Yara yapmadan tedavi etmek | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Yara yapmadan tedavi etmek

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Bediüzaman'a baktığımız zaman kılık-kıyafeti nazara verdiğini görmüyoruz. "Başınıza siyah sarık sarın, sırtınıza bir cübbe giyin, elinize bir baston alın, çoluk çocuğunuzun kılık kıyafetini de çarşafla peçeyle donatın, sokaklara çıkın, emniyet güçleriyle çarpışın ve bu cemiyetin bazı mefhumlarıyla vuruşun" demiyor. Bu, Bediüzzaman'ın hizmet tarzına uygun değildir.
Bediüzzaman kendi devrinde bugünkü şartların belki yüz defa ağırını yaşamış, zulmün en şiddetlisine maruz kalmış, en büyük haksızlıklara uğratılmış, sürgüne gönderilmiştir. Bunlara rağmen Bediüzzaman vuruşmayı, savaşmayı kesinlikle tavsiye etmemiştir. Göze bakmayı, gönüle akmayı, irşadı, diyalogu sevdirmeyi esas almıştır. Efendimiz (a.s.m.) diyor ki: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin."

Siyah bir sarık sararsak, hatta yer yer de kadınlar gibi saçlarımızı örersek, bakınca korkulacak bir zikir şeklini halkın gözleri önünde icra edersek, bu kolaylık göstermek midir, güçlük göstermek midir? Biz Bediüzzaman Hazretlerinin bize gösterdiği ölçüyü bu hadisin ölçüsü olarak görüyoruz. Bugün biz sivri konuşabilir, cemiyetin ileri gelenlerinin benimsediği bazı mefhumlara hücum edebiliriz. Bundan kolay ne var. Fakat bu bir yıkımdır. Bizim vazifemiz yıkım değil, bizim vazifemiz imardır, tamirdir,, tahrip asla değildir. Bir defa bu memleket, bu millet bizim, bu vatanda yaşayan herkes bizim kardeşimizdir.

Tepkiyle, tahrikle, tahkirle adam kazanıldığı görülmemiştir. Böylece bir yere varmak kesinlikle mümkün değildir. Ama diyalogu kurarak, münasebeti geliştirerek, kendimize olan sempatiyi çoğaltarak, kendimizde var olan mefhumları muhataplarımıza aktararak bu mümkün olacaktır ve bugün biz buna muhtacız. Bizim gibi düşünmeyenler ve yaşamayanlar aslında doğru bir şeyi yakaladıkları için bizden ayrılıyor değiller.

Kesinlikle şuna inanıyorum ki, dinin dışındaki hayatta huzur yok, saadet yoktur. Ama dinin dışında yaşayanlar da çok. Madem dinin dışında huzur, menfaat, saadet yok da neden dinin dışında yaşayan bu kadar çok? İşte burayı konuşmak lazım. Acaba biz kendimizi bir hesaba çektik mi? Biz onlara karşı dinin güzelliğini gösteremediğimiz için dışanda kalıyorlar diye bir nefis muhasebesi yaptık mı? Yoksa onlar o halde oluşlarından dolayı sadece onlara hücum ettik, kendimize hiç pay çıkarmadık mı?

Âyet-i kerimede, 'Nefsinizi methetmeyin" buyuruluyor. Biz de nefisimizi müdafaa etmeyelim. Bizim gibi yaşamayanlar varsa bunda bizim de mesuliyet payımız var. Biz İslâmın güzel duygularını, düşüncelerini şahsımızda gösteremedik. Onlar da bizde göremedikleri İslâmiyetin güzelliğine sahip çıkmadılar, dinin dışında düşünmeye ve yaşamaya başladılar.

Şahsımızda Resulullah'ın (a.s.m.) sünneti görülmeli, onun ahlakı görülmeli, ona ayna olmalıyız. Bize bakan onu görmeli, emniyet ve huzur duymalıdır. Efendimiz öyle değil miydi? Hz. Hamza'yı şehit eden Vahşi'ye diyor ki: "Sen bir müddet git, gözümün önünde durma, çünkü seni gördükçe işlediğin hatanın dehşeti hayalimde canlanıyor."

Bir müddet görünmemesini tavsiye ediyor. Belki o hadise tekrar hayalimde canlanır da sana karşı muhatap olurken kırıcı olabilirim, bir müddet görünme diyor.

Ebu Cehil'in oğlu İkrime, Efendimizin huzuruna gelirken, Efendimiz İkrime rahatsız olmasın diye, Ebu Cehil aleyhine konuşmayı yasaklıyor. Bir adamın kazanılması çok mühim. İkrime'nin hatırı içi babası Ebu Cehil'in aleyhine konuşmayı yasaklıyor.

Müslüman kurtarıcı insan intibaını vermelidir. Zorlaştırıcı insan intibaını vermemelidir. Bugün biz çevremizi kazanmak istiyorsak müjdeleyici olacağız, zorluk çıkarmayacağız. Daha doğrusu çevremizdeki insanların gidebilecekleri bir çok gayr-i ahlaki alternatifleri var. Onlar bizden iltifat görmezlerse, biz cazip hale gelemezsek öbür tarafa zaten çok cazip, onları çekip götürüyor. Cazibe arasında denge olması lazım ki hangisi ağır basarsa o tarafa düşsünler. O halde bizdeki cazibe gayr-i ahlaki yerlerdeki cazibeden biraz daha kuvvetli olmalı ki, muhataplarımızı kendimize çekelim.

Burada Hz. Ömer'in şu meşhur misalini anlatayım?

Hz. Ömer'in bir Hıristiyan kölesi var. Birgün ona diyor ki: "Benim halimi, adaletimi, çevreye olan münasebetimi nasıl buluyorsun?"

Kölesi boynunu büküyor, gönülden feryat ediyor: "Ya emirelmü'minin, sen öyle adil insansın, çevresine iyi muamele eden insansın ki, zannederim dünyada senden başka bir ikinci şahıs yoktur" diyor.

Hz. Ömer de (r.a.) bundan cesaret alarak, "Madem beni bu kadar beğeniyorsun, seviyorsun, bana bu hal İslâmdan geldi, beni İslâmiyet böyle yaptı. Ben İslâmdan önce çok sert, haşin birisiydim. Herkesle kavga ederdim, herkesi korkuturdum. Beni bu sevimli hale getiren İslâmiyettir. İstersen sen de gel İslâmiyete gir, İslâm sayesinde sen de o beğendiğin hale geçebilirsin" diyor.

Köle biraz duraklıyor ve "Ya emirelmü'minin, eğer zorlarsan İslama girerim, Ama zorlamazsan izin ver de babamın dininde kalayım" diyor.

Hz. Ömer'in cevabı ne kadar açık:

"Hayır, hayır" diyor. "Zorlama yoktur, İslam inanç işidir, sevme işidir, insan sevmediği şeyi benimseyemez. Sen önce gönülden seveceksin ki inanasın, zorla olmaz."

Köle sonra vicdanıyla başbaşa kalınca söyleniyor:

"Bu nasıl iş böyle? O halife, ben kölesiyim, yine de beni zorlamıyor, bana saygı gösteriyor. Bu anlayış yanlış olamaz. Ben Müslüman olmalıyım" diyor ve kelime-i şehadeti getiriyor.

İste biz buna, insanları gönüllerinden avlamak diyoruz. Göze bakıp gönüle akmak diye ifade ediyoruz. Bir başka ifade ile bizde tahrip yok, tamir vardır. Yara yapmadan tedavi etmek asıldır.

Ahmet Şahin
 

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
aksine Bediiuzzaman hazretlerinin eserlerine baktığımızda "kadının kal'ası çarşaftır" gibi çok açık ifadelere rastlıyoruz.farklı tevillerle özünü değiştirenler yüzünden aslını göremez hale geldik maalesef.
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
aksine Bediiuzzaman hazretlerinin eserlerine baktığımızda "kadının kal'ası çarşaftır" gibi çok açık ifadelere rastlıyoruz.farklı tevillerle özünü değiştirenler yüzünden aslını göremez hale geldik maalesef.
Kesinlikle.
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri'nin Bir suale Verdiği Cevap;

Suâl: "Ey Peygamber Hanımlarına kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman örtülerini üstlerine salsınlar (vücutlarını örtsünler) onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.) "Ayet-i kerimesi örtünmeyi emrediyor. İslama yabancı, dar görüşlü ve bağnaz kimseler ise Kur'anın bu hükmüne karşı çıkıyor, örtünmeyi tabii görmüyor ve 'kadınlar peçe altında hapsedilmemeli diyorlar !

Cevâp: Kur'an-ı Hakimin bu hükmünün gayet tabii olduğuna; açık-saçıklığın ise fıtrî olmadığına delâlet eden bir çok hikmetlerden sadece dördünü beyan edeceğiz.

Birinci hikmet:

Örtünme, kadınlar için gayet tabiidir ve fıtratları bunu gerektiriyor. Çünkü kadınlar, yaratılış itibariyle zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatlarından daha çok sevdikleri yavrularını koruyacak bir erkeğin, himaye ve yardımına muhtaçtırlar. Kendilerini sevdirmeye, nefret ettirmemeye ve aşağılanmaya maruz kalmamaya karşı tabii bir meyilleri vardır. Sonra kadınların yüzde altmış-yetmişi ihtiyarlık ve çirkinlik gibi sebeplerden dolayı kendisini herkese göstermek istemez. Veya kıskançlık sebebi ile kendinden daha güzellere nisbetle çirkin düşmemek ister.

Tecavüz ve ittihamdan korktuğundan, saldırıya maruz kalmamak ve kocası nazarında hainlikle suçlanmamak için fıtraten örtünmek isterler. Malumdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği kimselerin bakışından sıkılır, rahatsız olur. Hem ahlaken bozulmamış güzel bir kadın nâzik ve hadiselerden çabucak müteessir olabildiğinden maddi te'siri bugün ilmen de ortaya konulmuş olan kötü bakışlardan elbette sıkılır, Hattâ bu dikkatli bakışlardan sıkılarak "Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp rahatsız ediyorlar" diye şikâyette bulunan bir çok hanımları biliyoruz.

Demek ki medeniyetin örtünmeye karşı çıkması, bir mânada kadınlık âlemine âit tabii ve fıtrî kanunlara karşı çıkması demek oluyor. Halbuki Kur'an örtünmeyi emretmekle birer şefkat âbidesi, sonsuz ve kıymetli bir hayat arkadaşı olabilecek kadınları, küçük düşürmekten, aşağılanmaktan, esirlik ve sefillikten kurtarıyor.

Hem, kadınlarda, yabancı erkeklere karşı fıtraten bir çekingenlik var. Çekingenlik ve korkaklık ise örtünmeyi gerektiriyor. Ayrıca kadının tabiatı, örtünme ile yabancı erkeklerin şehevi arzularını açmamayı ve tecavüzüne meydan vermemeyi emreder. Bu gibi kötü düşüncelere dur diyecek ve tecavüzlere sed çekecek olan şey, kadının kalesi hükmündeki çarşafı ve peçesidir. Günümüzde kadının içinde bulunduğu içler acısı durum, gençlerimizin içine düşmüş olduğu ahlâki bunalım ve bu durumun meydana getirmiş olduğu pek fena yan tesirler, tesettür aleyhinde olanların, kadının yüzünü kapatmasına karşı çıkanların, örtünme emrine "esirliktir" diyenlerin, yüzüne karşı şamar gibi iniyor.

ikinci hikmet:

Kadın ve erkek arasındaki gayet şiddetli olan muhabbet ve alâka sadece dünyaya ait bir ihtiyaçtan dolayı değildir. Evet, bir kadın kocasına yalnız dünya hayatına mahsus bir hayat arkadaşı değildir. Ebedi hayatta da kadın yine kocasına ebedî bir hayat arkadaşı olacaktır. Öyleyse kadının, ileride kendisine ebedi bir arkadaş olarak kalmaya devam edecek kocasından başkasına ilgi, alaka ve samimiyet duymaması, kocasından başkasının nazarlarını kendi güzelliğine çekmemesi, kocasını bu hususta darıltmaması ve kıskandırmaması gerekmektedir.

Çünkü, mü'min bir kocanın, kendisinde bulunan iman sebebi ile, karısı ile olan alâkası, yalnız dünya hayatına ve güzellik vaktine mahsus değil ve geçici bir sevgi de değildir. Bu alâka kadının, ahirette kocasına ebedî bir hayat arkadaşı olması ciheti ile esaslı ve ciddi bir sevgi, bir hürmetle alakalıdır. Hem yalnız gençlik ve güzellik vaktinde değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik zamanında dahi o ciddi sevgi ve hürmeti taşıyor. Elbette buna karşılık, kadın da kendi güzelliklerini kocasının nazarına tahsis etmesi ve sevgisini sadece ona göstermesi insanlık gereğidir.

Şer'an; koca, kadına denk ve münasip olmalı. Bu denkliğin en önemlisi de diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki; karısının dindarlığına bakıp taklid eder. Arkadaşını ebedi hayatta kaybetmemek için dindar olur.

Bahtiyardır o kadın ki; kocasının dindarlığına bakıp "Ebedi arkadaşımı ahirette kaybetmeyeyim" diye takvaya girer. Yazıklar olsun o erkeğe ki; saliha dindar olan karısını ebediyyen kaybedecek bir şekilde sefahete atılır. Ne bedbahttır o kadın ki; muttaki kocasını taklid etmez, o mübarek ebedi arkadaşını kaybeder. Binlerce yazıklar olsun o iki bedbaht karı kocaya ki; birbirinin fışkını ve sefahatini taklid eder, birbirine ateşe atılmasında yardım eder.

Üçüncü hikmet:

Bir ailenin mutluluğu zevç ve zevcenin birbirine emniyet duyması, samimi bir hürmet ve sevgi göstermesi ile meydana gelir. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık ise bu emniyeti bozar, karşılıklı hürmet ve sevgiyi de kırar. Çünkü tesettüre riayet etmeyen on kadından ancak bir tanesi bulunurki, kocasından daha güzeli görmediğinden kendini ecnebiye sevdirmeye çalışmaz.

Dokuzu kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir. tanesi karısından daha güzelini görmüyor. O vakit samimi muhabbet ve karşılıklı hürmet gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir.

Şöyle ki; insan hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevi his taşıyamıyor. Çünkü; mahremlerin simaları, yakınlık ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve meşru sevgiyi hissettirdiği cihetle; nefsî ve şehevanî temayü-latı kırar. Fakat bacaklar gibi seran mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süfli nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir.

Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve namahreme benzemez. Fakat mesela açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alameti farikası olmadığından, hayvani bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sükut-u insaniyettir.

Dördüncü hikmet:

Malumdur ki neslin çoğalması herkesçe talep edilen bir şeydir. Hiçbir millet ve hükümet bunun aksini savunmamıştır. Hatta Aleyhi ekmelü't-tahaya: "İzdivaç ediniz çoğalınız. Ben kıyamette sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." buyurmuştur. Halbuki açık saçıklık evlenmeyi çoğaltmıyor, azaltıyor. (Bugün için bazı- Avrupa ülkelerinde evlenme primleri verilerek evlilik müessesesinin diriltilmesine çalışıldığı bir gerçektir.)

Üstelik memleketimiz Avrupa'ya kıyas edilmez. Çünkü Avrupa ülkeleri soğuk tabiatlı yerlerdir. Bu Asya alem-i İslam kıtası ise ona nisbeten sıcak memleketlerdir. Bilindiği gibi çevrenin insan ahlakı üzerinde tesiri vardır. Hassas ve alıngan mizaçlı olan sıcak ülke insanlarının şehevi hislerini devamlı tahrik edecek olan açık saçıklık elbette birçok suistimallere, israflara ve neslin zayıflığına sebebdir. Bir ayda veya yirmi günde olabilecek fıtri ihtiyaca karşılık her birkaç günde kendini israfa mecbur zanneder. O zaman, her ayda onbeş gün kadar hayız gibi arızalar münasebeti ile kadına yaklaşmamaya mecbur olduğundan, nefsine mağlub ise fuhşiyata da meyleder.[1]

[1]Bediüzzaman Said Nursi. Lem'alar. s. 212, 215

Kaynak: Ve Tesettür Meselesi Musa Lotus - Nil Yayınları
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Bence Ahmet Şahin'in yorumlarını yanlış değerlendiriyorsunuz. Tesettürle ilişkili bir konu değil bu.
 

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
tamamını okuyunca anlaşılıyor elbette,araya kendi yorumlarını sıkıştırmaları canımı sıkıyor.her cemiyetin veye cemaatin uslubu,hizmet anlayışı farklı.hem hepsi aynı olsa neye yarar.farklılıklarımız zenginliğimizdi...
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
"Başınıza siyah sarık sarın, sırtınıza bir cübbe giyin, elinize bir baston alın, çoluk çocuğunuzun kılık kıyafetini de çarşafla peçeyle donatın, sokaklara çıkın, emniyet güçleriyle çarpışın ve bu cemiyetin bazı mefhumlarıyla vuruşun" demiyor. Bu, Bediüzzaman'ın hizmet tarzına uygun değildir.
Bediüzzaman kendi devrinde bugünkü şartların belki yüz defa ağırını yaşamış, zulmün en şiddetlisine maruz kalmış, en büyük haksızlıklara uğratılmış, sürgüne gönderilmiştir. Bunlara rağmen Bediüzzaman vuruşmayı, savaşmayı kesinlikle tavsiye etmemiştir. Göze bakmayı, gönüle akmayı, irşadı, diyalogu sevdirmeyi esas almıştır. Efendimiz (a.s.m.) diyor ki: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin."

Bu yazıda kendi fikrince, Saidi nursi hz. Sevmeyenlere Saidi nursi hz. benimsetmek adına biraz daha gizli saklı göstermeye çalışmış. Fakat, bence çok yanlış yapmış. Evet tesettüre gelinceye kadar diğer söyledikleri doğrudur, tesettüre gelince aynen kendisinin dediği gibi, heryerde cüppeli,sarıklı,çarşaflı yani peygamber efendimiz ve hanımlarının tesettürünü benimsediği gayet açıktır. Saidi nursi hz. Çarşafa ayrı bir değer biçmiştir. Ve bunu "gerçek" nur cemaati de çok iyi bilir.Tesettürü de kaplayan bir konu bence.Ahmet Şahin beyefendi savaşı söylerken tesettüre de inceden dokundurmuş.
 
K

Kaçak

Misafir
evet tesettur degil konu duruş ve tavır anlatılmak istenmiş...
Ama gene yumuşakca dili ile ..
Üstadın bu sarık bu başla gider çıkışları gene yok gene yok ...
Neden bu yumuşatma gayreti acaba ...
Son gunlerın populer deyimi ile Musluman omurgasız mı ?
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
Kişi, kendi nefsine karşı gelenlere yumuşak olabilir, fakat islama,Rabbinin emirlerine kimse yumuşak olamaz, yumuşak gösteremez.emir bellidir değişmesi mümkün değildir. Din kolaylık dinidir. Hadisleri bu şekildeki bir kolaylığı kasdetmemiştir. Malesef insanlarımız hadisleri,ayetleri de kendi çıkarlarına uydurmuşlardır.Üstad Saidi nursi hz'nin dini konular da tavrı gayet nettir. Anlatan kişi, pek net olamıyor.Kendi içerisin de kendisi çelişkide.

Bazı yazıları çok kaliteliyken, bazı yazıları çok ters geliyor bana.
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
omurgasız müslüman olabilir mi?

ya da omurgalı olmak adına fevri olmak, göze batmak, diş bilemek, müslümanlıkta var mı?

Bu ancak savaş ortamında olabilecek bir durum değil mi?

Omurgalı müslüman olmak adına; sert, fevri bir duruş sergilemek, "İslamı" yaşantılarına oturtmamış insanlara karşı yapabileceğim en güzel tavır mı?

Taviz vermemize neden olacak durumlardan bahsediyorsak eğer müslüman şahsi kimliğini korumak zorundadır. Bunun tartışılır yanı yok.
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
Omurgalı olmak demek; bu islamın şartıdır mutlaka yapacaksın yapmazsan .....

Demek midir?

Yada yumuşak olmak adına Rabbinin emirlerin den olan ..... yapmak günah değildir demek mi omurgalı müslüman olmaktır? Yada bu islamın şartıdır yapmak zorundasın! ama sen bilirsin herkes kendinden mesuldur demek daha iyi değil midir?


Omurgalı müslüman olmak, saygılı dini sevdiren müslüman olmak nedir; Rabbinin emirlerini "kendince yorumlamadan" doğrudan insanlara sunup, baskı yapmadan, zorlamadan sadece anlatarak "yaşayarak" göstermektir.Fetvaları kendimizce değiştirip, insanlara sunmamız yumuşaklık değildir.
 

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
ortalıkta yeterince tartışılacak mesele var zaten, Ahmet Şahin beyefendinin şahsi görüşüne bir şey diyecek değilim tabii.Kanaat önderlerinin konu hakkındaki fikirlerini bu şekilde halden hale sokmalarına fena içerliyorum.
 

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
Evet, yeterince tartışma mevzusu mevcut.

Fakat biz tartışmıyoruz; fikirlerimizi beyan ediyoruz "saygı çerçevesi" dairesinde.
 

Alper...

MarmaranınKralı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
9,574
Puanları
0
Web sitesi
cennetsarayi.blogcu.com
Ahmet şahin , yazılarını okumadığım bir yazardır.Ama Bediüzzaman hazretleri üzerinden, yumuşatma yapmak suretiyle islamın tesettürüne su katmalarına gıcık oluyorum...
 
Üst