ÖlÜm Senfonİsİ Ve İnsan | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

ÖlÜm Senfonİsİ Ve İnsan

Ebu Zerr

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ara 2006
Mesajlar
75
Puanları
0

ÖLÜM SENFONİSİ VE İNSAN

“İnsan bu su misali , kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya …”
N.F.K
Evet, insan…Su misali akıyor kıvrım kıvrım.Bir kararda gidemiyor hep.Bir o yana dönüyor bir bu yana dönüyor; olmadı gerisingeri gidiyor.Ama hep akıyor…Nereye mi?Tabi ki ölüme…
Her geçen saniye ölüme yaklaştırıyor insanı.Aykut Kuşkaya’nın “Ölüme nişanlıydım dünyaya geldiğimde; annem, babam mutlu bende gözyaşı” dediği gibi…Ya da Yahya Kemal Beyatlı’nın “Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…” dediği ölüm.Yıllarca edebiyatçıların sızlandıkları,yakındıkları ve belki de bekledikleri ölüm.
İsterseniz bir de Cahit Sıtkı Tarancı’nın;”Yaş otuz beş yolun yarası eder” diyerek tanımladığı yaklaşan ölüm.Abdülhak Hamit Tarhan’ ın “Makber” inde görebildiğiniz gibi, Montaigne’nin denemelerinde de görebilirsiniz onu…İsterseniz Aşık Veysel’in türkülerinde, isterseniz Barış Manço’nun ”Gülpembe” sinde…Her yerde o çıkar karşınıza, her yerde…
Yazın, o sıcak havasıyla coşkunken, söğüt dallarının hışıltıları altında uyurken birden güz geliverir.Artık dayanamazsınız o hışıltıya; çünkü yerini fırtınalara, soğuk poyrazlara bırakmıştır.Sararan yapraklar yağmur taneleri gibi teker teker düşerken toprağa size bir mesaj verir: “Ölümü hatırlayın” der âdeta…
Size hiç oldu mu bilmem.Hani tam kurtaracakken önünüzde ölenler… Ya da günlerinizi verdiğiniz menevşenizin birden soluvermesi...Gözlerinde ufukları seyrettiğiniz sütbeyaz güvercininizin bir gece yumması o kızıl gözlerini…Örnekleri çoğaltabilirsiniz, sizi sıkmak istemiyorum.
Yani her visalden sonra ayrılık gelir.Her kavuşma hasretin habercisidir aynı zamanda…Bir gün o sımsıkı sararak mutlu olduğunuz anneniz gider.Bir gün elini öperken utandığınız babanız.
Geceleri mehtabı seyrederek hâyâller kurduğunuz eşiniz…Saçlarını okşarken tebessüm ettiğiniz evladınız…Hatıralarıyla büyüdüğünüz pamuk sakallı dedeniz…Masallarıyla uykuya daldığınız tonton nineniz…Geceleri omuz omuza verip uykusuz kaldığınız dostunuz.. Tozlu elleriyle sizi siz yapan öğretmeniniz ve daha neler neler…Hepsi de gidecek bir bir…Belki kimisi gözlerinizin önünde ayrılacak sizden…Kimisinin ayrılığını üçüncü sayfa haberlerinden öğreneceksiniz…Kimisi de sizi bekleyecek ardınızdan yetişmek için…
Hep yadsırız bu gerçeği.Hep es geçeriz nedense…Hâlbuki okuduğumuz psikoloji kitaplarında ;“korkularınla yüzleşmelisin” denir de biz hep boş veririz.Çünkü onlar yüreğimizi burkan, gırtlağımızı tıkayan şeylerdir bizim için…
Kimimiz kazancımıza adarız ömrümüzü, kimimizse kapitâl-komünâl ekonomi tartışmasıyla geçiririz.Kimimiz bir kere “Seviyorum” diyemeden gideriz.Kimimiz deyip de duyamadan…
İhtiras, prestij arzusu ve intikam hisleriyle boş veririz bu gerçeği…Fakat bir gün aniden çıkıverir karşımıza ecel denilen sevgilimiz.Kucaklar ve bağrına basar bizi.Ya nankör bir kurşunla ya da E5’in kafa şişiren gürültüleri arasında…Ya yumuşacık bir yastıkta veya ilaç kokulu çayımızı yudumlarken metris koridorlarında.
Ama sonunda kayboluveririz, gidiveririz uzak diyarlara…
Çoğu insan kafa patlatır günlerce…Fakat anlayamaz gerçeği…Çünkü hâlâ kapitâl-komünâl tartışmasındadır onun aklı.Hâlâ gün sonu kapanış kurlarını düşünmektedir.Hâlbuki o süslü kapların altındaki tozlu sayfalarda ve her gün kulaklarımızı çınlatan memleket hoparlörlerindedir gerçek.Yeter ki duyulabilsin, yeter ki duyalım…Bir denesek, o zaman görürüz o metafizik ışıltının kalbimizdeki yansımasını…O zaman anlarız aşk denen kavramın sonsuzluğunu…O zaman anlarız yaşamın, insanın, her şeyin kıymetini…Yeter ki bir denesek…
Ölümü ilk defa çocukluk yıllarımda duydum.O zamanlar onun nasıl bir karaktere sahip olduğunu bilmezdim.Fakat yıllar bana çok şey öğretti, daha da öğretecek.Neyse nerde kalmıştık ?Hâ ölüm diyorduk…Altı yaşlarındaydım bir aile dostumuzun eşi kanserden vefat etmişti.Annem duyunca bayılmıştı çalıştığı yerde…Bense korkmaya başlamıştım annemi- o tek teselli kaynağımı- kaybederim diye…Hâlâ hatırlarım…Benden büyük iki çocuğu vardı.Öksüz kaldılar tabi, kolay değil.El ele tutuşup çekindiğimiz fotoğraf hâlâ durur albümümde…
İkinci karşılaşmamız şöyle oldu:Çok sevdiğim büyük ninem, ilk önce koşup ona sarıldığım o Osmanlı Hanımefendisi…Eskileri dizine yaslanıp da anlattırdığım doksanlık ninem…Ölümüne bir hafta kala görmüştüm.Tabi görür görmez başlamıştım sulu gözlülüğe…Yatağından doğrulup bana acıyarak; ”ağlama yavrum” demesi çıkmaz aklımdan…Allah’tan onunla da baş başa bir resmimiz kayıtlı albümümde…
Üçüncüsü üst kattaki Hasan dedeydi…O tık tık baston sesiyle, ceplerindeki şekerleri dağıtırdı çocuklara…
Bir kamyon geri geri giderken vesile oldu Allah’a kavuşmasına…Mübarek beş vaktini camide kılardı.O gün de oruçluymuş.Hatırlarım da bize gençliğinin geçtiği otuzlu yılları anlatırdı.O da gitti.İlk cenaze namazımı onunkinde kılmıştım.
Ölümle bu tanışmalarımız yetmedi.Daha da sıklaştı.Liseye geldim.Bir gün tam ders esnasında bir haber; arkadaşımızın abisi kaza geçiriyor.Dokuz aylık hamile eşi vefat ediyor.Çocuğu kurtaramıyorlar.Abisinin sadece kolu kırılıyor ama o acı sanki kanatlarını kırıyor onun.
Konya’nın ünlü cerrahlarından kendisi…Merhum eşi de psikiyatrı doktoru…Mutlu hâyâller, tozpembe düşler bir anda değişiveriyor.Hatırlarım da abisi evlendiğinde arkadaşım ne çok sevinmişti.Kısmetin ötesi yok…
Beni en çok etkileyen de o olmuştu.Hemen gitmiştik cenazesine sınıfça…Birbirlerine küs olanlar bile bir anda tek yumruk olup destek olmaya çalışmışlardı.Cenazesine giderken çok tövbe edenler olmuştu “Allah’ım tövbe ediyorum tüm günahlarıma” diye…
Hele o gencecik hanımın bembeyaz kefen içinde kabre konulduğu an…Gözlerimin önünden gitmiyor, gitmez de…Yanı başında ağlayan abisi…Çökmüş babası…
O gün söz vermiştim kendi kendime…“Artık hayatımı bir düzene koyacağım” diye…Benim gibi bir çok arkadaş da verdi.Lâkin yine de (başta ben olmak üzere ) unuttuk dünya dertlerinden o sözleri…
Sözüme son vermeden, geçen de çok sevdiğim ihtiyar dedeyi sordum cami cemaatine…Gideli altı ay oluyor denilince gözlerim doldu. Ne anılarımız geçmişti onunla, o da gitti.
Neyse, anlayacağınız giden gidene…Biz dünyaya direk mi kalacağız.Biz de gideceğiz bir gün.Kim bilir Allah’tan başka… Belki yarın, belki de şimdi kalemim elimdeyken.Belki de sizinle son paylaştığım duygular bunlar.
 
Üst