Lokman Öğüdü | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Lokman Öğüdü

hasandemir

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Eki 2006
Mesajlar
624
Puanları
0
LOKMAN İSMİ BİZE hep tıp ve şifayı çağrıştırır. "Lokman Hekim" diye nam salmış bu büyük simaya dair kissalar da, hep bu minvalde seyreder. Oysa Kur'ân-ı Hakîme baktığımızda, hususan Lokman Sûresini okuduğumuzda, karşımıza bam başka bir Lokman (a.s.) tasviri çıkar. Bu sûrede, Lokman Aleyhisselam, kendisine "hikmet" verilmis bir insan olarak anlatılır. Bu hikmetin verilişindeki maksat ise, "şükür"dür. Kendisine, "Allah'a şukret" diyerek hikmet verilmiştir.

Peki bu hikmet nedir? Lokman'a verilmiş bu hikmet, bildiğimiz "hekimlik"le mi sınırlıdır? Lokman Aleyhisselam, sırf insanların maddî rahatsızlıklarına derman vesilesi olduğu için mi büyük bir ünle anılmaktadır?

Sûrenin devamında, Lokman Aleyhisselam’ın oğluna, oğlunun şahsında tüm insanlara verdiği öğütler, bizim Lokman tasvirimizin ne kadar dar, ne denli sığ ve maddî kaldığını isbat eder mahiyettedir. Kur'ân'ın beyanı üzere, Lokman'ın hekimliği, ona verilmiş "hikmet"in ancak bir cüz'üdür, bir yan ürünüdür. O, esasen manevî yaraların tedavisine, kalbî ve aklî marazların deva bulmasına ehil biridir. Ona verilmiş "hikmet," asıl bu noktalarda bir şifa ve tedavi getirmektedir.

Oğluna verdiği ögüt, bu açıdan, gerek evlat ve aile belası çekenleri, gerekse kendi iç dünyasında nefis belası çekenleri manidar bir şifayla yüzyüze getirmektedir. Kalblerin ve akılların yarasına merhem olan, nefislerin önlem alınmazsa tüm duyguları kuşatan bulaşicı hastalığına deva bulan bir sifa verilmiştir Lokman'a. Bu şifa, bu tedavi, bu devanın öncesinde ise, ciddi bir "teşhiş" sözkonusudur. Tüm nefsanî illetlerin, tüm kalbî ve ruhî marazların, tüm aklî yaraların en birinci sebebini bulmuştur Lokman; şirk. Tüm meselelerin özü, dört harften oluşan bu ürkütücü kelimede saklıdır. O yüzden, oğluna, verdiği ilk ögüt, "Şirkten sakınma" ögüdüdür. "Yâ büneyye, lâ tüşrik billâh!" der Lokman. "Yavrucugum, Allah'a ortak koşma, şirke girme!" tavsiyesinde bulunur. İlk önce bunu söyler.

Neden, oğlunun dikkatini öncelikle "şirke" çevirir? Neden inkar, küfür, ilhad veya dalâletten değil de, "sirk"ten uzak durması öğüdünde bulunur?

Çünkü, Kur'ân'ın dersi ve Resul-i Ekrem'in (a.s.m) talimiyle yazilagelmiş binlerce eserde vurgulanan şöyle bir "kötüye gidiş" sırası mevcuttur. Şirk, inkar, isyan, dalâlet. İnsanın şu kainatın sahipsiz ve sani'siz olduğunu iddia etmesi sonsuz derecede akıldan uzaktır. O yüzden, hiçbir kimse, ilk başta bir yaratıcının yokluğunu ileri sürerek işe başlamaz, başlayamaz. İlk önce, kendi nefsine bir paye vererek şirk derecesine adım atar. Sonra, kendi nefsine bir pay vermesinin kaçınılmaz sonucu olarak başka nefislere ve sair mevcudata da bir pay bırakır. İşe "şirk"le başlar. Herşeyin herşeyle bağlı olduğu; dolayısıyla her bir şeyin varolmak için herşeye hükmü geçen mutlak kudret sahibi bir yaratıcıyı gerektirdiği şu kainatı birbirinden kopuk parçalara ayırır. Kendini sabit ve müstakil görür. Başka şeyleri de müstakil ve bağımsız telakki eder. Ancak "şirk"le gelen bu "böl-parçala" uygulamasından sonradır ki, inkar ve küfr ile tüm kainatı nefis ve esbab hesabina yutması gerçekleşir. Sonrasında bir yaratcının varlığı inkar edildiği için, onun peygamberler vasıtasıyla bildirdiği emirlere de isyan edilir. Bu isyanı sistemli hale getirmek için ise ilhad ve dalalet felsefeleri üretilir. Şirk insanı "esfel-i sâfilîn"e atan, koca bir ömür boyu cehennem çukurlarına doğru yuvarlandıran ürkütücü bir sürecin ilk adımıdır. Bir kere "şirk"e karşı gafil kalindı mı, gerisi çoğu kez farkında bile olmaksızın gelmektedir.

Lokman Aleyhisselam, bu sırdandır ki, kendisine verilmiş "hikmet"in bir cilvesi olarak, oğluna en başta "şirk"ten uzak durma dersi verir. İnsanin bütün duygularını mahveden, insana verilmiş tüm emanetleri zayi eden, insanı şu dünyada manevî cehennemlere atıp öte dünyada da ebedî cehennemlere ehil kılan ürkütücü bir süreci ta başından keser. Maddî kanserlerin bin kat dehşetlisi bir hastalığı önceden teşhis ederek tedaviye girişir.

Oğluna bu dersi verir ve bu teşhis üzere tedaviye girişirken, aslında hepimize de bu dersi ve tedaviyi sunar. En başta hepimize, "şirkten sakınma" uyarısında bulunmuş olur. Ardından, özellikle ana-babalar için, çoğu kez unutulan bir yükümlülüğü hatırlatır. Bir ana-babanın en birinci görevi bu olmalıdır ki, kendisi-ne "hikmet" verilmiş Lokman, oğluna ilk olarak bu ögüdü verir.

Kur'ân-ı Hakîm, ilâhi övgüye mazhar olmuş Lokman'ın şahsında, bugünün evlat belası çeken, yahut "terbiye" problemi yaşayan biz insanlarına tutacağı-mız yolu, izleyeceğimiz çizgiyi o denli beliğ bir üslupla gösteriyor ki...




© 2006 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu
 

berraksu

Aşafatlı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Eyl 2006
Mesajlar
3,652
Puanları
0
Yaş
34
Lokman Hekimin üstüne hekim yoktur. Zira Lokman Hekim ölümü dahi
durduracak bir ilac bulmustur. Fakat Hz. Allah bu ilacin yapilisini aciklamasina
izin vermemistir. Sebebi ise insanlar arasindaki yas farkinin cok fazla olacagindan
anlasilmamazliklarinda haliyla artacak olmasidir.

Güzel yazin icin Allah razi olsun hasandemir kardesim.
 

Gülçehre

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
1 Tem 2006
Mesajlar
858
Puanları
0
Yaş
34
Lokman Hekimin oğluna öğütleri

selamun aleyküm arkadaşlar,bu tavsiyeler herbirimiz için altın değeri taşıyor olabilir biraz uzun fakat hepsini bir seferde okumayın(ben okudum) belki sıkılabilirsiniz..her cümleden birşeyler algılamanız duası ile..



Hafs bin Ömer'in rivayetine göre,
Hz. Lokman yanına bir torba hardal tanesi koyarak oğluna öğüt vermeye başlar.
Her öğüt verdikçe torbadan bir hardal çıkarır.
Sonunda torbadaki hardal tükenir ve oğluna da şöyle der:

"Ey oğul, sana o kadar öğüt verdim ki,
şayet bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı."

Hz. Lokman'ın Saran ismindeki bu oğlu babasının verdiği bütün öğütlere uymuştu.12

Lokman Aleyhisselâmın hikmetli sözlerinin asıl kaynağı Kur'ân-ı Kerimdir.

O halde Kur'ân-ı Kerimde yer alan bu öğütler tefsirlerde de genişçe bulunur.
Cenab-ı Hak,
Hazret-i Lokman'ın dilinden bu sözleri şu âyetlerle (meâlen) beyan buyurur:



12. ibni Kesîr Tercümesi, 12:6409.



Allah'a ortak koşma

"Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki,
'Oğlum (ey oğul!) Allah'a ortak koşma.
Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.



Allah her yaptığını ortaya çıkarır

"Oğlum,
Eğer yaptığın iş hardal tanesi kadar bile olsa ve bir taş içine girse,
Allah onu ortaya çıkarır.
Muhakkak ki, Allah en gizli işleri bütün inceliğiyle bilir,
O her şeyden hakkıyla haberdardır.



Namazını dos doğru kıl

"Oğlum, namazını dos doğru kıl.
İyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır.
Başına gelene sabret.
Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.



Kasılarak yürüme, yavaş konuş

"Gururlanıp insanlardan yüzünü çevirme.
Yeryüzünde kasılarak yürüme.
Çünkü Allah büyüklük taslayan ve övünenleri sevmez.

"Yürüyüşünde mutedil ol.
Sesini alçalt.
Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir."13



13. Lokman Sûresi, 13-20.



TEFSİRDEKİ ÖĞÜTLER

Hazret-i Lokman'ın Kur'ân'da geçen öğütleri,
aynı sûrenin tefsirlerinde genişletilerek verilir.
Hazret-i Lokman'ın tefsirlerde geçen öğütlerinden ve hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:



Takvayı esas al

Ey oğul!

Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et.
Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder.



Merasimlere katıl

Ey oğul!

Cenaze merasimlerine katıl. Düğün merasimlerinden de uzak durmaya çalış.
Çünkü cenaze sana âhireti hatırlatır; düğün ise dünyaya çeker.



Horozdan geri kalma

Ey oğul!

Horozdan daha geri kalma.
Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken,
o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır.



Tevbeyi geciktirme

Ey oğul!

Tevbeyi geciktirme.
Çünkü ölüm ansızın geliverir.



Cahille dost olma

Ey oğul!

Cahil kimselerle dostluk kurma.
Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanar.



Allah'tan kork

Ey oğul!

Allah'tan hakkıyla kork.
Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde
başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme.



Susmak

Ey oğul!

Şimdiye kadar susmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadım
. Çünkü söz gümüşse, sükût altındır.



Günahlardan sakın

Ey oğul!

Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi,
yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın.
Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker.



İlim meclislerine katıl

Ey oğul!

Âlimlerin meclisinde bulun.
Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle.
Çünkü Allah kuru toprağı yağmurla nasıl canlandırırsa,
ölmüş kalbleri de hikmetli sözlerle öyle diriltir."14



14. Tefsîrü's-Sâvî, 3:255-256.



Yalandan sakın

Ey oğul!

Allah, yalancının yüz suyunu kurutur, haya duygusunu giderir
. Ahlâksız kimsenin de sıkıntısı hiç eksik olmaz.



Ahmak adamdan uzak dur

Ey oğul!

Kayaları uzaklara taşımak, ahmak adama laf anlatmaktan daha kolaydır.



Kendi işini kendin gör

Ey oğul!

Cahili vasıta olarak kullanmaktan,
işini gördürmekten uzak dur. Şayet akıllı birisini bulamazsan kendi işini kendin gör.



Kendi milletinin kızıyla evlen

Ey oğul!

Kendi milletinden olmayan bir kızla evlenme.
Aksi takdirde çocukların ileride sıkıntıdan kurtulamazlar.

Ey oğul!

Öyle bir zaman gelecek ki, sabırlı insanların bile yüzü gülmez olacaktır.



Allah'ın anıldığı meclislere katıl

Ey oğul!

Katılacağın meclisleri kendin ara bul.
Allah'ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver
. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun
. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın
Allah'ın anılmadığı meclislere hiç katılma.
Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün.
Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.

Ey oğul!

Sofrana takva ehli mü'minleri davet et.



Tecrübe sahipleriyle istişare et

Ey oğul!

Her işinde ilim ve tecrübe sahibi kimselerle istişare et
onların fikrini almaya çalış.



Takvadan bir gemi edin

Ey oğul!

Dünya dipsiz bir denizdir.
Onda niceleri boğulmuştur.
Bunun için takvadan bir gemi edin.
İçine îmânı yükle.
, Tevekkül yelkeniyle açıl.
Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.



Kötü komşudan uzak dur

Ey oğul!

Nice ağır yükler taşıdım.
Fakat kötü komşu kadar ağır bir yüke rastlamadım.
Nice acılar tattım, fakat fakirlikten daha şiddetli bir acı tatmadım.



İlimden nasibini al

Ey oğul!

İnsan fakir de olsa ilim ve hikmetiyle hükümdarların meclisinde yer alır.



Arkadaş seçimine dikkat et

Ey oğul!

Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bir şey yap.
Şayet öfkeli iken sana insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa uzak dur.



Âhirete hazırlan

Ey oğul!

Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun.
Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır.



Dilini duaya alıştır

Ey oğul!

Dilini 'Allah'ım, beni affet' demeye alıştır.
Çünkü öyle anlar vardır ki, o saatlerde Allah duaları reddetmez, istediğini ihsan eder.



Borçlanmaktan uzak dur

Ey oğul!

Borçlanmaktan uzak dur.
Çünkü borç, seni gündüz zillete sürükler, gece de üzüntüye boğar.



Günah işlemeye cesaretin olmasın

Ey oğul!

Allah'tan öyle bir şey iste ki, günah işlemeye cesaretin olmasın.
Ve Allah'tan öyle kork ki, rahmetinden hiçbir zaman ümidin kesilmesin.



Önce selâm ver

Ey oğul!

Bir cemaatin bulunduğu yere gittiğin vakit, önce onlara İslâmın okunu at, yani selâm ver.
Sonra bir köşeye otur, onları konuşuyor halde görmedikçe sen de konuşma.
Şayet Allah'ın zikrine dalacak olurlarsa sen de onlara katıl.
Fakat başka bir söze geçerlerse oradan ayrıl.



Kendini anla
Ey oğul!

İki dünyada mes'ut olmak istiyorsan, kendini anla.
Okuyup bilgili olmaya çalış. Çalış ki, bilenle bilmeyen bir olmaz.



Tembel olma

Ey oğul!

Tembel olma.
Tembellik bedbahtlık alâmetidir.



Acele etme


Ey oğul!

Acele etme, acele şeytan işidir.



Güler yüz göster

Ey oğul!

Ahlâkını düzelt.
Dostuna da, düşmanına da güler yüz göster.
Ancak değerin ve itibarın kırılacak derecede hareket etme.



Orta yolu tut


Ey oğul!

Her şeyin hayırlısı olan orta yolu tercih et.



Yolda dikkatli yürü


Ey oğul!

Yolda yürürken yüzünü gözünü oraya buraya çevirme ki, gönlün vesvesede kalmasın.



Mecliste önce oturma

Ey oğul!

Bir cemaat içinde bulunduğunda onlar ayakta iken oturma.
Oturdukları zaman sen de oturuver.



Yollara tükürme

Ey oğul!

Bıyık ve sakalınla oynama.
Parmağını burnuna sokma.
Yollara tükürme, sesli sümkürme.
Elinle sinek kovalamayı terk et.



Az konuş

Ey oğul!

Sükût ve teenni ile hareket et.
Az konuş. Çok konuşmak, yanılmaya sebeptir.



Sözü fazla dağıtma

Ey oğul!

Konuşurken sözü fazla dağıtma.
Aksi takdirde şerefine zarar gelir.
Konuşurken başkalarını utandırma.
Kaş göz işareti yapma.

Güzel ve lâtif sözleri duymaya çalış.
Fazla hayrete düşme.
Sözün tekrarlanmasını isteme.
İnsanları güldürecek ve kendini maskara edecek sözlerden sakın.



Atıp tutma

Ey oğul!

Kimse hakkında atıp tutma.



Fazla ısrar etme

Ey oğul!

Senden bir şey istendiği zaman, elinden geliyorsa vermeye çalış.
Birinden bir şey istediğinde de fazla ısrar etme.



Dinde tartışmaya girme

Ey oğul!

Dinle alakası olmayan meselelerde aksi vaki ise tartışmaya ve münakaşaya girme.



Fakirliğini kimseye açma

Ey oğul!

Acizliğini ve fakirliğini hiç kimseye, hattâ ailene dahi açma ki,
onların yanında itibarın düşmesin, sözünü dinlemez olmasınlar.



Hizmetçilerle şakalaşma

Ey oğul!

Hizmetçi ve benzeri kimselerle şakalaşma
. Çünkü

bunlarla şakalaşmak hakaret ve düşmanlığa sebep olur.
Onlara öyle muamele et ki, hem seni sevsinler, hem de senden korksunlar.



Şiddetten sakın

Ey oğul!

Çocukları ve elinin altındakileri terbiye ederken şiddetten sakın.
Öfkelendiğin vakit vakarla geçiştirmeye çalış.
Mümkün olursa sövüp dövme ki, aksi takdirde onların gözünde mehabetin yok olur.

Kendini ve çocuklarını övüp durma.

Hayasız gençlerle ve o halde olan kız çocukları ile ülfet etme.
Çünkü dünya ve âhirette mezellete sebep olur.



Önce düşün

Ey oğul!

Bir kimse ile bozuşursan, dilini tut ve makbul olan sözü söyle.
Önce düşün, sonra söze giriş.

Herkesin değerini ve layık olduğu hürmeti muhafaza eyle.



Azla yetin


Ey oğul!

Bir kimsenin davetinde bulunduğun vakit, azla yetin.
Dalkavukluk edip de o yemeği övmekle başkalarının yemeğini kötüleyip tahkir etme.



Misafirlikte gözlerine dikkat et

Ey oğul!

Bir kimsenin evinde misafir kaldığın vakit gözlerine dikkat et.
Her tarafa bakıp durma.
Durumuna vakıf olduktan sonra dine aykırı da olsa sırrını ifşa etme.



Elini çek

Ey oğul!

Emanete hiyanetten elini çek.



Kimseye açma

Ey oğul!

Bir işe başladığın zaman, meydana gelmeden önce kimseye açma ki, mahcup düşmeyesin.



Çok ver

Ey oğul!

Sadakayı çok ver. Mal sevgisini gönlünden çıkar.



Razı ol

Ey oğul!

Doğru söyle, Allah'tan gelene razı ol.



Yemekte şunlara dikkat et

Ey oğul!

Yemekten önce ve sonra ellerini yıka.
Bu hal fakirliğini giderir, göze kuvvet verir.

Çok yemek kalbe katılık ve gaflet verir
. İbadette tembelliğe sebep olur.

Yemeğin başında Bismillah, sonunda Elhamdülillah,
ortasında da nimetin Allah'tan geldiğini düşün.

Tek elle ekmeği koparma
. Bu hareket kibirli insanların âdetidir.

Yemeğin başında ve sonunda bir parça tuz yemek birçok hastalığa karşı devadır.

Lokmayı küçük tut ve iyice çiğne.

Misafir geldiği zaman mümkünse yemeği büyük kaba koy, berekete sebep olur.

Yemek yerken önünden al, ekmeğin ve tabağın ortasından alma.

Elinden ekmek ve yemek parçası düştüğünde al, temizle ve öyle ye.

Sıcak olan yemeğe soğutmak için ağzınla üfleme, soğuyuncaya kadar bekle.

Yemeği çabuk yeme.

Hurma ve kayısı gibi sayılabilir meyveleri teker teker ye, çifter çifter yeme ve çekirdeklerini bir tarafa topla.

Yemek arasında çok su içme.
Su içerken bardağın içine bak.
İçine uygunsuz bir şey düşmüş olmasın.
Suyu içerken üç nefeste içiver.

Yemeğe herkesten önce el uzatma.

Yemek esnasında güzel şeylerden bahset.

Sofrada bulunan arkadaşlarına ara sıra göz ucuyla bak.
Yemek ve ekmeği o tarafa sür.

Misafirler çekingen davranırlarsa üç defadan fazla yemeleri için ısrar eyleme.
Yemek yeme isteğin yoksa özür beyan eyle.



Dilini tut

Ey oğul!

İlim ve takva ehli veya herhangi bir sebeple senden ileride bulunan bir kimsenin huzurunda dilini tut.



Dostlarını dinle

Ey oğul!

Senin iyiliğini isteyen dostlarının tavsiye ve öğütlerini can kulağıyla dinle.



Doğru ol

Ey oğul!

Sözünde, işinde ve gidişinde doğru ol.
Doğru olan sözlerinin bile hayrete ve tereddüde sebep olacaksa, söyleme daha iyi.



Ümidini kesme

Ey oğul!

İnsanların gönlünü almaya çalış.
Allah'ın rahmetinden ümidini kesme.



İyi ol

Ey oğul!

Açıkta ve gizlide iyi olmaya çalış.

Varlık yokluktan, akıl sarhoşluktan iyidir.

Bir şeyi vaktinden önce isteme.



İçini süsle

Ey oğul!

İçini dışından daha çok süsle: İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.

Her yerde ve her zaman Allah'ı yanında hazır nazır olarak bil.

Allah nazarında seni utandıracak işi bırak. "

alıntıdır
 

A.R

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2007
Mesajlar
795
Puanları
0
Allah razı olsun, mutlaka okunması gerekenlerden ve tabii uygulanması için gayret edileceklerden.
 

Berke

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Ocak 2007
Mesajlar
3,878
Puanları
0
Allah razı olsun,güzel bir paylaşım.
 

cypermethrin

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
12 May 2007
Mesajlar
264
Puanları
0
Yaş
37
Lokman Peygamberin Oğluna Öğüdü

Günümüzün aile eğitiminde ana-babanın çocuklarına vermesi gereken temel eğitim ilkelerini Kur'an-ı Kerim, Lokman peygamberin çocuğuna verdiği öğütler modeli ile bize aktarmaktadır.
Lokmân'ın oğluna öğüdünü an. O şöyle öğüt veriyordu: "Ey yavrucuğum! Allah'a asla ortak koşma. Çünkü şirk, büyük bir zulümdür." (Hz. Lokmân, öğüdüne devamla şöyle demişti): "Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.", "Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındırmaya çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azim ve kararlılık gösterilmeğe değer şeylerdendir." "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.", "Yürüyüşünde ölçülü ve dengeli ol. Sesini de alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır." (Lokman, 13, 16-19)
Şimdi yukarıdaki ayetlerden çıkaracağımız neticelere geçebiliriz.
1. "Lokmân'ın oğluna öğüdünü an. O şöyle öğüt veriyordu: Yavrucuğum! Allah'a asla ortak koşma. Çünkü şirk, büyük bir zulümdür."
a) Yüce Allah, neden Hz. Peygamber'den, Lokmân peygamberin oğluna verdiği öğütleri anmasını istemiştir? Bu öğütler evrensel dini ve ahlâki değerleri kapsadığından gündeme getirmektedir. Aynı değerler İslâm'da da yer almaktadır. Böylece ilâhi eğitimin bir süreç niteliği taşıdığına da işaret edilmektedir. İlâhi eğitim, asla kesintiye uğramamıştır. Diğer taraftan Hz. Peygamber'e, yakın sosyal çevresine öğüt verirken Lokmân peygamberi örnek alması da önerilmiş olmaktadır.
b) "O şöyle öğüt veriyordu: Yavrucuğum! Allah'a asla ortak koşma. Çünkü şirk, büyük bir zulümdür."
"Ey yavrucuğum" ifadesinde şefkat ve sevgi vardır. Her ne kadar bir küçültme edatı olsa bile bu, küçük görme anlamına gelmemektedir. Tam tersine oğluna olan şefkat, merhamet ve sevgiyi ifade etmektedir. Bu hitap, daha önce Meryem sûresinde geçen Hz. İbrahim'in babasına hitap etme şeklinin aynısıdır. "Ey babacığım." Birisi babasına, diğeri de oğluna bu nazik hitap şeklini kullanmıştı.
Demek ki, öğüt vermeye başlayınca hitapta bu şekilde nazik, kibar ve sevgi dolu bir ifade yer almalıdır. Karşısındaki insanın dikkatini çekmenin yollarından biri ve en etkilisi budur. Kaba bir hitap şekli alâkayı öldürebilir.
Tevhid inancı, Allah'ın hakkıdır. Şirk koşmak bu hakkı çiğnemektir. Allah'ın hakkını çiğnemek de zulümlerin en büyüğüdür. Öylesine büyüktür ki affedilmeyecek kadar bir günahı teşkil etmektedir:
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur" (Nisâ 4/48); "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Ondan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır" (Nisâ 4/116).
Böylece Yüce Allah, şirkin neden büyük bir zulüm olduğunu cevaplandırmaktadır. Şirk, büyük bir günahtır, Allah'a iftiradır ve büyük bir sapıklıktır. İşte Hz. Lokmân'ın büyük bir zulüm olarak tanımladığı şirkin diğer tarifleri de başka âyetlerde böyle yapılmaktadır. Ayrıca bu âyetlere göre şirkin başka bir tarifi de, af kapsamının dışında kalan bir inanış biçimi oluşudur.
Her peygamber gibi Lokmân peygamber de şirkle mücadele ile ve en yakınından eğitim faaliyetine başlamıştır. Şirkin kirliliği gönüllerde dururken, tevhid inancının ağacını orada dikmek mümkün değildir. Önce gönül şirkten temizlenmelidir.
Bu âyetten şunu da anlıyoruz: Bir babanın oğluna vereceği öğüdün ilk basamağını Allah'a şirk koşmamak oluşturmalıdır. Bu öğüt şeklini Hz. İbrahim ve torunu Yakub'un oğullarına verdiği öğütte, yaptığı vasiyette de buluyoruz:
"Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti. Yakub da: 'Ey oğullarım! Allah, sizin için bu dini seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz.' Yoksa Yakub'a ölüm geldiği zaman, siz orada mı idiniz? O zaman Yakub, oğullarına: 'Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?' demişti. Onlar da: 'Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshâk'ın ilâhi olan tek Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur' dediler" (Bakara 2/132-133).
Bu vasiyyetlerle Lokmân peygamberin öğüdünün arasındaki benzerliği şirkin kötülüğü ve tevhid inancının önemi teşkil etmektedir. Tek tanrı inancı babanın oğullarına vasiyeti ve öğüdü olmalıdır.
2. "(Lokmân öğüdüne devamla şöyle demişti): Ey yavrucuğum! Yaptığın bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve herşeyden haberdardır."
Yüce Allah, 13. âyette oğluna şirk koşmamasını ve şirkin büyük bir zulüm olduğunu öğrettikten sonra konuyu "amel" alanına getirmiş, var olan ve ortaya konan bir işin ve amelin asla kaybolmayacağını öğütlerken, "amellerin sakımı kanunu"nu gündeme taşımıştır. Yapılan işin ve amelin küçüklüğü veya büyüklüğü önemli değildir; önemli olan Yüce Allah'ın onu getirip değerlendirmeğe tâbi tutması ve o amelin asla kaybolmamasıdır.
a) "Amelin kaya içinde olması" ne anlama gelmektedir? Bu bize, maddeyi araştırmayı ifade etmektedir. Amelin taşın içinde olması, maddeyi araştırmak demektir. Tabiatın maddi kanunlarını araştırmak da bir ameldir, o da değerlendirilecektir.
b) "Amelin göklerde olması", göksel bilimlerde araştırma yapmayı ifade etmektedir. Çünkü amelin göklerde olması mümkün değildir, ama uzay araştırmaları yapan insanın ameli o cinsten olduğu için orada bulunmaktadır.
c) Diğer taraftan "amelin, yerin derinliklerinde bulunması" da yerel bilimlerin araştırılmasına işaret etmektedir.
"Allah'ın, bu amelleri getirmesi" demek, onları değerlendirmeye tabi tutması, onların kaybolmaması, sakımı kanunları olduğunu ifade etmektedir. Çünkü Yüce Allah, en ince ve en küçük işleri görüp bilecek, her şeyden haberdar olabilecek sıfatlara sahiptir. Onun içindir ki, insanlar yaptıkları iyi işlerin kaybolduğunu asla düşünmemelidirler. Nerede olursa olsun, ne kadar küçük olursa olsun Yüce Allah o ameli getirip değerlendirmeğe tâbi tutacaktır.
Böylece Lokmân peygamber, öğüdünde, kişi ile ameli, Allah ile o amel arasındaki ilişkiyi gündeme getirerek ince bir ders vermektedir. Din öğretimi, ameller konusunda açıklama yaparken, bu âyet temel ilkelerden biri olmalıdır.
3. "Ey yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülüklerden sakındırmaya çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azim ve kararlılık gösterilmeğe değer şeylerdir."
Lokmân peygamber, oğluna şirkin büyük bir zulüm olduğunu, amellerin en küçüğünün bile Allah tarafından değerlendirileceğini öğretmektedir. Böylece öğüde neden başlayıp nasıl devam edileceği konusu ve metodu da gündeme getirilmektedir.
a) "Namazı dosdoğru kıl."
Bakara 83, En'âm 151 ve İsrâ 23'te "tek Allah'a kulluktan" sonra "ana babaya iyilik" yer alıyordu ve ardından diğer ibadetler sıralanıyordu. Lokmân sûresinde de aynı yol izlenmiştir. Önce şirkin kötülüğü, sonra anababaya iyilik, ardından namaz ve diğer ibadetlerin geldiğine şahit oluyoruz. Demek ki Kur'ân'dan önceki vahylerde de namaz ibadeti yer alıyordu. Âyetin bu kısmından anlıyoruz ki, ana babalar, çocuklarına namaz kılmayı nazik bir dille alıştırmalıdırlar.
b) "İyiliği emret, kötülükten sakındırmaya çalış."
Hz. Lokmân, namazdan sonra bu görevi emretmektedir. Kur'ân'dan önce de böyle bir görevin olduğunu anlıyoruz. Bu görev Âli İmrân 104, 110 ve 114'te yer almaktadır; ayrıca münâfık ve mü'minlerin farkını ortaya koyması bakımından da Tevbe 67 ve 71. âyetlerde de geçmektedir. O âyetlerde münâfık, kötüyü emredip iyilikten sakındırırken, mü'min de iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktadır.
Namazı kılmak, mü'minin kendisi ile Allah'ı arasında olan bir ibadet olurken; iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ise sosyal bir görev olmaktadır. Ama bu görevi veren de Allah'tır. Lokmân peygambere gelen vahyde bu husus da yer almıştır.
c) "Başına gelenlere sabret."
Bu âyette üçüncü basamağı "sabır" almaktadır. Bize göre Lokmân peygamberin buradaki sıralaması "kolaydan zora doğru" olmaktadır. Çünkü sabır, en zor gerçekleştirilebilecek bir davranış, bir ibadet olmaktadır. Sabrın ibadet olabilmesi için Ra'd 22'de gündeme getirildiği gibi Allah rızasını umarak, o niyetle yapılmış olması gerekiyor.
Ancak "sana isabet eden" ifadesinden anlıyoruz ki, sıkıntı, kötülük, bela gibi şeyler birer canlı gibi insana isabet etmektedir. Âyette "Yüce Allah'ın isabet ettirdiği" söylenmiyor da, "sıkıntının kendisinin isabet ettiği" söyleniyor. Lokmân peygamberin bu ifadesi Kur'ân'da Yûnus 21, İsrâ 67, Rûm 33, Zümer 49, ve İsrâ 83. âyetlerine uygun düştüğü için, Yüce Allah ona Kur'ân'da yer vermiştir: Ama şu kesin olarak bilinmelidir: Kötülük, sıkıntı, bela hareket eden bir canlı gibi gelip insana isabet eder; o isabetin arkasında Yüce Allah'ı görmek doğru değildir. İnsanın yapıp-ettikleri sonuçta bir bela olarak onun başına gelir.
Bu cümlenin buraya konmasında şöyle bir incelik de hedeflenmiş olabilir: Âyette baştan beri emredilen görevler, aslında insanlığın yararına olmasına rağmen bazen bunların yapılmasını isteyenlerin başına istenmeyen olaylar da gelebilir. Namazın önminden söz edilmesi, iyiliğin emredilmesi, kötülüklerden sakındırılması, muhtemelen bunları emredenlerin başına bazı sıkıntıların gelmesinde neden olabilecektir. Onun için bu işleri yapanlar, başlarına sıkıntıların gelmesine de hazırlıklı olmalıdırlar.
d) "Doğrusu bunlar, azim ve kararlılık gösterilmeğe değer şeylerdir."
Namaz kılmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ve isabet eden sıkıntılara sabretmek hem ibadet, hem de İslâm ahlâkının, peygamber ahlâkının temelleri olmaktadır. Sadece namaz bile 'Ankebût 45'te belirtildiği gibi ahlâkın temel direklerinden biridir. Namazın, hem ibadet, hem de ahlâkın temeli olma gibi getirileri vardır. Onun için bütün bu ibadetleri yerine getirmek azim ve kararlılık ister.
Bundan şunu çıkartıyoruz: Anababalar ve öğretmenler eğitim faaliyetlerinde, çocuk ve öğrencilerinde azim ve kararlılığı, sağlam iradenin önemini iyi işlemeli ve bunun gerekliliği üzerinde durmalıdırlar. Lokmân peygamberin öğüdünden bunu anlıyoruz.
Bazı ibadetleri yerine getirmek bazı değerleri hayata geçirmek hem zor, hem de istenilmeyen şeyler olabilir. Onları yerine getirmek, hayata geçirmek, azimsizliğin, isteksizliğin ve tembelliğin kara bulutlarında kaybolur; ateşin külü olup gider. Bu iradeyi, azmi ve isteği uyandırıp kara bulutları yok etmek ve ateşi söndürmek herkesin yerine getirmesi gereken zorunluluktur.
4. "Küçümseyerek insanlardan yüzçevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez."
Bu âyet, bir önceki âyete bağlı olarak görev yapmaktadır. Başkasına iyiyi emredip onu kötülükten sakındırmak, başkalarının eğitimini, onların olgunluğa ulaşmasını ifade etmekte, başkalarını eğitebilmek için onlara karşı kibirli davranmamayı ve alçak gönüllü olmayı gerekli kılmaktadır.
a) İnsanlardan yüzçeviren kişi onları eğitemez, onlara söz geçiremez, onları kendisine yaklaştıramaz. Meyletmek, çevirmek anlamına gelen tusa'ır kelimesi, kibir psikolojisini de içine almaktadır. Aslında "deveye boynunu büktüren bir biyolojik hastalık" için kullanılan bu kelime, kibir psikolojisi hastalığının insana yüzünü çevirtmesi anlamına kullanılmaktadır. Her iki mananın ortak noktası hastalıktır. Birisi madddiğeri de manevYüzünü veya yanağını insanlara karşı büyüklenerek çevirmek de psikolojik hastalıktır.

Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı
 

Bîdâr

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
31 Tem 2007
Mesajlar
5,222
Puanları
63
yarısını okudum..:) TesekkurLer..Rabbim bunları uygulayabilmeyi bize nasip etsin.
 

EL-ALA

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
964
Puanları
0
ALLAH (c.c) razı olsun...
 

Sükût_

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
26 Tem 2007
Mesajlar
346
Puanları
0
Allah'ın anıldığı meclislere katıl

Ey oğul!

Katılacağın meclisleri kendin ara bul.
Allah'ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver
. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun
. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın
Allah'ın anılmadığı meclislere hiç katılma.
Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün.
Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.

Ey oğul!


Eyvallah...okumakla kalmayip, hayatimiz boyunca uygulayanlardan oluruz insaallah....

Vesselam...
 
Üst