın başıdır,” buyurdu. Hz. İsa (A.S.) da:

“Dünyayı sevmek; her hatanın, günahın başıdır”, buyurmuştur.

“Ya biat edersin ya da ölürsün”

Ömer b. Sa'd, Hz. Hüseyin (R.A.)’ya yaklaşınca, ona bir elçi göndererek, buralara geliş sebebini sordu. Hz. Hüseyin (R.A.), Ömer’in gönderdiği elçiye kendisini Kûfeliler'in çağırdığını, 18.000 kişinin biat ettikten sonra biatlarını bozduğunu, dönüp gitmek istediğinde de Hür b. Yezîd'in engel olduğunu ve kendisini buraya kadar gelmek zorunda bıraktığını anlattı ve: “İzin verin dönüp gideyim” dedi.

Yezid’e biat ederek zelil bir şekilde yaşamaktansa kılıç altında ölmeyi tercih eden Hz. Hüseyin (R.A.), komutandan çekip gitmesi için izin ister ama Komutan, ben de seni seviyorum, gitmeni isterim fakat vali senin ya biat etmeni veya öldürmemi emretti” diyerek valiliğin tadına varmak için izin vermez.

Ömer b. Sa'd, Hz. Hüseyin (R.A.) ile çarpışmak istemediği için bu cevaptan memnun kaldı ve durumu Ubeydullah b. Ziyâd'a bildirdi. Ubeydullah ise Yezîd'e biat önermesini ve reddi halinde kafilenin su ile irtibatını kesmesini istedi. Bunun üzerine Ömer Hz. Hüseyin (R.A.)’yu Küfe'ye çağıranlar arasında bulunan Amr b. Haccâc'ı su yollarını kesmekle görevlendirdi; sonra da birkaç defa Hz. Hüseyin (R.A.) ile gizlice görüştü. Aralarında ne konuştukları tam olarak bilinmemekle beraber tahminlere göre Hz. Hüseyin (R.A.) şu teklifleri yapmıştır: Geldiği yere dönmek, bizzat Yezid'e gidip biat etmek veya İslâm serhadlerinden birinde cihadla meşgul olmak. Ömer, kabul edilebileceği ve böylece kendisinin de bu sıkıntılı işten kurtulacağı ümidiyle teklifi Ubeydullah b. Ziyâd'a bildirdi.

Hz. Hüseyin’in teklifi reddediliyor

Ubeydullah önce bu teklifi uygun gördüyse de Sıffin'de Hz. Ali (R.A.)’nun safında çarpışanlardan Şemir b. Zülcevşen ona önemli bir fırsatı kaçırmış olacağını hatırlatarak Fırat nehriyle irtibatı kesilmiş ümitsizlik içindeki Hz. Hüseyin (R.A.)’yu isteğine boyun eğdirmesini veya cezalandırmasını söyledi. Ayrıca O'nun Ömer ile geceleri gizlice görüştüğünü belirtti. Bunun üzerine Ubeydullah, Şemir ile Ömer'e bir mektup göndererek Hz. Hüseyin (R.A.)’nun doğrudan kendisine teslim olmasını sağlamasını, bunu başaramazsa onunla savaşmasını, aksi takdirde kumandayı Şemir'e bırakmasını emretti. Şemir karargâha 9 Muharrem Perşembe günü ulaştı. Ömer b. Sa'd kumandayı, dolayısıyla kazandığı dünyalığı elden kaçırmamak için bu görevi yerine getireceğini söyledi. Muharrem ayının 9'u perşembeydi. Ömer b. Sa'd, aldığı emri Hz. Hüseyin (R.A.)’ya bildirdi ve görüşünü istedi. Hz. Hüseyin (R.A.) de, o gecelik mühlet istedi ve orduları kamplarına çekildiler.

Hz. Hüseyin (R.A.) kardeşlerini ve arkadaşlarını yanına topladı ve onlara bir konuşma yaparak, gece karanlığından istifade ederek gitmelerini söyledi. Fakat onlar bu teklifi reddettiler ve beraber kaldılar. Hz. Hüseyin (R.A.) ve yanındakiler o geceyi dua, namaz ve istiğfarla geçirdiler.

Onu davet edip Kerbela çöllerine getirdiler; sonra da İbn-i Ziyad'ın askerleri oldular. Yemin billâhlar ederek yardım sözü veren Kufe ahalisi ise korkunç bir döneklik ve ahde vefasızlık yaparak yerlerinden kıpırdamadılar.

3

Hunharca katledildiler

Hz. Hüseyin (R.A.)’nun yanında sadece 32 atlı ve 40 piyade askeri vardı. Ertesi gün Hz. Hüseyin gerekli savaş hazırlıklarını yaptıktan sonra atına bindi ve elinde bir mushaf olduğu halde Ömer'in ordusuna yaklaşarak kendisinin buraya geliş amacını anlamaları, hakkında insaflı hüküm vermeleri halinde saadete kavuşacaklarını ve üzerine yürümelerine gerek kalmayacağını, mazeretini dikkate almamaları durumunda ise istediklerini yapmalarını söyledi.

Bazı kaynaklara göre Hz. Hüseyin (R.A.) bu konuşmasında anne babasının ve amcalarının İslâm'a hizmetlerini dile getirmiş. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’in kendisi hakkındaki övücü ifadelerinden söz etmiş ve kanını akıtmanın büyük vebal doğuracağını hatırlatmıştır. Hz. Hüseyin (R.A.)’nun bu konuşması üzerine Hür b. Yezid yaptıklarına pişman olarak onun safına geçti.

Kerbela’da Hz. Hüseyin (R.A.)’yu ilk karşılayıp susuz bir yere yerleşmeye zorlayan Hur ibn-i Yezid, valinin göndereceği katiller ordusu gelinceye kadar Hz. Hüseyin (R.A.)’yu orada tutan, geri gitmesine izin vermeyen, katiller ordusu gelince Hz. Hüseyin (R.A.)’yu onlara teslim eden Hur ibn-i Yezid, Hz. Hüseyin (R.A.)’nun öldürüleceğini anlayınca katiller ordusunun başı Ömer ibn-i Sa’d’a gider ve öldürmemesini ister, Ömer, gözyaşları arasında öldürme emrini verir. Bunun üzerine Hur ibn-i Yezid, yer değiştirir ve Hz. Hüseyin (R.A.)’nun yanına geçer ama biraz sonra katiller ordusu tarafından öldürülür.

Vaktinde gelmeyen yardım, yardım değildir. Açlıktan öldürdüğünüz adamın kabrini altından yapsanız ve üzerine yağ ile bal dökseniz faydası yoktur.

Muharrem’in onuncu günü o gözyaşları içinde Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürmeye gelen komutan zulmünden önce öğle namazını da ihmal etmez. Hz. Ali (R.A.)’yu hançerleyerek şehit eden Abdürrahman ibni Mülcem, çok fazla namaz kıldığından alnında namaz izi varmış. Hz. Hasan (R.A)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bizi şöyle uyarır: “Sakın kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın. Dileyen namaz kılsın, dileyen oruç tutsun. Emaneti olmayanın dini olmaz.” Gönülleri Müslümanlarla olan, kılıçları kafirlerle olan insanlarımız, makamların, mevkilerin, unvanların tadına varmak için kafire gözyaşları arasında hizmet ederken döktükleri gözyaşı cehennemdeki ateşine benzin görevi yapar. Bu dünyada Müslümanı biraz daha fazla öldürsün diye kafire petrol taşımasına katkıda bulunanlar kendi ateşlerinin yakıtını taşırlar. Ömer b. Sa'd'ın sancağıyla gelip ilk oku atması üzerine başlayan savaş birbirine denk olmayan bu kuvvetler arasında tam bir dram şeklinde devam etti ve Hz. Hüseyin (R.A.)’nun savaşa başlarken yirmi üç süvariyle kırk piyadeden oluşan askerleri kısa sürede azaldı. Savaşın sonlarında artık sıcak ve susuzluktan bitkin hale düşen bu az sayıdaki insanın başında piyade olarak cesaretle dövüşen Hz. Hüseyin (R.A.)’ya Şemir b. Zülcevşen'in emriyle her taraftan hücum edildi.

Sinan b. Enes en-Nehaî önce bir harbe saplayıp onu yere düşürdü, sonra da atından inerek saçlarını ve daha sonra başını kesti; oradakiler de cesedini soyup her şeyini, ardından da çadırları yağmaladılar. Bir avuç insan, yine kendileri gibi Müslüman olduğunu söyleyen bir ordu karşısında kahramanca Hakk'ı müdafaa etti; ama âlemdeki “hikmet” kanunu gereği ekseriyet zulmünde galib oldu. ALLAH Resulü (S.A.V.)’in gözbebeği torunu ve yakınları hunharca şehid edildi. Tertemiz kanları Kerbelâ toprağına döküldü. Asırlardır şenlik sembolü olarak kutlanan Aşure günü de hüzne bulandı. Şehidlerin cesetleri ertesi gün Beni Esed mensuplarının ikamet ettiği Gadiriye köylülerince toprağa verildi.

Artık Kerbelâ, İslâm değil, cahilî-Arap asabiyyeti kokuyordu artık. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin torununu öldürmeye koşarken ayet, Kur'an duymak istemiyor, tanrılaştırdıkları kimselere kulluklarını ifa ediyorlardı, Yezid'in askerleri. Yahudi’den, hıristiyandan, mecusiden, aç domuzlardan esirgemedikleri Fırat sularını, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin torununa yasaklıyorlardı Yezid'in askerleri, saltanat uşakları, ulu'l-emr cahilleri...

Hz. Hüseyin (R.A.)’yu ve yanındaki yetmiş iki insanı çocuk, kadın ayırımı yapmadan susuz bırakan, Fırat nehri ile onların arasına giren ve su içmelerine izin vermeyen Abdullah ibn-i Hasın, Hz. Hüseyin (R.A.)’nun bedduası ile bu dünyada da susuz ölmüştür. ALLAH (c.c.) ona öyle bir hastalık vermiş ki, içtiği suyu hemen kusarmış ve suyun başında susuzluktan ölmüş. Yürekleri yandığı halde Müslümanların öldürülmesi için kafirlere yardım edenler aleme ibret olsun için bu dünyada da cezalarını çekebilirler.

İnsanlık namına her şeylerini yitirmiş olan bu vahşiler, dini kenara bırakıp nefislerinin emrine girdiklerinden, Kur'an'ın tabiriyle “bel hum edall (bilakis onlar daha sapıktırlar)” olmuşlar, yani hayvandan da aşağılık hale gelmişlerdi.. Küçücük çocukları kesiyor, adeta “kelle kapmaca” oynuyorlardı tağutların keyfi için. Bu kellelere karşılık, her biri bir makam, bir hediye umuyordu ulu'l-emr'lerinden. Fakat tarih göstermiştir ki, her birisi bir belaya duçar oldu bu paralı askerlerin....

Bu dram verici vahşeti gören Zeyd b. Erkam, şöyle bağırıyordu etrafa: “Ey Arap toplumu, bugünden sonra sizler kölesiniz! Siz Fatıma'nın oğlunu öldürdünüz! Ve fahişenin oğlunu kendinize lider yaptınız. O seçkinlerinizi öldürüyor, adilerinizi de köleleştiriyor! Böylece alçaklığa razı oldunuz. Alçaklığa razı olan kahrolsun!...

Bugün bile nice İbn Ziyad’lar vardır

Kerbelâ dramından sonra Yezid Devleti'nin askerleri, âdeta kelle kapma kampanyası başlattılar. Kim çok kelle götürürse, onun makamı o nisbette büyük olacak; ya da verilecek paraların meblağı ona göre artacaktı. Bu paralı askerlerin topladıkları kelle sayısının ayrıntılarına burada girmiyoruz. Tahammül edenler, toplam olarak İbn Ziyad'a götürülen yetmiş kellenin, menfaatperest devlet askerleri arasındaki dağılımına kaynaklarda bakabilirler.

Bugün bile; belki kelle keserek değil, ama müslümanlara her türlü işkence ve cefayı çektirip makamlar elde eden; ALLAH'ın emirlerine değil, hizmet ettikleri dinsiz amirlerine itaat ve kulluk uğruna İslâm emirlerini çiğneyen ve de bunu yaparlarken müslüman geçinen nice İbn Ziyad'lar vardır...

Hz. Hüseyin (R.A.)’nun kesik başı ve esirler Dımaşk'a gönderildiğinde Yezîd görünüşte üzülmüş ve Hz. Hüseyin (R.A.)’yu öldürtmesi sebebiyle Ubeydullah b. Ziyad'a lanet etmiştir. Ancak onun bu üzüntüsünde samimi olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü gerçekten üzülmüş olsaydı Ubeydullah, Şemir ve diğerlerini hiç değilse görevlerinden alması gerekirdi; ayrıca öldürme emrini verenin bizzat kendisi olduğu yolunda rivayetler de vardır. Bu durum, ceylanı yemek için onu öldüren, sonra da ona acıyan avcının halini hatırlatıyor!

Zeyneb (r.anha)’nın tarihî konuşması

İbn-i Ziyad yapacağını yaptıktan sonra, Hz. Hüseyin (R.A.) ve onunla şehid olanların kafalarını Şam'a, Yezid'e gönderdi. Burada ölmüş insan kellelerinin oradan oraya gönderilirken hangi dine uyulduğu konusu üzerinde durmuyoruz. Çünkü islâm Şeriatına göre, ölü cesedinin tümünü, ya da bir parçasını bu şekilde teşhir etmek haramdır. İbn Ziyad bunun fetvasını nereden aldı bilmiyoruz. Ne var ki ortalıkta oyuncak haline getirilen bu insan kafaları, kazanılacak olan makamlar için birer rüşvetti Devlet'e... Kerbelâ dramından sonra Yezid Devleti'nin askerleri, âdeta kelle kapma kampanyası başlattılar. Kim çok kelle götürürse, onun makamı o nisbette büyük olacak; ya da verilecek paraların meblağı ona göre artacaktı.

Bu paralı askerlerin topladıkları kelle sayısının ayrıntılarına burada girmiyoruz. Tahammül edenler, toplam olarak İbn Ziyad'a götürülen yetmiş kellenin, menfaatperest devlet askerleri arasındaki dağılımına kaynaklarda bakabilirler. Bugün bile; dünyanın her tarafında milyonlarca insanı aç bırakan, sömüren, başkalarını öldüren Batı emperyalizmi, ardından da hümanizm edebiyatı yapmakta, sömürülmeye devam edilmesi için bir türlü uyanmayı bilmeyen müslümanlara açlık ve fakirlik konserleri vererek, öldürdükleri, aç bıraktıkları, sömürdükleri insanlara güya acıyıp ağıtlar düzmektedirler.

İnsanlar şunu görmek istemiyorlar ki, Batı, emperyalistleri sömürdükleri Afrika'dan defolup çıksalar, dünyada aç kalmayacak. Tabii ki oluşturdukları küçük devletlerin başlarına koydukları kukla Devlet (!) Başkan (!)larını da beraberlerinde götürmek şartıyla!..

İşte Yezid’in Hz. Hüseyin (R.A.)’ya ağlaması, ya da İbn Ziyad'ın şayet doğru ise sonradan yaptıklarına pişman olması böyle bir şeydi.

Bununla beraber Hz. Hüseyin (R.A.)’nun katliamdan kurtulan oğlu, kızları, kız kardeşi ve Tâliboğulları'ndan diğer esirler Dımaşk'ta birkaç gün tutulduktan sonra Yezîd tarafından bir muhafız birliği refakatinde Medine'ye gönderilmiştir. Hz. Hüseyin (R.A.) ve yakınlarının Kerbelâ çöllerinde susuz şehîd edilmelerinden sonra zalim Yezid'in zalim ordusu, geride kalan kadın ve çocukları toplayarak Küfe şehrine götürürler, imam Hazretleri'ni ısrarla çağıran ve yardım sözü veren kalleş Kufeliler ise, bu hazin manzara karşısında ağlamaya başlarlar. Kûfe’li kadınlar da evlerinden dışarı çıkarak ağlamaya ve ağıtlar yakmaya başladılar. Bu manzarayı gören Hz. Hüseyin (R.A.)’nun oğlu Ali:

– Bunlar bizim için ağlıyorlar! Peki bizi kim öldürdü?, diyerek onların çelişkili davranışlarına tepki gösterdi. İmam Hz. Hüseyin (R.A.)’nun kız kardeşi ve Hz. Ali'nin (K.V.) kızı Zeyneb (R.Anha) da bu ikiyüzlü insanların tavrından iğrenir ve şu tarihî konuşmayı yapar:

“Ey Kufe halkı! Ey hileci ve hıyanetkâr halk! Sizi gidi günahkârlar'... Şimdi ağlıyorsunuz ha? ALLAH göz yaşlarınızı asla dindirmesin! Gözlerinizden yaş hiç eksik olmasın! Şulelerinizin feryadı asla dinmesin! Kalpleriniz acı ve keder içinde yansın! Ne sizin andlaşmalarınıza bir değer verilir, ne de sözlerinize itibâr edilir. Lâftan, övünmekten, gösterişten, cariyeler gibi dalkavukluk yapmaktan ve düşmanla gizli işbirliği yapmaktan başka neyiniz var sizin? Bilin ki, siz şirretsiniz! Karaktersiz ve alçaksınız! Şimdi kardeşim ve bizler için mi ağlıyorsunuz? Onun için mi hazin ve acıklı çığlıklarınız göğe yükseliyor? Evet VALLAHİ, ağlayın da ağlayın! Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız. Sizinki öyle bir utanç ve alçaklık ki, hiçbir suyla yıkanmaz! Siz İmam-ı zamanın katline ortak, en azından seyirci kalma alçaklığını içinize sindirdiniz. Onun mübarek kanının pıhtıları hâlâ ellerinizde ve siz onları aslâ aslâ temizleyemeyeceksiniz!”

Yanan bir yürekten lâvlar gibi fışkıran şu tarihî hitabe, acaba sadece o günkü Kufe halkı için mi geçerlidir? Hayır!.. Filistinliler öldürülürken, Iraklılar katledilirken, Şeyh Ahmet Yasin şehid edilirken, bunca zulme, fısk u fücura seyirci kalan bütün müslümanlar, hatta bütün insanlık için geçerlidir. Hz. Hüseyin (R.A.) ve onunla beraber şehâdet şerbetini içen mü'minler Cennet-i A'lâ'ya uçtular.. Yezid ve şürekâsı da cezalarını görecekleri yere yuvarlandılar. Kufe halkının utancı ise kıyamete kadar devam edecek. Zamanın imamının kanı dökülür de, o belde bir daha sükûnet bulabilir mi? Irak toprakları asırlardır kan ve gözyaşından kurtulabildi mi?

Peki, bizim durumumuz ne âlemde? ALLAH'ın Kitabı ve Resûlü (S.A.V.)’in sünneti ayaklar altına düşürüldü; müslüman beldeler kâfirler ve münafıklar tarafından işgal edildi; bugünkü Kûfe'li ulemâü's-sû' ise hâlâ tavuktan kurban edip etmemeyi tartışıyor! Top yekûn kurtulmayı düşünmek şöyle dursun, dünyevî zevk ve ihtiraslarından zerre kadar tâviz vermeyi bile düşünmeyen müslümanlara ise, Hz. Zeyneb (R.Anha)’nın hitabeti tam da yakışmıyor mu? Ey Kufe halkı! Ses size geliyor mu? Yoksa “Kufe” ismi ile birlikte siz de mi târihe karıştınız?

Milli Gazeteden alıntıdır.ALLAH CC.'ü Bu Makaleyi yazan Üstadımızdan Razı Olsun
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
........................................................................
Kitab (Tevrat)'ı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Artık akıllanmayacak mısınız?Bakara/44
........................................................................

AŞURE GÜNÜNDE YAPILMASI GEREKENLER


Aşure gününüz hayırlı olsun....


1. 70 defa "Hasbinallahi ve niğmel vekil ve niğmel mevla ve niğmen nasir gufraneke rabbena ve ileykel masir" denir.

2. Bol bol istiğfar cekilir.

3.Gusül abdesti alınır.

4.Bir mümine iftar ettirilir.

5. 313 defa "La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin" denir.

6. Hasta ziyareti yapılır.

7. En az 10 mümine selam verilir.

Selefi salihin Aşure günü çocuklarını yedirmezlerdi ki oruç sayılsın diye.Aşure günü bir kimse zerre kadar sadaka verirse Cenabı Hak o kimseye Uhud dağı kadar sevap verir.Kıyamet günü o sevabı mizanına koyar. Bir kimse Aşure günü ilim veya zikir meclislerinde hazır olursa Allah'ın vaadi ve keremi gereğince o kimseyi cennete girdirmesi Hz Allah üzerine vacip olur.O günde 10 mümine selam veren bütün ehli imana selam vermiş gibi olur.Aşure günü bir kimse bir yetimin başını okşasa o yetimin saçları sayısınca ona cennette derece ihsan edilir.

Bir kimse Aşure günü ailesinin nafakasını arttırsa Allahu Teala bütün sene boyunca rızkını bollaştırır.Aşure günü bir hastayı ziyaret eden bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur.Bu günde bir kimseye su veren hiç isyan etmemiş gibi olur. Aşure akşamı bir mümine iftar verene Allah Teala katında bütün müminlere iftar vermiş gibi sevap verilir.Muharremin 9. gününü 10. gününe baglayan gece Hz Allah suları zemzem olarak akıtır.O gece akan su ile yıkanılırsa bütün ev halkı şifa bulur.Aşure günü oruç tutanın orucu 40 yıllık günahına kefaret olur.Aşure gecesini ihya edip kişi sabahleyin oruçlu oldugu halde vefat etse ölüm acısını anlamaz.
 

yosun

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ara 2006
Mesajlar
278
Puanları
0
Allah hayırlı işlerin şuurunda olmayı nasip etsin.
 

zeygue

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2006
Mesajlar
1,262
Puanları
36
Aşure günü Kerbela denen o uğursuz yerde Peygamberimizin sevgili torunu,HzAlinin ve Peygamber efendimizin kızı Hz.Fatımanın oğlu Hz.Hüseyinin yaralı olarak esir düştükten sonra su bile içirilmeden kafası kesilerek vahşice şehit edildiği günü unutturmak hatta bayram olarak kutlamak için bahsedilen 11 olayın uydurulduğu neden anlaşılmak istenmiyor.Neden o uğursuz olayı kutlamak isteyenlerin bizi kandırmasına müsaade ediyoruz????????

Hazreti Adem'in tevbesi bu günde kabul edilmiştir
Hz.Ademin tevbesinin kabul edildiği günü bilen cennetten çıkarıldığı günü de bilir,hatta yaratıldığı günü de.Hangi gün?

Hz. Nuh'un gemisi bu günde cudi dağının üzerine karaya oturmuştur
Tufan hangi gün başladı?

Hz.Musa'yı aşura günü kurtardı.firavunu o günde boğdu.

Yahudiler neden kutlamıyorlar o günü?
 
M

MEYSEMİ TEMMAR

Misafir
deniz feneri arkadaş bazı nakiller yapmışsın aşura günü şu oldu bu oldu diye
bunlar sahih mi bu bir
ikincisi
o kadar nakil var peki kerbela da olanlar da aşura günü olmadımı neden ona dair bir rivayet yok szilerde yada olanlara neden iltifat edilmiyor

Ehl-i beyte olan sevginiz bu kadar işte

emevilerin satılık sözde alimleri olan zalimlerin imam hüseyin a.s ın başına gelenleri unutturmak için uydurdukları rivayetlere ilgi gösteriyor peygamber torununun başına gelenlere kimse kulak asmıyor yetmediği gibi yezidi bile temizlemeye çalışıyor bu bi kısım sünni sora da aslında ne kadar çok ehl-i beyti sevdiklerinden dem vuruyorlar aynı sünniler

acaba bunları resulullaha nasıl açıklıycaksınız

insafınız kurusun bir de tatlı yapıp dağıtıyorlar tabi bayram ya o gün

YA SAHİBUZZAMAN EDRİKNİ
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Güncelleme ...

AŞURA GÜNÜ yaşanan olayları tekrardan okuyalım bilgilerimizi tazeleyelim. ORJİNALLER okumasın ! Çünkü, onların orjinalliğine zararı olabilir !
 

hamra

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ocak 2008
Mesajlar
59
Puanları
0
orjinali nasıl bileceğiz..ki..
 

hamra

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ocak 2008
Mesajlar
59
Puanları
0
acip..
o zaman inanacak ne kalır..ki..
 

bilgin

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
28 Haz 2006
Mesajlar
340
Puanları
0
Yüreklerin kanadığı an


Hiçbir Sünni Hz. Hüseyin (R.A.)’yu şehid eden Yezid'i ve askerlerini asla sevmez. Bu sebeple çocuklarına Yezid, hatta Muaviye ismi koyan bir Sünni yoktur.
Burada Hz Muaviye ile melun yezid aynı kefeye konulmuş ben şahsen çocuğuma Muaviye ismini koyarım bunun ne gibi sakıncası olsunki hatta gurur duyarım
 

İbni İslâm

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ara 2007
Mesajlar
58
Puanları
0
10-Peygamber Efendimiz(sav)'in tasavvur edilebilen gelmiş geçmiş bütün günahları aşura gününde affedilmiştir.
Sayın denizfeneri sizin peygamberiniz nasıl bir peygamberki günah işledi?Bunu forumdaki bütün üyelerin huzurunda bizlere izah edermisiniz?
Benim peygamberim masumdur.Ve bunun delilleri mevcuttur.Sizin peygamberiniz nasıl bir peygamberki günah işledi?Burası bizlerin kafasını karıştırdı bizlere izah edermisiniz?

Ayrıca yazınız muammalarla dolu size bir çok sorumuz olacak.Bu aşura günü nasıl bir günki özel namazı var. Bu tabiki Kur'anda geçmiyor diye tahmin ediyorum.Sünnette olmalı bunun delili.Sünnetinde bir numaralı taşıyıcısı ehlibeyttir.Ehlibeyte aşura gününü sorarsanız bu yazdıklarınızın hiçbiri gelmez aklına ne gelir acaba?Buyrun konuşalım ne dersiniz?
 
K

kerbela.be

Misafir
Biriler hz. Muaviye ra. İsmini çocuklarına koymayı düşünmüyor ise bunu kötü bir şey olarak görüyor ise bu cehaletlerindendir. Türkiye ismi muaviye olan bir çok kişi vardır.

Fakat Birde hz. Muaviye ra. ismini kullanmakta sakınca görmemkle beraber çocuklarına Daha güzel isimler olarak kabul edilen Hz. Beygamberin ehlibeytinin ve aşareyi mübeşşerrenin isimlerinden koyanlar vardırki bunların bu seçimlerinde bir beis yoktur.

Bir de son bir grup vardırk Bunlar Sözde değil özde vahdeti sağlamak için Hz. Muaviye ra. ismini koymazlar zira bunun karşı tarafı tahrik edeceğini, yanlış anşamalara sebep vereceğine inanırlar.
 
K

kerbela.be

Misafir
Birde uğraşmayın şu şiilerle bir kaçgün, sırtlarını gene kanatacaklar. kendilerine gene işkence edip delalet içinde Hz. hüseyin ra. andıklarını zannedecekler.
 
K

kerbela.be

Misafir
Bu Yazı Şiilikten Ehli Sunnete Geçen Musa el Musaviye aittir.

AŞÛRE GÜNÜ DÖVÜNMEK

<< Tarihte hiçbir mukaddes ayaklanma
Şiilerin, Hüseyin sevgisi bahanesiyle
Hüseyin ayaklanması çirkinleştirdiği
Kadar çirkinleştirmemiştir.>>

Zaruret icabı, İmam Hüseyin’e yas olarak muharremin onunda omuzları zincirlerle dövmeye, başları kılıç ve kamalarla yarmaya hususi bir bölüm ayırdık.

Bu çirkin hareket İmam Hüseyin’in şehid edilmesi münasebetiyle yapılan merasimin bir bölümü olup, hala İran’da, Pakistan’da, Hindistan’da ve Lübnan’ın Nabatiye şehrine tatbik edilip Pakistan’ın bazı bölgelerinde Şiilerle Sünniler arasında kanlı çatışmaya dönüşerek her taraftan yüzlerce masum kurbana mal olduğundan bu bahse ayrıca geniş yer ayırmamız gerekiyor.
Daha önce bir bölümde belirttiğimiz gibi Şiiler yüz yıllardır aşure gününde anma törenleri yaparlar. Geniş yer verdiğimiz ziyaret dualarından başka kabir önünde şairler şiir okurlar. Hatta Arap Şairi eş-Şerif Errad’ın İmam Hüseyin’in kabri önünde okuduğu şiirin matlaı şöyle başlıyordu:

<< Kerbela, sen hala kerb ve belasın!.>>
ve sonrada:
<< Toprağın üzerinde, ölürken nice kanlar aktı, niceleri öldürüldü!.>>

Bu beyti okurken ağlaya ağlaya bayıldı. Şurası bir gerçektir ki, Şii imamlar muharremin 10. gününde şehidleri anarken, evlerinde oturarak başsağlığı dilemeye gelenleri kabul eder ve o gün gelene yemek yedirirler, Hüseyin’in şehid oluşu münasebeti ve Ehlibeyt’le alakalı konuşmaları ve şiirleri dinlerlerdi.

Kerbala’da Hüseyin’in kabri etrafında ziyaretçiler tek tek ve gruplar halinde dolaşırken, tören ve ziyaretin tamamlayıcı bölümleri olarak hıçkırarak ağlarlardı. Şii dünyasında İmam Hüseyin için düzenlenen toplantılarda bu adet hala geçerlidir, ağıtla tamamlanması gerekir. Zira: imamlara nisbet edilen bazı rivayetlere göre:

<< Hüseyin’e ağlayan ve ağlar görünen için cennet vacip olmuştur>>

Haşa ki; İmamdan böyle bir söz sadır olmuştur!..

Şiiler aynı zamanda Hüseyin’e yas olarak muharrem ve safer aylarında siyah giyerlerdi. Bu adet Şiiler’le Şiilik arasında birinci mücadele devrinde Şiilerin, iktidardaki Hilafeti devirmek için bir güç olarak siyasi ve islami sahaya girmeye başladığı zaman gelmiştir. İran ve Irak’ta hüküm süren Buveyhiler Aşure Günleri’nde törenlerin geliştirilmesinde bariz bir yol oynamışlardı. Ancak bu törenlerin umumi bir hal alarak, Şii varlığının bir parçası olması, Safevi İsmail Şah’ın iktidara gelip İran’ı Şii yapıp İran’a komşu olan Osmanlı Hilafeti’nin genişleme emellerine karşı koymak gayesiyle burada meydana getirdiği mezhep dayanışması gerçekleştirmesinden sonradır. Safevi sarayı her yıl 10 muharremde yas ilan eder, Şah, aşure günü başsağlığı dilemeye gelenleri kabul ederdi. Ayrıca sarayda, Şah’ın da hazır bulunduğu büyük kalabalıkla toplantılar düzenlenirdi. Safevi hükümdarlarının en dahisi ve hunharı olup ülkede 50 yıl gibi uzun bir müddet hüküm süren Safevi Birinci Abbas ise, Hüseyin’e yas mahiyetinde olmak üzere aşure günü karalar giyer ve alnına çamur sürer, İmamı öven ve katilleri yeren kasideler söyleyerek caddelerde dolaşan grupların önünde giderdi.

Aşure günü münasebetiyle omuzların zincirlerle dövülmesinin ne zaman başladığı ve İran, Irak gibi Şii bölgelerde ne zaman yayıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, 10 muharremde Hüseyin’e yas mahiyetinde kafalara kılıçla vurma adetinin İngiliz işgali zamanında Hindistan’dan İran ve Irak!a sızdığı ve İngilizler’in Şiiler’in cahilliğini, basitliğini ve Hüseyin’e aşırı sevgisini istismar ederek başlarını kamalarla vurmayı Şiilere onların öğrettikleri kesindir.

Daha yakın zamana kadar Tahran ve Bağdat’taki İngiliz elçilikleri cadde ve sokaklarda o çirkin işleri yapan Hüseyni yürüyüşleri finanse ederdi. İngiliz emperyalist siyasetinin bu çirkin davranışı teşvik edip en çirkin bir şekilde istismar etmesi, İngiltere’nin Hindistan’ı ve diğer bazı İslam ülkelerindeki işgalini sürdürmesine karşı çıkan İngiliz halkına ve serbest basına makul bir sebep göstermeyi ve bu ülkelerde yaşayan halkı cehaletle ve vahşilikten koruyacak bir vasiye muhtaç halk şeklinde tanıtmayı istihdaf ediyordu. Bu şekilde aşure günü, binlerce insanın katıldığı yürüyüşlerde omuzlar zincirle dövülerek kanlara boyanıyor, kılıç ve kamalarla kafalar yarıyor ve bu yürüyüşlerin resimleri İngiliz ve Avrupa basınında yer alıyordu. Emperyalist politikacılar bu ülkeleri sömürürken, ülke halklarına karşı insani vazifeyi yerine getirmeye ve bu milletleri medeniyet ve ilerleme yolun davet etmeye çalıştıklarını ileri sürüyorlardı.

Rivayet ederler ki, İngilizler’in Irak’ı işgali zamanında Irak Başbakanı Yasin el-Haşimi mandacılığın kaldırılması gayesini güden görüşmeler yapmak üzere, Londra’ya gider. İngilizler ona : <<Vahşilikten kurtulup saadete erebilmesi için, Irak halkına yardım etmek üzere Irak’ta bulunuyoruz!.>> deyince başbakan kızmış ve toplantı salonunu terk etmişti. Ancak İngilizler, uygun bir şekilde kendisinden özür dileyerek, O’na Irak hakkında film göstermişler. Bir de bakmış ki; Necef, Kerbela, ve Kazımiyye caddelerinde Hüseyni yürüyüşler ve kamalar ile zincirlerin vücudları paramparça ettiği o iğrenç görüntüler!. Sanki İngilizler O’na: << Medeniyetten azıcık bir nasibi olan kültürlü bir millet kendi vücudunu böyle yaralar mı?>> demek istiyordu.

Burada, Şiilerin tanınmış bir alim ve şeyhinden otuz yıl önce duyduğum, hikmet ve aydınlık sözlerle dolu bir konuşmayı nakletmek istiyorum: O nur yüzlü çok yaşlı şeyh yanımdaydı. Gün on muharrem, saat öğle vakti, tam oniki, mekan Kerbela’da İmam Hüseyin’in kabri. Bir de baktım ki, Hüseyin’e yas mahiyetinde kılıç, kama ile başlarına vuran büyük bir kalabalık kabrin bulunduğu yere geldi. Başlarından ve vücudlarının her tarafından akan kan insanı iğrendiriyordu. Arkalarından omuzlarını zincilerle döven bir grup geldi. Burada ihtiyar alim ve şeyh bana sordu:

<<- Neden bu insanlar kendi başlarına bu kadar felaket getirirler?>>
Ben:
<<- Ne dediklerini duymuyor musun? Hüseyin’e ağlayarak <<Vah Hüseyin’im diyorlar.>>
Şeyh tekrar sordu:
<<- Şimdi Hüseyin, Yüce Allah’ın Huzurunda değil mi?!.
Ben:
<<- Evet!..>> dedim.
Tekrar sordu:
<<- Hüseyin şu anda Allah’tan korkanlar için hazırlanan ve göklerle yer genişliğinde olan cennette değimli?
Ben:
<<- Evet!..>> dedim.
Tekrar sordu:
<<- Cennet’te Kapalı incilere benzer huriler yok mu?>>
Ben:
<<- Var!..>> diye karşılık verince, o şeyh, uzun bir nefes alarak çok üzgün bir eda ile şöyle dedi:
<<- Vay bunların haline, ne kadar cahiller! Halen çevrelerinde hizmet için ölümsüz gençler dolaşan, Main Çeşmesi’nden doldurulmuş testilerin, ibriklerin ve kadehlerin bulunduğu cennet olan bir imam için neden bunları yaparlar?!>>

Hicri 1352 (1933) yılında Suriye’de Şiilerin en büyük alimi Muhsin Emin el-Amili bu gibi davranışların haram olduğunu açıklamıştır. Görüşünü benzeri olmayan bir açıklıkla ifade ederek, Şiilerin böyle hareketlerden vazgeçmesini isteyince, İmam Ali’nin ifadesiyle << vahşi hergeleleri arkalarına alanlar>> ve bir takım sözde din adamlarının şiddetli mukabelesiyle karşılaşmıştı. O’nun reformcu adımı başarısızlıkla sona ermek üzereyken Şii grubun en yüksek lideri olan Ceddimiz Seyyid Ebul-Hasan, Allame el-Amilli’nin görüşünü benimseyerek o’nun fetvasını tam olarak desteklediğini açıklayınca, durum değişmişti.
Ceddimiz bu tutumu Seyyid Emin el Amilli’nin reformcu hareketine büyük bir kuvvet kazandırdı. El-Amilli’ye karşı geldikleri gibi bir çok fakih ve müctehid Seyyid Ebul-Hasan’a da karşı gelmiş olmasına rağmen sonunda Seyyid Ebul-Hasan kararlılığı ve değerliliği sayesinde hepsini susturmuş ve halk büyük liderlerin fetvasına uymaya başlamıştı. Bu gibi görüntüler, Şii sahasında yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuş ve fakat tamamen kaybomamış ve çok bariz şekilde devam etmişti. Ceddimiz 1365 (M. 1946) yılında vefat edince yeni Şii liderler, halkı bu gibi davranışlarla yeniden teşvik etmiş eski durum avdet etmiş fakat 1352 (M. 1933) yılından önceki haline bir daha gelememiştir.

İran’da İslam Cumhuriyet ilan edilip Velayetü’l Fakih İdareyi ele alınca mezhepçi politikanın bir parçası olarak bu hareketler yeniden teşvik edilmiş, genç İslam Cumhuriyeti, önceden de belirttiğimiz şekliyle İslam’ı ve Müslümanları çirkin gösterip İslam diyarında işgali sürdürmek maksadıyla İngiliz emperyalizmin İslam Alemi’nin Şii bölümüne ikiyüz yıl önce soktuğu bir bidatın, ihyası için Dünya’nın her yerindeki Şiiler’e maddi ve manevi destek temin etmiştir!
Ben bu satırları yazarken, ne hazindir ki; İran, Pakistan, Hindistan ve Lübnan şehirlerindeki caddeler her yıl muharrem ayının onuncu gününde, belirttiğimiz şekildeki yürüyüşlere sahne olmaktadır!. Türkiye’nin bazı büyük şehirlerinde de!? Daha o günün akşamı olmadan, insanlık vahşet ve çılgınlığının bu iğrenç görüntüleri Dünya’nuın her yerinde televizyon ekranlarına getirilerek İslam ve Müslümanlara pusu kuranların gücüne güç katmaktadır!.

TASHİH:

İmam Hüseyin’in ayaklanmasını çirkinletiren ve tamamen ters gösteren cahillerin bu gibi hareketlerini engellemek için, İmamiye Şiilerin münevver tabakası, büyük gayret sarfetmelidir. Vaiz ve davetçilerin ise, daha açık ve şahsiyetli rol oynamaları icab ediyor. Çok açık bir şekilde ifade etmek istediğim gerçek odur ki, Aşure Günü İmam Hüseyin’in şehadete sevk eden sebep Şiilerin çizmek istediği şekilden tamamen ayrı ve çok yücedir.!. Hüseyin, Halkın kendisi için ağıt yakıp dövünerek zavallı göstermesi için değil, insanlara fedakarlık kararlılık yiğitlik, zulüm ve istibdada karşı mücadele dersi vermek için şehid olmuştur. Bu itibarla İmam Hüseyin’in şehadetini anma töreni, hem güldüren, hem ağlatan cahilce ve aptalca hareketlerden uzak, O’nun şerefine yakışır bir tören olmalıdır!

Nutukların irad edildiği, beliğ kasidelerin bulunduğu Peygamber’in, Ehlibeyti’nin ve Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda cihad ve fedakarlıklarla dolu hayatlarının anlatıldığı kültürel törenler yapılsa ne kadar iyi olurdu!..

İşte böyle, Hüseyin’i anarken, yıkılmalı değil, yeniden yapılanmalıyız!.. Hüseyin’i mücadele meydanında çirkinleştirip kötülemeksizin ona şeref hakkını tanımalıyız, Şayet Hüseyin’in taraftarı ve sevenleri isek!..
 

hamra

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ocak 2008
Mesajlar
59
Puanları
0
renk renk forum..
ibrişim gibi..
 
Üst