nefsimi şeytanımı aklımı imanımı

Erhan

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Tem 2006
Mesajlar
2,101
Beğeniler
11
Puanları
38
Web sitesi
www.softajans.com
#1
AHMED ŞAHİN


Nefsi, şeytanı mı; aklı, imanı mı besliyoruz?

Ne dersiniz bu mevsimlik konuyu bir daha düşünelim mi? Evet, diyorsanız, buyurun, şu yorum doğru mu bir bakın.


İnsanda hem akıl ve iman vardır hem de nefis ve şeytan... Her ikisi de insanı yönlendirme görevini yüklenmişlerdir. Bu sebeple insan ya aklının, imanının etkisinde kalır ya da nefsinin ve şeytanın etkisinde... Bilinen bir gerçektir ki, kimse aklının, imanının etkisinden çıkmak istemez. Hep bu iki melekenin yönetiminde kalmayı arzular. Çünkü akıl ve imanda kötüye yönlendirme yoktur. Ama buna rağmen zaman zaman aklının, imanının istemediği yanlışları da yapar insan. Niçin yapar bu istemediği yanlışları? Çünkü nefsini ve şeytanını besleyip kuvvetlendirmiş, onun baskısı altına girmiş de ondan.

İşte dinî hayatta bütün mesele burada. Beslenme meselesinde! Şayet nefsini ve şeytanını günahlarla, haramlarla besliyor, onları kuvvetlendirip azgınlaştırıyorsa, artık bu kimsenin akıllı, imanlı olması yeterli değildir. Aklı tasvip etmemesine, imanı rıza göstermemesine rağmen günahlara yönelir, yanlışları yapar. Hatta bu günahlara aklından, imanından feryatlar yüksele yüksele sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve şeytanı öylesine beslenip azgınlaşmış ki, artık imanını da aklını da dinlemez hale gelmişler. Bu yüzden sürükleye sürükleye götürür zayıf kalmış iman ve akıl sahibini. Bu durumda ortaya çıkan gerçek şudur: Aklın, imanın tasvip etmeyeceği yanlışlara düşmemek için nefsi ve şeytanı günahlarla, haramlarla besleyip de azgınlaştırmamak gerekmektedir.

Günümüzde nefis ve şeytanı besleyen mevsimlik günah vasatı oldukça fazladır. Kendinizi korumaya almadığınız takdirde nefis ve şeytanın beslenmesi söz konusudur. Hatta okuduğunuz bazı gazetelerdeki müstehcen resimler, seyrettiğiniz bazı ekranlardaki görüntüler nefsi ve şeytanı beslemek için yeterlidir. Şayet kullanımda sınır koymadığınız bilgisayarınız da devreye girmişse besleme daha da korkunçtur. Bir de bakarsınız ki, imanından, aklından şüphe etmediğiniz sağlam kimseler bile günahlara maruz. Direnememiş, dayanamamış, sürüklenmiş... Çünkü nefsi beslenmiş, şeytanı kuvvetlenmiş... Beslenip kuvvetlenen, zayıf kalanı elbette boğar, isyan bayrağını da çeker. Onun için söylemiş Müceddidü’z-zaman meşhur sözü: “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır! Tövbe, istiğfarla o günah silinmezse sonuç bağımlılık halini alır.”

Şayet nefsi ve şeytanı besleme devam eder de aklı ve imanı zayıf bırakma sürdürülürse... Akıl ve iman feryat ede ede gider insan günahlara, yanlışlara, hatalara ve Allah korusun (devam ederse) küfre... Kuvvet meselesi bu. Hangileri kuvvetleniyorsa o hakimiyetini sürdürecek, etkisini gösterecektir insanda. Akıl ve iman mı? Nefis ve şeytan mı?

Demek bütün mesele, besleme meselesindedir. İman mı besleniyor helallerle, sevaplarla, ibadetlerle? Nefis mi besleniyor haramlarla, günahlarla, çığırından çıkmış eğlencelerle? Bunun için arkadaş mühim, bunun için çevre mühim. Bunun için okunan gazete, kitap, dinlenen radyo, seyredilen televizyon, gidilen sohbet mühim. Neyi besliyorlar, aklı ve imanı mı, yoksa nefsi ve şeytanı mı?.. Unutma, hangisini besliyorsan hayatın onun yönlendirmesindedir. Hatta sen istemesen de...
 
Üst