Şiir Yarışmasına Katılan ve Kazanan şiirler | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Şiir Yarışmasına Katılan ve Kazanan şiirler

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
İlk on sıralamasına giren şiirler ve sahipleri;



1 - AZAB-I MANEVİ - vasat ümmet

2 - SUSKUNLUĞUN YÜREĞİNE VURMASIN - sabır hafızım

3- GÜL BUSESİ - Gül Muştusu

4 - 5 EBEDİ SEVGİLİ'YE (Hatibin Gülü) - HEYBE (Nuseybe)

6- O´nu buldum - Arayi$larim sona erdi (Ahlal)

7-8 ELİM SENDE LEYLA (ukbane) - Vazgeçerimmi Sandın? (Mashadow)

9- SÖZ BİTTİ (Leylinur)

10 - ŞİMDİ VAKİT GECE (hezeyan)




AZAB-I MANEVİ


Cevabı yok sorular, sormayın sakın bana

Ben kimim buras’ nere bir isim takın bana



Kelimeler binbir tür kafamda uçup duran

Beynimde bir güve var boş ver deyip kuduran



Yerden gözlerimi söküp de baktım bir anlık

İnsanlığı kör etmiş ışık tutan karanlık



Yeter zıplamayın kırdınız bendeki yayı

Deryalara gömülmüş aramışım deryayı



Yuttu bu fikir beni bu fikir yuttu beni

Geceler yatırmadı günler uyuttu beni



Her gün aynı soru ben kimim ve nedir bu hal

Acısı öldürür bu derdin tarifi muhal



Bende gözyaşı güler bende tebessüm ağlar

Cansızlar yaşar bende bende ölüdür sağlar



Ölmek erken geliyor bana yaşamaksa geç

Reva mı bu bilmem ki halbuki yaşımda genç



Yüz mevsimlik odamda bir matem var bir düğün

Ey miskin ! hayat değil vallahi bu sürdüğün



Ne beyhude beklentim yıllarca beni yakmış

Cinnetim; cenneti bu dünyada aramakmış


vasat ümmet
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
SUSKUNLUĞUN YÜREĞİNE VURMASIN

Dilin sussun;
Kelimeleri tek tek kurşuna dizip, bakışlarındaki çığlıklarla gökyüzünü çatırdattığında sussun dilin.
Ama dilinin suskunluğu yüreğine vurmasın.

Aklın sussun.
Soruları, sorunları ve gerekirse cevapları gözündeki tek damla yaşla toprağa gömdüğünde, sussun aklın.
Ama ne olur aklının suskunluğu yüreğine vurmasın.

Elin sussun.
Hasret dolu gözlerle, ardından el sallayarak yolcu ettiğinde canı, cananı,
Yada yepyeni umutlara yelken açmak için uzatılan eli sıkmak istediğinde, derman bulamıyorsa bırak sussun elin.
Ama elinin suskunluğu yüreğine vurmasın.

Ayakların sussun.
Hayallerine ulaşmak ve hedefine varmak uğruna vazgeçmişken bir çok şeyden,
Ve kısa bir yol kapısı aralandıysa sana aniden, girmek istemiyorsa bırak sussun ayakların.
Ama ne olur ayaklarının suskunluğu yüreğine vurmasın.

Gözlerin sussun.
Gönlüne pırıl pırıl bir güneş doğduğunda,
Yada kara bulutlarla zifiri karanlık çöktüğünde yüreğine, duyguları en iyi anlayan ve anlatan gözlerin gerekirse sussun.
Yalvarırım gözlerinin suskunluğu yüreğine vurmasın.

Dünya sussun.
Zulme ses çıkaramadığında, mazlumun gözündeki yaşın toprakla buluştuğunda çıkan feryadına,
Ve boğazına dizilen hıçkırıklara derman bulamıyorsa, bırak sussun dünya.
İzin verme! Dünyanın suskunluğu yüreğine vurmasın.

Gece sussun.
Karanlığa inat kara bulutları yırtarcasına göz kırpmıyorsa yıldızlar,
Umut ışığı arayan ve bakışını semaya diken bir cana tebessüm ettiremiyorsa ay, bırak sussun gece.
Ne olur gecenin suskunluğu yüreğine vurmasın.

Kalemin sussun.
Manayı kalbinden hançerlercesine kudretli olsada, üç noktayı tamamlıyamıyorsa, bırak elinden sussun kalemin.
Ama kaleminin suskunluğu yüreğine vurmasın.


sabır hafızım
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
GÜL BUSESİ

“Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh”(Yaman Dede)

I.
sen vardın, gönül göğünde dolunay misali
…..bütün varlar varlığı henüz idrak etmeden
bir yağmur damlası kadar paktı gönül pınarın
…..merhamet devşirdik rahmet dallarından
gül yüzün aydınlattı cümle karanlıkları
…..güneş gölgede kaldı senin aydınlığında

ruhumuz darağacında sallanırken
…..ay misali doğdun karanlık gecelere
Muhammed muhabbete, muhabbet Muhammed’e dönerken
iki büklüm oldu hasret
…..önünde eğilip beklemekten

Doyumsuz muhabbetin gönülde yâr gibidir
Karakış ortasında yüzün bahar gibidir

Karanlıkları deler geçer aşkın hançeri
Suretin gül bahçesi bembeyaz kar gibidir

Efsunlu bakışının oku değer gönüle
Adını zikretmeyen tamuda nâr gibidir

Bu davanın sırtında kambur gibi duranlar
Gülün yanı başında büyüyen hâr gibidir

Zamanın kıymetleri, gül yüzlü düşünceler
Hissiyatın içinde kaybolmuş ar gibidir

II.

pervane olduk vuslat ateşine
…..her doğan gün kayıp gitmekte terleyen avuçlarımızdan
…..gözpınarlarımız taştı hasret yangınını söndürmek için
sensizlik her hecede bir kementtir boynumuza dolanan
gayri azat edin pişmiş taşlar taşıyan gönül kuşlarını
….bu biçare gönül kuşu dalına konmak ister

gönlümün duvarlarını tuz buz etmekte yokluğun
gülün mihrabına vurmakta güneşin
sağır duvarların pasını silmekte gönül zımparan

hiç kere yaşadık yokluğunun kuytusunda
belalara kalkan oldu şefaat kanatların
…..içimizi fethetti yılkı atların

“Senden sonra ümmetin dağıldı birer birer
Bu dünya müminlere şüphesiz dar gibidir

Her geçen gün büyüyor sana olan hasretim
Sensizlik gönüllerde hep âh-u zâr gibidir

İnanç vadilerinde çağlayanlar kurumuş
Kalpte iman güneşi bir yok bir var gibidir

Hüznün zincirlerini dolarlar boynumuza
Sensizlik içimizde her dem zarar gibidir

İhanet kurşunuyla yolumuzu kesenler
İdam fermanımıza düşen karar gibidir”

III.

bir güvercin misali içimde kanatlanıyor gözyaşlarım
saçların ilkbaharı müjdeliyor ılık rüzgarlara
kapı tokmağı intizardan yanmakta öpmek için elini
yıldızlar dökülmekte acıyla kıvranan yollara
alnımdaki çizgiler, saçımdaki beyazlar
….. hasretin acı meyvesi

dudaklarından dökülen billur sözler
……dermandır yaralı gönüller
kumlar bile hasrettir ayaklarının gül kokusuna

Kokuşmuş çağa inat hicrette karar kılar
Düşmüş yollara gönül seni arar gibidir

Sualler sıra sıra dizilir belleğimde
Cevap beklediklerim soru sorar gibidir

Kalplerin yangınında buluta döner sular
Dünyadan göçüşümüz sanki firar gibidir

İdrakin kapısına vurulan kelepçeler
Zekeriya’yı biçen paslı hızar gibidir

Bize hayat bahşeden gül yüzlü duaların
Kararan kalbimize düşen nazar gibidir

IV.

bin parçaya bölünürüm her akşam
…..her parçam sana koşar ey nur-u Dilara!...
çoğalır yürek sızılarım aşkın yalın halinde
gölgeler can çekişir şafak karaltılarında
bir geçmiş zaman kipinde bulanır kana zaman
kan damlar zulmün azı dişlerinden

Işığına sığındık bir pervane misali
Ameller sermayemiz, dünya pazar gibidir

Gül bahçesi tarûmar, zaman uyku sersemi
Bu gaflet uykusuna Resul kızar gibidir

Unutsa da adını zamanın bedbahtları
Tarih seni göklere şanla yazar gibidir

Bir oyun oynanıyor mukaddesatımızla
Bu oyunu basiret her dem bozar gibidir

Göklerin yangınında kül oldu saraylarım
Düşürdü gülü yere gönül sakar gibidir

V.
elif gibi dik ve kararlı duruşun servileri yaralar
hayatı temize çekmek için çırpınır bir mücrim
bir inşirah düşer gecenin kalbine
tohum küser toprağa bu asık suratlı çağda
altın kasede sunulur hayatın zehri
arafta yol arar sonsuzluğa prangalı mahkûmlar

süvariler mübarek beldene sürmekte
……atlarını içimin tenhalarında
bil ki sen gelince bahar gelecek gönül bozkırlarına
işte o zaman yerini bulacak içimde savrulan kelimeler

Yolların ayrımında kıyama durur sükût
Asık suratlı çağda tuz da kokar gibidir

Zifiri karanlıklar sabahları müjdeler
Nübüvvet çeşmesinden nurun akar gibidir

Dön ki bahar erişsin yürek coğrafyamıza
Gönlümüzdeki yangın suyu yakar gibidir

Gönül bahçelerinde zakkumlar yetiştirir
Din bezirgânlarında inanç çıkar gibidir

Seccademden alnıma değer gülün busesi
Ruhum vuslatı diler tenden bıkar gibidir

VI.

yalnızlığımı artırırken kuru kalabalıklar
…..çağlar seni arar zamanın tekleyen kalbinde
ateş soluk alır barutun ensesinde
kâğıt tutuşur kalem değince gümüşten kanatlarına
adınla hayat bulur pörsümüş kelimeler
aynalar doyamaz mübarek siretine

gönül şikayetçi yokluğunla kavrulan yalancı baharlardan
renkler siyahla-beyazın kıskacında inlemekte
bakışlarım kilitlenmekte nurdan yollarına
ben’in gurbetinde seni özlüyor yosun tutmuş kalbim
ay, ikiye ayrıldığı güne özlem duymakta
hüzün, gül yetimin kokusunu taşımakta ipekten hırkasında
Bedir’de dualar semaya asılı durmakta
gönül köşkünü yakmakta intizarın közleri

Öz yurtlarında garip, parya olmuş ümmetin
Bu ahval canımıza kurşun sıkar gibidir

Tevhidin haremine destursuzca girenler
Sözleri ağzımıza bir bir tıkar gibidir

Niyaz penceresinden gülümser en sevgili
Makam-ı Mahmud’undan bize bakar gibidir

Doğmuyor üstümüze sensiz sabah güneşi
Ümmetin bu zilleti sanki ihtar gibidir

Gel artık ey sevgili!... Gönlümüz serap oldu
Varlığınla yokluğun leyl-ü nehar gibidir…

gel ey gönül Kabe’mizin kutlu mimarı
gel ki gül açsın güle dair gül yüzlü düşünceler
zamandan ve mekandan kop da gel küf tutmuş çağımıza
kapımız nurdan gölgene müştak…
…..senin müjdenle doğmak ister her şafak…

seni seviyoruz ya Resulallah
seni özlüyoruz ya Habiballah!...


Gül Muştusu
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
EBEDİ SEVGİLİ'YE

(Bir Tutam Hasret)

Hasretim muzdarip çöllerinde
Kaldım bir başıma ey sevgili!
Kapı kapı seni arıyorum elimdeki meş'aleyle

Nefesimin kesildiği anda
Oksijen gibi vuslat soluklayan ben,
Koşuyorum sensizliğin girdap gibi koridorlarında
Sevdamın peşinden...

Bir gece karanlığında
Yetim bir çocuk gibi
Sokaklarda bir başıma çaresiz geziyorum.
Bastıkça sukûtumun çığlıkları
Kaldırımları inletiyor.

Sevgili!Yüreğim o soğuk kşı gecelerinde
Aşkının ateşiyle korlar gibi yanarken,
Hasretin,bir mızrak gibi
Delip geçiyor yüreğimi...

Yezidler su vermiyor
Dudağım yüreğim kuruyor özleminin hararetinden
Kurumuş bir dudakla adını sayıklıyorum
Hâcer gibi sahralarda...

Göz pınarlarım kuruyor
Yakup gibi görmez oluyorum.
Dilim tutuluyor,Zekeriya gibi.
Firavunlar boğmaya çalışsada Kızıldenizlerde yüreğimi
Solduramıyorlar ey sevgili!
Vuslat ümidiyle büyüttüğüm körpe hislerimi!

Ve yine bir umudun sonbaharında
Hayallerim solmuş bir yaprak gibi düşerken
Hasretin yüreğimi titretiyor bir anda
Ve sen geliyorsun aklıma!

Sen geliyorsun!
Bir huzur kaplıyoryüreğimi
O huzurla ötelerötesine gidiyorum.
Bir anlıkta olsa yaşıyorum cenneti...

Bugün ey sevgili!
dünya gözüyle seni görmek için
Yollara düştüm
Kızgın sahralarda olsa önümde
Aşmaya taliptir yüreğim

Bir muhacir bir ensar oldum bugün
Gelirsin diye gözlerini veda tepelerine diken

Boğazımda sensizliğin acıferyatları düğümlenmiş
Adını söyleyemiyorum ey Nebi!Bilal gibi...
Ferhat gibi dağları deldimde yollarım san çıktı.
Çöllerin kavrulmuş çorak topraklarında
Seni buldum ey gül !Mecnun gibi.

Yine seni andım ey sevgili!
Senin yokluğunda seni andım.
Seni aradım bir baharın arefesinde.

Sevgili!Sonbaharın soldurduğu
Bir yaprak misali gönlüm
Karların güneşe hasreti

Kuşların yaza hasreti gibi
Bir vuslatın hayalini kuraroldu.
Seni bekliyorum.Lutfeyleyip gelsen,
Seni seyretsek doya doya ruhumun aynasından...

Gel ey nebi!
Hiradan bir güneş gibi
Yeniden doğ üzerimize.
Yar cehaletin zifiri karanlığını
Sana taş atan çağın Ebu Leheblerinin elleri
yeniden kurusun

Gel ki;cehaletin çorak toprakları,
ilmin doğduğu topraklar olsun...

Gel ey nebi!
İmanlı yüreklerimizi Ebu Cehiller kuşatmadan gel!
Benlik girdabına düşmeden
Gafletin ellerinde harap olmadan gel!

Gelmezsen ey nebi!
Harap olur dünya
Göremez gözlerimiz hakikati
Ümmü Cemiller yollarımıza diken saçar.
Yıllardır bahara hasret körpe hislerimiz solar.
Kayboluruz dünyanı süslü rüyalarında.

Sen ey Nebi!
Kanayan kalbimin en ücra köşesinde!

sen ey nebi!
Damarlarımın iliğinde!

Ve sen Ey nebi!
Hasretin muzdarip çöllerinde kalmış
Aciz bir ümmetinin;
Dilinde,kalbinde ve her zerresindesin...

Hatibin Gülü
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Heybe

benim aynam,
yüzümden kırılan
siretime tutulan boydan yalan.
her parçasında o aşina,
yağmurdan kaçan bakir urağan..
başını çekiyorum
doksan dokuzun itmamında mahfî
esrarı hayatın..
zikrim hâfi
emanet bir nefes bu kurulan sadra
ömrüme bohçasını atmış,
gökyüzünden boşanmış,
dilimden mürekkebi sızıyor hakikatin
nâpak bir kağıda.
aslını astarıyla örtüyorum,yorgunum nufâha
çetin bir görmezden geliyorum..
zamane ölülerim rötarlı girerken toprağa
çeneleri bağlanmasa
çizerdim eşkâlini melekü’l mevt’in
sana ummandan hayat tutar getirirdim
şimdi üç kere sağ kulağına..
senin adın mevta.
ben ki bulaşık katre,
sen ki
müfred düştüğüm bir rahimde,
ikinci tekili aklıma düşüren Rahman’dan
atiyyeydin..
Ey nûcum-i misâl!
güneşin kepenklerini mi indirdin?
bir ikindi sibâkı
önüne düştüğüm arif karıncaların
asfalt yanığı sokaklarda
izlerinde gözlerini aradıkları
hangi eşref yoklamasından rızkıma doğranan
ikramsın Yaradan’dan
hangi a’mâli salihamın
ertelenmeyen cezasısın..
şâdan bulutların melîl gözsuyu
meleklerin şivesinde adının zor telaffuzu..
rahmet damarına mı bastın
yağmur kanadı bu seher,
çok geciktin düşüme
çölde serap avladın..
heybende bir eksikle..
ört geceyi üstüme ve yanaş semanın kıyılarına
sana yakıştı ukba
demir atma,dünya derin
duydum,ismin cinânda şayiâ..
etme mizanıma ibsar
ağırlığınca sevapsa mehri gözünün kahvesinin..
gördüm,cismin cihanda lamiâ..
ben dünya hapsimin İstanbul koğuşunda,
anadan müntehirim.

Nuseybe
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
O´nu buldum - Arayışlarım sona erdi

Gözlerim dalıp gidiyor uzaklara
Bir hüzün sarıyor benliğimi
Arayışlarım geliyor aklıma
ve SENI bulduruşun bana!

Tesellim oluyorsun..

Buğulanıyor gözlerimin önünde herşey,
Bir sis bulutu.
Gözlerim SEN´le dolmaya hazır!
Hicran doluyor Kalb´e,
ardında hüzünlü nağmeler ordusu,
Ruhum sanki inleyen bir ney.

Dudaklarımda söylenmemiş onca söz.
Kalemim dile geliyor,
Satırlar ağıtlara nâzır!

Ve doluyor gözlerim..

Ne bir ses
Ne bir kıpırtı
Susuyor herşey!
Inceden inceye süzülüyor gözyaşım
Duruyor sanki zaman..

Kalbim çırpınışlarda,
Iki hece ile atıyor durmadan:
"AL-LAH"

Kalemim titriyor seni yazarken!
Ne haykırışları saklıyor içerinde sözler,
bir bilsen!
Sonra,
yine seninle sükûn buluyor dizeler.

Sensizliğim de ki beni anımsıyorum:

Dipsiz bir kuyunun en derinlerine kadar düşmüşüm
Aldanışların kıskacında,
Senden bîhaber,
Gaflete sarılıp tutunmuşum.

SEN´le dolunca anladım, ne kadar da boş olduğumu!
Yalanların içinde boğulduğumu, senin koylarına vurunca anladım!

O sızılar, o acılar meğer sensizlikmiş..

Yavaş yavaş tırmanıyorum,
Ellerim kanıyor.
Zaman zaman duruyor,
Pişmanlığımı tırnaklıyorum.
Gücüm kalmadığında yine sana sığınıyorum.

Bir ölü´den farksızdım,
sen ise HAY´dın!
Ya Hay, dirilt ruhumu!
Ya Hay, hayat ver bana SEN´le dolu!

Huzur kaplıyor benliği,
sen doldukça içine.
Yaşanmamışlıklardan kurtuluyorum,
hissediyorum aldığım nefesi
sen oldukça içimde!

Ve mahçup oluyorum,
şükrünü eda edemediğim her an adedince.

Perdeler kapanmıştı ardım sıra,
ya açmasaydın kapını bana?!
çağırmasaydın huzuruna,
ben ne olurdum?

Ya seni telafuz edemeseydi dilim?!
Ürperiyor içim,
"Ya ALLAH!" tesbih taneleri adedince!

Özümde, en öz dilim:
"ALLAH!"
Seni tüm hücrelerime söyleteceğim!

Hani mahçup yanımla,
utana-sıkıla,
sürükleniyordum ya ordan buraya
bîçare
Ne yapardım ben, kapında durduruşun olmasa?!

Hani o burkulan içim var ya!
Pişmanlıklarla yoğruluyor $imdi,
öyle yangınlar var ki içimde..
Ya Rahman!
Susadım sana,
Rahmetini serp üzerime!

Ya Fettah,
Aç kapılarımı Feraha!
Ah dolu içim.
Bir "AH" ki sebebi bin gün-AH!
Aç bana AF kapılarını!
Ben sana,
günahlarım Affına muhtaç!

Arayışlarım bir ızdıraba dönüşmüştü seni bulamadığım her yerde.
Müebbete mahkumdum sanki,
öylesine prangalanmıştım esaretime.

Özüm sendin!
Ben kimliğimi yaratılanlarda aramıştım
Yanılmıştım.
Oysa Sen Yaradandın!

Körlüğüm gidince anladım,
gördüğüm herşey SEN´din!
"BEN" lik aslinda yok tu, "BEN" "SEN"`den ibarettim!

çöz kilitlerini bir bir,
sonra prangala ruhumu sana..

Bir ılık rüzgar esiyor şimdi buralarda,
Herşey´de SANA rastlamak ne güzel!
Rahmetin dolu dolu yağıyor üzerime,
seninle ıslanmak ne güzel!
Nağme nağme yankılanıyorsun her zerremde,
sen duyduğum en güzel Gazel!

Seni söylerdi hep aşıkların,
duymazdım!
Seni anlatırlardı,
anlamazdım!
çağrın bana ulaşınca,
Gözlerimden perdeler kalkınca,
SENI bildiğimde anladım,
ben kör ve sağırmışım!

Izdıraplarım dinmezdi hic,
çığlıklarım susmazdı.
Derdimi haykırırdım herkese,
ama herşey kör ve sağırdı!

Beni duyup gördüğünü kavradığımda anladım:
Bana en yakın sendin!
Derdi verende
Derman bulduranda sendin.
Derdin nimet´ti oysa bana,
beni terbiye edendin!

Zifiri bir karanlıktaydım.
Karanlığımı aydınlattığında anladım,
Işığım sendin.
Gündüzü Gece´den çıkarandın!

Sonra sen beni çağırdın ya
Huzuru buldum sana vardığımda!

Hani Aşk´i bildiğimi sanırdım ya,
Gerçek AşK´la karşılaşınca:
Titredim,
Kendimden gectim
Korktum,
Aklımı yitirecektim!
Ama bildim aklıma da, kalbime de sahiptin!

Kalp´ler senin elinde ya,
kalbimi kendine dogru çektiğinde
Her zerrem´e "SEN" dedirttin!

Gözümden yaşlar aktı,
Seni bulduğuma ağladım!
Ağlayışım AşK´ındandı,
sen en güzel Leylam´dın!

Yandım Ilahi!
Bunca yıldır sensiz oluşuma yandım!
Sana hasret´lik bambaşka imiş
Senden uzaklık asıl Cehennem´miş!

Bırakma sakın ellerimi!
Bırakırsan yolumu şaşırır, kaybolurum.
Tut yüreğimi!
Tutmazsan nefsime yenilir, günahlar içinde boğulurum.
Senden gelen herşey kabulum
Bırakma sensiz beni!
Sensiz kaybedenlerden olurum.

şimdi hüznün sardıkca kalbimi
titrerim usul usul,
Ince bir "AH" düşer içime
yanarım, kaynarım fokur fokur..

Yitik bir buhran içerisindeydi ruhum
Hayat ver nefesime, dirilt ruhumu!
Uyandır uykularından kalbimi
doldur içime sürurunu!

Günahın korkunç pençesi takılmıştı nefsime
sensiz girdaplarda çok yürüdüm!
Ne çok süründüm!

Sahte sevgilerin altında ezilirken
çıkarıp aldın beni tutup ellerimden

Kalbimi muhafaza et ey sahibim!
Takva elbisesini giydir bana
Rıza lokmalarıyla besle beni, Rızana talibim!
Yok olmanın büyüsünü tattım SEN´li VAR oluşlarda

Kalbime aşk´la dokunuşunun eseridir
heycanın doruklarına varışım
özlemlerin had safhalarına kadar cıkışım
Sakın çekme ellerini üzerimden!
Tükenir, yok olurum birden!

Sen ruhuma kenetlenmiş sır dolu anlarımı
çekip kurtardın söylenmemişliklerden
şimdi bir dilenci misali, Aşk dileniyorum senden!

Ey sonsuzluk hecesi!
Ey Sevgili!
Kalbim emanet sana
sende ne olursun,
AŞkını helal et bana!

Ahlal
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
ELİM SENDE LEYLA

Sıkıştım kaldım hiç duvar arasında.

Güzel yürekli bir adamın,

alabildiğine kıskandığım grileşmiş cümlelerine yatırılmış

ve üzerine soğuk kaldırım taşları örtülmüş kirli yüzlü bir çocuğun,

dünyanın karası değmemiş küçük pamuk elleri

ve pembe sözleri arasında kucakladığı bir elim sende dokunuşuna muhtacım.


Ne dibi,

ne göğü olan bir kuyunun yalnızlığında,

başımı suya sokup bağırıyorum ;ama kendim bile görmüyorum su yüzüne çıkmaya çalışan balıncukları!

Üşüyor güzel çocuk,

düşüyorum

ve sorumluluğunu şeytana yüklediğim ;ama biliyorum ki; nefsimin eşiğinde ayakta kalmanın dondurduğu hoyrat bir zamanın ertesinde, dualarımı yitiriyorum.

Ne başım göğe eriyor,

ne secdeye değiyor alnım

ve hayat, avuçlarımda eriyor.

Gözlerim geçici Leyla'lara açılıyor

ve elim,

dilim,

gönlüm sende Leyla!

Seni bekliyorum

ve hayat, avuçlarımda eriyor.

Üşüyor çocuk,

düşüyorum.


Kalemini kaybetmiş tüm çocuklar adına gökyüzünü hakettiği mavisine boyuyorum,

saçlarını örüyorum aynada gördüğüm güzel yüzlü minik kızın.


Görmem için, en büyüğünden verilmiş gözlerimi, istesem de kapatamıyorum.

Görüyorum haksızlıkları,

susamıyorum

ve bir yarasanın gürültüsüyle bağırıyorum ;ama sesim cılız,

ellerim küçük,

nüfusum ve nüfuzum az,

hayallerim uçuk



Sesimi duyuramıyorum

ve sıkıştım kaldım hiç duvar arasında.



Muhtacım.

Elim sende Leyla,

kirli yüzlü çocuk,

minik kız



Elim sende.

ukbane
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Vazgeçerimmi Sandın?

Vazgeçerimmi sandın?
Ezanı bekleyen toprak benim,
Şehadeti bekleyen kurt benim,
Çılgınlığa koşan atın eğeri benim,
Rüzgarda,Rük'uya duran ağaç benim.

Kuş olurum,Şahin olurum
Papatyalar özlemimde,
Uçarım Argun üstünden Grozniyi bulurum.
Ölürüm her silah sesinde,
Şafağa kalmaz yine nöbetçi olurum.

Vazgeçerimmi sandın?
İşkence benim nefesim Hasav-Yurt gecelerinde.
Betonda uyurum üstümde babamın özlemiyle,
Yine dirilirim seher vakti,
Ölüm bana yardır yine gece.

Allah verdi,Allah alır dedim kanat çırptım.
Bağımsızlık sevdamızı anlıma vurdum,
En güzel bebekleri kurban ettim ben,
En güzel gelin kızları salıverdim Yar diyarına,
Akordiyonumun sesidir zafer çığlıklarım.

Atalarımın topraklarında başlarım kanat çırpma,
Gazzede akıtırım bir taziye evinin çatısına gözyaşlarımı,
Afganlarda Şahin,
Somalide Kartal der babam bana.
Suya susamış bir ırmaklar gibiyim.

Vazgeçerimmi sandın?
Kurşunun değmez bana,Aptal!
Ne roketin,ne hardal gazın,
Dost olurum kurşuna,
Zırh olurum nefretine.

Adım Şamil!
Soyadım Cevher,
Göbek adım Zelimhan..
Ben bu dağların şahini..
Özgürlüğe susamış şehadetin bekçisiyim.

Karanlığın parıltısında,
Bir Danstı özgürlük..
Bas Woshi Akordiyonun düğmelerine,
Vakit,sabahı bekleme vakti değildir...


Mashadow
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
SÖZ BİTTİ

Söz bitti…
yazı utandı okunmAya…
Kudus esirse bu gün,
ağlıyorsa Mescid-ül Aksa,
utansın kalemler,sussun dudaklar,
yüz yıllık öfkeyi “one minuet”(van minut)a kurban ediyorsun,
bir bak tarihin aynasına…
yiğitlik şanını,nakış nakış dokurdun oysa…
hani hatırla;
heybetinle at koşturduğun beldeleri…
neylesin bu gün gözyaşları,
yabancılaştırılan tarihi anımsatmak için.
Bilinen öyküler, efsaneleşmiş mitolojiler değildin;
Hakikattin sen….
Evet,sen ve heybetin…
Geçerken,tarihin şanlı sayfalarından,
İmrenerek bakardı yeryüzü milletleri
sana;devletine…
şimdi garipsenmiş bir yetimlikle,
açık denizlerde kadiim bir kine
kurban ediliyor ümetin evlatları...
peygamber katillerinin kanlı elleri üşüşüyor,
filistin’in güzide çocuklarının boynuna…
söz bitti yine…yazı utandı okunmaya…
kalemler yazmıyor bu gün,
tarihin altın sayfalarını…
bir masumun canını asılmış bu gün somaya…
bir yenisi…
bir yenisi daha…
bir masumun kanı bulaşmış bugün,
dünya insanlarına….
Senin efendin(s.a.v)haykırıyordu oysa:
“bir masumun katledilmesindense,
kabenin yıkılması yeğdir.”diye…
katliam sebili olmuş bu gün filistin:
ve sen ağlıyorsun;
ben ağlıyorum;
biz ağlıyoruz…
hepimiz el ele vermiş ağlıyoruz.
Toplanın hadi!toplanalım dünyanın dört bir yanından…
Toplanalım her dinden,her inançtan!
Rotamız filistin olsun,
yükümüz insani yardım…
sonra?.-sonrası malüm:
dünyanın gözü önünde katliam!...
söz bitti aslında…
ama konuşuyor birileri hala utanmadan…
uluslar arası yaptırımdan bahsediyorlar,
ve kınanası insanlık suçundan…
söz bitti…
yazı utandı okunmaya…
Kudus esir hala…
hala ağlıyor Mescid-ül Aksa…
kadınlar ağlıyor,çocuklar ağlıyor,
ve ağlıyor babalar…
ağaçlar,duvarlar ve taşlar ağlıyor…
“bugün”ün ağlıyor belki ama,“yarın”ın gülüyor:
Tarihin şanlı sayfalarından çıkıpta gelen heybetli devletine;
Ordular yürüten Selahaddin’lerinle,
sana vaad edileni sunmak için bekliyor.
O gün yakındır,ve şu sözün sahiinin dediği gibi:
“kılıçlar savaş ateşini canlandırdığında,artık insanın en kötü silahı gözyaşıdır”…

Leylinur
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
ŞİMDİ VAKİT GECE

Bir günüm daha karardı şimdi
Güneşe perde çekilmiş
ışıklar loş yanar...

Şimdi vakit gece!
Sessiz çığlıklarım fırtınalara karışır
Bir mazi olup biter zaman
Bana sadece gözlerimi kapatmak kalır...

Şimdi vakit gece!
Hep güneşi gecelerde aradım
Hasreti,özlemi hep gecelerde yaşadım
Zaman bir baldıran zehri gibi
Aksada içime damla damla,
Ben gül kokladım bir zemheri aralığında...

Şimdi vakit gece!
Ayrılığın buharlaşıp gözyaşına dönüştüğü
Geçmişte yaşanan kocaman bir hayata;
Acı bir mazi ya da
Karanlık bir tarih denildiği vakit

Şimdi vakit gece!
Karanlık kucaklar beni
Yıldızlar sıkar sanki yüreğimi
Durmak bilmeden koşan ayaklarım
Yorgun şimdi!

Şimdi vakit gece!
Aşıklar hazan türküleri söyletir bülbüllere
Güllerim açmadan solar,
Kapkara bir kıyamet ki!
Fecir vaktinde kopar!

Şindi vakit gece!
Gene başlar mecnunun ayak sesleri!
Gene başlar dertli sinelerin iniltileri
Zamana sayha çağırır
Yetimlerin dilleri!

Şimdi vakit gece!
Zehirli bir kamçı saplanır
Acıyla yoğrulmuş gönlüme
Nefes almak istedim
Acı bir hasret dumanını yine çektim sineme
uyumak istedim
Damla damla kabus yudumladım bu karanlık gecede...

Şimdi vakit gece!
Ben ben de yokum sanki
Gözlerimin önü kapkaranlık
Efin tefin olmuş umutlara kimse dokunamıyor
Hayata bir kere daha
Hasret penceresinden bakmak zorunda gözlerim...

Şimdi vakit gece!
Hayal defterini kapatıp gene yutkunuyorum
Sessizce..takatsizce...
Ve yine bir ağacı kökünden sökercesine
İçimi döküyorum suskun dilimle...

Şimdi vakit gece!
Karanlık kaybolsun
Dursun zaman
Ben birazdan gözlerimi kapatacağım
Yıldızları; sevdama,hasretime şahit bırakarak...

Şimdi vakit gece!
Yine rüzgar esmiyor
Yanan yüreğimi soğutacak
Ben imkansızlıklar içinde
Bir ebedi sevgili fortresi düşlemeye başlıyorum.
tam bir hayal kuracakken
Karıncalar uyandırır beni paslı bir kaldırımda...

Şimdi vakit gece!
Susmak istiyorum artık!
Çıkmayan çığlığımı yüreğime hapsederek,
Yağmurlu bir gecede kah çamura,kah suya devrilerek...
daha fazla ağlatmak istemiyorum zamanı;
Feryad-u figanlarımla!

Şimdi vakit gece!
Damla damla süzüll gözlerimden,
Ama kaybolmadan sessizce.
Şimdi herşey düşüyor gözlerimden
Ilık bir yağmur gibi
Sende düşüyorsun Ebedi sevgili,,
Ilık bir yağmur gibi!!!

Geçmişe perde çekmek istiyorum artık,
Acıları umut damlalarıyla yıkamak.
Ve yumacakken karanlık bir geceye gözlerimi
Bir vuslata uyanmak istiyorum
Apaydınlık,sımsıcak bir vuslata
Çünkü vakit gece!..

hezeyan
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
diğer şiirler

AŞK

Bir varmış, başka da hiç bir şey yokmuş, Aşk varmış meşk yokmuş
Evvel zaman içinde, zaman evvel içinde, daha zaman bile henüz yokmuş.
Yüce Mevla bilinmek ve sevilmek istemiş, Habibi Muhammedini yaratmış
Aşk denizi dalgalandıkça dalgalanmış, sonra da sonlu çokluklar oluşmuş.

Aşktan oluşan çokluklar hep aşka koşar, tıpkı ateş böcekleri gibi
Aşk deryasına battıkça döne döne coşar, tıpkı aşkı Mevlana gibi
Damladan deryaya, atomdan galaksilere, mikrodan makroya
Hu hu hu der döner olmuş diyar diyar, tıpkı Hz. Muhammed(sav) gibi

Biz yokken sevilmişiz, sevmemiz istenmiş sevgi hamuruyla yoğrulmuşuz
Bedenimizin tam ortasına bir kalb yerleştirilmiş, sevgiye hazırlanmışız
Sevginin rumuzu olan bu aynamız, Mevla için bir ev yeri olarak tayin edilmiş.
Onun önemini anlamamız için, sağlam bir kafesle korunmaya alınmışız.

‘’Yerlere göklere sığmadım, fakat sığdım kulum ancak senin kalbine
O halde o kalp evini benim için temizle, başka şeylerle kirletme
Ben senin için bütün güzellerden daha güzelim, ihtiyacın yok masivaya
Sevgilim seni başkasından, hatta senden bile kıskanıyorum’’ diyor yüce Mevla

Bazımız kalbimizi gerçekten sevgi ile doldurduk
Sevdik… Sevdik… Sevdik… Tıpkı bize de karşılıksız verildiği gibi.
Allah’ta fena olduk, karşılığında fenafillâh ile ödüllendirildik.
Sonuçta ‘’Ballar balını buldum kovanım yağma olsun’’ dedik.

Bazımız ise sevgiyi teptik, istemedik, kalbimizi nefretle doldurduk.
İnsanları sevmedik, bedenimizi sevmedik, önümüze konan yemeği sevmedik
Küstük, kızdık, dedi kodu yaptık, laf taşıdık, hep yakındık, hep yakındık
Sonuçta kalpler karardı, sümmün, bükmün, ümyün olduk.

Kimi severseniz sevin, bilin ki sevginizi verdiğiniz hep Allah, hep Allah
Kimden yakınırsanız yakının, bilin ki yakındığınız hep Allah, hep Allah
Hasta ziyaret edin, bilin ki ziyaret ettiğiniz hep Allah, hep Allah
Dedikodu edin, ama bilin ki dedikodusunu yaptığınız hep Allah, hep Allah

Şişe şeffaf, aşk şarabı duru, benzeştiler, iş karıştı
Sanki şarap var, kadeh yok, sanki kadeh var, şarap yok
Sevgili tecelli ettiği zaman, sen çık aradan geriye kalsın Yaradan.
Sevin ve sevgiyi yayın kardeşler, çünkü Allahın bir adı da AŞK tır.

Alem yaratıldı, aşk diye titredi, kalktı ayağa döne döne
Ey hurma kütüğü sen ne diye inlersin aşk diye döne döne
Bak kapı bile gıcırdıyor aşk diye, sen de kalk garip Alim döne döne
Dönmek Hu imiş, sen de dön alem ile Hu diye diye.

Sabret Alim
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
GEMİ ve ÇOCUK

Bir karış toprak
ölen ise binlerce insan
gökyüzü yine ağlamaklı
çünkü insanoğlu, merhamet duygusunu
değiştirdi demir ve kağıt parçalarıyla.

Bir taraf ilgisiz
bir tarafsa endişeli
bir çocuk bakıyor uzaklardan
sessizce, bize doğru
barut kokan topraklardan
hüzün ve yorgunluk var gözlerinde
yardım et sesleri geliyor kulaklarımıza
susturuyor, onu bir el
hızla, kimse görmesin diye
şimdi ise çığlıkların sesi geliyor
yine gözlerini kaçırdı herkes
yine hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar
oysa unutmadık biz seni çocuk
herkes unutsa da biz unutmayacağız
bir gün gelecek
aşılacak o denizler
aşılacak o topraklar
ve hiç kapanmayacak, o kapı
elbet bu zulüm de bitecek
elbet gelecek, o mutlu günler
o gemi, yine çıkacak yola.

ozaltun90
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Hattatın Odunu

Ben bir yeşil kargı idim, Güneş kızardı öğlende,
Serin rüzgarlarla salınırdım yoktu cefa hiç bedende,
Süreyya benim dostum, güneşi ben uğurladım her tünde,
Yağmur suyuyla kanar, sürecek sandım zevk-ü sefam ,

Gün geldi hazan döndü serinde safada sürur eder iken
Kökümden aldılar beni ettiler serin gölgemden,
Koydular beni zindana, çok sıktılar beni canımdan,
Karanlıkta çileler çektim, oldu diye saldılar beni,

Nurlu eller beni aldı, avucunda bin hürmetle işlediler ,
Gün gördüm diye maktaya yatırıp başım gözümü düzelttiler,
Yetmişbin alimi önümde diz çöktürip, Mevlana'hoca ettiler,
Taptuk'un dergahına odun taşıyan Yunus'un katibi benim,

Ey köhne nefis, sen safahat ehli, imansız bir gafilsin,
Sen yanacak bir odunsun ancak, bilmezsin akıbetin,
Oturma boş, gezme virane, gölgelik olur elbet birgün kabrin,
Ben bile serinde salınan bir gafil, çileyle oldum ehl-i hat.

Hattabül Hattat
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
ANNEM
Annelerdir, bizi doyuran.
Annelerdir, bizi sevgiyle kucaklayan.
Annelerdir, üzerimize hakkı geçen.
Bizlerdir, o hakları ödeyemeyen.

Cennet Annelerin ayağının altındadır derler.
O zaman al ayağının altına çiğne beni Annem.
Sen beni çiğnesende,
Yinede hakkını ödeyemem Annem.

Kimi zaman güldük,
Kimi zaman ağladık,
Kimi zaman değişik duygulara kapıldık.
Hiç kimsenin olmadığı o anda yine sen varsın yanımda.

Ubeydun ağabeynin kızı
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
aşk neydi?

aşk istediğini almakmıydı ?
çocukken en çok istediğin şeye sahip olmadan olurcasına içine o heyecanı veren

yoksa aşk istediğini kaybetme korkusuyla yaşamakmıydı ?
daha onu istemeden fakat istediğini warsayarak kaybetme korkusunu içinde yaşattıran

sanırım aşk istediğini gereğinden çok istemekdi
nekadar onun haberi olmasada vardır onun haberi hissini veren

xxkimimxx
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
“KİMİLERİ GÖRMEDİĞİME İNANMAM DİYOR”
ONLARA EN GÜZEL CEVABI DOĞUŞTAN AMA OLAN ÂDEM KARDEŞİM VERİYOR…

Siz güneşi dağların arkasından bütün ihtişamı ile doğarken görüp inandınız

Biz sıcaklığını tenimizde hissederek

Siz yağmurun bulutlardan toprağa tane tane düşüşünü görüp inandınız

Biz altında ıslanarak

Siz denizi o korkutan heybetiyle görüp inandınız

Biz yumuşacık kollarına atlayıp içinde yüzerek

Siz toprağa bakarak inandınız

Biz çıplak ayakla üstünde gezerek

Siz suyu görerek inandınız

Biz içip serinliğini içimizde hissederek

Siz ağaçları, kuşları, çiçekleri görerek büyüdünüz

Biz dostlarımızdan dinleyerek

Siz mutluluğu huzuru gördüklerinizde aradınız

Biz dostlarımızın samimiyetlerinde

Siz görerek birbirinize düşman oldunuz

Biz görmeden dost olduk

Siz dostlarınızı göre göre sırtından vururken

Biz görmeden bağrımıza bastık

Siz sevgiyi gördüklerinizde aradınız

Biz hissettiklerimizde

Siz sevgiyi gördüğünüz halde bulamazken

Biz yüreğimizin derinliklerinde bulduk

Siz aşkı beden gözüyle ararken

Biz aşkı gönül gözümüzle bulduk

Siz gördüklerinizin değerini kaybedince anladınız

Biz o değer ile büyüdük

Siz gördüklerinizi çabuk unuttunuz

Biz dinlediklerimizin hayalini kurduk

Siz beden gözünüzle madde âlemini gezerken

Biz gönül gözümüzle mana âlemini seyrettik

Siz gözlerinizin esiri olurken

Biz gönüllerin efendisi olduk

Siz inanmanın görmeyle olduğunu iddia ederken

Biz inancın kalple olduğunu ispatladık

Siz Allahın nimetlerini göz göre göre yalanlarken

Biz rabbimizin nimetlerine şükrettik

Siz görerek inkâr eder hale geldiniz

Biz görmeden inandık

Şimdi nasıl ki benim beden gözüm yok diye senin gördüklerini inkâr etmem boş ve anlamsız ise

Seninde kalp gözün kör diye benim gördüğüm mana âlemini inkârın o kadar boş ve anlamsız olur.

Şimdi söyle ey zavallı senmi görüyorsun yoksa benmi.

seyyid sadık
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
HAS Bİ HAL



Gölgeler düştü gözlerime,

Hasretin bir hal oldu bana.

Bilinmeyenleri bilir oldu,

Kelepçe vurdu sözlerime.



Gitme! Kal! Burada dediler,

Niceleri, niceleri sen Servere.

Gücüm yetmez buna benim,

Onlar benden daha çok sevdiler



Titreyen ellerim semaya açılırken

Yüzüm toprağa dalıp... Gider

Kapkaranlık çehrem, utangaç

Ben nasipsiz! Âleme nur saçılırken



Düşlediğim bir tek şey var;

Sensin O: sevginin başlangıcı

Aşkın eşsiz güzelliği, Sen

Aciz sana nasıl kavuşur? Ey Yâr!

acizahmed
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
AŞK'A SÛKUT

Bir lâ döküldü dudaklarından
Ve...
Sûkut'a durdu
Sustu...
Susan aşk değildi
Acı ile yutkunup,aşık sustu.

Oysa her nefes sevgi solumakta,
Hücreleri aşk dokumaktaydı.
Bağrında hasret tecessüm etmiş atmakta,
Gözlerine hüzün dolmuş,gözyaşı olup akmaktaydı.
Buna rağmen sûkuta mecbur kaldı.
Zemheri,soğuk bir zeminde sustu.

Cemreler düştü ardarda
Havaya,suya,toprağa
Kanmadı aşık çığlık çığlığa susmaya.
Çorak yüreğinde söylenmemiş sözcükleri vardı oysa
Kır çiçekleri misali sabırsızlanan bahara açmaya.
Açtı çiçekler,aşık sustu...

Sözcükler dondu,
Cümlelere gece oldu.
Bıçak kör kaldı bu sûkut karşısında.
Sevgisi bilendi aşığın,kalbi delindi
Kocaman çığlıklara değil,
Bu susuş;
Köklerinden sürgün veren bir tutam umuda gebeydi.

Aşkın taravetinde sustu Aşık...

Sevgilinin varlığına vâsıl olamadan
Gömülüverdi onun zifiri yokluğuna
Yumdu hüzün dolu gözlerini sevdaya
Son bir hece düştü, morarmış dudaklarına
Aşık bozdu suskunluğunu sonunda
Faili meçhul bir cinayeti aydınlatırcasına
"Aşk" dedi...
Ve ebediyyen düştü sûkuta...

Yitik Lale
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Eşkıya hükmeder mazlumlar garip





Eşkıya hükmeder mazlumlar garip

Zalimin zulmünden herkes mustarip

İnanan kitleyi dertlere sarıp

Yakıyor yıkıyor zalim eşkıya



Bütün güçlerini kullanıyorlar

İslam’ın üstüne çullanıyorlar

İslam diyarına sulanıyorlar

Hep barut kokuyor zalim eşkıya



Yahudi Hıristiyan hepsi bir millet

Onlara gafiller oluyor alet

Yetmedi mi bitsin gaflet delalet

Keyfine bakıyor zalim eşkıya



Uyanın ne olur neredesiniz

Filistin gidiyor sıradasınız

Ne mümin ne kafir aradasınız

Her gün kan döküyor zalim eşkıya

Aşk Şâiri
 

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Şeytanın Amentüsü

“İnançları uğruna savaş vermenin adıdır bu topraklarda akıntıya kürek çekmek,
Hesapsızca darağacına gitmenin,
Ve ölmenin sorgusuzca.
Aykırı tezahüratlarla savaş açılır önce
Ki zulmün diğer adıdır savaşta tarafsız kalmak…”

Şeytanın amentüsüdür imansızlık,
Hakikati soyunup küfrüyatı giyinmiş
Asırlarca belki de bu davanın peşinde
Ant içmiş de insanlığın edebine iş(l)emiş

Peşin hüküm, sen ne de adil çözümsün.
Küfür gibi dillerde, şahadet gibi hâşâ
An olur ağu gibi boğazlarda düğümsün
Tarihte buldun ama; bir daha yandaş bulma!

Kağıt- kalemle oynanan en devrimci oyundu;
Çocukluk anarşimizdi adam asmacalar
Kabiller Habilleri öldürmekle mükellef,
Gelecek ki geçmişin günahında bocalar.




Tefrit yokuşundan ifrat çukuruna düşen zihniyet,
Ve kapitalizm ağacının komünist meyveleri
Vicdanı insafa muhtaç hümanist medeniyet,
Daha bilmem ne bela, saymakla da tükenmez.

Medya asparagas ve dünya kalpazan
Öküzün boynuzuna revâ görüldü tekrar.
Okumuş cahillerin kol gezdiği gezegen
Edepsiz Donkişotlar, yazgılarda mükerrer

Eti kemiğine dar gelmiş insana “Afrikalı” diyor sözlük.
Ya da deseydi keşke, yalan olmazdı hani.
Karnına taş bağlayan elçinin, obezite ümmeti!
Esirge bizi senden Ey boğaz medeniyeti!

Ezrak Yektâ'
 
Üst