Mücâdele ve münâkaşayi terk ediniz | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Mücâdele ve münâkaşayi terk ediniz

forumdayim

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
7 Eyl 2009
Mesajlar
1,156
Puanları
48
MÜCÂDELE VE MÜNÂKAŞAYI TERK EDİNİZİtikâd (inanç) meselelerinde münâkaşa ve mücâdele etmek dînimizce yasaklanmıştır. Münâkaşa eden birbirine ‘sen bilmiyorsun’ diye eziyet eder. Kendisini çok ilim sahibi olarak muhatabından üstün tutmuş olur.
Münâkaşanın hiçbir faydası yoktur. Zira eğer sefihle; laf anlamayan akılsızla yapmış olsan sana eziyet eder. Tahammüllü insanlarla bile yapsan onun hased ve düşmanlığını kazanmış olursun. Resûlullâh Efendimiz hazretleri: “Haklı olduğu halde münâkaşayı terkedene cennetin yücesinden bir köşk verileceğine kefîlim” buyurmuşlardır.
Akıllı kişi şeytanın hilesine aldanmamalıdır. Çünkü şeytan sana “Hakkı ortaya çıkar, kimseye aldırma” der. Hâlbuki aslında o düşmanlık ve hasede sebep olur. Şeytan çok kimseleri böyle hayır göstererek şerre götürür. Şeytanın maskarası olmaktan sakınmalıdır.
Senin bir hayrı ortaya çıkarman onu kabul edecek kimseler bulunduğunda güzeldir. Bu da ancak ikaz edeceğin kişiye münâkaşa yoluyla değil gizlice ve nasihat yoluyla olmalıdır. Nasîhatın da bir usulü, yolu ve âdâbı vardır. Muhataba yumuşaklık göstermek lâzımdır. Değilse muhâtabı rezil etmek için yapılmış olur ki bunun ortaya çıkaracağı kötülük iyiliğinden fazla olur. (İmam Gazalî, Bidâyetü’l-Hidâye)
Enes bin Mâlik radıyallâhü anh anlattı:
Dînî bir meselede münâkaşa ederken Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) yanımıza geldi. Hiç gazablanmadıkları kadar gazablandılar. Sonra bizi münakaşadan şiddetle men edip buyurdular ki:
“Dikkat ediniz, ey Ümmet-i Muhammed, bu münâkaşayı terkedin. Muhakkak sizden öncekiler ancak bundan helâk oldular.
Hayrı pek az olduğu için münâkaşayı terk ediniz (muhabbeti yok eder, düşmanlığa sebep olur). Münâkaşayı terkediniz, zira mü’min münâkaşa etmez -onun ahlâkından değildir-. Dâimâ münâkaşa edersen bunun günahı sana yeter.
Münâkaşayı terkediniz, zira böyle kişiye ben kıyâmet gününde şefâat etmem…” (Taberânî, Kebîr)
 
Üst