Riyâyı Nasıl Tecrit Edebilirsiniz? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Riyâyı Nasıl Tecrit Edebilirsiniz?

eylül

Veled-i kalbî
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
5,223
Puanları
0
Riyâkarlıkla vasfedilmek hiç kimsenin hoşuna gitmez. Hiçbir samimi Müslüman bilerek ve isteyerek onu huy edinmez. Çünkü o, samimiyetsizliktir. Desinler veya görsünler diye iş yapmaktır. Amelde münafıklıktır…

Riyâkarlığın sebepleri ve tesirleri hakkında hiç düşündünüz mü? Ne tür davranışlar “geçişli” denecek kadar ona yakındır ve hangi erdemler riyânın panzehiridir? Cenâbı Hak ve onun Sevgili Peygamberi (s.a.v), hangi tehlikelerine işaret ederek bizi riyâdan sakındırıyor? Oturup bir saat bu sorular etrafında düşünmeye ne dersiniz?

Mâûn sûresinde Rabbimiz, mürâîleri “dini yalanlayan, hayra mani olan, yoksulu itip kakan ve namaza tembel tembel kalkanlarla” beraber anıyor. Bakara sûresinde ise: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve gönül yıkmak suretiyle hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylelerinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah kafirleri doğru yola iletmez” (2/264) buyurarak gösteriş uğruna yapılan işlerin hiç işlenmemiş hükmünde olacağını duyuruyor. Merhum Hamdi YAZIR bu ayeti açıklarken; “Sadakalarını menn ü ezâ ile kafirlerin mürâiyâne sarfiyatına benzeten mü’minler de onlar gibi ecirden mahrum kalırlar” diyor.

Ruhu’l-Beyân’da; “Allah kafirleri doğru yola iletmez” buyruğu ile riyâ, başa kakma ve ezâ gibi şeylerin kafirlerin sıfatlarından olduğuna ve bu sıfatlardan mutlaka kaçınmak gerektiğine ta’rîz yoluyla işaret edilmektedir deniyor. Ve insanlar görsün, duysun diye amel işleyenlerin kesesine taş doldurarak pazara çıkan kişiye benzeyeceği belirtiliyor.

Efendimiz (s.a.v) “İnsanların da madenler gibi damar damar olacağına” işaret ettiği hadis-i şerifinde; “İnsanların en şerlileri olarak iki yüzlüleri bulursunuz. Birilerine bir yüzle, diğerlerine başka bir yüzle gelirler” (Buhari, Menakıb, I.) diyerek, riyâkarlığın ifsad edici yönüne dikkat çekiyor.

İki yüzlülük, insanî ilişkiler anlamında içindeki esas niyetini güleryüzle, iltifatlarla gizlemeye çalışmak ise, ticarî manada herhangi bir metada bulunmayan özelliklerin mevcut olduğu intibaını uyandırmak da bu cümleden sayılabilir. Bu takdirde “olmadığı gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmamak” diye tarif edilen riyâkarlık; yalancılık ve sahtecilikle birlikte ortaya çıkmış olur ve en geniş manasıyla amelde nifak tahakkuk eder. Halbuki bir Müslüman insanî ilişkilerini sadakat üzere tesis eder; davranışlarını ihlas ve samimiyet, diğergamlık, cömertlik ve tevazu gibi erdemlerle inşa eder. Çünkü İslâm ona içi dışı bir olmayı emreder, sözü özüne uygun olmayı öğretir. İçinde olmayanı varmış gibi göstermeyi asla tasvip etmez.

Riyâzü’s-Salihîn şerhinde; “Riyâ, imanı ortadan kaldırmaz, ancak amellerin sevabını yok eder. Nitekim bazı halis mü’minlerin amellerine de riyâ karışabilir” deniyor. Ancak bundan sonra şu tesbit de kayda geçiliyor: Riyâkarlık ve sahteciliğin temel sebeplerinden biri de, Allah’ı pek az hatırlamaktır. Çünkü Allah’ı yeterince hatırlayan kimse, O’nu asla aldatamayacağını da bileceği için bu tür davranışlara tevessül etmez, dürüst davranma ihtiyacını hisseder.”

Bu itibarla, inancında samimi bir Müslüman’ın ameline bazen riyâ karıştığı vaki olsa da o, asla bilerek mürailik etmez; ikiyüzlülüğü huy edinmez. Çünkü riyâkarlık, yalancılık ve sahtekarlığı da beraberinde getirerek İslâm ahlakını ifsad eden ciddi bir kişilik sapmasıdır. Bilerek ve isteyerek riyâkarlığa devam eden, bu haliyle kâmil bir mü’min olamaz.

Eğer riyâkarlığın tarifine “gerektiği yerde ve zamanda gerçeği söylememek veya belirtilmesi gereken kusurları gizlemek” gibi yanıltıcı faaliyette bulunmak da dahil edilirse; bu takdirde onun, dürüstllükle iş gören insanların önüne ciddi bir engel olarak zuhur etmesinden endişe edilir. Bu sebeple yalancılık ve sahteciliğe oldukça yakın duran ikiyüzlülüğü sosyal hayatta tecrit etmek gerekiyor. İnsanların ve emtianın adeta içini boşaltarak değersizleştiren bu marazî durumu, kendi dar alanına hapsetmek gerekiyor…

Bu günkü sorular şunlar olmalı: koruyucu hekimliğin en temel esasına toplumca riayeti becerebilecek miyiz; hastalıklı hücrelerin etrafını bize mahsus erdemlerle çevreleyerek yaygınlaşmasına engel olabilecek miyiz? Bu sorulara olumlu cevap vermek için gerekli sabrı kuşanabilecek miyiz?

Oku/Düşün

Öğrenmenin Görünmeyen Şartları

“Ey iman edenler! Size “Meclis*lerde yer açın” denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size “Kalkın” denilince kalkın ki Allah da sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mücadele, 58/11)

Öğrenmenin şartları; motivasyon, prensipli çalışmak, hazır ve istekli olmak şeklinde sıralanabilir. Kanaatimizce burada maddî şartların temini kadar manevî/moral unsurların yerine getirilmesi gerekiyor.

Biliyoruz ki, beşeriyete faydalı olan bütün ilimler Cenâb-ı Hakk’ın ilim sıfatının yansımasıdır ve onu elde etmek isteyen öncelikle kalbini fenâ huylardan temizlemelidir. Çünkü kalp meleklerin karargahıdır ve Peygamberimiz “İçinde köpek bulunan eve melekler girmez” (Buhari, Libâs, 88.) buyurmaktadır.

Bunu yukarıdaki ayetle birlikte şöyle açabiliriz: Gazap, şehvet, haset, kibir ve bunlara benzeyen fenâ huyların olduğu gönülde melekler eğleşmez. Çünkü bu tür sıfatlar havlayan kelp gibidir ve Allah’ın melekler vasıtasıyla kalbe indirdiği ilim nûru, böyle mülevves yerlere akmaz.

Sıfat-ı ilahîden hissedar olmak için öncelikle kalbin yerilen sıfatlardan arındırılması mutlaka lazımdır. Sonra niyeti halis kılmak, okuduğunu rızâ-yı Bârî için öğrenmek ve öğretmene saygıda kusur etmemek lazımdır. Müslüman evladına yakışan, babasından sonra en büyük hürmeti hocasına göstermektir. Umulur ki, bu ve benzeri manevi şartları gözetenlerin feyiz kanalları açılır ve ilimdeki derecesi yükseltilir.

Cafer Durmuş​
 
Üst