Musa Carullah Ve Mustafa İslamoğluna Dair | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Musa Carullah Ve Mustafa İslamoğluna Dair

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Bugün Hilal Tv de Mustafa İslamoğlunun ,Kazanlı Musa Carullah

hakkındaki , sitayişkar, ifadelerindeki hakikaten dozunu kaçıran ifadelerini dinleyince,kendisi

hakkında yazmama kararımı değiştirdim.Şimdiki modernistlerin öncülerinden sayılan Kazanlı

müeellifin öyle fikirleri varki, insan duyunca hayret içinde kalıyor.Bu zatın bazı kitabları türkçeyede

çevrildi.Zamanında, Şeyhulİslam Mustafa Sabri Efendi tarafından , bazı müslümanların soruları üzerine bu

zatın kitabına bir reddiye yazıldı.Bu kitabda hem Bedir hemde Pınar yay. ca tercüme edildi.




Mustafa İslamoğlunun öve öve bitiremediği bu zatın kitabındaki bazı görüşleri aktarayım:Musa

Carullah 'Rahmeti İlahiyenin Burhanları' isimli kitabında: ''Bir delile dayanarak şirk koşanlar, Allah'ın fazlıyla bağışlanır demek gerekir''



''kafirler, azabı hak etmiş olmalarına rağmen, sırf Cenabı hakkın lütuf ve keremi ve rahmetinin genişliği gereğince sonunda cehennemden kurtulacaklardır.'


''Kafirler , küfür ve şirkte kısmen mazur oldukları için zaten azabı da okadar dahaketmemişlerdir.''

''Mü'min ,müşrik herkes inancında haklıdır, dininden inancından dolayı hiç kimsenin ne fiilen ve nede kalben kınanması caiz değildir.''(Rahmeti İlahiye Burhanları)


Tabiata tapanlar kuyaş'a (güneş) secde ediyorlarsa elbetteki bunu (onun) ilahlığına inandıkları için yapıyorlardır.

İsra 23 ayeti delaletince , tabiata tapanların gerçekte mabudları Allahtır...Tabiata tapanlar, her nekadar vasıtada yanılmışlarsada kasıdlarında elbette isabet etmişlerdir.
(Uzun Günlerde Oruç-İctihad kitabı Ankara 1975)

Mustafa İslamoğlu, öncedende bazı görüşlerini bildiğim halde, Tv deki bu zatı öven sözleriyle seviyesizlikte maalesef dibe vurmuştur.Çok Yazık!

Kazanlı müeelifin ve onun hakkında Mustafa Sabri Efendi nin kitabıyla ilgili bir soru üzerine ,üstad Bediüzzamanda Lemalar isimli eserinde Şunları söylüyor(kısaltarak):'' Musa Bekuf ise ziyade teceddüde taraftar ve asriliğe mümaşaatkar efkarıyla çok yanlış gidiyor. Bazı hakaiki İslamiyeyi yanlış tevillerle TAHRİF EDİYOR. Ebul-Alâyı Maarri gibi MERDUD bir adamı muhakkiklerin fevkinde tuttuğundan ve kendi efkarına uygun gelen Muhyiddinin Ehli Sünnete muhalefet eden meselelerine ziyade taraftarlığından , ziyade ifrat ediyor.'' demektedir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Hiç şaşırmadım. İslamoğlu, nerde Ehli sünnete aykırı adam var, onu öne çıkarıp parlatır. Muteber olanları da (haşa) tuvalet bezi bile olamaz diye niteler. Mesela, Mustafa Sabri efendi ve Nursi için, hani tenkid etmişler ya, Carullah'ın tuvalet peçetesi bile olamazlar derse gine şaşırmayın. İslamoğlu, kibarlığında bu derece mesafe katetmiştir, yapar, yapabilir.

Bir bakarsınız, şia'yı aklamış. Bir bakarsınız mutezile olmuş. Bir bakarsınız en hızlı reformist. Bakmışsınız kuraniyyundur. Öbür gün Hanefi. Ertesi hafta mezheplerle tanımlanmaz. Gelecek aya Vahdet-i Vücudçu. Sonraki aya nurcu. Gün gelir harici olur. Ertesinde selefiyyun vs. vs. Sürer gider. Bu forumda ve başka yerlerde (çorba) İslamoğlu'nu alim diye savunanlar da sürer gider. :p
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
Teşekkürler. İstifadeli bir yazı oldu.

Ayrı bir yazı yazacaktım, ama bu başlık altında birkaç not düşeyim. Mustafa İslamoğlu bir yazısında Musa Carullah için "asrın allâmelerinden" ifadesini kullanıyor:

http://www.mustafaislamoglu.com/207_---Allah-a-dininizi-ogretmeye-mi-kalkiyorsunuz----.html

Bir yerde hepten uçmuş, "çağımız müçtehidlerinden Musa Carullah" diyor:

http://www.mustafaislamoglu.com/308_-Oruc-Keffareti.html

Daha evvel "Musa Carullah Hakkında İktibaslar" başlığı ile bir yazı derlemiştim. İslamoğlu'nun böylesine yücelttiği bu zat kimmiş, biraz görelim:

“Petersburg camii imamı Musa Carullah geldi...Kendisine riayet ettim. Bu adam alimdir. Türkçü ve Müslümancı. Rusları sevmiyor...Kaçıp Türkiye'ye gelmek, orada hizmet etmek istiyor... Ankara'da basılmak üzere bana üç dört sayfalık bir eserini verdi...Vaadimi yaptım. Hakikaten Ankara'da bu hususta çok uğraştım. Adliye vekili Abdullah Azmi idi. Laf-ü güzaf şeyler söylüyor, beni avutuyordu. Bir gün asıldım. Ne dese beğenirsiniz? (Musa Carullah ictihad kapısını açık tutan biridir. O kafirdir. Böylelerini burada hizmete alamayız.) ...Musa Carullah galiba biraz tuhaf bir adam; asabi, hisse tâbi', ve hiddetle ileriyi göremeyen biri olsa gerek. Bana darılmış...."

Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. III, s.923 (Altındağ Yayınevi).

19. yüzyılda Abdurrahim b. Osman Otuz İmenî, Abdunnasîr b. İbrahim el-Kursavî... gibi isimlerle temeli atılan İdil-Ural yenilikçi hareketi, daha sonraki kuşaktan Şihabuddin Mercânî, Şemseddin Muhammed Kültesî, Alimcan Bârûdî, Muhammed Necib Tünterî, Ziyauddîn Kemâlî, Musa Carullah, Rızaeddin b. Fahreddin ve Abdullah Bûbî ile zirvesine ulaşıyor. Modern dönem yenilikçilik hareketlerinin karakteristik vasfı olan "Batı eksenli muhasebe" tavrı, bu bölgede de Din anlayışının yenilenmesi, İslamî ilimlerin yeni metodolojilerle yeniden tesisi, sosyal ve siyasal planda uyanış... gibi söylemlerle kendini gösteren "ceditçilik" hareketinin temel hareket noktası.

E. Sifil, Milli Gazete - 13 Eylül 2003

Hasılı kelam, hayatı çalkantılarla ve zorluklarla geçmiş olan Musa Carullah Bigiyef, "yenilik" taraftarlarının ortak kaderini paylaşmış, eklektisizmden paçasını kurtaramamış, böyle olduğu için de dengeyi bir türlü tutturamamış bir şahsiyet olarak tebarüz etmektedir.

E. Sifil, Milli Gazete - 8 Mayıs 2004

Sadece cehennemin fena bulacağı görüşü ise ilk olarak Mu'tezile'nin ileri gelenlerinden Ebu'l-Hüzeyl el-Allâf tarafından ortaya atılmış ve İbn Teymiyye, İbnu'l-Kayyım, daha sonraları –İbnu'l-Vezîr diye bilinen– Muhammed b. İbrahim es-San'ânî, Musa Carullah Bigiyef ve İsmail Hakkı İzmirli tarafından savunulmuştur.

E. Sifil, Milli Gazete - 24 Temmuz 2004

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi merhumun, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi değil geçici olduğunu savunan Kazan'lı Musa Carullah Bigiyef'e[1] reddiyesinden[2] sonra bu batıl davanın Kur'an ile temellendirilmesinin mümkün olmadığı, en küçük bir şüpheye mahal bırakmayacak tarzda tescillenmişti.[3]

[1] Rahmet-i İlahiye Bürhanları, Orenburg-1911.Ayrıca bu eser, aynı müellifin İnsanların Akide-i İlahiyelerine Bir Nazar'ı ve İdil-Ural müftüsü Rızaeddin b. Fahreddin'in Carullah'ı desteklemek amacıyla kaleme aldığı Rahmet-i İlahiye Meselesi adlı risale ile birlikte Hikmet Akpur tarafından sadeleştirilerek Çıkış Yolu -Evrensel Kurtuluş- adıyla basılmıştır. (İstanbul-1991)[2] Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyesi, İstanbul-1337.Bu eser de, biri latinize edilmiş (Bedir Yayınevi, İstanbul-1998), diğeri Carullah'ın mezkûr iki risalesi ile birlikte Ömer H. Özalp tarafından sadeleştirilmiş olarak (Pınar yayınları, İstanbul-1996) neşredilmiştir.[3] Takiyyüddîn Ali b. Abdilkâfî es-Sübkî'nin el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'ı ile "el-Emîr" diye bilinen Muhammed b. İsmail es-San'ânî'nin Ref'u'l-Estâr li İbtâli Edilleti'l-Kâilîne bi Fenâi'n-Nâr'ı bu meselede İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a reddiye olarak kaleme alınmış iki meşhur çalışmadır.

E. Sifil, İnkişaf Dergisi, No: 7

İslamoğlu, “Hayat Kitabı Kur’an-Gerekçeli Meal-Tefsir” namındaki kitabının birinci cildinin 575. sayfasına denk gelen Kehf Sûresinin 94. âyet-i kerîmesinin notunda şu ifadelere yer vermiştir:

“Ye’cûc ve Me’cûc’e helâki hak eden tüm toplumlardan söz edilen bir pasajda daha değinilir (21:95-96). İkisi birlikte düşünüldüğünde, Ye’cuc ve Me’cuc’un belli bir zaman ve mekana has mahdut ve belirli bir topluluk olmadığı, her zaman ve mekânda ortaya çıkan yıkıcı ve tahripkar güçleri temsil ettiği anlaşılır. Ye’cûc ve me’cûc isimlerinin manaları ve ayrıntılı bir tahlil için 21:96’nın notuna bkz.”

Kendisinin bu konudaki görüşlerini imla hatalarına ve yazım çelişkilerine dahi riayet ederek hiçbir noktasını bile değiştirmeden naklettikten sonra, şimdi de havale ettiği notu yani Enbiyâ Sûresinin 96. âyet-i kerîmesinin dipnotunun bir bölümünü zikredelim:

“Musa Carullah’ın dediği gibi Ye’cûc-Me’cûc yeryüzünün her tarafında, her millette, her çağda bulunabilir. Kur’an’da, bunların cinsiyetleri, zaman ve mekânı sınırlanmamıştır. Günümüz itibarıyla askeri ve ekonomik gücüyle bütün yeryüzünü işgal etmiş olan egemen küresel güçler en dehşetli anlamıyla Ye’cûc ve Me’cûc’turlar.”

Evvelâ İslâmoğlu’nun, görüşünü benimseyerek kendisinden nakil yaptığı bu kişiyi tanıyalım:

Mûsâ Cârullah, (1875-1949) yılları arasında yaşamış, bir çok yanlış fikirleri olan bir şahıstır. Onun, insanı dinden çıkaracak tek fikri bu değildir. Nitekim kendisi dinler tarihi araştırmalarının önemine temas sadedinde, dinlerden söz ederken birine hak, diğerine bâtıl demekten sakınmanın ve her dine saygı göstermenin gereğine inanmıştır. “Rahmet-i İlâhiyye Burhanları” adlı eserinde, âhirette daimi azabın İlâhî rahmete uygun olmayacağını ve İlâhî rahmetin herkesi kapsadığını söyler. (Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, 31/215)

Onun bu görüşlerinden anlaşıldığına göre; İslâm için hak, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi bâtıl dinler için bâtıl demekten sakınılması gerekiyormuş. Allâh-u Te‘âlâ nezdinde hak olan tek dînin İslâm olduğu Kur’ân-ı Kerîm’in sarih ifadesiyken, bize Allâh’ın hak dediği şeye hak demekten sakınmamız gerektiğini öğütleyen ve Kur’ân-ı Kerîm’in bir çok yerinde kâfirlerin azabından bahsedilirken sadece “Sonsuz azapta kalacakları” mânâsını ifade eden “Hâlidîne” tabiriyle yetinilmeyip, tekid için peşisıra “Ebedâ” lafzı zikredildiği halde, Allâh-u Te‘âlâ’nın kendisine yakıştırdığı gazap ve azap sıfatlarını Allâh’a yakıştıramayarak sonsuz azabı inkâr etmek suretiyle, kâfir olan bir adamın görüşünü bir Kur’ân meâlinde nakletmek bile büyük bir cinayetken, üstelik bu kişinin bir çok âyetin müfâdını inkâra götüren bir dalâlet ifadesini, muhakemeye bile tâbî tutmaksızın kabule şâyân tek bir görüşmüş gibi hikâye etmek, elbette ki İslâm toplumuna yapılacak en büyük hainlik olmuştur.

Ahmed Mahmud Ünlü – Arifan Dergisi Şubat 2009 Sayısı.
 
K

Kaçak

Misafir
Derin din gene görev başında anlaşılan ...
Şaşırmadım doğrusu , çunku başka okunası şeyler hasıl olmuyor kaleminizden ...
Nede olsa yolunuz bu , tapınak imamları gibi çalışıyorsunuz ....
Din sizin elinizde sadece sizin ve taifenizin anlayışı dogru , gerisimi atıver gitsin ...
Merak ettim , E.Sifil veya Cübbeli Hoca o kadar adama reddiye yazdılar çizdiler , sohbet ettiler ...
Bir kaç da Tasavvuf ehlinden isim hakkında şöyle böyle dedilermi acaba ...
Evrenesoğlu veya muadilleri hakkında belkiii bir ihtimal ...
Yoksa geri kalan kesim eleştriye değer bir hata üzerine değiller ...
Tasavvuf bu dinin kendisi nede olsa ...
Ama hariçte kalan ne kadar isim varsa topa tutulur mutemadiyen ve din adına yapılır bu ...
Dini tapulamayın oldumu ...
İnsanlara hakareti kanıksayacak kadar kininiz ileri giderse , ne tasavvuf egitiminizin anlamı kalır , nede adaletinizin ....
 

arifan yolcusu

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ağu 2010
Mesajlar
1,303
Puanları
48
Yaş
39
yol kesicilere dikkat etmek lazım...
yolumuz ehli sünnet vel cemaat...
kaçak ihvan görüşlerine hayran kaldım yahu...
'Tasavvuf bu dinin kendisi nede olsa ...' demişsin ya can-ı gönülden tebrik eyledik....
vesselam....
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Sanıım Kaçak kardeşimiz konuya bilmeden müdahil olmuş.Kazanlı Musa Carullah Bigiyefin, meşum fikirlerine muttali olmak, cevabınıda ehil bir kalemden öğrenmek isterseniz:' Mustafa Sabri Musa Carullah İlahi Adalet Rahmeti İlahiye Bürhanları Pınar yay. , Aynı eserin ''Yeni İslam Mücthidlerinin Kıymeti İlmiyesi, Mustafa Sabri'' Bedir <yay. dan okunursa, Kazanlı zatın fikirleri hakkında bilgi sahibi olunur. Dinli dinsiz herkesi rahmeti ilahiyeye mazhar kılan bu zat, eleştirilmeyecek te ,kim eleştirilecek.Umarım Kaçak anlamıştır.
 
K

Kaçak

Misafir
Sayın İttiba ...
Doğrusu söz konusu ismi ilk kez duydum ...
Kİmdir nedir necidir bilmem ...
Öyle derin bilgilere sahip degilim ...
Olayı Musa Carullah üzerinden götürmüyorum , İslamoğlu hatalı veya dogruda demiyorum ..
Zaten bu konuda bir anlaşsak gerisi kolay ...
Herkes koyar ilmini ortaya konuşulur gider , hem o zaman ben hiç mudahil bile olmam , aşık atamam bu meydanda ...
Mevzu tavır mevzusu ...
Kimse yanlış gördügü hataya tavırsız kalamaz ...
Tavırsız kalmak , yanlış tavır koymaktan bile yeri geldiginde yanlış olur ...
Tamam İslamoğlu veya Carullah hatalı bir hüküm verdiler , kimse buna aman sessiz olun üzerini örtün açık vermeyin demez ...
Belki çok istisnai durumlarda siyaseten icap edebilir istisnadır ...
Ama bunu yaparkende adil olalım olmazmı , usullu olalım ...
Tuvalet bezi , çorba gibi yakıştırmalar yakışmaz ...
Yakıştırılamazda ...
Ve isimleri sürekli din dışı ilan etme çabası ...
Farklı düşünenler olabilir , sorgu onların , sual onların hesap gunu onların ...
Bu adamlar bunu art niyet ile yapıyor , bunun üzerinden birşeyler devşiriyor diyorsanız tartışalım ...
Ama ne sırça saraylarda yaşıyor , ne yumuşak minderlerde vaaz ediyor ...
Nede her vaazında elinde kitabı biz bunu burda yazdık alın okuyun diyor ...
Bir derdi var ben her halinde bunu görüyorum ...
Sürekli din dışı propagandasını hakeden biri oldugunu düşünmüyorum ...
Olay budur ...
Selamlar ...
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
"Tuvalet bezi olamaz" ifadesini biz kullanmış değiliz. İslamoğlu'nun Efgani'yi eleşirenlere bir ifadesidir: "Efgani'yi eleştirenler, onun tuvalet bezi dahi olamazlar" diyebilmiştir. Eleştirenler içinde kimlerin ismi yok ki... :)

"Carullah'ı eleştirenler, onun.." diye başlayan bir cümle kullanması da şaşırtıcı olmaz demiştim. Çünkü ahlakı elverir.

Çorba ifadesi bizimdir. Bir iltifattır. Çorba'da pekçok mazleme karışık olabilir, ancak neticede höpürtederek içersiniz (yersiniz). Lezzetle. Mideye en faydalı içeçektir. (yemektir) Bu anlamda bir iltifat da "aşure" demek olabilirdi. vs. Neyse.

İslamoğlu ise o kadar çok ayrı ve aykırı fikirlere sahiptir, karmakarışıktır ki tadından yenmiyor.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
Ama ne sırça saraylarda yaşıyor , ne yumuşak minderlerde vaaz ediyor .
Sırça saraylar yerine,galiba taş kuvuklarında veya mağralarda yaşıyor.Yumuşak minderler yerine tiken üstünde oturarak (Tabiki tikenler batınca canı yanacak başlayaçak hoplayıp zıblamaya)vaiz ediyor bay diken üstünde oturan adam.
 
Üst