Ritim Tutan Dervişler Ülkesi: Senegal | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ritim Tutan Dervişler Ülkesi: Senegal

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
1431/2010 Kurban bayramını İHH görevlisi olarak Senegal’de geçirdim. Ekip ve yol arkadaşlarım Yaşar Sekizkardeş ve Şakir Ceydeliler’le birlikte görevimiz, bu ülkedeki kurban kesimini organize etmek ve denetlemenin yanı sıra oradaki Müslüman kardeşlerimize Türkiyeli Müslümanların selamını iletmek ve onlarla aynı ümmetten olmanın farkındalığını yaşayarak ümmet bilincine küçük de olsa katkıda bulunmaktı.

Senegal’de kaldığım süre içinde bir kez daha anladım ki İHH 125 ülkeye aslında sadece kurban eti göndermiyordu. Bu faaliyetin manevi bereketi yanında, kurban eti neredeyse sembolik bir öğe olarak silikleşiyordu.

Kurbanlarını İHH’ile Senegal’e götüren Müslümanlar oraya sadece kurbanlarını göndermedi. Senegalli bir hocanın ifadesiyle “Türkiyeli Müslümanlar Senegal’e aynı zamanda mutluluk, muhabbet ve kardeşlik gönderdi”. Kurbanlarını teslim alırken kardeşlik duygusunu duyumsayarak gözleri nemlenen ve o kurbanları gönderenlere, sevinçten buğulanmış gözleriyle dua eden insanlar gördüm.

Renkler Cümbüşü Bir Şehir: Dakar

Başkent Dakar’daki Uluslararası Léopold Sédar Senghor havaalanına ulaştığımızda öğleden sonra saat 3:00 civarıydı. Dakar ülkenin ve Afrika kıtasının en batısında bulunan Cap-Vert yarımadasında, Atlas Okyanusu kıyısında kurulmuş güzel bir şehir… Senegal’in en büyük şehri ve iki milyonun üzerinde nüfusu var.

Havaalanında bizi Türkiye’de doktora yapan elektrik mühendisi Senegalli Momar Diof kardeş karşıladı. Biz bu arada Senegalli kardeşlerimizle kucaklaşmaya başlamıştık bile. es-Selamu aleykum ve rahmetullah ve berakâtuh ifadesi Senegal’de tam bir emniyet ve güvenlik parolası.

Selamun aleykum demeniz her zaman yetmeyebiliyor. Çünkü bu selamlamanın Senegal’de çok işe yaradığını anlayan “beyazlar” da öğrenmiş Selemun aleykum demeyi. Ama tabiri caizse Senegalliler yemiyor bunu. O yüzden es-Selamu aleykum ve rahmetullah ve berakâtuh derseniz ikna oluyorlar kardeşi olduğunuza.

Momar bey, “yorgun olduğunuzun farkındayım ama program gereği hemen Kaolack’a hareket etmemiz gerekiyor” dedi. Dakar’da bir Lübnan fast-food lokantasında öğle yemeği yedikten sonra 190 km. mesafedeki Kaolack şehrine hareket ediyoruz. Bu arada Senegal’e göçmüş Lübnanlılar, nüfusun % 1’ini oluşturuyormuş.

Kaolack şehrine giderken uçsuz bucaksız sahra boyunca yol alıyoruz. Topraktan, sazlardan inşa edilmiş köylerin, tipik Afrika tarzı kasabaların, şehirlerin ve pazar yerlerinin arasından geçiyoruz. Damları hasırla örtülmüş mescidlerde namaz kılıyoruz.

Yollarda otobüsler ve kamyonlar rengârenk, hepsinin üzerinde muhtelif Arapça dualar ve “Elhamdülillah” yazılı. Ayrıca araçların içi tarikat şeyhlerinin fotoğraflarıyla süslenmiş.

Medreseler Şehri Koalack (Kavlak)

180.000 nüfuslu Kaolack şehrine saat 21:00 sularında ulaştık. Geldiğimiz yer Kaolack’ta veterinerlik yapan Malik (Malick) Ndiaye beyin ofisiydi. Burada hummalı bir çalışma vardı. Malik bey, ekibiyle birlikte, kurban dağıtılacak yoksul aileleri tesbit çalışması yapıyordu. Burası bir veteriner ofisiydi ve önceden satın alınmış olan kurbanlık koyunlar ofisin bahçesindeki ahırlara konulmuştu.

Veteriner Malik bey, bizi Saloum gölünün kenarındaki Le Relais Hotel’e getirdi. Çantalarımızı odalara bıraktıktan sonra otelin bahçesinde bir toplantı yaparak Kurban programını planladık.

15 Kasım pazartesi sabahı namazdan sonra Yaşar beyle birlikte çıkıp şehri dolaşmaya başladık. Öncelikle şehirde hayatın çok erken başladığı anlaşılıyordu. Kafalarının üzerindeki sepetlerde bir şeyler taşıyan kadınlar hep bir yere doğru gidiyorlardı. Merak ettik ve kalabalığı takip etmeye başladık. Bu takip bizi büyük bir halk pazarına ulaştırdı. Sabahın bu erken saatinde pazarın bu denli kalabalık olması ilgimizi çekmişti.

Saat 08:00 civarı otele döndük ve kahvaltı yaptık. 09:00’da Malik bey otele gelerek bizi Kurban çalışmasını yürüttüğü ofisine götürdü. Burada gündüz gözüyle hayvanlara baktık. Malik bey ve arkadaşları çalışmalarını sürdürürken, biz şehri dolaşıp, toplumun kanaat önderleri ve hocalarıyla görüşmek için gezmeye çıktık. Rehberimiz, Koalack’ta bir camide imamlık yapan ve medresesi olan kırklı yaşlarındaki Muhtar hocaydı. Kendisi çok iyi Arapça konuşuyordu. “Arapçayı hangi Arap ülkesinde öğrendin?” dedim… “Senegal’den dışarı çıkmadım” dedi. Bu durum doğrusu ilgimi çekti. Bu işin nasıl olduğunu araştırmaya başladım ve karşımda yapısal olarak çok mütevazı ve yoksul; ama muhteva ve program olarak devasa eğitim faaliyetleri yürüten medreseleri buldum. Aslında Kaolack, Senegal’in medreseler şehri olarak görülüyor. Gerçekten de şehirdeki her camide, hatta ağaç altlarında bile medreseler kurulmuş ve Senegalli çocuklar/gençler buralarda İslamî ilimleri tahsil ediyorlar.

Moritanya medrese/mahzara geleneğinin etkisinde oluşturulan medrese programında metinler ezberleniyor ve Malikî fıkhı tedrisatı yapılıyor. Bu medreselerden mezun olan talebeler klasik metinleri okuyabilecek düzeyde klasik Arapça ile birlikte modern standart fasih Arapçayı da çok iyi kullanıyorlar. Bizim Türkiye’de gerek Kürt medreselerinde gerekse Karadeniz usulüyle tedrisat yapılan medreselerde bir türlü çözülemeyen Arapça sorunu Senegal medreselerinde aşılmış.

Türkiye’de Kürt ve Karadeniz tarzı medreseler… On yıl Arapça okuduğu halde düzgün bir cümle kurmaktan aciz medrese talebeleri gözümün önüne geldikçe Türkiyeli Müslümanlar olarak acaba nerede yanlış yapıyoruz sorusunun cevabını tekrar düşünüyorum. Görüştüğümüz Senegalli hocalarla medreseleri ve programlarını konuşuyoruz. Arapça kitaplar satan bir kitapçıya giderek medreselerde okutulan kitaplardan Türkiye’de bulamayabileceklerimi satın alıyorum.

Kaolack şehrinin önde gelen kanaat önderlerinden ve bir Ticanî şeyhi olan Baba Süleyman Ken hocayı ziyaret ediyoruz. Süleyman Ken hoca Kaolack Camii Kebîrinin imamı. Caminin hemen bitişiğindeki medresesini ziyaret ederek bilgi alıyoruz.

Bir sonraki durağımız yine şehrin ileri gelen hocalarından es-Seyyid Samba Fâl Camii’nin imamlığını yapan, Ezher mezunu Abdullah Fâl hocanın evi… Bahçe kapısından içeri girdiğimizde bir duvar dibine sermiş olduğu plastik hasırın üzerinde kitap mütalaa ederken bulduk Abdullah Fâl hocayı.

Abdullah Fâl hocanın evinden çıkıp Kaolack’ın en büyük camiine doğru yol alırken Muhtar hoca Senegal’i anlatmaya devam ediyor: Senegal’in ikinci en büyük şehri kırsal alan olarak yönetilmekte olan Tuba (Touba)’dır ve nüfusu yarım milyonu bulmaktadır. Tuba devlet içinde devlet gibi bir yer. Defacto olarak Senegal’in dinî başkenti. Buranın kendine özgü bir yönetim ve işleyiş tarzı var. Özerk bir şehir statüsünde. Burada alkol, sigara, yüksek sesle müzik dinlemek ve siyaset yasak.

Koalack Ticani tarikatının merkezi ve şehrin en büyük camii olan Medine Baay Camii’ni ziyaret ediyoruz. Burası aynı zamanda şehirdeki en büyük İslamî eğitim merkezi olarak kabul ediliyor. 1930 yılında Ticânî tarikatının İbrahimî kolu kurucusu İbrahim Nas tarafından yaptırılmış bu cami ve külliyesi. Cami, Afrika mimarisinin muhteşem bir örneğini temsil ediyor.

16 Kasım Salı günü sabah saat 09:00’da kurbanların dağıtılacağı yere yani Malik beyin ofisine gidiyoruz. Malik bey organizasyon yeteneği çok gelişmiş bir insan. Büyükçe bir çadırın içine sandalyeler yerleştirmiş. Kurbanlarını almaya gelen yoksul insanlar bu çadırın içinde oturarak bekliyorlar. Program başlıyor. Şehrin ileri gelen hocalarından Baba Süleyman Ken hoca bir konuşma yaparak İHH’ya ve Türkiye’li Müslümanlara teşekkür ediyor. Daha sonra ben de kısa bir konuşma yaparak İHH, Mavi Marmara, Türkiye Müslümanları, İslam kardeşliği ve ümmet olmanın anlamına dair dilimin döndüğünce bir şeyler anlatıyorum. Bu kısa programdan sonra, oradaki topluluk teşekkür ettikçe doğrusu ben mahcup oluyorum. Çünkü o kadar içten teşekkür ve dua ediyorlardı ki buna layık olup olmadığımızı düşünmekten kendimi alamıyorum.

Günün geri kalan kısmı kurban dağıtımı ve hasbıhal ile geçiyor.

Türkiye’den farklı olarak, Senegal’de bayram 17 Kasım Çarşamba günü başladı. Sabah erkenden kalkıp bayram namazına gittik. Her taraftan tekbir sesleri yükselerek şehrin sokaklarına yayılıyordu. Arap fistanına benzer bembeyaz yerel kıyafetleri, ellerinde ilginç tesbihleri ile camilere yönelen siyah Müslüman kardeşler muhteşem bir manzara sergiliyordu. Tekbir sesleri arasında girdik camiye. Cami hıncahınç doluydu. Namazın akabinde imam uzunca bir hutbe verdi. Hutbenin büyük bir kısmı Arapçaydı. Son bölümde ise Volofça kısa bir konuşma yaptı.

Senegal Müslümanları Kurban bayramına çok duyarlı. Malikî mezhebinde Kurban kesmek Sünnet-i müekkede olsa da buradaki Müslümanların geleneğinde Kurban adeta farz olarak telakki ediliyor. Bu yüzden herkes mutlaka bir şekilde kurban tedarik etmeye çalışıyor.

Buradaki teamüle göre Kurban bayramının hemen akabinde öncelikle cami imamının kurbanı kesiliyor. Cami imamının kurbanı kesilmeden kimse kurbanını kesmiyor ve kurban kesim işlemi birinci günün öğle namazına kadar bitiriliyor.

Caminin önünde herkes gibi biz de imamın kurbanının kesilmesini bekledik. Daha sonra herkes kendi kurbanını kesmek üzere evlerine yöneldi.

Bayram namazı sonrasında evine misafir olduğum Mandu beyle Senegal Müslümanlarını konuşuyoruz. Ben bayram namazında camide gördüğüm manzaradan etkilendiğimi söyleyince Mandu bey gülerek şunları söylüyor: Bizde ayrıca Cuma günlerinin de çok ayrı bir önemi vardır. Haftanın diğer günleri siz beyazların ifadesiyle [gülüşmeler] tamtamlarla dans eden Senegalliler bembeyaz elbiselerini giyerek camilere akın ederler. Her Cuma bir bayram tadındadır burada. Geleneksel olarak Cuma namazına tertemiz beyaz bubulu kıyafet ile gelinir ve uzaklardan camiye doğru yürüyen dervişler çok hoş bir manzara oluşturur.

Mandu beyle birlikte çıkıp, Kaolack’ın bir kenar mahallesinde İHH’dan kurban alan evleri ziyaret ediyoruz. Kurban kesimini izliyoruz ve bayramlaşıyoruz.

Tekrar Dakar’dayız

Saat 18:00’da başkent Dakar’a doğru yola çıktık. Yine çok ilginç yol manzaraları arasında Dakar’a ulaştığımızda saat 22:00 civarıydı. Şehir merkezinde bir otele yerleşerek istirahata çekildik.

18 Kasım Perşembe günü sabah erkenden kalkarak Dakar’da faaliyet gösteren Türkiyeli vakıfları ve STK’ları ziyaret etmek için yola çıktık. İlk olarak Atlas Okyanusu kenarında ofisi bulunan TİKA’yı ziyaret ettik. TİKA’nın başında Mehmet Yazgan bey var. Kendisinden TİKA ve faaliyetleri hakkında bilgi aldık. Mehmet bey kelimenin tam anlamıyla bir hizmet adamı. Yaptığı işin öneminin farkında. Heyecanla anlatıyor bize Senegal’i ve Senegal’de yapılması gerekenleri.

Bir sonraki durağımız Fethullah Hoca cemaatine ait Yavuz Selim Türk koleji oluyor. Kolejin müdürü Adnan beyle tanışıyoruz. Oradaki eğitim faaliyetlerini anlatıyor Adnan bey.

Yavuz Selim kolejinden ayrılıp Dakar’ı daha yakından tanımak üzere yola revan oluyoruz.

Şehrin içinde dolaşırken işgal altında olmadığı halde, Türkiye gibi, Senegallilerin de binalarına ve devlet dairelerine 50 metrekarelik bayraklar astıklarını görünce biraz keyfim kaçıyor ama birazdan selamlaştığımız bir Ticanî dervişinin yüzündeki sıcak ifade silikleştiriyor diğer manzarayı.

Çok atletik vücut yapısına sahip güzel insanların yaşadığı bir yer burası. İnsanlar spor yapmayı çok seviyor. Atlas Okyanus’u kenarında dolaşıyoruz. Batılı beyazlar (turistler) Okyanus kenarındaki kumsallarda miskince yatıp güneşlenirken Senegalli gençler harıl harıl spor yapıyor.

Bir sonraki durağımız meşhur Gore (Gorée) Adası… Bir diğer adıyla, -utanacaklarsa şayet- “uygar” batılılar için bir utanç adası.

Gore Adası

Dakar'ın 400 metre açıklarında bulunan Gore Adası 19. yüzyılda köle ticaret üssü olarak kullanılmış. Günümüzde ise bir turizm merkezi olarak tüm dünyaya köle ticaretinin dehşetini gösteren bir ada olarak turizme açılmış.

Küçük sokakları, kilisesi, camisi, çarşısı ve artık müze olarak kullanılan Köle Evi (Maison des Esclaves) ile çok huzur dolu keyifli sempatik bir yer. Ancak adadaki Köle Evine geldiğinizde bir hüzün kaplıyor tüm benliğinizi. Köle Evi köle ticaretinin tüm dehşetini gözler önüne seriyor. İki katlı bu binanın alt katındaki demir parmaklıklı küçücük hücrelerde ve mahzenlerde günlerce hapsedilen insanlar buradan gemilere istif edilerek ABD başta olmak üzere diğer batılı ülkelere götürülmüş. Alt katın son bölümünde koridorun sonunda denize açılan kapı “dönüşü olmayan kapı” olarak adlandırılıyor. Çünkü o kapıdan çıkarılıp gemilere doldurulan insanlar bir daha dönmeyecekleri bir yolculuğa çıkarılıyormuş. Sömürgeciliğe çanak tutmuş dinin temsilcisi Papa, 1992 yılında bu kapının önünde, artık onu ve dinini pek de önemsemeyen Afrika halklarından ‘özür’ dilemeyi denemiştir.

Üst katta ise zorla buraya getirilip köleleştirilen insanları bağladıkları demir bukağılar, prangalar ve kelepçeler, yemek yedikleri kaplar ve o günleri anlatan resimler sergileniyor. Adadaki bu iğrenç köle ticareti çok eski zamanlarda değil, 1948 yılında bitmiş. Batı ve ABD’nin en “uygar” yüzünü görüyorsunuz burada. Şirkle kirlenmiş zihinlerin ne iğrençlikler yapabileceğine tüm çıplaklığıyla tanık oluyorsunuz. Müzede dolaşırken, bu aşağılık ticareti düzenleyenlerle uzaktan yakından hiç ilgim olmasa da, tenimin onca esmerliğine rağmen beyaz olmanın utancı yüreğimi acıtıyor.

Bu hüzünlü duygular arasında, adanın en uç noktasında Okyanus’a sıfır bir konumda olan ada camiine giderek ikindi namazını kılıyoruz.

Akşam olunca Osman Nuri (Topbaş) efendiye bağlı Şefkat Yolu Derneğini ziyaret ediyoruz. Namı diğer Aziz Mahmud Hüdayi cemaati çok önemli ve hayatî işler yapıyor burada. Harıl harıl davet ve eğitim faaliyetleri yapılıyor. Organizatör Hüsnü Bircan bey çok dinamik bir insan. Coşkuyla anlatıyor bu ülkede yaptıkları hizmetleri. Şefkat Yolu, henüz sekiz aydır bu ülkede. Ama bu kısa sürede o kadar bereketli işler yapmışlar ki! Senegal Milli Eğitim Bakanlığıyla anlaşarak okullarda okutulan din kültür kitaplarını Volofça ve Fransızca olarak İstanbul’da basmışlar. Ve gemilerle getirip dağıtmışlar bu ülkenin çocuklarına. Yüzlerce hocaya maaş bağlamışlar. Bunların bir tek görevi var… Henüz İslam’la tanışmamış animist ve totemci kabile bölgelerine gidip İslamî davet çalışması yapıyorlar. Çalışmalardan etkilenen Senegal devleti 2.000 kişi kapasiteli bir okul binasını Şefkat Yolu’na vermiş. Dernek başkan yardımcısı Necmettin Esat Bilen bey de derneğin projelerini anlatıyor. Müthiş bir hizmet. Bir defa daha dua ediyoruz bu hizmeti oralara kadar götüren Osman Efendiye.

Buradan ayrılıp Süleyman Efendi Cemaatinin açtığı medreseyi ziyaret ediyoruz. Burada güzel bir eğitim çalışması var. Senegallilere Kur’an ve Arapça eğitimi veriyorlar.

Senegal’de faaliyet gösteren Türkiyeli Müslümanlarla… Kurban gönderen İHH, Diyanet Vakfı, Dost Eli, Yardım Zamanı gibi derneklerin temsilcileriyle tanışıyoruz. Türkiyeli Müslümanlar en azından Senegal’de iyi bir sınav veriyor. Ümmet adına umutlanıyorum. Çılgın düşlere seyirten hayallere kapılıyorum.
Gece geç bir vakitte dönebiliyoruz otele. Lobide Momar ve Malik beylerle birlikte oturup son toplantımızı yaparak Kurban ve Senegal programıyla ilgili tesbit ve değerlendirmeler yapıyoruz.

Emperyalizm Senegalde

Emperyalistler Senegal’e 15. Yüzyılda girmiş. İlke defa Portekizliler Senegal Nehri kıyılarında bazı koloniler kurmuşlar. Daha sonra 1659 yılında Fransızlar gelerek St Louis’e yerleşmişler.

Senegal’in coğrafî konumundan kaynaklanan jeo-stratejik konumu İngilizlerin de iştahını kabartmış. İngilizler çeşitli zamanlarda Senegal'e sömürge amacıyla saldırmışlar fakat 1840 yılında Fransa Senegal'i işgal etmiş ve 1895 yılında Fransız Batı Afrika Kolonisinin bir parçası haline getirmiş. Senegal 1946 yılında Fransız Batı Afrika Kolonisinin diğer parçaları ile birlikte Fransa’nın deniz aşırı topraklarından birisi kabul edilmiş. Emperyalizme Karşı Sufî Direniş Hareketleri Senegal Müslümanları emperyalist işgale karşı direniş hareketleri başlatmışlar. Başta Ticânî tarikatı olmak üzere diğer sufî Müslüman liderlerin öncülüğünde muhtelif zamanlarda gerçekleştirilen ayaklanmalar, teknolojik üstünlüğü olan emperyalistler tarafından bastırılmış. Emperyalistler diğer işgal ettikleri bölgelerde yaptıkları gibi Senegal’de de Hıristiyanlığı yayma çalışmalarında bulunsalar da bu planları tutmamış. Zira ülkedeki sufî direniş hareketleri, onların organize ettiği medreseler ve ulemanın devasa çabaları, emperyalist işgalcilerin Senegal’i Hıristiyanlaştırma çalışmalarını akamete uğratmış.

Senegal 1960 yılının başlarında Mali ile birleşmiş ve federal bir devlet kurulmuş fakat bu federasyon yalnızca dört ay devam edebilmiş.

Stratejik olarak önemli bir yerde olan Senegal 4 Nisan 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte Afrika siyasetinde önemli bir rol oynamış. %94'ü siyah ve müslüman bir millet olarak İslam dünyası ile Afrika arasında diplomatik ve kültürel bir köprü olmaya devam etmiş.

Bağımsızlığını kazandıktan sonra Senegal, Fransa’nın nüfuzu altında demokratik hayatına girmiş. Müslüman bir ailenin çocuğu olduğu halde Fransızlar tarafından Hıristiyanlaştırılan Léopold Sédar Senghor ilk devlet başkanı olmuş ve o dönemden beri Senegal Afrika’nın en demokratik ülkesi olarak varlığını sürdürmektedir.

Ömer Faruk Tokat​

http://www.darulhikme.org.tr/?sf=haber&haberid=701&ktg=20
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0

Allah (CC) razı olsun.. Rabbim (CC) kardeşlerimizin gayretlerini artırsın... yollarına açık etsin..

Tüm insanlık islamiyetin canlandırıcı soluklarına muhtaç.. elbette arayıp bulacak ve intisab edecektir..

Emeği geçen ümmet-i Muhammede (SAV) dualarımızı gönderiyoruz...

Allah (CC) selamet versin, razı ve hoşnut olsun inşaallah...
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Evliyaullahın himmeti dünyanın her yerine ulaşmıştır elhamdülillah. Bunlara sed çekmeye çalışan gafillere Rabbim uyanmak nasip etsin.
 
Üst