Rabbânî Sırlardan Bir Sır; İhlâs | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Rabbânî Sırlardan Bir Sır; İhlâs

_ikLiL_

VUSLATA HASRET.....
İhvan Üyesi
Katılım
24 May 2010
Mesajlar
2,117
Puanları
0
Yaş
28
Rabbânî Sırlardan Bir Sır; İhlâs
Yegâne maksâd Allah'ın Rızası

İhlâs, bir işi bir tek sebep ve maksat için yapmaktır. Yapılan ibadet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakiki ve esas gaye etmeyerek, yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gaye edinmektir.

Bir menfaat sağlamak veya bir zarardan korunmak için yapılan ibadet, ihlâslı değildir.

Tevhitte ihlâs ise; Allahu Zülcelal'in birlik vasfına ikilik unsurunu katmaktan sakınmak ve O'ndan başka ilah olmadığına inanmaktır.

Allahu Zülcelal'e karşı yapılan kullukta ihlâs; kalbi, ruhu ve sırrı, Allahu Zülcelal'in dışındaki her şeyden temizlemektir.

İhlâs; amelinne Allahu Zülcelal'den başka hiç kimsenin muttali olmaması, yapılan amelde nefsi görmemek, hiç kimseden bir karşılık beklememek ve bunun Allahu Zülcelal'in bir lütfu olduğunu bilmektir. Çünkü insana ibadet yapmayı nasip eden ve ibadetin üzerinde muvaffak kılan Allahu Zülcelal'dir.

İhlâsın oluşması için amel ederken, Allahu Zülcelal'in emrini yerine getirmenin, O'nun rızasını tahsil etmenin ve O'nun vaat ettiği sevabı kazanmanın yegâne maksat olması lazımdır. Yegâne maksadın bu olduğu amel halis ameldir. Sahih ve geçerli olan amel de bu ameldir.

İhlâslı Kimsenin Hali

İhlâs; Allahu Zülcelal'in nurlarından bir nurdur. Allahu Zülcelâl İhlâsı gerçek mümin kullarının kalbine verir. Nitekim Allahu Zülcelâl bir hadis-i kutside şöyle buyurmuştur: "İhlâs Benim sırlarımdan öyle bir sırdır ki, ben onu ancak sevdiğim kullarımın kalbine koyarım."(Kuşeyri Risalesi, Ebu'l-Kasım el Kuşeyri)

Allahu Zülcelâl, bu Hadis-i Kutside, bizlere rızasına ulaşacak çok güzel manevi yol bir göstermiştir.

Demek ki insan Bu Hadis-i Kutsiye göre kendisini tartabilir. Allah-u Zülcelâl beni seviyor mu? Sevmiyor mu? Diye düşündüğü zaman, kendisinin ne durumda olduğunu meydana çıkarabilir. İnsan amelini sırf Allah için yapıyorsa bu Allahu Zülcelal'in onu sevdiği manasına gelir. İnsanın amelinde ihlâs yok ise o kimseye Allahu Zülcelal'in sevgisi yok demektir. Onun için her insan kolaylıkla kendisinin ne durumda olduğunu anlayabilir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: 'Ameli Allah için halis kılmak, Müslüman olan bir kimsenin kalbinin vazgeçilmez vasfıdır.'(Tirmizi)

Ebu Osman el-Mağribi şöyle demiştir: 'İhlâs; yapılan amellerde nefsin payının bulunmaması, yani her yapılan işin sadece Allah-u Teala'nın rızası için yapılmasıdır.'

Ya'kub el-Mekfuf şöyle demiştir: İ'hlâslı kimse, günahlarını gizlediği gibi ibadet ve hayırlarını da gizleyen kimsedir.'

Bazı hikmet ehli zatlar ise şöyle demişlerdir: 'İlim tohumdur, amel onun ekilmesi, ihlâs ise onun sulanmasıdır.'

İnsan ziraatını sulamadığı zaman bir verim elde edemez ve o tarla menfaat vermez ise bunun gibi ihlâssız olan amel de sahibine bir menfaat vermez.

Bilindiği gibi tohum ekilmezse zamanla çürür. Ekilip de sulanmazsa o zamanda tarlada çürür. İşte ilim ve amelin ziraat gibi yeşerip çoğalması da ihlâs sayesindedir.

Kurtuluş İçin İki Çâre

Onun için El-Mervezi şöyle demiştir: "Dünya ve ahirette kurtuluş ve mutluluğun çaresi iki şeydir. Bunlar; Allah-u Teala'nın takdir ettiğine rıza göstermek ve O'nun için yapılması gereken amelde ihlâs gözetmektir."

Anlatıldığına göre, İsrailoğulları döneminde bir âbid, kendi kulübesinde ibadetle meşgul iken, bir topluluğun bir ağaca taptıklarını görmüş. Bunların yaptıkları bu yanlış işe kızmış ve baltasını alıp ağacı kesmeye gitmiş. Giderken iblis yaşlı bir adam suretine girip karşısına çıkmış ve bu teşebbüsünden vazgeçmesini istemiş. Âbid vazgeçmeyeceğini söyleyince kapışmışlar ve abid onu yere yıkıp göğsüne oturmuş. İblis:
"Beni bırak sana güzel bir teklifim vardır", demiş. Âbid onu bırakmış ve teklifinin ne olduğunu sormuş. İblis:
"Sen bu ağacı kesmekle bir sonuç alamazsın. Çünkü onun yerine yenisini dikerler. Fakat sen bu işten vazgeçersen, her akşam sana iki altın getiririm. Bunlarla hem kendin geçinirsin hem de fakir ve muhtaçları beslersin. Bu sana daha çok sevap kazandırır", demiş.

Teklif abidin hoşuna gitmiş ve kabul etmiş. İblis iki gece altınları getirmiş ve ondan sonra getirmemiş. Aldatıldığını gören abid kızmış ve tekrar baltasını alıp ağacı kesmeye gitmiş. Yolda iblis yine o yaşlı adam suretinde görünmüş ve fikrinden vazgeçmesini istemiş. Âbid İblisin yakasını tutmuş ve yere yıkmaya çalışmış, fakat bu sefer İblis onu yere yatırmış. Âbid buna hayret etmiş ve sebebini sormuş. İblis:
"İlk önce sen Allah için benimle kapıştın, Allah da sana yardım edip güç ve kuvvet verdi. Bu sefer ise sen altınlar için kapıştın. Onun için kendi gücünle kaldın", demiş.

Bu âbidin hikâyesinde bizim için çok büyük dersler vardır. İnsan ihlâslı olarak bir ameli yaptığı zaman, Allahu Zülcelal'in ne şekilde güç ve kuvvet vereceğini çok açık bir şekilde bu hikâyeden anlayabilir. Âbid ilk seferde Allah için ihlâslı bir şekilde gittiğinden dolayı şeytana galip geldi.

İkinci seferde ihlâsını değiştirip altın gelmiyor niyetiyle gittiği için bu sefer şeytan ona galip geldi. Bu bizim için çok büyük bir ibrettir. Onun için amelimiz daima Allah rızası için olmalıdır. Başka bir şeyin İhlâsımızı bozmaması için gayret göstermemiz lazımdır.

Evet, ihlâsta kuvvet ve Allahu Zülcelal'in yardımı vardır. Onun için Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
'Küçük bir topluluk çok kere, büyük bir topluluğu Allah'ın izniyle yenmiştir. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.' (Bakara; 249)

İhlâsı Kazanmanın Yolu

İhlâsı kazanmanın yolu nefsin arzularını kırmak, dünyadan ve halktan ümidini kesmek ve bütün himmetiyle ahirete yönelmektir. Bu yapılmadığı takdirde halis gibi görünen amellerde bile karışıklık ve bulanıklık bulunur.

Bir zat şöyle anlatmıştır: "Ben otuz sene bütün farz namazları cemaatle ve birinci safta kıldım. Bu bana zevk verirdi ve ben bunun halis bir amel olduğunu sanırdım. Sonra bir sefer biraz geç geldiğim için ancak ikinci safta yer bulabildim ve bu safta namaz kılınca da halktan utandığımı hissettim. O zaman anladım ki, ben otuz sene riya ve gösteriş için erken mescide gitmiş ve birinci safta namaz kılmışım. Bunun üzerine istiğfar edip bu otuz senelik namazları kaza ettim."

Evet, riya, gösteriş, menfaat ve diğer dünya mülahazaları görünmeyen mikroplar gibi amele girer ve onu bozarlar. Onun için Allahu Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde Allah tarafından onlar için farkında olmadıkları ve hesaba katmadıkları şeyler (günahlar, amelleri bozan hususlar) ortaya çıkarılır ve bunlar kendilerine gösterilir..."(Zümer; 47-48)

İhlâs İki Kısımdır

Birincisi ibadette ihlâstır. Bu ihlâs yapılan bir ibadette yalnızca Allah-u Teala'nın rızasını ve sevabını düşünmektir. İkincisi ise; ibadetin dışında kalan işlerdeki ihlâstır. Bu İhlâs, bunları da ibadetteki düşünce ile yapmaktır.

Bu ikinci kısma işaret eden Sehl bin Abdullah Tüsteri: "İhlâs; kulun bütün hareket ve davranışlarının Allah-u Teala için olmasıdır." demiştir.

Bu ihlâsa sahip olan kul devamlı ibadet halindedir. Herhangi bir amelde Allahu Zülcelal'in rızası gözetildiği zaman o amel makbuldür. Bütünüyle ihlâslı olan ameller, kalbin nurunu çoğaltır ve ondaki Allah ve ahiret sevgisini artırırlar. Bütünüyle dünyevi ve nefsanî gayelere dayanan ameller ise kalbin nurunu söndürür ve güzel duyguları öldürüp kötü duyguları canlandırır.

Karışık amaçlı amellere gelince, bunlar güdülen amaçların ağırlığına göre iyi veya kötü yönde etkilerler. Onun için insan, ihlâslı olarak az amel yapsa bile Allahu Zülcelal'in yanında çok büyük mükâfatlar elde eder.

Bütün bunlardan sonra, kendimizi manevi hastalıklardan temizlememiz lazımdır. Bu manevi hastalıklar, ihlâsın karşısında en büyük engellerdir. Bunların en başta geleni de riyadır ki, ihlâsın insanın kalbine girmesini engeller. Onun için elimizden geldiği kadarıyla Allahu Zülcelal'i razı etmeye gayret göstermeliyiz.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Allahu Teala kıyamet gününde sevap ve günahlar tartıldıktan sonra, ümmetimden bir kişiyi, her bir sayfası insan gözünün görebildiği kadar büyüklükte, günahlarla dolu doksan sayfalık ameli ile meydana çıkarır. Bu kişi perişan bir halde başını önüne eğip benim halim ne olacak, diye düşünürken, Allah-u Teala şöyle buyurur:
-Ey kulum! Senin günahından fazla bir şey yazdım mı? O kul şöyle cevap verir.
-Ey Rabbim! Bu kitapta yazılı olan bütün günahları yaptım. O zaman Allah-u Teala şöyle buyurur;
-Ben hiçbir kuluma zulüm etmem. Senin, benim yanımda öyle değerli bir amelin var ki, o amel seni rahatlatacaktır. "(Tirmizi, İbn Mace)

İşte, kulun bu kadar çok günahı olmasına rağmen, Allahu Zülcelal'in rızası için yapmış olduğu ihlâslı bir amel, onun kurtulmasına sebep olmaktadır. Nitekim Allahu Zülcelâl kendi katındaki o ihlâslı ameli çıkarıp terazinin diğer tarafına koyduğu zaman, bütün günahları o ihlâslı amelin yanında hafif kalır.

Yukarıda geçen bu hadisi şerifte bütün müminler için çok büyük işaretler vardır. Ne yaparsak yapalım, yalnızca Allahu Zülcelal'in rızasını gözeterek ihlâslı bir şekilde yapmalıyız. Ve daima: "Allah-u Zülcelâl benim kalbime daima muttalidir. Bu yaptığım amel ihlâslı mı?" Diye kendimizi kontrol etmeliyiz.

İnsan az amel yapsa dahi, ihlâslı olarak yaptığı zaman, Allahu Zülcelal'in yanında çok büyük mükâfatlar elde eder.
 
Üst