Lokomotifi ele geçirmek mi, trenden atlamak mı? / Fatma Barbarasoğlu | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Lokomotifi ele geçirmek mi, trenden atlamak mı? / Fatma Barbarasoğlu

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,489
Puanları
113
Her yıl gezegen kışı geçerek bahara hazırlanıyor ve dünyanın dört bir yanında çıkan isyanlara 1848’den bu yana “Halkların Baharı” deniyor.
Dünyanın dört bir köşesinde isyanlar çıkıyor ve her ülke kendi isyanına değil komşudaki isyana “hassas” ve “rikkatli”.
Küresel dünyada ülkeler başka ülkelerdeki hasar ve tahribata ellerini ovuşturarak kamp ateşi romantizmi ile yaklaşırken, aynı ateş kendi ülkelerinde çıktığında kitlesel direniş korkusu yaşıyor.
Geçen haftanın “Frankfurt isyanı” da devrimini bekleyen bazı “dünya”lar için “umut” oldu.
Bu umudun kimyasına bir film üzerinden bakmaya ne dersiniz?
Hayatı filmler üzerinden okumak gittikçe yaygınlaşıyor. Sinema sosyolojisi bir yanıyla geçmişin masal anlatıcılarına benziyor. Masal ile ütopik ve distopik filmlerin ortak yanı insanları aynı zamanın içinde ortak bir bakışta buluşturmak.
Post modern üretim geçmişin imajlarını yeni bir konsept içinde sunma esprisini sinemadan edebiyata sanatın pek çok dalında kullanıyor.
“Kar Küreyicisi” adlı film Hz. Nuh’un gemisinden esinlenerek oluşturulmuş bir film. Gemi yerine tren kullanılmış.
Kapitalist dünyanın aşağıdakiler ve yukardakiler hiyerarşisini, film öndekiler ve arkadakiler olarak değiştiriyor. Filmdeki tabiriyle lokomotiftekiler ve kuyruktakiler.
Dışarda buzul çağı başlamış dolayısıyla dünyada bir hayat kalmamış. Bütün hayat trenin içinde. Trenin içi yeni bir dünya olarak ve fakat eski dünyanın aksayan bütün tarafları tren düzeneğinde yeniden tasarlanmış haliyle karşımızda. Filmin başlarında biz sadece kuyruk kısmını görüyoruz. Trenin kuyruğunda yaşayanları. Sefilleri. Üstleri başları perişan. Ara sıra görevliler geliyor kuyrukta yaşayanların sefaletine karşılık, onlar prıl pırıl kıyafetler, lüks kürkler içinde. Karınları tok, sırtları pek olarak trenin kuyruk kısmına geliyorlar, aç ve sefil bir hayat yaşayan kuyruktakileri verdikleri otur kalk emirleri ile canlarından bezdirmeye çalışıyorlar.
Kötü hayat şartları içinde, ölümün sınırında gezinen kuyruktakileri ayakta ve hayatta tutan tek şey isyan ederek lokomotifi ele geçirmek.
Ele geçiriyorlar mı?
Filmi herkes başka bir noktadan başka bir sahnenin izleğinde derinleşerek izleyecektir muhakkak.
Benim için en çarpıcı ana fikir devrimler bile sistemin izin verdiği ölçüde yapılabilir.
Lokomotifi ele geçirerek sistemin aksaklıklarını bir süreliğine görünmez kılabilirsiniz. Gerçek bir devrim yapmak istiyorsanız trenden aşağı atlamalısınız. Bir nevi durdurun dünyayı inecek var söylemi.
İktidarı değiştirerek özgür olamazsınız. İktidarı reddederek umursamayarak özgür olabilirsiniz.
Bunun tamamen tersi yönünde şöyle de diyebilirsiniz: En kötü düzen düzensizlikten iyidir. Dışarda kutup ayıları ile mücadele etmektense içeride kalarak “medeni”lerin gayri medenisi olarak yaşamaya devam etmek iyidir.
Filmi izlemek isteyenler için filmi özetlemeyi burada bırakayım.
Çünkü sonda söyleyeceklerimi başta söyledim zaten.
Geriye ne mi kaldı?
Çok şey.
Benim için esas mesele lokomotifi ele geçirmek değil. Trenden atlamak.
Tasavvuf her dönemde trenden atlayanların sığınağıydı. Günümüzde ise “tasavvufi hareketler”, lokomotifi ele geçirmek isteyenler üzerinden ilerliyor.
 
Üst