• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amr el-Ashabi.

mustafa

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
8 Haz 2006
Mesajlar
1,972
Beğeniler
3
Puanları
0
#1
Maliki Mezhebinin imamı, Muhaddis ve mutlak müctehid.

İmam Malik Medine'de doğmuştur. Onun doğum tarihi hakkında, Hicri 90'dan 98'e kadar değişen farklı rivayet vardır. Ancak , yaygınlıkla kabul edilen 93 (711-712) tarihinde doğmuş olduğudur (Ömer Rıza kehhale, Mu'cemü'l-Müellifin, Beyrut (t.y.), 8,168; ayrıca bk. Suyuti, rezyinü'l-memalik,7)... İmam Malik'in ailesi aslen Yemenli olup, dedesi Zü Asbah kabilesine mensup olan Malik b. Ebu Amir el-Asbahi, Yemen valisinden gördüğü zulüm üzerine Medine'ye gelip yerleşmiştir. Annesi de , Yine Yemenli Ezd kabilesinden, Aliye binti Süreyk el-Ezdi'dir.

İmam Malik'in ailesi Medine'ye yerleştikten sonra ilimle meşgul olmuş , özellikle hadisleri toplamaya ve Ashab'ın fetvalarını öğrenmeye büyük önem vermişlerdi. Dedesi Malik b. Ebu Amir , Talibin büyüklerinden olup, Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Talha (r.a.) ve Aişe (r.anh.)'dan hadis rivayet etmiştir. İmam Malik, babasından sadece bir hadis rivayet etmiştir. Bu da, babasının hadisle fazlaca meşgul olmadığını göstermektedir. Ancak amcası Süheyl hadis alimlerinden olup, İsmail b. Cafer'in hocasıdır.Ayrıca, ez-Zuhri de ondan ders okumuştur. Onun Nadr ismindeki kardeşi de hadis tahsil etmişti. İmam Malik, hadis derslerine başladığı zaman, bu kardeşini şöhretine binaen Ahu'n Nadr (Nadr' in kardeşi) diye çağrılmakta idi. Daha sonra İmam Malik, onu geçmiş ve kardeşi ona nispet edilmeye başlamıştır.

İmam Malik, Kendini tamamen ilme vermiş bir aile muhitinde büyümüş ve çok canlı bir ilmi hareketliliğin yaşandığı Medine'de ilim tahsil etmeye başlamıştı. Böyle bir çevrede bulunması ona, çağın en ileri seviyesindeki alimlerden ders okuma imkanını vermişti.İmam Malik, önce Kur'an-ı Kerim'i hıfz etmiş, peşinden de hadisleri ezberlemeye başlamış ve bilhassa annesinin teşvik ve yönlendirmeleri ile Medine'nin büyük ve meşhur alimlerinden Rabia b. Abdurrahman' ın ders halkalarına katılmıştı (Muhammed Ebu Zehra, İmam Malik,Terc. Osman Keskinoğlu, Ankara 1984,30). Daha sonra o, bir şeyler öğrenebileceği bütün alimlerin yanına gitmeye ve onlardan hadis, sahabelerin fetvaları ve fıkıh konularında istifade etmeye başlamıştı. Yüze yakın alimden yararlanan İmam Malik'in yetişmesinde, fikri ve ilmi yapısının oturmasında, basta Abdurrahman ibn Hürmüz, Rabia, Sihab ez-Zühri, Ebu Zinad, Yahya b. Sa'id el-Ensari ve Hz. Ömer (r.a.) azadlısı Nafi'in büyük katkıları olmuştur.İbn Hürmüz, hadis ve şer' i ilimlerde söz sahibi bir alim olup, ayrıca zamanın bütün fikri, siyasi gelişmelerini takip eden ve onların için gerçeklerine nüfuz eden bir kültür genişliğine sahipti. O, İmam Malik'e çok şey öğretti ancak, maslahata uygun görmediği için bunlardan çok azını açıklamasına müsaade ederdi. İbn Hürmüz, sorumluluğundan korktuğu için, Malik' ten, hadislerin senedinde kendi adını zikretmemesini istemişti. İmam Malik, Hz. Ömer (r.a.) ile Abdullah b. Ömer'in fıkhın ve fetvalarını, Nafi' den öğrenmisti. Ebu Davud, Malik'in Nafi' den, onun da Ömer'den rivayetini senet yönünden en sağlam olanı olarak kabul eder. İmam Malik yetişip olgunlaştıktan sonra, fıkıhta hocası olan Rabia’ nın derslerini bırakıp, Zühri' nin derslerine devam etti. Ancak, onun fıkhi görüşlerinde, Rabia' nın büyük tesiri vardır. Bundan sonra o, Zühri' nin dersi dışında evine kapanıyor, o zamana kadar kağıtlara kaydettiklerini derleyip toparlamaya çalışıyordu. Ayrıca İmam Malik, Cafer-i Sadık' ın derslerini hiç bir zaman kaçırmazdı. Onun ilmine, züht ve takvasına hayranlık duymakta idi. İmam Malik onun hakkında; "Abesti olmadan hadis rivayet etmez, Hz. Peygamberin adı anılınca yüzü sararırdı" demektedir. O, Medine'nin ilmini tamamen öğrendiğine iyice kanaat getirmeden ders vermeye başlamadı. Medine'de bulunan alimlerinin çoğunun kendisini ders verme hususunda yeterli görmesini açıklamalarından sonra güvenilir ravilerden aldığı hadisleri insanlara öğretmek, fetva soranların problemlerini halletmek ve etrafında toplanan öğrencilere dersler vermek zorunluluğunu hissetmiştir. İmam Malik bu konuda şunu söylemektedir: "Her aklına esen mescitte oturup ders veremez. Alimlerden yetmiş kişinin beni yeterli görmesine kadar ben, ders ve fetva vermekten kaçındım". İmam Malik ayrıca, hocaları Zühri ve Rabia' ya, ders verip veremeyeceğini sorup olumlu cevap aldıktan sonra bu işe başlamıştır. İmam Malik, derslerini Mescid-i Nebi'de vermeye başlamıştı. Ancak sonraları idrarını tutamama (prostat) hastalığına yakalanınca mescide gelemez olmuş ve evinde devam etmeye başlamıştır. O, Mescid-i Nebi'de ders okuttuğu zaman, Hz. Ömer(r.a.)'in ders okuturken oturduğu yere özen göstermiştir. Burası Resulullah (s.a.s)'in mescitte oturduğu yerdir. Ayrıca Medine'de Abdullah b. Mesut'un oturduğu evde ikamet ederek, onların hatırasını zihninde tutmayı arzulamış ve Ashab'ın yaşadığı manevi atmosferi hissetmeye çalışmıştır. İmam Malik, ilimde olgunlaşıp dersler vermeye başladıktan sonra, bilgilerini daha da geliştirmek ve farklı fıkhi görüşleri, incelikleriyle kavrayabilmek için alimler ile ilişkisini yoğun bir şekilde sürdürmüştür. Hacca gelen alimlerle görüşüp, onlarla ilim alışverişinde bulunurdu. O, büyük fakih Ebu Hanife ile de görüşür, onunla münazaralarda bulunurdu. Onların bu görüşmeleri gayet nezih bir şekilde cereyan eder ve her biri diğerinin fıkıhtaki üstünlüğünü överdi. İmam Malik'in yaşadığı dönem, Medine'nin ilim, inceleme ve araştırmaların olduğu dönemdi. Bunun sebebi , Resulullah (s.a.s)'in mescidinin ve kabrinin burada bulunması nedeniyle İslam coğrafyasının her tarafından, farklı fıkhi ekollere mensup alimlerin, her hac mevsiminde buraya akın akın gelmeleri idi. İmam Malik ayrıca, ilmini yenilemek ve asrının diğer fakihlerinin görüşlerini öğrenmek için mektuplaşma yolunu da kullanıyordu. O, görüşme imkanı olmayan uzak şehirlerdeki alimlere mektuplar yazar, değişik konulardaki görüşlerini sorar ve kendi değerlendirmelerini onlara iletirdi. İmam Malik keskin bir zeka ve kuvvetli bir hafızaya sahipti. Bu da ona, dinlediği hadisleri kolayca ezberleme ve fıkhi konulara rahatça nüfuz edebilme imkanını sağlıyordu. Hadisleri sağlam ravilerden kusursuz olarak bellemiş olduğu halde , bir maslahat görmedikçe hadis rivayet etmezdi. hadis nakletmenin sorumluluğu onu sıkıntıya sokar ve naklettiği her hadisi için; "Onları nakletmektense her biri için bir kırbaç yemeyi yeğlerdim" demekte idi. Sadece Allah’u Teala' nın rızasını kazanmak için ilim tahsil etmiş, hayatı boyunca takva yolunu terk etmemiştir. Ona göre ilim bir nurdur ve ancak huşu ve takva sahibi bir kalpte yerleşebilir. fetva verirken yavaş hareket eder, iyice düşünür, soran kimseyi göndererek meseleyi tetkik ve tespit ettikten sonra cevap verirdi. O fetva konusunda hiçbir şeyin kolay olamayacağı görüşünde olup, helal ve haram ile ilgili her meselenin zor olduğunu söylerdi. din konusunda kimseyle tartışmaya girmez, insanlar arasında kin tohumları ekeceği için bunu çok kötü bir davranış olarak değerlendirirdi. İmam Malik'in hastalığı ağırlaşıp, vefat edeceğini anladığında o zamana kadar gizlediği hastalığını ve gizleme sebebini dostlarına söyle açıklıyordu: "Eğer hayatımın son günleri olmasaydı size bildirmeyecektim.Benim hastalığım idrarımı tutamamamdır.Peygamberin mescidine tam abdestli olmaksızın gelmek istemedim.Rabbime şikayet olmasın diye de hastalığımı kimseye söylemedim"( Ebu Zehra, a.g.e.,286 ). İmam Malik, Hicri 179 yılında Rabiulevvel ayının 14. günü vefat etmiştir. Safer ayında öldüğüne dair rivayetler de vardır. Cennetü'l-Baki mezarlığına defnedilmiştir(Ömer Rıza Kehhale, Mu'cemu'l-Müellifin,Beyrut, t.y,8,168).

İmam Malik'in fıkhi, öğrencileri tarafından hazmedilip daha onun sağlığında Mısır başta olmak üzere Kuzey Afrika'da yayılmaya başlamış, ordan da Endülüs'e ulaşmıştır. İmam Malik'in ilimdeki büyüklüğü hakkında onun önünde diz çökmüş ve ilminden feyz almış büyük fakih İmam Şafii şöyle demektedir: "Malik, Allah Teala' nın, tabiinden sonra kullarına karşi hüccet olarak gönderdiği bir insandır." (Suphi es-Salih, Hadis İlimleri ve Hadis İstilahları, Terc. Yasar Kandemir, Ankara 1981, 330)" Hayatı boyunca Medine'den başka bir yere gitmeye İmam Malik, Resulullah (s.a.s)'e olan aşırı sevgi ve saygısından dolayı, Medine'de bir defa olsun at sırtında dolaşmamıştır.

O, birçok kitap tedvin etmiş olup, bunlar arasında en önemlisi Muvatta adli eseridir. İmam Malik bu kitaba Hicaz'ın en sağlam ravilerinin hadislerini almaya özen gösterdi. Ayrıca sahabe sözlerine ve Tabiin fetvalarına da yer vermiştir.
 
Üst