Mülk Allahü tealanındır | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Mülk Allahü tealanındır

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Mülk Allah’ındır, her şey, her zerre Allah’ındır. Sadece el kol değil, her hücre, her an Allahü teâlâya muhtaçtır. Bir hücrenin yapısı bile, bugünkü bilim tarafından net olarak anlaşılamamıştır. Her şeyi tahlil ediyorlar, yapısını öğreniyorlar. Hayatın nereden geldiğini araştırıyorlar. Tabiatta arıyorlar, filan molekülden, kimyasal bileşimden oluyor gibi şeyler söylüyorlar. Yani sadece görünen sebepleri üzerinde duruyorlar, fakat bir türlü, (Yaratan da, yaşatan da Allah’tır) demiyorlar, diyemiyorlar.
Bir genç, mübarek bir zata (Allah var mı?) diye sorar. O zat, (Sen var mısın?) diye sorunca genç, (Elbette varım) der. O zat buyurur ki:
— O zaman, sen varsan Allah da var. Bana şu odada, insanın yapmadığı bir şey göster! Bu lambayı, şu bardağı insan mı yapmıştır, yoksa kendiliğinden mi olmuştur?
— Elbette hepsini yapan biri vardır.
— Peki, sen bardak kadar değerli değil misin? Bunu bile birisi yapıyor da, senin gibi mükemmel bir varlığın, mükemmel bir vücudun, kendi kendine var olması mümkün mü? Elbette bunu yapan yüce Allah vardır.
— Peki efendim, Allah nasıldır?
Bunun üzerine mübarek zat, şu menkıbeyi anlatır:
Bir zat, bir yerden geçerken bir çoban görür. (Gideyim de ona emr-i maruf yapayım, İslamiyet’i anlatayım) diye düşünür. Çobana, (Allah var mı?) diye sorar. Çoban der ki:
— Tevbe de hoca! Sen aklı başında, âlim bir zata benziyorsun. Böyle bir soruyu nasıl sorarsın? Mademki sordun, cevap vereyim. Allah elbette var.— Peki nereden biliyorsun Allah’ın varlığını?
— Görüyorsun, burada koyunlar var. Bunların başında bir çoban olmasa bu sürü olmaz, dağılır. Kurt kapar, biri alır götürür, sürü diye bir şey kalmaz. Bu kâinata baksana! Ay var, Güneş var, yıldızlar var. Dağlar, ağaçlar, insanlar, hayvanlar var. Bunlar kendiliğinden meydana gelmedi. Muhakkak bunların bir yaratanı, idare edeni vardır. Böyle muazzam bir kâinat kendiliğinden nasıl var olur? İşte hepsinin idarecisi Allah’tır.— Peki, Allah nasıldır?
— Git bir koyuna, çobanın nasıl olduğunu sor! Eğer koyun anlatırsa, ben de sana Allah’ı anlatırım.— Koyun çoban hakkında bir şey bilemez ki...
— Koyun basit bir çobanı bilemezse, çoban da Allah’ın nasıl olduğunu bilemez. O koyunla gece gündüz hep beraberim, o beni görüyor, ben onu görüyorum. O beni bile anlatmaktan âciz olursa, ben yüce Allah’ı nasıl anlatabilirim?
Bu menkıbeyi dinledikten sonra, genç meseleyi anlar.
kaynak dinimizislam mail grubu
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Allahü teâlâ kimi sever?

Allahü teâlâ kimi sever?
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bundan yüz sene önce hiçbirimiz yoktuk. Yüz sene sonra da hiçbirimiz olmayacağız. İki yokluk arasında olan, çok kısa bir hayat içindeyiz. Bu kısa hayatı en kıymetli işle değerlendirmek gerekir, çünkü hayat kısa, yol uzun, varacağımız yer ise sonsuzdur. Şaka değil, ölüm mutlaka gelecek. Allahü teâlâ korusun, bir kibritin ateşine dayanamayız, bir mumun ateşine bile elimizi koyamayız. Cehennemdeki ateş ise, bildiğimiz ateş değildir. İnsan bir an bu ateşi düşünse, uykuları kaçar, yemek yiyemez. Devamlı, (Ne olacak benim halim?) diye düşünür.
Önemli olan, insanların değil, Allahü teâlânın takdir etmesi, beğenmesidir. O kimi sever? Elbette alçak gönüllüyü sever, kibirliyi sevmez. Çünkü her türlü günaha Cenab-ı Hakk’ın sıfatları düşmandır, ama kibirliye, zatı yani bizzat kendisi düşmandır. Onun için, (Kibirliye hiç acımam, onu yakarım) buyuruyor. Allahü teâlânın verdiği bazı kabiliyetler, bazı üstünlükler, bazı makamlar, insanı kibre sürüklememeli, onu insanlıktan çıkarmamalı.
Bir müminin imanının kâmil olması, şu üç şarta bağlıdır:
1- Hanımıyla iyi geçinir. O da Allah’ın kuludur, üstelik kendisine emanettir. Onu üzecek şeylerden sakınmalı, kul hakkından korkmalı. Kul hakkının ahiretteki hesabı çok zordur.
2- Zenginlerin değil, fakirlerin sohbetinden hoşlanır, fakat fakir denilince dilenci anlaşılmamalıdır.
3- Yardımcılarıyla, hizmetçileriyle rahatça oturur, bağdaş kurar, soğanını kırıp yemek yer. Kibirlenmekten sakınır. (Bir damla suydum, bu hale geldim. Beni bu hale getiren yüce Allah’a şükürler olsun) diye düşünür. Zaten insan öldükten sonra başına gelecekleri düşünse, her şeyden vazgeçer. Kim bu üç hususa riayet ederse Rabbimize çok şükretmelidir.
Eğer Cenab-ı Hak bir kuluna şu iki şeyi vermişse, onun başka bir şeye ihtiyacı yoktur:
1- Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadında olmak, yani Resulullah’a tâbi olmak.
2- Bu itikadı yani dinimizi doğru öğreten zata mutlak itaat, mutlak sevgi, mutlak bağlılık. Bunda zerre kadar tereddüt, sapma veya kayma olursa istifade biter. Dolayısıyla, (Bize dinimizi öğreten zatı seviyorum) demek yetmez, bunu icraatıyla ispat etmek şarttır. Çünkü lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden entaktır. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Sevgi itaate yani tâbi olmaya bağlıdır. İtaatin olmadığı yerde, sevgiden nasıl bahsedilir ki?
 
Üst