Ucu Açık / Ahmet Sivren | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ucu Açık / Ahmet Sivren

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
TOPLUM MU? TOPLULUK MU?25 Şubat 2015 Çarşamba 16:21Hayırlara vesile olması duasıyla kaleme aldığım bu ilk makalemde, “toplum”a dairönemli bir takım hakikatleri işaretleyelim, netleştirelim istiyorum. Ki böylecediğer makalelerimiz, esasî bir temel üzerinde yükselebilsin…


Bu zaman, eskilerin “ahir zaman”diye isimlendirdikleri bir zaman… Ancak zaman ne kadar eskirse eskisin, toplumuoluşturan etkenler hep aynı: insan, duygu, fikir ve nizam bütünlüğü. Buetkenler tüm toplumlar için söz konusu olmaktadır. Zira fikir, duygu ve nizamıninsanlar üzerindeki etkisi olmadan bir toplumdan söz etmek mümkün olmamaktadır.
Bunun böyle olduğunu şu kaideden, “tanım”ıntanımından hareketle söyleyebiliriz: “Efradını camî, ağyarını manî… Yanikendisiyle alakalı hususları içine alan ve kendisiyle alakası olmayan hususlarıdışında bırakan şeydir, tanım. Dolayısıyla buradan hareketle de toplumutanımlamak, sözümüzü menziline oturtmak için gereklilik arz etmektedir.

Fakat burada çoğu kişi -hattaaydınlar bile- hataya düşerek, toplumu, “fertlerden oluşan bir yapı”olarak tarif etmektedirler. Hâlbuki böylesi bir tanımlama eksik kalmakta,kendisiyle alakalı hususlardan bir kısmını dışarda bırakan, hatalı bir tarifolarak karşımıza çıkmaktadır.

Yukarıdaki tanımdan hareketle toplum;insanlar arasında sürekli ilişkileri barındırması gereken bir yapıdır. Diğerbir ifadeyle; insanlar arasında bulunması gereken, hatta elzem olan alakalarlabirlikte ancak toplum oluşur. Bu sürekli alakaların olmadığı, salt insandanoluşan yapı ise toplum’u değil, topluluk’u oluşturmaktadır.

Peki, böylesi bir ayrım, tanımlama,neden bu kadar önemlidir?
Nedeni şu: Meselelerin, hadiselerin,olguların hakikati anlaşılmadan, onlara yönelik ortaya konulacak çözümler,onlara dair hükümler; eksik, güdük, yetersiz olacak ve derde deva, sadra şifaolmaktan ziyade, çabaların zayi edilmesine, enerjilerin tükenmesine, çaresizlikgirdabına düşülmesine sebebiyet verebilecektir.
Dolayısıyla toplumların içindebulundukları birçok sıkıntının sebebi, işte bu esasî unsurdur: Yanlış, hatalıtanımlamalar…
Bu sebepledir ki insanlık, süreklibir kaos, karmaşa ve huzursuzluk ortamını teneffüs etmekte, zulmün vekaranlığın içinde kendini kaybetmektedir. İnsanların birbirlerine yöneliktahammülsüzlükleri, ölümlerin, katliamların ve sömürünün, günümüzde ulaştığızirve nokta, sözümüze delil sadedinde düşünülebilir.

Peki çözüm?
Çözüm, öncelikle hadiselerin,olguların doğru tanımlamaya tâbi tutulmasından geçmektedir. Sonrası, sırasıylagelecektir.
http://www.ankarahaber06.com/yazar/ahmet-sivren/toplum-mu-topluluk-mu/7.html
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
FLÖRT GENÇLİĞİ05 Mart 2015 Perşembe 19:49Sevgi, aşk, sevda…
Hakikatinde insanda çok özel hisler uyandıran, belki de insanı hülyalara daldıran tılsımlı birkaç kelime bunlar… Duygu dünyasının baş tacı sayılabilecek bu ifadeler, “zemane gençliği” elinde heder ediliyor maalesef.
Çok mu sert oldu dersiniz bu ifadem. Bence çok sert değil, belki yetersiz bile meramımı, ıstırabımı anlatmaya…
Şöyle bir bakın etrafınıza, ne görüyorsunuz?
Gençliğin elinde heder edilmeye maruz bırakılmış bir sevgi görüyorum ben. Sevgi sömürüsü görüyor ve üzülüyorum maalesef.
Ortaokul, lise çağlarımdan şahit olduğum bir sevgi sömürüsü, günbegün gemi azıya almış ve kesif kokusuyla ortalığı kaplamış durumda. Çürütülmüş, heder edilmiş bir duygu halini almış sevgi, artık.
Heder edilmiş bir coğrafya misali körpe kalpler, -affınıza sığınarak- adeta sevgi ******si haline getirilmiş.
Öyle ki, gündelik oteller haline gelen buralara girenin çıkanın haddi hesabı yok nerdeyse... Bir-iki günlük “çıkma”ların ardından, yeni bir sevgili arayışıyla yeni maceralara(!) yelkenler açılır olmuş. Gidenlerin ardından yeni gelenlerle yeni yeni heyecanlara, belki de hayal kırıklıklarına teşne bir yer olmuş maalesef, âdemoğlunun yürek köşkü…
Bu ilk-orta gençlik (7-14; 14-21 yaş aralığı) döneminde yaşanan bu flört çılgınlığı, gençlerimizin hayatlarında ne tür bir hasara yol açtığını görmek için -yapabilmişlerse- evliliklerine bir bakmak yeterli olacaktır.
Unutulamayan eski flörtün ardından alelacele tedarik edilmiş yeni bir sevgili, çoğunlukla bir intikam aracı ya da bir nefret panzehiri olarak kullanılmaktadır. Tabii ki bu alelacelelik çoğu zaman bir fiyaskoyla son bularak, parçalanmış hayatlar kervanına yeni yeni müntesipler kazandırmaktadır.
Yine çoğunlukla bu yeni flörtler, eskilerini unutturamamakta, -iş evliliğe varmışsa bir de- bir evde iki yabancının zindan hayatı, vizyona girmiş olmaktadır.
Eskilerin “görücü usulü”ne burun kıvıranlar, çağdaş(!) flört çılgınlığına dilsizler nedense… Ama hakikat, meseleyi ifrat ve tefritten uzağa, hak ettiği yere koymayı gerektirir.
Hoş, bencil Kapitalist terbiye ile yetişen bir gençlikten farklı bir tavır beklemek, abesle iştigal olsa gerektir. Fakat gençliğimizdeki bugünkü manzaranın gerçek mümessili, tabii ki hayatımızda böylesi bir duruma zemin hazırlayan, toplumsal nizamdır.
Velhasıl bakışlarımızı buraya doğrultmakta, hepimiz için fayda vardır…
Selametle…
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
MELEK BEŞİĞİ16 Mart 2015 Pazartesi 13:01Batı, “gelişmişlik”te sınır tanımıyor! Gün geçmiyor ki, insanlığın huzuru(!) adına bir adım daha atmasın. Evet, “muasır medeniyette son nokta” dedirtecek haberi gördüm ve bu makaleyi hazırlamaya karar verdim.


Haberin başlığı şu:
“ABD'de sokaklara atılan terk edilmiş bebekler için yeni uygulama”
Detaylarında ise şunlar yazıyor haberin:
“ABD'nin Indiana eyaletinde, terk edilmiş bebeklerin ölümlerini engellemek için sokaklara “bebek bırakma kutuları” konulması planlanıyor.”
Sokaklara bebek bırakma kutuları… Ne kadar insani(!) bir çözüm değil mi?
İşte Kapitalist Batı ve insana dair çözümleri…
Bebeklerin sokaklara neden bırakıldıklarının sebeplerini araştıracağı ve soruna uygun çözümler bulacağı yerde, bu sorunun sıradanlaşmasına yönelik çözümlerle günü kurtarmayı gaye edinmiş.


Haberin detaylarına biraz daha bakalım:
“Indiana, bu uygulamanın yapıldığı ilk eyalet olacak. Ülkede birçok eyalet, anne babaların bebeklerini hastane ve polis karakolları gibi merkezlere bırakmalarına izin veriyor.”
“Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler” misali, anne-babalar getirip bebeklerini hastane, polis karakollarına bırakıyorlar da “yahu bu ebeveynler bebeklerini neden bırakıyorlar, sorun ne, nasıl bunu çözeriz” gibi bir arayışa girilmiyor, “ülkede ilk kez anne ya da babanın kimliğinin belli olmayacağı kutular konuluyor.”
Eyalet meclisinin onayladığı tasarının hayata geçirilebilmesi için eyalet senatosunun da onayı gerekiyormuş. “Tasarının yasalaşması halinde Temmuz'a kadar eyaletin farklı noktalarına 100 kadar kutu konulacak.”
“Save the Abondoned Babies adlı yardım örgütüne göre ABD'de yasa dışı olarak terk edilen bebeklerin üçte ikisi ölüyor.” Dolayısıyla çözüm, biraz gerilere gidip “Melek Beşiği” adı verilen bu kutuları yeniden diriltmek. Zira yine haberde geçtiğine göre terkedilmiş bebekler için böylesi bir “kutu” uygulaması, taa ortaçağ’dan beri gelen bir çözüm(!).
“Batıda “Melek beşiği” olarak da bilinen ve terkedilmiş bebeklerin atıldığı bebek bırakma kutuları uygulamasının orta çağdan beri var olduğu, manastırlarda bu amaçla dönen kapılar bulunduğu bilinmektedir.”
Desenize, ilerlemenin zirvesinde olduğunu iddia eden Batı, sürekli bir takım makyajlarla süslediği uygulamaları güncelleyip güncelleyip piyasaya sürüyor… İşte Demokrasi, M.Ö. 4. yüzyılın bir uygulamasıydı fakat geldi günümüzde insanlığın ulaştığı en mükemmel sistem olarak dünya halklarına kakalandı…
Kimileri bu “Melek kutusu” uygulamasını savunabilir, nitekim haberde bunlara da değiniliyor fakat bu ve benzeri uygulamalar, nesebin kaybolmasına, zinanın (nikâhsız ilişkinin) yaygınlaşmasına sebebiyet verebilir. Gerçi Demokratik özgürlükler bağlamından olaya bakacak olursanız, bunların (nesep, nikah, vs.) “irapta mahalli yoktur” diyebilirsiniz. Ama öyle değil… Her ne kadar bu ve benzeri meseleler şuan için biz Müslümanların gündeminde olmasa bile -çok değil-, yarın-öbür gün bir de bakmışsınız, bir şekilde ithal edilivermiş. Nitekim “süt bankası” uygulaması gibi, İslamî ilkelere ve bölge örfüne aykırı bir uygulama neredeyse hayata geçirilecekti; eleştiriler olmasaydı… (Nitekim bu proje, tam anlamıyla kalkmış da değildir; sadece halkın kıvama gelmesi beklenmektedir!)
Yine bu minvalde “sperm bankaları” gibi daha rezil bir takım uygulamaların da sırada beklediğini hatırlamakta fayda vardır. Önceden konuşulması, hatta hayal edilmesi bile abes olan bir takım uygulamalar, günü gelince bir bir tatbik ediliveriyor.
Aman dikkat! Her daim uyanık olmakta fayda var… Zira işin ucunda kardeşin kardeşle evlenmesi gibi bir tehlike söz konusu…
Selametle…
 

Kaçak

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
8,416
Puanları
113
Abla gene ben :D
Konuşuyum mu susuyum mu ?
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
2,165
Puanları
63
leylinur hilafet isteğine saygı duyuyorum ama
alt yapı olmadan tepeden sistemi değiştirme hayalleri provakasyon amaçlı kullanılmaya yada en iyi ihtimalle bu amaçla alay edilmesine sebeb olmaz mı
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
leylinur hilafet isteğine saygı duyuyorum ama
alt yapı olmadan tepeden sistemi değiştirme hayalleri provakasyon amaçlı kullanılmaya yada en iyi ihtimalle bu amaçla alay edilmesine sebeb olmaz mı
Akp çalışmalarını takip ettiğiniz kadar, ümmetin hilafet çalışmaları takip etseydiniz tepeden inme değil, halk ile kaynaşarak bu talebin olduğunu görürdünüz.
derin bakış sahibi insanlar, olaylara aydın bakamadıkları zaman bunu göremezler (aydın bakış: olyların akide ile bağlantısı)
alay edilmek ilk değildir tevhid inancı sahipleri için! Nuh a.s düşünün suyun olmadığı bir yerde gemi inşa ediyor!diyebilirsiniz ki; o vahiy alıyor, bende derim ki bizede vahy emrediyor.
vaad olunan bir şeye iman ediyorum ve bunun için çalışıyorum, alay eden kendi aleyhine alay eder.
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
2,165
Puanları
63
Akp çalışmalarını takip ettiğiniz kadar, ümmetin hilafet çalışmaları takip etseydiniz tepeden inme değil, halk ile kaynaşarak bu talebin olduğunu görürdünüz.
derin bakış sahibi insanlar, olaylara aydın bakamadıkları zaman bunu göremezler (aydın bakış: olyların akide ile bağlantısı)
alay edilmek ilk değildir tevhid inancı sahipleri için! Nuh a.s düşünün suyun olmadığı bir yerde gemi inşa ediyor!diyebilirsiniz ki; o vahiy alıyor, bende derim ki bizede vahy emrediyor.
vaad olunan bir şeye iman ediyorum ve bunun için çalışıyorum, alay eden kendi aleyhine alay eder.
hocam iyi niyetinizden şüphem yok ama
bu iş istemeyle kampanya ile olacak iş değil
hele türkiye şartlarında provakasyona çok açık
daha temel noktalarda enerjinizi harcarsanız daha faydalı olur
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
2,165
Puanları
63
Ben daha temel bir nokta göremiyorum ümmet için.
tevhid akidesinin yerleştirilmesi
islamın yaşam biçimi olduğu gerçeğinin anlatılması
daha yüzlerce temel sayabilirim
türkiyede içki tüketimi oranı kaç
yüzde kaç kişi faiz işlemi yapıyor
fuhuşun oranı kaç
islamın en temel mesajlarından haberi olmayan vatandaş sayımız kaç
bu acı gerçekler varken sen uçuk bir hayal peşinde koşuyorsun
peygamberin tebliği halifelikle mi başladı
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Akp çalışmalarını takip ettiğiniz kadar, ümmetin hilafet çalışmaları takip etseydiniz tepeden inme değil, halk ile kaynaşarak bu talebin olduğunu görürdünüz.
derin bakış sahibi insanlar, olaylara aydın bakamadıkları zaman bunu göremezler (aydın bakış: olyların akide ile bağlantısı)
alay edilmek ilk değildir tevhid inancı sahipleri için! Nuh a.s düşünün suyun olmadığı bir yerde gemi inşa ediyor!diyebilirsiniz ki; o vahiy alıyor, bende derim ki bizede vahy emrediyor.
vaad olunan bir şeye iman ediyorum ve bunun için çalışıyorum, alay eden kendi aleyhine alay eder.
Bir şey sorabilir miyim?
Hilafeti getirmeye çalıştığınız insanların yüzde kaçı hilafeti istiyor, ya da ne olduğundan haberi var?
Siz Kur'an mesajını yeniden canlandırmadan, Türkiye adına konuşuyor iseniz hangi insan topluluğu adına bu hilafet isteminde bulunuyorsunuz?
Yüzde 1 dahi henüz sizin gibi düşünmüyor, hicret öncesi Mekke bile değilsiniz ne hilafeti?
Sadece istemeyle oluyor muymuş, Kur'ani taban çerçevesinde Hilafeti yaşatacak bilince sahip insan toplumu inşaası gerekmiyor mu önce?

Emevi-Osmanlı gibi gibi hilafet düşünüyorsanız alın sizin olsun hilafetiniz, önce Müslümanım diyenler ne istediğini bilmedikten sonra konuşulanların ütopyadan ne farkı var?
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
tevhid akidesinin yerleştirilmesi
islamın yaşam biçimi olduğu gerçeğinin anlatılması
daha yüzlerce temel sayabilirim
türkiyede içki tüketimi oranı kaç
yüzde kaç kişi faiz işlemi yapıyor
fuhuşun oranı kaç
islamın en temel mesajlarından haberi olmayan vatandaş sayımız kaç
bu söylediklerinizi konuşmuyoruz, anlatmıyoruz mu sanıyorsunuz? dediğim gibi takip etmeyince bilmezsiniz. islam şahsiyeti 1,2,3
islami nefsiyet,
daveti taşımanın zorunlulukları,
kulluk ve zafer
islamda ictimai nizam,
doğru kalkınma
v.b. bir çok eser. bilmiyorsunuz sorun orda.
peygamber tebliğe la ilaheillallallah dedi ve bu direk sistem içerikli bir mesajdır ne demek olduğunu bu ifadenin bir araştırın. köleliğe karşı çıktı rasül, kız çocuklarının öldürülmesine, tüm örfe ve tüm sisteme alternatif sundu. Yukarda dediğim gibi derin bakış yetmez, aydın bakmak gerekir.
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
Ayrıca rica ediyorum, Tüm müslümanlar Türkiye ile sınırlıymış gibi bakmayın ümmetçi bakın.Bari zihinlerde sınırlar olmasın.
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
MELEK BEŞİĞİ16 Mart 2015 Pazartesi 13:01Batı, “gelişmişlik”te sınır tanımıyor! Gün geçmiyor ki, insanlığın huzuru(!) adına bir adım daha atmasın. Evet, “muasır medeniyette son nokta” dedirtecek haberi gördüm ve bu makaleyi hazırlamaya karar verdim.


Haberin başlığı şu:
“ABD'de sokaklara atılan terk edilmiş bebekler için yeni uygulama”
Detaylarında ise şunlar yazıyor haberin:
“ABD'nin Indiana eyaletinde, terk edilmiş bebeklerin ölümlerini engellemek için sokaklara “bebek bırakma kutuları” konulması planlanıyor.”
Sokaklara bebek bırakma kutuları… Ne kadar insani(!) bir çözüm değil mi?
İşte Kapitalist Batı ve insana dair çözümleri…
Bebeklerin sokaklara neden bırakıldıklarının sebeplerini araştıracağı ve soruna uygun çözümler bulacağı yerde, bu sorunun sıradanlaşmasına yönelik çözümlerle günü kurtarmayı gaye edinmiş.


Haberin detaylarına biraz daha bakalım:
“Indiana, bu uygulamanın yapıldığı ilk eyalet olacak. Ülkede birçok eyalet, anne babaların bebeklerini hastane ve polis karakolları gibi merkezlere bırakmalarına izin veriyor.”
“Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler” misali, anne-babalar getirip bebeklerini hastane, polis karakollarına bırakıyorlar da “yahu bu ebeveynler bebeklerini neden bırakıyorlar, sorun ne, nasıl bunu çözeriz” gibi bir arayışa girilmiyor, “ülkede ilk kez anne ya da babanın kimliğinin belli olmayacağı kutular konuluyor.”
Eyalet meclisinin onayladığı tasarının hayata geçirilebilmesi için eyalet senatosunun da onayı gerekiyormuş. “Tasarının yasalaşması halinde Temmuz'a kadar eyaletin farklı noktalarına 100 kadar kutu konulacak.”
“Save the Abondoned Babies adlı yardım örgütüne göre ABD'de yasa dışı olarak terk edilen bebeklerin üçte ikisi ölüyor.” Dolayısıyla çözüm, biraz gerilere gidip “Melek Beşiği” adı verilen bu kutuları yeniden diriltmek. Zira yine haberde geçtiğine göre terkedilmiş bebekler için böylesi bir “kutu” uygulaması, taa ortaçağ’dan beri gelen bir çözüm(!).
“Batıda “Melek beşiği” olarak da bilinen ve terkedilmiş bebeklerin atıldığı bebek bırakma kutuları uygulamasının orta çağdan beri var olduğu, manastırlarda bu amaçla dönen kapılar bulunduğu bilinmektedir.”
Desenize, ilerlemenin zirvesinde olduğunu iddia eden Batı, sürekli bir takım makyajlarla süslediği uygulamaları güncelleyip güncelleyip piyasaya sürüyor… İşte Demokrasi, M.Ö. 4. yüzyılın bir uygulamasıydı fakat geldi günümüzde insanlığın ulaştığı en mükemmel sistem olarak dünya halklarına kakalandı…
Kimileri bu “Melek kutusu” uygulamasını savunabilir, nitekim haberde bunlara da değiniliyor fakat bu ve benzeri uygulamalar, nesebin kaybolmasına, zinanın (nikâhsız ilişkinin) yaygınlaşmasına sebebiyet verebilir. Gerçi Demokratik özgürlükler bağlamından olaya bakacak olursanız, bunların (nesep, nikah, vs.) “irapta mahalli yoktur” diyebilirsiniz. Ama öyle değil… Her ne kadar bu ve benzeri meseleler şuan için biz Müslümanların gündeminde olmasa bile -çok değil-, yarın-öbür gün bir de bakmışsınız, bir şekilde ithal edilivermiş. Nitekim “süt bankası” uygulaması gibi, İslamî ilkelere ve bölge örfüne aykırı bir uygulama neredeyse hayata geçirilecekti; eleştiriler olmasaydı… (Nitekim bu proje, tam anlamıyla kalkmış da değildir; sadece halkın kıvama gelmesi beklenmektedir!)
Yine bu minvalde “sperm bankaları” gibi daha rezil bir takım uygulamaların da sırada beklediğini hatırlamakta fayda vardır. Önceden konuşulması, hatta hayal edilmesi bile abes olan bir takım uygulamalar, günü gelince bir bir tatbik ediliveriyor.
Aman dikkat! Her daim uyanık olmakta fayda var… Zira işin ucunda kardeşin kardeşle evlenmesi gibi bir tehlike söz konusu…
Selametle…
 

Kaçak

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
8,416
Puanları
113
Abla çiçek aşısı vardır kolunda değil mi ?
Şimdiki gençlerin neden kolunda çiçek aşısı yok ?
Birde dünya nüfusu son 200 yılda, 100 yılda ve 50 yılda nasıl değişti ?
Bunlarıda melek beşiği makalenin kapsamına alırsan bence daha anlamlı bir irdeleme olur ?
Ama rica ederim batıcı olmakla itham etmezsen sevinirim , çünkü değilim...
sadece batının melek beşiğinden ibaret olmadığını düşünüyorum o kadar...
teşekkür eder paylaşımlarınızın devamını dilerim...
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
Yazı bana ait değil, iletirim yazı sahibine, ilk yazıda link vermiştim, yazar anlaşılsın diye ancak sonrakilerde unutmuşum. büşra düzeltmeyi yaptı sağolsun.Yorum için teşekkürler.
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
28 MART'I BEKLEYİN23 Mart 2015 Pazartesi 14:17Şu günlerde sosyal medyada, “Hakikati kurgudan ayırmak için 28 Mart’ı bekleyin!” sloganı ile bir konferans duyurusu dolaşıyor. Çeşitli bilgilerin yer aldığı resimler ve videolar eşliğinde tanıtımı yapılan konferansın videolarında işlenen konu başlıkları da bir hayli dikkat çekici -özellikle de kadına şiddetin gündemde olduğu bir dönemde-…
“İslam Şeriatı, kadınları eve hapsedip onları erkeğin kölesi haline mi dönüştürüyor?”
“İslam Şeriatı, Müslüman kadınların eğitim almasını engelleyip onları cahil mi bırakıyor?”
“İslam Şeriatı, Müslüman kadının ticaret yapmasının önüne geçerek onu kocaya bağımlı hale mi getiriyor?”
“İslam Şeriatı, Müslüman kadını sosyal hayattan uzaklaştırıp siyaset yapmasına engel mi oluyor?”
“Müslüman kadının hakkını koruyabilmesi için feminist olması mı gerekir?”
“Çok eşlilik kadına karşı yapılmış bir haksızlık mıdır yoksa toplumsal sorunların çözümü noktasında bir zorunluluk mudur?”
“Kocaya itaat nasıl ve hangi şartlarda olur?”
“İslam Şeriatı kadını köleleştiriyor mu yoksa koruyor mu?”
“Hakikati kurgudan ayırmak için 28 Mart’ı bekleyin!”
Toplumu oluşturan en küçük yapı taşı olan ailenin ve özelde de kadının konu edildiği uluslararası bir konferans: “Kadın ve Şeriat: Hakikati Kurgudan Ayırmak / Women and Shariah: Separating Fact from Fiction”
Konferansın başlığı dikkat çekici: Kadın ve Şeriat…
Günümüzde, İslamî kuralların/Şeriatın, kadına layık olduğu hakları tanımadığı, onu ezdiği, erkeğin kölesi haline getirdiği, onun görüşüne itibar etmediği… gibi bir takım algılar veriliyor. Doğrusu konumuz olan konferansın bu hususlar hakkında ortaya koyacağı argümanlar da zannederim ki okurlarımız açısından merak konusu olacaktır.
İngiltere, Endonezya, Tunus, Filistin ve Türkiye’den konuşmacıların katılacağı uluslararası konferans, Hizbu’t Tahrir Medya Ofisi Kadınlar Kısmı tarafından organize ediliyor. İlgilenenler, aşağıdaki linklerden konferansı İngilizce ve Türkçe olarak takip edebilirler:
https://www.facebook.com/WomenandShariah
https://www.facebook.com/kadinveislam?fref=ts


Makalemize girişte kadına şiddet konusuna bir cümle ile atıf yapmıştık. Kadına şiddet, bir yönüyle de tecavüzü bünyesinde barındıran bir mevzudur. Tecavüz oranlarının artmasında cinsel içerikli materyallerin de etkisi malumdur. Makalemin sonunda bu konuya, mezkûr konferansın tanıtım metinlerinden birinden bir alıntı ile temas etmek istiyorum:
“Liberalizm ve serbest piyasa, adeta kıyamet öncesi bir kâbusa tanıklık ettiğimiz tecavüzlerin arttığı zaman diliminde bir tanım getirdi kadına. Feminist Robin Morgan "Müstehcen içerikli videolar teori, tecavüz ise pratiğe dönüşmüş halidir.” dedi. ABD'de her dakika da bir kadın tecavüz ediliyor, Hindistan Times’ın kayıtlarına göre Hindistan’da günde 93 tecavüz olayı vukuu buluyor ve 2013-2014 arası tecavüz vakıalarının sayısı dokuz bin artmış vaziyette. Bildirilmeyen olaylar da göz önünde bulundurulduğunda gerçek sayı iki katına çıkmaktadır.
Kadınların gerçek manada güçlendirilmesi, toplumda hâkim olan bozuk bakış açısının İslam’ın Hilafet yolu ile bir bütün olarak uygulanmasıyla oluşturulacak doğru bakış açısı ile değiştirmekle olur. Şeriat tarafından, kadınların öğretimdeki, ticaret hayatındaki ve aynı zamanda ev hanımları olarak toplumu korumadaki rolleri desteklenir ve teşvik edilir. Kadınların önemi fiziksel görünümlerine göre değil, zekâ ve karakterlerine dayalı olur. Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dünya ve içindekilerin her biri değerlidir. Dünyanın en hayırlı nimeti ise sâliha kadındır" (Muslim). Kadının bu yüksek konumu, hicab ahkâmıyla, cinsel hayatını toplumdan uzaklaştırıp özel hayatıyla sınırlandırarak daha da ileriye taşınmaktadır. İslam’da cinsiyet ayrımı yapılmaz ve kadının cinselliğini açığa çıkartacak reklamlarda ve müstehcen içerikli videolarda yer alması yasaklanır.”
Selametle…
http://www.ankarahaber06.com/yazar/ahmet-sivren/28-mart'i-bekleyin/22.html
 
Üst