Müslüman gençler hz. Yûsuf’u örnek almalıdırlar | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Müslüman gençler hz. Yûsuf’u örnek almalıdırlar

cicek demeti

Sükut
İhvan Üyesi
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Puanları
0


MÜSLÜMAN GENÇLER HZ. YÛSUF’U ÖRNEK ALMALIDIRLAR



Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN


Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de bir kısım peygamberlerin hayatını uzun uzadıya anlatmakta ve kıyâmete kadar gelecek olan inananlara bir takım mesajlar vermektedir. Bu peygamberlerden biri de Hz. Yûsuf (a.s.) dır. Kur’ân-ı Kerîm’de, onun adını alan bir sûre vardır. Bu sûreyi gençlerimiz sık sık okumalıdırlar. Yüce Allah’ın bu sûrede anlattığına göre Hz. Yûsuf, çocukluğunda ve gençliğinde birkaç defa imtihandan geçirilmiş ve bunların hepsini başarı ile kazanmıştır. En zor imtihanı da, gençliğinin zirvesinde iken soylu ve güzel bir kadın ile imtihan edilmesidir. Yüce Allah’ın yardımı ile bu imtihanı da kazanmış, edebi ve hayâsı ile dillere destan olmuştur.
Hz. Yûsuf, Hz. Yâkûb’un oğludur. Hz. Yâkûb, Hz. İshâk’ın oğlu; o da Hz. İbrâhim’in oğludur. Bizim peygamberimiz ile Hz. Yûsuf’un nesli, Hz. İbrâhim’de birleşir.
Hz Yâkûb, dedesi İbrâhim’in hicret edip yerleştiği Filistin’de yaşıyordu. Kendisinin, onbir oğlu vardı. Yûsuf ile Bünyâmin bir anadan, diğer oğulları da başka bir anadan dünyaya gelmişlerdi. Hz. Yâkûb’un, Yûsuf’u çok sevmesi diğer kardeşlerde kıskançlık meydana getirdi. Yûsuf’u kıskanan üvey kardeşler, onu pikniğe götürdü ve orada bir su kuyusuna attılar. Babalarına da “Baba, Yûsuf’u kurt yedi” diye yalan söylediler. Babalarını kendi yalanlarına inandırmak için de Yûsuf’un gömleğini kana bulayıp getirdiler. Bu olaya üzülen Hz. Yâkûb (a.s.), yıllarca ağladı ve gözleri artık görmez oldu. Sabır gömleğini giyinerek, her zaman yaptığı gibi Yüce Allah’a tevekkül edip neticeyi beklemeye koyuldu.
Hz. Yûsuf’un atıldığı kuyunun yanından geçen bir kervânın yolcuları, kuyudan su alırken, kovalarına tutunarak çıkan güzel bir çocuğu görünce birbirlerine “Müjde! İşte bir erkek çocuk” diyerek sevinçlerini dile getirdiler. Bu dünya güzeli çocuğu Mısır’a götürüp köle diye sattılar. Mısır’da onu alan adam karısına “Ona değer ver ve güzel bak; belki de onu evlât ediniriz” dedi.[1] İslâmî kaynaklardaki bilgilere göre Hz. Yûsuf’u himâyesine alan bu zât, Mısır’ın mâliye bakanı idi. O, Hz. Yûsuf’un zekâ ve kâbiliyetini sezmiş, bu yüzden ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü. Ayrıca son derece sevimli bir çocuk olan Hz. Yûsuf’u evlât edinebileceklerini söylemişti. Adamın, eşine: “Belki de onu evlat ediniriz.” demesinden bu çiftin çocuklarının olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu olayları yaratan Yüce Allah’ın muradı da, Yûsuf’u, Mısır’a yerleştirmek ve onun hayatı üzerinden, inananlara ders vermekti. Şimdi, gençlerimizin, onun hayatından alması gereken dersler başlıyor.
Yüce Allah şöyle buyurur: “(Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isâbetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte, güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız. Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi; kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi. O da, “(Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira, kocanız benim velînîmetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zâlimler iflah olmaz!” dedi. And olsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işâret ve îkazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o, ihlaslı kullarımızdandı.”[2]
Bu olay, o zamanki Mısır krallığının mâliye bakanının sarayında cereyân etmektedir. Genç, bekâr ve yakışıklı olan bir delikanlı, kendisini beraber olmaya dâvet eden güzel bir hanımın bu dâvetini, “Ben, böyle bir çirkinliği işlemekten Yüce Allah’a sığınırım.” diyerek reddediyor. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, olayın devamını şöyle anlatır:
-“İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın, onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında, kadının kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin âilene kötülük etmek isteyenin cezâsı, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!”
Yûsuf: “Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi.” dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şâhidlik etti: “Eğer, gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır. Eğer, gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.” ( Kadının kocası, Yûsuf’un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): “Şüphesiz, bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” dedi.
(Sonra da), “Ey Yûsuf ! Sen, bundan (bu olup bitenleri söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen, günah işleyenlerden oldun.” dedi.”[3]
Kadının kocası, olayın duyulmaması için ne kadar gayret ettiyse de, başarılı olamadı. Olay, çevrede ve özellikle üst düzey idârecilerin hanımları arasında duyuldu. Yüce Allah, olayların devamını şöyle anlatır:
-“Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: “Aziz’in karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yûsuf’un sevdâsı onun kalbine işlemiş! Biz, onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi, onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan her birine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf’a): “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: “Hâşâ Rabbimiz! Bu, bir beşer değil… Bu, ancak üstün bir melektir!” Kadın dedi ki: “İşte kakında beni kınadığınız şahıs budur. Ben, onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. And olsun, eğer o, kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!”
(Yûsuf): “Ey Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir. Eğer, onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve câhillerden olurum.” dedi. Rabbi, onun duâsını kabul etti ve hîlelerini onda uzaklaştırdı. Çünkü o, çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
Sonunda (Aziz ve arkadaşları), kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.[4]
Yüce Allah, bu âyetlerin devamında, Hz. Yûsuf’un zindana atılmasını, zindan arkadaşları ile olan konuşmalarını, hapishâne günlerini, oradan kurtulmasını, Mısır hazinesinin başına geçmesini anlatır.
Biz, Hz. Yûsuf’un hayatının buraya kadar anlatılan bölümünün, inananlara ve özellikle gençlere ne gibi dersler ihtivâ ettiğine bakalım ve bunları sıralamaya çalışalım:
*Bülûğ çağı, çocukluktan çıkma, erginliğe adım atma çağıdır. Bu çağa ulaşan her insanın çevresinde tuzaklar vardır. Anne ve babalar, çocuklarını bu tuzaklardan korumak için çok uyanık olmalıdırlar. Yanında annesi ve babası olmayanlar da, Hz. Yûsuf gibi kendilerini korumalı ve tuzağa düşmemelidirler.
*Yüce Allah’ın,yukarıda geçen âyetlerinin meâllerinden öğrendiğimize göre, bu tuzaklardan korunmak için gençlerin, faydalı bilgi, iyi ahlak ve sağlam îman ile donanmaları gerekir. Hz. Yûsuf örneğinde olduğu gibi, bu üç artı değeri şahsında toplayanların yardımcısı Hazreti Allah’tır.
*Kendilerine uygunsuz bir teklif yapılan gençler, bu teklifi hemen anında reddetmelidirler. Kadın, Hz. Yûsuf’a “Haydi gel!” der demez, Hz. Yûsuf, “Ben, böyle bir çirkinlikten Allah’a sığınırım.” diyerek bu teklifi hemen reddetmiştir. Yüce Allah da, kendine sığınan bu kulunu korumuştur. Kul, çirkinliklerden uzak durur, hayâ ve edebi ile yaşarsa Yüce Allah, onu koruması altına almaz mı?
*Hz. Yûsuf, Yüce Allah’ın ihlaslı kullarındandı. Yüce Allah, kendine gönülden ve samîmî olarak bağlı kullarına, yeri geldiğinde veya onlar darda kaldıklarında, ne yapacaklarını veya nasıl yapacaklarını kendilerine gösterir, onlar da bunu açık bir şekilde görürler. Âyette geçen “Eğer, Rabbinin bürhânını görmeseydi” ifâdesi bunun apaçık delilidir.
*Hz. Yûsuf için bu tuzağı kuran kadının ismi, kaynaklarda “Râil” diye geçmektedir.[5] Zelîhâ (veya Züleyhâ) bu kadının lakabıdır.[6] Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de onun ismini anmaz. Çünkü, önemli olan onun ismi değil; gençleri, onun ve onun gibilerin şerrinden korumaktır. Yüce Allah, geçen âyetlerde bu konuda mesajlar vermektedir.
* Sevgili gençler! Zamanımızda o kadar çok Züleyha var ki, ne tarafa baksak, onların tuzaklarını görüyoruz; ne tarafa adım atsak onların tuzaklarına düşme tehlikesi ile baş başa kalıyoruz. Şurası muhakkak ki, biz, Züleyha’nın tuzağından daha beter tuzaklarla kuşatılmış durumdayız. Sokaklar, caddeler, çarşılar, pazarlar, televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler, her biri binlerce Züleyha olmuş, bizi günah bataklığına çağırıyor. Bu Züleyhalar, kendilerini bize arzedip bizi günah bataklığına çağırırken, bizden bir bedel istiyorlar. Yerine göre îmânımızı, yerine göre ahlâkımızı, yerine göre iffet ve hayâmızı, yerine göre de bizi biz yapan tüm değerlerimizi istiyorlar. Bize şahsiyet veren, bize kimlik kazandıran, bizi biz yapan bütün değerlerimizden soyutlayarak kedilerine râm etmek, köle etmek, esir etmek, sonra da istedikleri şekilde nefsî, şehevî aşağılık arzularına hizmet ettirmek istiyorlar. Böyle bir zillete, böyle bir meskenete hangi şerefli insan düşebilir. Hangi olgun Müslüman, böyle bir alçaklığı kabul edebilir. Elbette ki, îmân şerefiyle şereflenmiş Müslümanlardan hiçbiri, bu zilleti ve ********liği kabûl etmez. Onurlu Müslümanlardan hiçbiri bu ahlaksızlık bataklığına düşmez.
* Sevgili gençler! Kendimizi, âhiret azâbından koruyalım. İnsanlar arasında takvâ elbisesi giyip de, ıssız ve tenhâ yerlerde de şekâvet elbisesi giyen âsîlerden olmayalım: Nerede olursak olalım, hangi şartlar içinde bulunursak bulunalım, ne kadar câzip tekliflerle karşılaşırsak karşılaşalım, asla ve kat’a Yüce Allah’ın koyduğu hudutları çiğnemeyelim. Bir anlık dünyevî zevkler için ebedî hayatımızı harap etmeyelim. Her an Rabbimizle berâber olma şuûrunu canlı tutalım.
* Hz. Yûsuf, kendisine tuzak kuran kadının tuzağından kurtulmak için kapıya doğru koşuyor, kadın da arkasından koşarak onu yakalamaya çalışıyordu. Yakalamak için, Hz. Yûsuf’un gömleğinden tutmuş ve onu yırtmıştı. Tam bu sırada, evin erkeği kapıyı açmış ve eşini suçüstü yakalamıştı. Kadın, Hz. Yûsuf’u suçlayarak kendini temize çıkarmaya çalışıyordu. Kocası, bu çirkinliğe teşebbüs edenin kendi eşi olduğunu tespit ettikten sonra eşine, “Şüphesiz bu, sizin tuzağınızdır. Gerçekten, sizin tuzağınız büyüktür.” diyerek onu azarladı.
* Sevgili gençler! Târih boyunca gerek erkekler ve gerek kadınlar, hasımlarını alt etmek veya bir şeyi elde etmek için çeşit çeşit tuzak kurmuşlar, veya da hîle yapmışlardır. Ancak, kadınların hîle ve tuzakları, erkeklerin hîle ve tuzaklarına göre çok büyüktür. Onlar, kadınlık silahını kullanarak kurmuş oldukları tuzaklarda, erkeklere göre daha başarılı olmuşlardır. Evet, kadınların hîle ve tuzakları çok büyüktür. Onların tuzaklarına düşmemek için, dış görünüşlerine aldanmadan, ruh yapılarını çok iyi tanımak gerekir. Elbette ki bu kural, bütün kadınlar için geçerli değildir. Sözümüz, herhangi birine tuzak kurmayı kafasına koymuş olanlar için geçerlidir. Yoksa, bu dünyada eli öpülecek nice kadınlar vardır. Onlar için olumsuz bir şey söylersek, ağzımız eğilir.
* Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Hz Yûsuf’un hayatını anlatarak bize çok şeyler öğretiyor. Hz Yûsuf’un hayatını okurken, İnsanların, durduk yerde iftiraya uğrayabileceğini, haksız yere yıllarca hapis yatabileceğini, hayatının kimi dönemlerinde ummadığı olumsuzluklarla karşılaşabileceğini öğreniyoruz. Daha doğrusu hayat denilen muammâyı öğreniyoruz. Düştüğü hapis hayatı, Hz. Yûsuf için “Medrese-i Yûsufiyye” olmuştur. Bir taraftan kendine ayrılan temiz mekânda Rabbine ibâdet ederken, diğer taraftan da zindanda bulunanlara tevhîd inancını anlatıyor ve onları puta tapıcılıktan vazgeçirmeye çalışıyordu. Bu medresede hem kendisi yetişmiş hem de kendisi gibi genç olan hapis arkadaşlarını yetiştirmiştir. Zindan, onun, Rabbine ibâdet etmesine, teblîğ vazifesini yapmasına asla engel teşkil etmiyordu. Kendisi gibi genç olan hapis arkadaşlarına yaptığı dersi birlikte dinleyelim:
-“…Şüphesiz ben, Allah’a inanmayan bir kavmin dîninden uzaklaştım. Onlar, âhireti inkâr edenlerin tâ kendileridir. Atalarım İbrâhim, İshâk ve Yâkûb’un dînine uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yakışmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan tek Allah mı?
Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sâdece Allah’a âittir. O, size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi emretmiştir. İşte, dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.[7]
Şurası bilinmelidir ki, her peygamber ve her Müslüman, şartlar ne kadar kötü olursa olsun Rabbine ibâdetten ve bir de tebliğ ve dâvetten asla geri duramaz ve bu konuda tembellik gösteremez. Hz. Yûsuf, zindanda kendisine gördükleri rüyâları anlatıp bunların yorumunu isteyen gençlere, rüyâlarını yorumlamadan önce tevhîd dînini anlattı; sonra da rüyâlarını yorumladı. Yorumları da olduğu gibi çıktı. Çünkü, Yüce Allah, ona bu ilmi öğretmişti. Bu ilim sâyesinde de zindandan kurtuldu ve Mısır kralının hazinelerinin başına görevli olarak tâyin edildi. “Beni, ülkenin hazinelerinin başına tâyin et! Çünkü ben, (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim” diyerek, kendine ve ilmine olan güveninden dolayı kraldan görev istedi. Üzerine aldığı görevi de en güzel şekilde yerine getirdi. Yüce Allah onu bilgi, beceri ve görevine olan bağlılığından dolayı başarıya ulaştırdı; kendisini hem dünya hem de âhiret mükâfatı ile şereflendirdi. Rabbimiz, bu konuyu bize, şöyle haber verir:
-“Ve böylece Yûsuf’a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zâyi etmeyiz. Îman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için âhiret mükâfatı daha hayırlıdır.”[8]
Bütün Mısır, Hz. Yûsuf’un idâresine ve tasarrufuna verildi. Kral, kendi adına hareket etmesine ve kendi yetkilerini kullanmasına bile izin verdi. Hz. Yûsuf, tarıma önem verdi. Üretimi artırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri biriktirdi. Nihâyet kıtlık yılları geldi. Bu sefer, depo edilmiş ürünleri yemeğe ve ihrâç etmeye başladılar. Her taraftan insanlar, Mısır’a gelerek buradan yiyecek satın aldılar. Hz. Yâkûb da, küçük oğlu Bünyâmin hâriç diğer oğullarını yiyecek almak için Mısır’a gönderdi. Kardeşleri, Hz. Yûsuf’u tanıyamadılar; ama o, kardeşlerini tanıdı ve buğday ücretlerini onlardan habersiz yüklerinin içine geri koydu. Bu iltifata memnun olan kardeşler, ikinci sefer gelişlerinde babalarından izin alarak Bünyâmin’i de getirmişlerdi. Hz. Yûsuf, bir bahane ile Bünyâmin’i kendi yanında alıkoydu. Yûsuf kaybolduğu günden beri ağlayan Hz. Yâkûb, şimdi de hem Yûsuf hem de Bünyâmin için ağlıyordu. Kardeşleri, üçüncü sefer gelip gözyaşı döktüler. Bünyâmin’in burada kalışından dolayı yaşlı babalarının durmadan ağladığını söylediler. Kardeşlerinin kendilerine geri verilmesi için yalvardılar. İşte o zaman Hz. Yûsuf, kendini tanıttı. Ona karşı çok mahcûb olan kardeşleri, onun isteği üzerine memleketlerine gidip bu sefer de anne ve babalarını alarak Mısır’a getirdiler. Oğlunun kuyuya düştüğü haberini aldığı günden beri ağlayan Hz. Yâkûb’un gözleri görmez olmuştu. Hz. Yûsuf, kardeşlerinin üçüncü gelişlerinde, gözlerine sürmesi için babasına kendi gömleğini göndermişti. Hz. Yâkûb, oğlundan gelen bu gömleği gözlerine sürmüş ve gözleri açılmıştı. Hz. Yûsuf, gözleri açılan babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir merâsimle karşıladı. Hz. Yâkûb(İsrâil) oğulları, Hz. Mûsâ zamanına kadar Mısır’da kaldılar.
Hz. Yûsuf, insanların en güzeli; onun hayat hikâyesi de, kıssaların en güzelidir. İnsan, bu kıssayı her okuyuşunda ayrı bir zevk, ayrı bir lezzet ve ayrı bir ders alıyor. Zâten, Yüce Allah, peygamber kıssalarını ders ve ibret almamız için anlatmaktadır Hz. Yûsuf kıssasında da gençler için çok güzel ders ve ibretler vardır. Gençler, bu kıssayı hayatta bir kere değil, belki her yılda veya her ayda bir kere baştan sona kadar iyice anlayarak ve düşünerek okumalıdırlar. Bu şekilde yapan gençlerin çok şeyler kazanacağı ve hayatta başarılı olacağı kanaatindeyim. Çünkü, Hz. Yûsuf’un hayatında bir gence lazım olacak her şey vardır. Bunları sırası ile görelim:
* Hz. Yûsuf, çocukluğu ve hayatının son dönemi hâriç, çok çileli bir hayat yaşamıştır. Yani, onun gençliği çileli ve sıkıntılı geçmiştir. Fakat o, bütün bu sıkıntılara rağmen, Yüce Allah’tan umudunu kesmemiş, hiçbir zaman yıkılmamıştır.
* Babası tarafından çok sevilen bir çocuktu. Babası, onu ve onun küçük kardeşi Bünyâmin’i çok seviyordu. İlk anneden olan diğer kardeşler de bu durumu kıskanıyorlardı. Bu kıskançlık onları, üvey kardeşleri Yûsuf’u kuyuya atmaya kadar götürdü. Demek ki, kardeşler arasında kıskançlık bir vâkıadır. Babalar ve anneler bu durumu bilmeli ve çocukları arasında asla ayırım yapmamalıdırlar. Bugün, çocuk psikolojisi üzerine çalışan ve ihtisas yapanlar da aynı şeyi söylüyorlar.
* Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, kardeşler arasındaki kıskançlık yüzünden meydana gelen iki olay anlatır. Bu iki olaydan biri, Hz. Âdem’in oğulları Hâbil ile Kâbil arasında, ikincisi de Hz. Yâkûb’un oğulları arasında meydana gelir. Bu iki olayın birbirine benzeyen ve benzemeyen yönleri vardır. Her iki olayın da meydana gelmesinin sebebi, kardeşler arasındaki çekememezlik ve kıskançlıktır. Her iki olayda da kıskançlık çift taraflı değil tek taraflıdır. İki olayın birbirine benzemeyen tarafı, kötü niyetli kardeşlerin, mâsûm ve günahsız kardeşe karşı olan tutum ve davranışlarıdır. Kâbil’in niyeti, kardeşi Hâbil’i kesinlikle öldürmekti ve öldürdü. Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin, onu öldürmek gibi bir niyetleri yok. Bunu biz, Yüce Allah’ın kitâbından öğreniyoruz. Rabbimiz, bu durumu şöyle haber veriyor:
-“(Kardeşleri) dediler ki: “Yûsuf’la kardeşi (Bünyâmin) babamıza bizden daha sevimlidir. Halbuki biz, kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki, babamız apaçık bir yanlışlık içindedir”. (Aralarında dediler ki“Yûsuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki, babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz.” Onlardan biri: “Yûsuf’u öldürmeyin, eğer mutlaka (bir şey) yapacaksanız, onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün)” dedi.[9]
Kötülük işlemeye niyetli olanlar birden fazla olunca, kötüler, en kötülere etki edebilirler ve onları büyük cinâyetlerden alıkoyabilirler. Kâbil’i, bu mânâda yumuşatacak ve işlemeyi düşündüğü cinâyetten vazgeçirecek ikinci bir şahıs yoktu. İnsan, nefsi ve şeytanı ile baş başa kaldı mı işlemeyeceği cinâyet yoktur. Bilinmelidir ki, her insanın en büyük iki düşmanı nefis ve şeytandır. Herkes, bu iki düşmandan korunma yollarını aramalıdır.
Belki de, kardeşleri, Yûsuf’u öldürmekten vazgeçtikleri ve ona kıyamadıkları için güzel bir âkıbet ile baş başa kaldılar. Kâtil olsalardı, onun canına kıysalardı olayın seyri değişir ve neticede kaybeden onlar olurdu. İnsanın canına kıymak, kâtil olmak büyük günahlardandır. Büyük günahlardan uzak durmak Rabbimizin emridir. Büyük günahlara yaklaşmayanların küçük günahları affedilir. Bu konuda Yüce Allah, şöyle buyurur:
-“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yer(olan cennet)e sokarız.”[10]
İnsanlar, melekler gibi yaratılışları îcâbı günahtan korunmuş değillerdir. Hem günah ve suç işleme kâbiliyetleri hem de faziletleri vardır. Faziletleri, nefis ve şeytana karşı verdikleri mücâdeleden gelmektedir. Kul, elinden geleni yapınca Mevlâ, ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır inşâ.
* Kardeşleri, Hz Yûsuf’u kuyuya attıktan sonra babalarına gidip “ Yûsuf’u kurt yedi” diyerek yalan söylediler. Bu sözün yalan olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Yalanı söyleyen kardeşler, o zaman çok mahcûb oldular, utandılar.
Sevgili gençler! “Yalanın dibi yoktur.” “yalancının evi yanmış kimse inanmamış.” “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” gibi, nesilden nesile intikal eden at sözlerimiz vardır. Ne kadar doğru sözlerdir bu sözler! Değil mi? Hz. Yâkûb’un oğullarının, düştüğü mahcûbiyete düşmek istemiyorsanız hayatınız boyunca yalan söylemeyin, yalanı ağzınıza almayın. Çünkü, Allah’a inanan bir insana, yalan söylemek yakışmaz. Yalan, onun kimliğini ve kişiliğini zedeler.
* Hz. Yâkûb’un oğulları, kardeşlerini kuyuya atıp eve döndüklerinde babalarına, “Onu kurt yedi.” diyerek, yalan söylemişlerdi.Babaları da, “ Artık bana sabretmek düşer.” demiş ve sabır elbisesine bürünmüştü. Yüce Allah, onların, babalarına yalan söylemesini, babalarının da sabır libâsına bürünmesini şöyle anlatır:
-“Akşam olunca ağlayarak babalarına geldiler. “Ey babamız!” dediler. “Biz yarışmak üzere uzaklaşmış, Yûsuf’u da eşyâmızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat, biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.” Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yâkûb) dedi ki: “Bilâkis nefisleriniz, size (kötü) bir şeyi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.” [11]
Başına gelen bu sıkıntı karşısında sabreden ve Yüce Allah’a sığınan Hz. Yâkûb, ömrünün sonunda sabrının mükâfatını, gözlerine ve oğluna kavuşarak almıştır. Bu güzel insan, bu hâliyle de bize örnek olmuştur.
Sevgili gençler! Bizim, “Sabreden derviş, murâdına ermiş.”, “Sabrın sonu selâmettir.” gibi güzel sözlerimiz vardır. Bu güzel sözlerin her biri, bir tecrübeden sonra söylenmiş sözlerdir. Durum ne olursa olsun, sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, bize sabretmek düşer. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:
-“Ey îman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, kesinlikle sabredenlerle berâberdir.”[12]
*Hz.Âdem’i yalnızlıktan, Hz. Nûh’u tûfandan, Hz. İbrâhim’i Nemrûd’un ateşinden, Hz. İsmâil’i şeytanın iğvâsından koruyan ve kurtaran Yüce Allah, Hz. Yûsuf’u da kuyudan ve Züleyha’nın şerrinden korudu ve kurtardı. Sonradan gelen peygamberleri de birçok belâ ve musîbetten yine Yüce Allah, korudu ve kurtardı. Hz. Mûsâ’yı Firavun’un şerrinden, Hz. Yûnus’u düştüğü balığın karnından, Hz. Eyyûb’u mübtelâ olduğu hastalıktan, Hz. Îsâ’yı onu çarmıha germek isteyenlerin elinden, Hz. Peygamber’i Mekke müşriklerinden yine O, kurtardı.
Sevgili gençler! Bütün bu olaylar gösteriyor ki, bizim her zaman koruyucumuz ve kurtarıcımız, Yüce Allah’tır. Bizim Rabbimiz, Yaradanımız, Mâbûdumuz, O’dur. O, hiçbir zaman bizi unutmaz, bizi terk etmez. Ama, bizi imtihan eder. Önce ağlatır, sonra güldürür. Bunu görebilenlere müjdeler olsun. Biliniz ki, bu da ancak îmân nûru ile görülür. Rabbim, îmânımızı kâmil eylesin!(Âmin!)
Burada şöyle denilebilir: “Yukarıda ismi geçenlerin hepsi Yüce Allah’ın seçtiği ve insanlara gönderdiği peygamberlerdir. Elbete, Yüce Allah, onları düştükleri sıkıntılardan kurtaracaktır. Bu konuda bizi de onlara benzettiniz ama biz, peygamber değiliz. Elbette, düştüğümüz sıkıntılardan Rabbimizin yardımı ile kurtulacağız, buna inanıyoruz. Fakat, bu konuda bir âyet, bir müjde var mı? Bunu öğrenmek istiyoruz.”
Bu soruya şöyle cevap verelim: Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz.Yûnus’un, balığın karnındaki duâsını kabûl ettiğini bize, şöyle haber verir:
-“Bunun üzerine onun duâsını kabûl ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz, müminleri böyle kurtarırız.”[13] Dikkat edilirse Yüce Allah, burada, Hz. Yûnus için mâzi (di’li geçmiş zaman) kalıbı kullanırken, müminler için müzâri (geniş zaman) kipi kullanarak onlara olan yardımının kıyâmete kadar devam edeceğine dikkatleri çekiyor. Bu konuda, başka bir âyet meâli de şöyledir:
-“Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde îmân edenleri kurtarırız. İnananları, üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.”[14] Bu iki âyet meâli, yukarıdaki sorunun cevâbı için yeterlidir, zannederim. Bu konudaki müjdenin kaynağını, âyetlere dayandırdıktan sonra, kendimize dönelim ve Yüce Allah’ın yardımına lâyık olup olmadığımıza bakalım.
Sevgili gençler! Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim. O da şudur:
Bildiğiniz gibi Hz. Yûsuf, Züleyha’nın gazabına uğramış ve haksız yere hapse atılmıştı. Hapiste boş durmamış, hapishâne arkadaşlarını tevhîd inancına dâvet etmiş ve onlarla îmân dersleri yapmıştı. Bu arada onların gördükleri rüyâları da yorumlamış ve tâbir etmişti. Çünkü, Yüce Allah tarafından kendisine böyle bir ilim verilmişti. Rüyâsını yorumladığı arkadaşlarından birisi de Mısır kralının hizmetçilerinden biriydi. Ona “ Gördüğün rüyâya göre, yakında hapisten çıkacak ve tekrar efendine hizmet edeceksin. Beni de onun yanında an, benden ona bahset.” meâlinde sözler söyledi. Bu hizmetçi dışarı çıkınca hapishâne arkadaşlarını unuttu. Hizmet ettiği kral bir rüyâ görüp de, rüyâları iyi yorumlayan birini arayınca, hizmetçinin aklına hemen Hz. Yûsuf geldi. Çabucak hapishâneye gitti ve eski arkadaşına kralın rüyâsını anlattı. Ondan aldığı yorumu krala ulaştırınca, kral bu yorumu çok beğendi ve “Bu yorumu yapan kişiyi bana getirin” dedi. İşte burada Hz. Yûsuf, eline geçen fırsatı değerlendirdi ve suçsuzluğunun îlân edilmesini istedi. Kral da bunu kabûl etti. Dolayısıyla Hz. Yûsuf, üstünlüğü ele geçirerek, kendisine iftira edenlerin yalanlarını kendilerinin îtirafları ile ortaya çıkarırken; kendisinin de en yüksek otorite tarafında aklanmasını sağlamış oldu. Yüce Allah, olup bitenleri şöyle anlatır:
-“(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki: “Onu bana getirin!” Elçi, Yûsuf’a geldiği zaman, (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de ona: “Ellerini kesen o kadınların zoru neydi?” diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hîlesini çok iyi bilir.” (Bunun üzerine kral kadınlara)dedi ki: “Yûsuf’un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Kadınlar: “Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik.” dediler. Aziz’in karısı da dedi ki: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o, doğru söyleyenlerdendir.” (Yûsuf dedi kiBu, Aziz’in yokluğunda ona hâinlik etmediğimi ve Allah’ın hâinlerin hîlesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.”[15]
Sevgili gençler! İdârî makamlarda bulunmak, çok tehlikelidir. İdâreci olmak, çok risklidir. İdâreci olduğunuzda, başarılı olamazsanız herkes sizi yıpratır. Başarılı olursanız, o zaman da sizi çekemeyenler, sizde ayıp aramaya başlarlar. Şimdikilerin ifâdesi ile “kirli çamaşırlarınızı” orta yere dökerler. Hz. Yûsuf, Yüce Allah’ın, kendisine verdiği ilim ve basîret ile idâreci olarak tâyin edileceğini hissettiği ve insanların idârecileri yıpratma zaafını da bildiği için, daha işin başında iken kendini sağlama aldı. Bu hareketi ile de inanan gençlere örnek oldu.
Sevgili gençler! İdâreciliğe heveslenmeniz ve kendinizi ona göre yetiştirmeniz elbette güzel bir şeydir. Güzel olmayan, kendinizi yetiştirmeden ve ehil olmadan bir makama tâlib olmanızdır. Bir de şunu söyleyelim: İnşâ, herhangi bir kirli çamaşırınız yoktur, şâyet varsa, idâreciliğe heveslenmeyin. Sözümüzü dinlemez, heveslenirseniz o zaman da muhâliflerinizin size yöneltecekleri oklara karşı durmaya hazır olun. Şunu da biliniz ki, muhâlifin insâfı yoktur.
Sevgili gençler! “İnsanların ağzı çuval değil ki, bağlayalım.” demişler. Ne kadar da doğru demişler, değil mi? Elbette ki, “evet”. Hz. Yûsuf için iftira uyduranlar, senin için, benim için uyduramazlar mı? Elbette uydururlar. Öyle ise ne yapalım? Kolay, biz de Hz. Yûsuf gibi yapalım. Yani doğru olalım, dürüst olalım, kalem gibi olalım, dik duruşlu olalım, işlerimizi Yüce Allah’a havâle edelim ve bilelim ki, Yüce Allah, doğruları utandırmaz. Bir de sabretmesini bilelim. Bilelim ki, bazı şeyler zamanla halledilir. Özlük haklarımızdan vazgeçmeyelim. Bize iftira atanların iftiralarını, onların kendi adamlarının elleri ile yüzlerine çarpalım. Pısırık ve korkak olmayalım. Doğruluğu ve sadâkati elden bırakmayalım. Şâir ne güzel demiş:
“ İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh,
Doğrunun yardımcısıdır Hazreti Allah.”
Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir şeye daha dikkat çekelim: Yüce Allah, kıssaya başlarken ve kıssayı bitirirken bu kıssadan ibret alınması lâzım gediğine vurgu yapıyor. Kıssanın ilk âyetlerinden birinin meâli şöyle: -“Andolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.”[16] Bu kıssanın son âyetinin meâli de şöyledir: “Andolsun ki, onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur’ân,) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdîk eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); îmân eden toplum için bir rahmet ve bir hidâyettir.”[17]
Sevgili gençler! Bu iki âyet meâli, bizim için bir rehberdir, yol göstericidir. Akıl sâhipleri, bu kıssayı çok okumalı ve gerekli dersleri almalıdırlar. Ben, sizlere, kıssanın geçtiği toprakların medeniyetini ve kültürünü çok iyi bilen bir âlimin kitâbını okumanızı tavsiye edeceğim. İnandığı dâvâ uğruna, gözünü kırpmadan ve geriye bakmadan, üniversite kürsüsünden îdam sehpasına giden, şehîd Seyyid Kutub’un “Fî Zilâli’l-Kur’ân” isimli tefsîrinden Yûsuf sûresinin tefsîrini sık sık okumanızı tavsiye ediyorum. Ama, ihmal etmeyin, muhakkak okuyun, diyorum. Konu, insanların en güzeli olan Hz. Yûsuf;anlatan, sözlerin en doğrusunu ve en güzelini söyleyen Yüce Allah; tefsîr eden de, şehîd Seyyid Kutub olursa, bu okumanın tadına doyum olur mu?
Hz. Yûsuf kıssasından aldığımız dersleri, birkaç maddede tekrar hatırlayıp geçelim:
* Kendisini her türlü olumsuzluklardan koruyan gençlerin koruyucusu ve yardımcısı Yüce Allah’tır.
* Hayâ, edep, iffet gibi güzellikler, kadınlarda ve gençlerde daha güzel görünmektedir.
* Gençler, düştükleri sıkıntılara karşı sabır gösterirlerse ve kurtulmaları için Yüce Allah’a duâ eder ve ona sığınırlarsa Allah da onları bu belâlardan kurtarır.
* Gençler, kendilerini ilim, irfan, hayâ, edep, çalışkanlık ve üretkenlik gibi özelliklerle süslerlerse bir gün gelir, Mısır’a sultân olurlar.
* Kötülükleri yüze vurmak, iyilikleri başa kakmak doğru değildir. Müminlere yakışan, af ve musâmahadan yana olmaktır.​
 
Üst