Rikkat Kunt | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Rikkat Kunt

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
RİKKAT İÇİN FARK ETMEZ!

Rikkat cennette müzehhib ola!
Rikkat Kunt'u anlatıyor arkadaşımız. Fırça sarar, altın parlatır ve kalem, hatâinin içindeki rikkati kunt bir halkâride sergiler..

06 Ocak 2011 Perşembe 08:00
30 yaşında bir kadındı; iki çocuk gözlerine bakıyordu ve yüreğindeki nice akan fırtınalar hangi setlere maruz kalıyordu bilinmez; en büyük acısı arkasındaki dağı yitirmekti. Sahi, bir kız çocuğu en çok ne zaman düşerdi? Dağını kaybeden kıza, hangi teselli vardı artık? Mümkün müydü, olmalıydı. Rikkat bir yere kadardı; artık kunt olmanın sırasıydı ve o babasının kızıydı. Eğilmez, bükülmezdi; şimdi ona bir derviş lazımdı. Öyle ki bu derviş; ruhunu tezyin edebilmeli, onu asla bırakmamalı ve elinden bir an düşürecek olsa bir çocuk gibi küsebilmeliydi. Evet, sanat yaraları sarmanın en iyi yoluydu; çünkü o, çok ama çok kuvvetli bir panzehirdi. Siz ömrünüzü veriyordunuz, o da size tüm sırlarını... Ve bu öyle bir verişti ki, bir dervişin gözlerinden sözlerine, oradan da yüreğinize akıtacağı şifalı okumalar gibiydi. Artık 30 yaşında bir kadın yola çıktı ve o yoldaki tek yoldaşı fırçasıyla, ölüm onların arasına girene değin gitti.
Ölümü fırçayla beklemek

“Aslan gibi, 1.80’in üstünde bir boy, bembeyaz sakal göğsüne inmiş, şahin bakışlı mavi gözler…” Hocasını böyle tarif ediyor Rikkat Kunt Hanım ve ekliyor “Gel, diye kolunu omzuma dolayan İsmail Hakkı Bey Hocayla beraber atölyeye girdik. Giriş o giriş…” Gerçekten de bir talebe için yaşlı sayılabilen Rikkat Hanım; 33 yaşında girdiği akademiden, 65 yaşını doldurduğu güne kadar çıkmamıştır. Sonrasında evinin kapılarını öğrencilere açıp, son nefesine değin çalışmış “fırçam elimde ölmek istiyorum” sözüne sadık kalmıştır. Öyle ki Uğur Derman Bey’in anlattığı bir hatıradan, Rikkat Hanımın çok hasta ve yatakta olduğu bir gün seneler önce yaptığı işi görmesiyle eline fırçayı aldığını, boyayı hazırladığını ve işini bitirdiğinde “Ben hastaydım değil mi?” dediğini hayretle dinliyoruz.
Eti senin kemiği benim
Bir devlet, siyaset ve ilim adamı olan Hüseyin Kazım Beyin kızı olan bu hanımefendinin adını Tevfik Fikret vermiştir. Devrin özelliği itibari ile mükemmel bir Fransızcası olan, Almancayı rahatlıkla konuşabilen bu hanımın Amerikan Mektebi’ne gitmesi engellenmiş, onun yerine Mehmet Akif’ten Türkçe dersleri almıştır.
Anlatıldığı kadarı ile eşsiz bir Türkçesi olan Rikkat Hanım’ın, bunu hocasından aldığı derslere borçlu olduğu anlaşılıyor. Hayatın neler getireceği bilinmez olduğundan başından geçen iki evlilik istediği gibi neticelenmemiş, sonrasında içine kapandığı bir sırada, babasının dayısı olan İsmail Hikmet Bey tarafından akademiye götürülüp hocasının eli öptürülmüştür. Dayısı tarafından “Hoca bu yeni taleben; eti senin kemiği benim, al!” deyip teslim edilmiştir. Yıllarını verdiği tezhip sanatına böyle bir giriş yapan Fatma Rikkat Hanım, yeni şeyler yapabilme isteğinin önüne geçememiş ve bunda da çok isabetli bir karar vermiştir. Feyzullah Dayıgil ile başladığı çalışmalarla hem tezhip sanatı için önemli bir gelişme kat ederken hem de lalelere bir ba’su ba’del-mevt yaşatmıştır.
8 yıllık öğrencilik
Aldığı her nefeste bir hatâinin açılışı, küçük bir damlanın yapraktan düşüşü ve Rumilerin kıvrılışları olan Rikkat Hanım; 8 yıl öğrenciliğe devam ettiği Türk Tezyini sanatlar şubesinden “artık diploma zamanı” dediklerinde hüzünlü bir vedaya hazırlanmıştır. Ancak çok istekli olmasa da kendisine teklif edilen kütüphanede çalışmalarını sürdürmüş ve Necmettin Okyay’ın emekli olması nedeniyle, kendi kadrosunun Rikkat Hanım’a verilmesi isteği üzerine hocalığa geçmiştir. Eli çabuk olan, içine sinmeyen hiçbir işe imza atmayan, hayatında hiçbir sergisi mevcut olmayan bu hanımın; aslında ‘yaptıklarımdan öte bir ben yoktur’ tavrı beni her zaman çeker. Yüzündeki o asil ifade bir kadın bakışının anlatabileceği nice derinlikleri saklamaktadır. Ali Şir Nevai minyatürlerini İstanbul’da yapıp gönderen, Fatih Divanı’nın tezhiplerini üstlenen Rikkat Hanım eşsiz Türkçesine rağmen yazılı bir eser bırakmamıştır.
Zehebehu Rikkat
Daha çok kunt bir tavrı olan Rikkat Hanım, yazısını beğenmediğinden imzayı hocalarına attırırmış. Onun kişiliğinin, başkalarının gözünden bir tezahürü olması açısından, bakın hocasının öğrencisi için attığı imza nasıl? “Zehebehu Rikkat” Arapçada kadın için zehebethu kullanılması gerekirken, bu ifadenin yer alması Uğur Derman’ın dikkatinden kaçmaz ve Necmettin Hoca’ ya bunu hatırlatır. Aldığı cevapla kendi deyimi ile gülmekten az daha yere düşecektir. Çünkü cevap şöyledir: “Evladım, Rikkat için fark etmez!”
Sanatı üzerinde taşımak
Öğrencilerine sanatınızı üzerinizde taşıyın diyen, derken de her haliyle tezyin edilmiş bir hayat yaşayan Rikkat Kunt için son söz, Uğur Derman tarafından vefatında düşürülmüş bir tarih:
“Örtündü hatâyî, bükerek boynunun rûmî,
Tezhipteki renkler bozulup simsiyah oldu.
Halkâr gibi devletliyi öksüz bırakıp da,
Kunt fırçası Türk san’atının durdu. Veda bu!
Baş eğdi cihan, fevtine tarih yazılınca:
Rikkat Bacı Cennet ‘de müzehhip ola ya Hu!”


Fadime Türkölmez tezhibe adanmış bir ruhla tanıştı
 
Üst