Kur'an-ı Kerimi herkes anlayabilir mi? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kur'an-ı Kerimi herkes anlayabilir mi?

MiHRiMaH

Son gülen... :/
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2006
Mesajlar
2,752
Puanları
0
Sual: Kur’an-ı kerimi herkes anlayabilir mi, yoksa Resulullah efendimizin açıklaması şart mıdır?
CEVAP
Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]

Açıklamak, âyet-i kerimeleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir. Bırakın bizleri, ümmetin âlimleri de, âyetleri anlayabilselerdi ve kapalı olanları açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy olunanları tebliğ et der, açıklamasını emretmezdi. Bu ve benzeri âyetlere rağmen, (Resulullah Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacı idi) diyen mezhepsiz türediler vardır. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu halde, bazı âyetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshabına bildirmiştir. Eshab-ı kiramın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır.

M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma üslubunu onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma tarzını değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlayacağı tarzda değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma üslubunu değiştirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye 59]

Hadis-i şeriflerde (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik 70 bin kişi sorgusuz Cennete girecek) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Hz. Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, inkârcı olmasınlar, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]

Şahsi görüşe göre tefsir yapmanın büyük zararını iyi bilen Hz. Ebu Bekir, (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler) buyurmuştur. (Şir’a)
Kur’an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlayamaz. Dil bilmek ayrı, ilim bilmek ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i şerifte, (Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz) buyuruldu. Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı şöyle bildirilmektedir:
(De ki, Rabbimin [hikmetli] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109]

Mevduat-ül-ulum
’da deniyor ki:
(Kur’an ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek, sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Ondaki her ilmi öğrenmek, sırrına erişmek imkansızdır.)

İnsanların yazdığı anayasayı bile anlamak için hukukçulara gidiliyor. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını nasıl anlayabilir?

Beyrut’ta ana dili Arabi olan çok papaz var!
Sual:
(Andolsun biz Kur’anı anlayasınız diye kolaylaştırdık, öğüt alan yok mu?) âyeti varken biz Kur’anı niye anlamayalım ki? Hadislere ne ihtiyaç var ki? Veya tefsire ne ihtiyaç olur ki? Allah biz kolaylaştırdık derken, niye Hadislere bakıp da işimizi zorlaştıralım?
CEVAP
Her ilmi ancak ehli anlar. Herkes, her ilmi bilmez. Evet Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kur'anı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?) [Kamer 17]
Tefsirlerdeki açıklaması şöyle:
(Kur'anı hıfzetmek, ezberlemek için kolaylaştırdık. O halde onun öğütlerini dinleyen, onu ezberleyen var mı?) [Celaleyn]

Mevduat-ül-ulumda (Tefsir ilminin dalları) kısmında buyuruluyor ki:
(Kur'an-ı kerim ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Öyle yüksek ve metin bir dağdır ki, ondaki gariplikleri öğrenmek, her sırrına erişmek imkansızdır. Bu ilmin sayılmayacak kadar dalı, erişilmeyecek kadar fenni vardır.) Bu bölümde 8 temel ilim ile, 72 yardımcı ilim hakkında bilgi verilmektedir.
Herkes Kur'an-ı kerimi anlasa, ondan hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şeriflere lüzum kalmaz, (Peygamberin emrettiğini yapın, yasakladığından sakının) buyurulmazdı. (Haşr 7)

Eğer herkes Kur'an-ı kerimi anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı.
Kur'an-ı kerimi kendi görüşüne göre tefsir etmenin büyük hata olduğu, bu kimsenin Cehenneme gideceği, hatta kâfir olacağı hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Şu halde, (herkes Kur'anı anlar, herkes meal okusun, hadislere, fıkıh kitaplarına lüzum yok) demenin büyük bir cinayet olduğu meydandadır. Yüzenleri görüp de, (Denizde yüzmek kolaydır. Herkes yüzebilir) sanarak yüzme bilmeyen bir genci, okyanusun ortasına atmak, Kur'an-ı kerime mana vermek yanında çok hafif kalır. Çünkü yüzme bilmeyen boğulur; fakat Kur'an-ı kerime yanlış mana veren Cehenneme gider.

Piyasadaki Türkçe tefsirlerde, şahsi düşünceler vardır. Okuyana zararı, faydasından çoktur. Hele İslam düşmanlarının, zındıkların, bid'at sahiplerinin, Kur'an-ı kerimin manasını bozmak için yaptıkları tefsirler, birer zehirdir. Bunları okuyan genç zihinlerde, bir takım şüpheler, itirazlar hasıl olur. Zaten, bizim gibilerin, dinimizi öğrenmek için, tefsir ve hadis-i şerif okuyarak, hüküm çıkarması caiz değildir. Çünkü Kur'an-ı kerimi ve Hadis-i şerifi yanlış anlamak veya şüphe etmek imanı giderir. Yalnız Arabi bilmekle, tefsir ve Hadis anlaşılmaz. Her Arabi bileni, din âlimi sanan aldanır. Beyrut’ta ana dili Arabi olan çok papaz var; fakat, hiçbiri İslamiyet’i bilmez.

Bir okuyucu, (Yalnız senden yardım dileriz. Fatiha 5, Yalnız Allah’a güvenin, Maide 23, Yalnız benden korkun Bekara 40, âyetleri pek açıktır. Herkes anlar. Neresi açıklansın) diye sordu.

(Yalnız senden yardım dileriz)
dedikten sonra, birinden bir bardak su istesek bu âyete aykırı mıdır, değil midir? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz? Bunlar açık değildir.

(Yalnız Allah’a güvenin)
buyuruluyor. Ne hususta Allah’a güveneceğiz? Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, bu âyete aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, "Bu tramvay, bizi Sirkeci’ye götürür" desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Demek ki güvenmenin izahı gerekir.

(Yalnız benden korkun)
buyuruluyor. Başka bir âyet-i kerimede, (İnsanlardan korkmayın, benden korkun) buyuruluyor. (Maide 44) Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Demek ki açıklaması gerekli.

(Namaz kılın, zekat verin)
buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56) Namazın nasıl, kaç rekat kılınacağı, zekatın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklaması ile anlaşılmıştır.

Fetih suresinin, (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir) mealindeki 10. ve Bekara suresinin, (Doğu da, batı da Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) mealindeki 115. âyet-i kerimesinin tevile ihtiyacı vardır.

Yine mealen buyuruluyor ki:
(Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) [Araf 155, İbrahim 4]

Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır.

Nitekim, âyetlerden anladığına uyup, "hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan mesul değiliz" diyenler çıkmıştır.

İşte bu tehlikeyi önlemek için Peygamber efendimiz, gerekli açıklamayı yapmıştır. Âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır. Kur'an-ı kerimi anlamak için açıklamaya ihtiyaç olduğunu bizzat Hak teâlâ bildiriyor:
(Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(O,
[Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.)
[Nisa 80]
(Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed 33]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.)
[Nisa 13,14]

(Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere de itaat etseydik! derler.)
[Ahzab 66]
 

MiHRiMaH

Son gülen... :/
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2006
Mesajlar
2,752
Puanları
0
Sual: Resulullah efendimiz Kur’anı niye açıkladı?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)
İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki:
Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rüku ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekat nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, kedi köpek etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizan-ül kübra)

Yalnız Kur’an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur’an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3)

Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur’andır. Halbuki Allahü teâlâ (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur’ana bakınca müsteşrik yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. (İbni Mace, Ebu Davud)

Yine Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. (Ebu Davud, Abdürrezzak)

Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni)

Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Müslim)

Peygamber efendimiz, (Yemin ederim ki, ben size ancak Allah’ın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. (Taberani), Zaten Onun sözleri vahiydir. (Necm 4)

Kur’ana, İslam’a uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslam âlimlerine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi]
(Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym]

(Âlimler rehberdir.)
[İ. Neccar]
(Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir.) [Deylemi]

Tahtavi hazretleri, buyuruyor ki:
(Kur’an-ı kerimdeki, (Allah’ın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi]

Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur’an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur’an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbani’de yazılıdır.
 

mavigece

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
880
Puanları
0
Yaş
35
İnanılmaz güzel bilgiler...Teşekkürler...Evliyaları inkar edenlere (bilgi) olsun bu yazılar:D
 

EGELI EFE

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
12 Haz 2006
Mesajlar
1,390
Puanları
0
Allah razı olsun kardeşim..
 

buharaA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2006
Mesajlar
163
Puanları
0
Yaş
47
Kur’an-ı kerimi herkes anlayamaz

Kur’an-ı kerimi herkes anlayamazSual: Kur’an-ı kerimi herkes anlayabilir mi, yoksa Resulullah efendimizin açıklaması şart mıdır?
CEVAP
Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]

Açıklamak, âyet-i kerimeleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir. Bırakın bizleri, ümmetin âlimleri de, âyetleri anlayabilselerdi ve kapalı olanları açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy olunanları tebliğ et der, açıklamasını emretmezdi. Bu ve benzeri âyetlere rağmen, (Resulullah Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacı idi) diyen mezhepsiz türediler vardır. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu halde, bazı âyetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshabına bildirmiştir. Eshab-ı kiramın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır.

M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma üslubunu onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma tarzını değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlayacağı tarzda değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma üslubunu değiştirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye 59]

Hadis-i şeriflerde (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik 70 bin kişi sorgusuz Cennete girecek) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Hz. Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, inkârcı olmasınlar, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]

Şahsi görüşe göre tefsir yapmanın büyük zararını iyi bilen Hz. Ebu Bekir, (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler) buyurmuştur. (Şir’a)
Kur’an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlayamaz. Dil bilmek ayrı, ilim bilmek ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i şerifte, (Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz) buyuruldu. Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı şöyle bildirilmektedir:
(De ki, Rabbimin [hikmetli] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109]

Mevduat-ül-ulum
’da deniyor ki:
(Kur’an ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek, sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Ondaki her ilmi öğrenmek, sırrına erişmek imkansızdır.)

İnsanların yazdığı anayasayı bile anlamak için hukukçulara gidiliyor. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını nasıl anlayabilir?

Beyrut’ta ana dili Arabi olan çok papaz var!
Sual:
(Andolsun biz Kur’anı anlayasınız diye kolaylaştırdık, öğüt alan yok mu?) âyeti varken biz Kur’anı niye anlamayalım ki? Hadislere ne ihtiyaç var ki? Veya tefsire ne ihtiyaç olur ki? Allah biz kolaylaştırdık derken, niye Hadislere bakıp da işimizi zorlaştıralım?
CEVAP
Her ilmi ancak ehli anlar. Herkes, her ilmi bilmez. Evet Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kur'anı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?) [Kamer 17]
Tefsirlerdeki açıklaması şöyle:
(Kur'anı hıfzetmek, ezberlemek için kolaylaştırdık. O halde onun öğütlerini dinleyen, onu ezberleyen var mı?) [Celaleyn]

Mevduat-ül-ulumda (Tefsir ilminin dalları) kısmında buyuruluyor ki:
(Kur'an-ı kerim ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Öyle yüksek ve metin bir dağdır ki, ondaki gariplikleri öğrenmek, her sırrına erişmek imkansızdır. Bu ilmin sayılmayacak kadar dalı, erişilmeyecek kadar fenni vardır.) Bu bölümde 8 temel ilim ile, 72 yardımcı ilim hakkında bilgi verilmektedir.
Herkes Kur'an-ı kerimi anlasa, ondan hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şeriflere lüzum kalmaz, (Peygamberin emrettiğini yapın, yasakladığından sakının) buyurulmazdı. (Haşr 7)

Eğer herkes Kur'an-ı kerimi anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı.
Kur'an-ı kerimi kendi görüşüne göre tefsir etmenin büyük hata olduğu, bu kimsenin Cehenneme gideceği, hatta kâfir olacağı hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Şu halde, (herkes Kur'anı anlar, herkes meal okusun, hadislere, fıkıh kitaplarına lüzum yok) demenin büyük bir cinayet olduğu meydandadır. Yüzenleri görüp de, (Denizde yüzmek kolaydır. Herkes yüzebilir) sanarak yüzme bilmeyen bir genci, okyanusun ortasına atmak, Kur'an-ı kerime mana vermek yanında çok hafif kalır. Çünkü yüzme bilmeyen boğulur; fakat Kur'an-ı kerime yanlış mana veren Cehenneme gider.

Piyasadaki Türkçe tefsirlerde, şahsi düşünceler vardır. Okuyana zararı, faydasından çoktur. Hele İslam düşmanlarının, zındıkların, bid'at sahiplerinin, Kur'an-ı kerimin manasını bozmak için yaptıkları tefsirler, birer zehirdir. Bunları okuyan genç zihinlerde, bir takım şüpheler, itirazlar hasıl olur. Zaten, bizim gibilerin, dinimizi öğrenmek için, tefsir ve hadis-i şerif okuyarak, hüküm çıkarması caiz değildir. Çünkü Kur'an-ı kerimi ve Hadis-i şerifi yanlış anlamak veya şüphe etmek imanı giderir. Yalnız Arabi bilmekle, tefsir ve Hadis anlaşılmaz. Her Arabi bileni, din âlimi sanan aldanır. Beyrut’ta ana dili Arabi olan çok papaz var; fakat, hiçbiri İslamiyet’i bilmez.

Bir okuyucu, (Yalnız senden yardım dileriz. Fatiha 5, Yalnız Allah’a güvenin, Maide 23, Yalnız benden korkun Bekara 40, âyetleri pek açıktır. Herkes anlar. Neresi açıklansın) diye sordu.

(Yalnız senden yardım dileriz)
dedikten sonra, birinden bir bardak su istesek bu âyete aykırı mıdır, değil midir? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz? Bunlar açık değildir.

(Yalnız Allah’a güvenin)
buyuruluyor. Ne hususta Allah’a güveneceğiz? Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, bu âyete aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, "Bu tramvay, bizi Sirkeci’ye götürür" desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Demek ki güvenmenin izahı gerekir.

(Yalnız benden korkun)
buyuruluyor. Başka bir âyet-i kerimede, (İnsanlardan korkmayın, benden korkun) buyuruluyor. (Maide 44) Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Demek ki açıklaması gerekli.

(Namaz kılın, zekat verin)
buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56) Namazın nasıl, kaç rekat kılınacağı, zekatın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklaması ile anlaşılmıştır.

Fetih suresinin, (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir) mealindeki 10. ve Bekara suresinin, (Doğu da, batı da Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) mealindeki 115. âyet-i kerimesinin tevile ihtiyacı vardır.

Yine mealen buyuruluyor ki:
(Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) [Araf 155, İbrahim 4]

Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır.

Nitekim, âyetlerden anladığına uyup, "hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan mesul değiliz" diyenler çıkmıştır.

İşte bu tehlikeyi önlemek için Peygamber efendimiz, gerekli açıklamayı yapmıştır. Âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır. Kur'an-ı kerimi anlamak için açıklamaya ihtiyaç olduğunu bizzat Hak teâlâ bildiriyor:
(Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(O,
[Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.)
[Nisa 80]
(Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed 33]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.)
[Nisa 13,14]

(Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere de itaat etseydik! derler.)
[Ahzab 66]



Kur’an-ı kerimin açıklanmasıSual: Kur’anı herkes anlayamaz diyorsunuz. Halbuki Yusuf suresinin ikinci, Fussilet suresinin 44. âyetinde herkesin anlayacağı açıkça bildirilmiyor mu?
CEVAP
Hayır bildirilmiyor. Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki ikinci âyet-i kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor:
(Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, Müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)

Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilâhi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, Allahü teâlâ, (Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyurmazdı. (Nahl 44)

Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’anı yabancı bir dil ile gönderseydik, “âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Araplar için, Arapça olmayan bir kitap mı olur” derlerdi. De ki: O Kur’an, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak mesafeden bağırılıyor da Kur’anın ne söylediğini anlamıyorlar) mealindeki 44. âyetin açıklaması da şöyledir:
Kur’an-ı kerim, [Çince, Yunanca, Rusça değil de], sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’anın ilâhi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Âyetin devamında, inanmayanların, [ve yalnız Kur’an diyen zındıkların] Kur’anı sağırlar gibi duymadıkları ve anlayamadıkları bildiriliyor. Zaten herkes Kur’andaki aynı şeyi doğru olarak anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, müctehid âlimler, âyet ve hadislerden çıkarmışlardır. (Hadika)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekat nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Husayn hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle) diyene, (Ey ahmak, Kur’andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömer’e de, (Farzların, seferde kaç rekat kılındığını Kur’anda bulamadık) dediler. Cevaben, “Biz, Kur’anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı” buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

Zaten, bizim gibilerin, dini öğrenmek için, tefsir ve hadis okuması uygun değildir. Çünkü Kur’an ve hadisi yanlış anlamak veya şüphe etmek imanı giderir. Bu inceliği iyi bilen Hz. Ebu Bekir buyurdu ki:
(Kur’anı kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler.) [Şir’a]

Kur’an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu öğrenir. Hele tercüme eden bid’at ehli ise, mana tamamen değişir. Tefsir, murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendi görüşüne göre verilen mana, doğru olsa bile, meşru yoldan olmadığı için hata olur, mana yanlış ise, küfür olur. (Berika)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]
(Kur’ana ehliyeti olmadan mana veren, Cehennemde azap görecektir.) [Tirmizi]
(Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [M. Rabbani
Kur’an-ı kerimi nasıl anlarızSual: Kur’an-ı kerimi anlamak için ne yapmalıyız?
CEVAP
Kur’an-ı kerimin hakiki manasını anlamak isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam ve fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalı. Bu kitapların hepsi, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Kur’an tercümesi diye yazılan kitaplar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları yazanların düşüncelerine ve maksatlarına esir edip, dinden ayrılmalarına sebep olur.

Kur’an-ı kerim hiçbir dile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin anlamış olduğunu öğrenir. Hiçbir Kur’an tercümesinden din öğrenilemez. Dinini öğrenmesi için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi vermek, okyanus ortasında bulunan insana bir tahta parçası vermekten daha kötüdür. Çünkü bu tahta parçası ile insan sahile çıkabilir, çıkamazsa ölür ve imanlı ise Cennete gider. Fakat tercümeden din öğrenmeye kalkışan, imanını kaybedebilir. Yahut denizde yüzenleri görüp de, (Yüzmek kolay, herkes yüzebilir) sanarak yüzme bilmeyen bir genci, okyanusun ortasına atmak, Kur’ana mana vermek yanında çok hafif kalır. Çünkü yüzme bilmeyen boğulur; fakat Kur’an-ı kerime yanlış mana veren, küfre düşüp Cehenneme gider.

Zaten, bizim gibilerin, dini öğrenmek için, tefsir ve hadis okuması uygun değildir. Çünkü Kur’an ve hadisi yanlış anlamak veya şüphe etmek imanı giderir. Bu inceliği iyi bildiği için, Hz. Ebu Bekir, (Kur’anı kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler) buyurdu. (Şir’a)
Muteber tefsir kitaplarını da anlayabilmek için, yirmi ana ilmi, iyi öğrenmek gerekir. Tefsir ilmini bilmeyenin hadis ve tefsir okumaya kalkışması, mide hastasının, kuvvetlenmek için, baklava, börek yemesine benzer. Halbuki, bu hastanın, önce perhiz yapması, sonra, kuvvetli yemesi gerekir. Ana ilimleri okumayan, din öğrenmek için, Kur’an tercümesi, tefsir, hadis okumaya kalkışırsa, bunları yanlış anlayarak, dini, imanı da kaybeder. Muteber tefsirler bile, ehlinden başkasına zararlı olur.

Kur’an-ı kerimi anlamak için Resulullahın açıklamalarını bilmek gerekir. Sünneti de anlamak için Eshab-ı kiramın ve âlimlerin açıklamalarını bilmek gerekir.

Piyasadaki Türkçe tefsirlerde, şahsi düşünceler vardır. Okuyana zararı, faydasından çoktur. Hele İslam düşmanlarının, zındıkların, bid’at sahiplerinin, Kur’an-ı kerimin manasını bozmak için yaptıkları tefsirler, birer zehirdir. Bunları okuyan genç zihinlerde, birtakım şüpheler, itirazlar hasıl olur.
Kur’anın hakiki tefsirini yapan, doğru manasını veren, ancak onun muhatabı olan Muhammed aleyhisselam ve Onun hadis-i şerifleridir. Bu hadis-i şerifleri de, ancak Eshab-ı kiram ve müctehid imamlar anlayabilmiş, Müslümanlar da bu âlimlerin anladıklarına uymuştur. Şu halde, Kur’andan ve hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her Müslüman, dinini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihallerden öğrenmelidir.

Bazı sapıklar, “Anlamadan Kur’an okumanın faydası olmaz, mealini okumalı” diyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Allahü teâlânın, (Anlayarak da, anlamayarak da Kur’an okuyan benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirdi.) [İhya]
 

buharaA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2006
Mesajlar
163
Puanları
0
Yaş
47
Resulullah Kur’anı açıkladıSual: Resulullah efendimiz Kur’anı niye açıkladı?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)
İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki:
Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rüku ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekat nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, kedi köpek etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizan-ül kübra)

Yalnız Kur’an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur’an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3)

Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur’andır. Halbuki Allahü teâlâ (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur’ana bakınca müsteşrik yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. (İbni Mace, Ebu Davud)

Yine Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. (Ebu Davud, Abdürrezzak)

Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni)

Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Müslim)

Peygamber efendimiz, (Yemin ederim ki, ben size ancak Allah’ın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. (Taberani), Zaten Onun sözleri vahiydir. (Necm 4)

Kur’ana, İslam’a uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslam âlimlerine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi]
(Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym]

(Âlimler rehberdir.)
[İ. Neccar]
(Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir.) [Deylemi]

Tahtavi hazretleri, buyuruyor ki:
(Kur’an-ı kerimdeki, (Allah’ın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi]

Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur’an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur’an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbani’de yazılıdır.
 

zeygue

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2006
Mesajlar
1,262
Puanları
36
Resulullah Kur’anı açıkladıSual: Resulullah efendimiz Kur’anı niye açıkladı?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)
İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki:
Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rüku ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekat nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, kedi köpek etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizan-ül kübra)
NAHL
44. Bil beyyinati vez zübür ve enzelna ileykez zikra li tübeyyine linnasi ma nüzzile ileyhim ve leallehüm yetefekkerun

BAKARA 159.İnnellezıne yektümune ma enzelna minel beyyinati vel hüda mim ba'di ma beyyennahü lin nasi fil kitabi ülaike yel'anühümullahü ve yel'anühümül laınun

159. İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder
ENAM 126
Ve haza siratu rabbike müstekiyma kad fessalnel ayati li kavmiy yezzekkerun

Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.

FURKAN 50
Ve le kad sarrafnahü beynehüm li yezzekkeru fe eba ekserun nasi illa küfura

Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşitli şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.


Sayın buhara A

Mealini verdiğiniz NAHL 44 ayetinin tercümesinde kullanılan "açıklamak" fiili türkçede 2 anlama gelir.
a-Gizli bir şeyi açığa vurma,konu ile ilgili bilgileri vermek,belirtmek,izhar etmek
b-Detayları ile izah etmek.

Sizin verdiğiniz mealde izah etmek anlamında kullanılmıştır.Halbuki BAKARA 159 da beyan ve ketm bir birinin zıddı olarak kullanılmıştır.

Yani nahl 44 ayetinde kullanılan "açıklamak" kelimesi gizlemenin zıddı olan açığa vurma anlamındadır.İzah etmek anlamında değildir.

Örnek verilen diğer ayetlerde kullanılan "fessalna" ve "sarrefna" kelimeleri ise izah etmek,ayrıntılarıyla anlatmak anlamında kullanılmıştır.

Yani nahl 44 ayetinde Resulullaha verilen emir sana indirilen Kuranı insanlara söyle demektir.Onu detaylarıyla izah et demek değildir.
Detaylarıyla izah etme işi Allah tarafından yapılmıştır zaten.

Bu ayetteki yanlış yorum onun üzerine bina edilen fikirlerinde yanlış olmasına sebep olur,diye düşünüyorum.

Arapçası iyi olan arkadaşların bu konudaki bilgilerini bizimle paylaşması dileği ile ...
Yanlış yapmayalım.
selametle....
 

susran

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
8 Mar 2007
Mesajlar
91
Puanları
0
Zuhruf suresi 36-39 ayetleri; Kuranı görmezlikten gelen kişileri uyarıyor.
36- Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden teammi ederse, (yani Kur’ana bakar kör gibi görmeden bakar, ne dediğini, ne mesaj verdiğini anlamaya uğraşmadan okuyup geçerse) biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
NOT: Bu ayetin hükmüne “Kuranı herkes anlayamaz, ancak bazı kimseler anlar” deyip de anlamaya uğraşmayan herkes girer. Kuranı okuyup ondaki prensipleri kendine ölçü edinmeyen herkes, şunun bunun oyuncağı olur, şeytan bu kişilerin ayrılmaz dostu olur, onları doğru yoldan ayırır, fakat bu insanlar kendilerini çok iyi bir Müslüman olarak görürler, hatta doğru yolun tek yolcularının kendileri olduğunu sanırlar. Fakat kıyamet gününde, mahşerde toplanınca gerçeği anlarlar ama iş işten geçmiş olur. Bu ayeti her müslümanın çok dikkatli okuyup üzerinde iyice düşünmesi gerekir. Gayemiz kimseyi itham etmek değildir, gerçeği görmeleri için dikkatlerini çekmektir. Yüce Allah her insana doğruyu seçebilecek bir güç, akıl nuru vermiştir, öyle olmasaydı zaten mükellef kılmazdı. Bu nur sadece alim kişilere has olsaydı, diğer insanlara da siz alimlerinize uyun, kendiniz doğruyu bulmaya kalkışmayın, sapıtırsınız” denirdi. Halbuki K.Kerimin hiçbir yerinde alimlere uyun emri geçmez. [016.043] [E0] Senden evvel de Resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy veriyor idiğimiz erler göndermişizdir, ehli zikre sorun bilmiyorsanız] ayeti kerimesi de “bizim gibi bir adam nasıl peygamber olur, elçi olarak bir melek gönderilmesi gerekmez miydi” diyenlere cevaben gelmiştir. Buradaki ehl-i zikir de kitap bilgisine sahip olan kişiler demektir.
37- Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
38- Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsı n!" der.
39- Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz (yani birlikte şirk koştunuz). Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
A’ŞA: "Kim körlük ederse" AŞÂ, gözde bir çeşit zayıflık ve tavukkarası denilen görmemezlik, bir çeşit körlüktür. Fakat burada maksat öyle körlük edip de görmemezlikten gelmektir. Rahmân'ın zikri, Kur'ân, “yani her kim Kur'ân'dan göz yumup görmemezlik eder, onun irşadını dinlemezse “ demektir. [Elmalılı’nın tefsirinden]
 

zeygue

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2006
Mesajlar
1,262
Puanları
36
Zuhruf suresi 36-39 ayetleri; Kuranı görmezlikten gelen kişileri uyarıyor.

36- Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden teammi ederse, (yani Kur’ana bakar kör gibi görmeden bakar, ne dediğini, ne mesaj verdiğini anlamaya uğraşmadan okuyup geçerse) biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.

NOT: Bu ayetin hükmüne “Kuranı herkes anlayamaz, ancak bazı kimseler anlar” deyip de anlamaya uğraşmayan herkes girer.

Kuranı okuyup ondaki prensipleri kendine ölçü edinmeyen herkes, şunun bunun oyuncağı olur, şeytan bu kişilerin ayrılmaz dostu olur, onları doğru yoldan ayırır, fakat bu insanlar kendilerini çok iyi bir Müslüman olarak görürler, hatta doğru yolun tek yolcularının kendileri olduğunu sanırlar.
...
Allah her insana doğruyu seçebilecek bir güç, akıl nuru vermiştir, öyle olmasaydı zaten mükellef kılmazdı. Bu nur sadece alim kişilere has olsaydı, diğer insanlara da siz alimlerinize uyun, kendiniz doğruyu bulmaya kalkışmayın, sapıtırsınız” denirdi. Halbuki K.Kerimin hiçbir yerinde alimlere uyun emri geçmez.
....
"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"

Alimlerin fonksiyonu nedir? Herkesin ilmi kendisini mi ilgilendirir.O zaman toplumda daki insan sayısınca din anlayışı türemez mi?
Yani alimle cahil insanların bir farkı yok mu ?

saygılarımla
 

MiHRiMaH

Son gülen... :/
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2006
Mesajlar
2,752
Puanları
0
Bazı sapıklar, “Anlamadan Kur’an okumanın faydası olmaz, mealini okumalı” diyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Allahü teâlânın, (Anlayarak da, anlamayarak da Kur’an okuyan benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirdi.) [İhya]

İlk mesajda en sonda bu bölümü okumadınız herhalde?!... Ve tabii ki alim ile din cahili arasında büyük fark vardır ki bu sebeple zaten açıklanmıştır Kur'an... Biraz haddini bilecek herkes!!!
Ayrıca... Alim bildiğini anlatmakla yükümlü... Ahirette hesabı var... İlim herkese nasib olmaz, ilmi anlamak, ilmi anlayış!... Nasib olan da anlatmakla mükellef...
 

susran

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
8 Mar 2007
Mesajlar
91
Puanları
0
Bazı sapıklar, “Anlamadan Kur’an okumanın faydası olmaz, mealini okumalı” diyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Allahü teâlânın, (Anlayarak da, anlamayarak da Kur’an okuyan benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirdi.) [İhya]



[036.019] [DV] Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

[050.045] [DV] Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur'an'la öğüt ver.

[054.017] [E1] Andolsun ki, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık; şimdi var mı bir düşünen?

[062.005] [E0] Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu hâmil olmıyan (onun içindeki mesajı anlamağa ve onunla amel etmeye çalışmayan) kişilerin meselî, cildlerle kitab taşıyan eşeğin haline benzer, Allahın [Andolsun ki biz, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık; şimdi var mı bir düşünen?] âyetlerini tekzib eden [onu herkes anlayamaz diyen] kavmın meselî ne çirkin! Allah zalimler güruhunu doğru yola çıkarmaz.

NOT: Yüce Allah bunu hikaye olsun diye anlatmıyor, “siz de bu Yahudilerin yaptığı gibi K.Kerimi kabul ettik deyip içindekilerini anlayıp ahkamiyle amel etmek gerekirken kıratını amel edinenlerden olmayın” diye uyarılıyoruz.
Sayın Buhara kardeşimiz bundan alınmasın, onu kötülemek için bunları yazmadım, bu ayetleri ancak böyle anlayabiliyorum, yanılıyorsam bilenler doğrultsun. Bu tartışmalar bir birimizi incitmek veya tekfir etmek için değil, bir birimize doğru yolu bulmada yardımcı olmak için yapıldığına inanıyorum. Bizim gibi düşünenlere sapık denmesi de beni rahatsız etmiyor, ben Yüce Allah’a göre sapık olmayayım da başkaları beni sapık görsün, bu, hiç önemli değil.
Nedense biz Müslümanların çoğu K.Kerimden kaçıyoruz, onun yerine kesinlik arzetmeyen rivayetlere sarılıyoruz. Peygamber efendimizin sözleridir diye rivayet edilen hadislerin % 99 u hadis-i ahattır. Kettaninin mütevatir olarak topladığı 325 hadisin de mükerrer olan 100 kadarını çıkardın mı elde 225 mütevatir hadis kalır. Hadis-i ahad ise bütün alimlerin ittifakiyle itikadiyatta delil sayılmaz, ancak ibadet ve muamelatta delil sayılabilir. Elimizde kesin bilgi kaynağı varken neden onu anlaşılmaz ilan edip de şüpheli delillere kayıyoruz. Bazı kimseler hadis rivayetlerine güvenmeyenleri, peygamber efendimizin sözlerine güvenmemekle itham ediyorlar. Kendileri de biliyor ki bu itham doğru değil, burada güvensizlik ravilere ve rivayetleredir, bir insan ne kadar gayret etse de birisinin söylediğini aynen söyleyemez, hele günler ve hatta seneler geçtikten sonra.

[074.049] [DI] Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
[074.050] [E0] Sanki ürkmüş yaban eşekleri
074.051] [E0] Arslandan kaçmaktalar
Selam ve sevgilerimle.
 

zeygue

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2006
Mesajlar
1,262
Puanları
36
[/b]


...... Peygamber efendimizin sözleridir diye rivayet edilen hadislerin % 99 u hadis-i ahattır. Kettaninin mütevatir olarak topladığı 325 hadisin de mükerrer olan 100 kadarını çıkardın mı elde 225 mütevatir hadis kalır.
Hadis-i ahad ise bütün alimlerin ittifakiyle itikadiyatta delil sayılmaz, ancak ibadet ve muamelatta delil sayılabilir
.
..
Kuran 6666 ayet olduğuna göre 225 hadisin Kuranı açıklayamıycağı açıktır.Çünkü açıklayan açıklanandan detaylı olduğu için daha uzun olması lazım.
Hadisler Kuranın tefsiri değilmiş demekki...
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
alıntı-zeygue
Hadisler Kuranın tefsiri değilmiş demekki...

Bu söz ehl-i sünnet inancına ve itikadına göre "küfür sözler" cümlesine girer. Sahibini uyarıyorum. Kendisine tecdid-i iman ve evliyse tecdid-i nikâh lâzım gelir.
Başka söze hacet yok !
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Söylediği ve sarfettiği sözlerin nereye gittiğini ve ne manâlara geldiğini aşağı-yukarı bütün astığı yazılarda akledemeyen zeygue.

"Hadisler Kuranın tefsiri değilmiş demekki..." sözünüz
Nahl Sûresin,n 44. ayet-i celilesini reddetmek anlamına geldiğinden küfürdür. Lütfen sözünüzü geri alınız.
Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Kur'ân'ı açıklama görevi, O'nun Kur'ân dışındaki söz ve uygulamalarına da i'tisâmı gerektirir. "Kur'ân dışında, Hz. Peygamber'e vahiy veya ilham ile bilgi gelmesini inkâr etmeye imkân görünmemektedir. Kur'ân'ın açıklaması O'na verildiğine göre, bu açıklama herhalde Kur'ân'dan ayrı birşey olmalıdır." Ayrıca beyân yetkisi, açıklama şekillerinin tamamını kapsar. "İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'ân'ı indirdik" (Nahl/16: 44) âyeti, Peygamber'in (s.a.s.) açıklamalarının, Kur'ân kaynaklı
olduğunu gösterir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) teşri' yetkisi de, sünnete bağlılığı gerektirir. "O ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar" (A'râf/7: 157) ve "Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle cizye verecekleri vakte kadar savaşın." (Tevbe/9: 29) âyetleri, Hz. Peygamber'in bu yetki ve görevini ortaya koymaktadır.
 

susran

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
8 Mar 2007
Mesajlar
91
Puanları
0
MİZANI İNDİRDİK
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
[057.025] [ON] Andolsun ki, peygamberlerimizi açık açık bürhanlar ile gönderdik ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik, nâs, adâletle kâim olsunlar için ve demiri de indirdik, onda hem çetin bir sertlik vardır ve nâs için menfaatler de vardır ve Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben yardım edecek olanları belli etmesi için, şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir ve her şeye galiptir. [Hadid suresi]

اللَّهُ الَّذِي أَنزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ

Allah, o zâtdır ki, bihakkın kitabı ve mizanı [ölçü birimlerini] indirdi ve sana ne bildirir? Belki o Kıyamet yakındır


Yukarıdaki ayet-i kerimelerde görüldüğü gibi Yüce Allah, insanlar için gerekli olanları havi kitabı ve ölçü birimlerini indirmiştir. Buna göre bize verilen mesajları ve ana ölçü birimlerini bilmemiz için K.Kerimi okumamız lazım. Ama Arapça bilmediğimize göre bunları nasıl öğreneceğiz? Bunun için yapmamız gereken tek şey, K.Kerimi, metne sadakat göstererek yapılan meallerden okuyarak anlamaya çalışmaktır. Bu hususta en güzel örnek Merhum Hasan Basri Çantay’ın üç ciltlik mealidir. Bunda manasının daha iyi anlaşılması için yapılan ilaveler parantez içinde gösterilmiştir. Dolayısıyla okuyucunun düşünce ufku kapatılmamıştır. Diğer meallerde ise herkes kendi anladığına göre mana vermiştir, okuyucuyu da kendisi gibi anlamaya bir nevi zorlamıştır.
İnsan fert olarak doğruyu bulup ona uymakla mükelleftir. Bir başkalarının arkasına takılıp gitmekle kendisini mesuliyetten kurtaramaz şayet yanlış bir yola girmişse. Büyüklerimize, efendilerimize, ağabeylerimize, vs.. uyduk biz gerçeği bilmiyorduk demek bizi kurtarmaz. Çünkü gerçekler, uyulması gereken prensipler bize takdim edilmiş, ölçü birimleri verilmiş, herkesin sözünü bunlarla ölçüp, tartıp karar vermemiz için. Bunları göz ardı edenler yarın kıyamet gününde şöyle diyeceklerdir.
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا اَطَعْنَا اللّهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا (66) وَقَالُوا رَبَّنَا اِنَّا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّبيلَا (67) رَبَّنَا اتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبيرًا (68)
66 - Yüzleri ateşte gâh bu yana, gâh öbür yana çevirileceği gün "Ah! derler, ah ne olurdu. Keşke Allaha itaat etseydik, keşke Peygambere itaat etseydik!" [25,27-29]
67 - "Ey Ulu Rabbimiz, derler, sözün doğrusu, biz önderlerimizin ve büyüklerimizin dediklerine uyduk, ama onlar bizi yoldan saptırdılar."
68 - "Ey Ulu Rabbimiz! Onlara azabın katmerlisini ver, en dehşetli lânetle lânet et onlara!"
Yüce Allah, Yahudi ve Hıristiyanların yaptıkları hataları örnek vererek müminleri uyarıyor: Tevbe suresi, ayet 31
اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّهِ وَالْمَسيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اِلهًا وَاحِدًا لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (31)
31 - Yahudiler hahamlarını, hıristiyanlar rahiplerini ve Meryemin oğlu Mesihi Allahtan başka Rab edindiler. Halbuki onlara bir tek İlâha ibadet etmeleri emr- olunmuştu. Ondan başka İlah yoktur. O, onların ortak koştukları şirkten münezzehtir.
Rab edinme, onlara secde etme mânasında değil, din adamlarının haram ve helal kılma yetkisine inanmaları, onları hatasız kabul etmeleri anlamındadır.Hatadan uzak olan yalnız Allah’u Teala’dır. Bunun dışında herhangi bir kimseyi, hatta peygamberleri hatadan masun kabul etmek onlara ilahi bir vasıf vermektir, dolayısıyla Allah’a şirk koşmaktır. Ama maalesef görüyoruz ki bazı cemaatlara mahsus bazı cahil insanlar, bırak peygamberleri, liderlerinin asla hata yapabileceğini kabul etmezler.
Yine Yüce Allah, Yahudi ve Hıristiyan din adamlarını örnek vererek Müslümanları ve din adamlarını , dini liderlerini uyarıyor ve “sakın sizler de rahiplerin ve hahamların kendilerini Allah’ın vekili olarak insanları inandırıp Allah namına günahlarını affederek insanların mallarını haksız yere yedikleri gibi siz de kendinizi Allah’ın velisi vs gibi inandırarak onları doğru yoldan saptırıp mallarını da haksız yere yemeyin” diye.
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّ كَثيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَاْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فى سَبيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَليمٍ (34) يَوْمَ يُحْمى عَلَيْهَا فى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ (35)
34 - Ey iman edenler! Doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu halkın mallarını haksız yollardan yerler ve insanları Allahın yolundan uzaklaştırırlar. Altını, gümüşü yığıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları acı bir azabın beklediğini müjdele!
35 - Yığılan bu altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılarak, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün onlara: "İşte! denilecek, sizin nefisleriniz için yığıp hazineye tıktıklarınız! Haydi tadın bakalım o tıktığınız şeyleri!" [Tevbe suresi]
Cenab-ı Hak: يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتَقُولُوا رَاعِنَا
“Ey iman edenler, [Peygamber (as)a ] bizi güt demeyin” diyerek müminleri uyarıyor.
Ama ne yazık ki güdülmeyi seven çok insan var. Güdülmeyi bekleyen bu kadar insan olduktan sonra tabii ki güdücü de bulunacaktır. Bu güdücüler de sürüyü daha da çoğaltmak için bir hadis uydurdular. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” diye. Halbuki Cenab-i Hak, lütfü kereminden mizanı yani şaşmaz, değişmez doğruluk birimlerini indirmiştir. Onu, yani o birimleri bizzat K.Kerimden almış olsalardı kimse kendilerini güdemeyecekti. Onun için bu güdücüler K.Kerimin umum halk tarafından okunup anlaşılmasını istemezler, hep onun manasından uzak tutmağa çalışırlar. “Halk Kuranın manasını okursa hakkıyla anlayamaz, ona karşı olan saygısı azalır” derler. Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği kitabı yalnız kendiler anlar ve yalnız kendiler anlatabilirmiş.

Müslümanlar Kur'anla medeniyetin zirvesine yükselmişler, ve müslümanlar orta çağ karanlığını aydınlatan bir güneş olmuşlar. Kur'anı terkederek zillete düşmüşlerdir. Asrımızda inşaallah yeni nesil takrar Kur'ana sarılarak bu zilletten kurtulup islamın izzetine kavuşacaklardır. Selam Allah'ın kopmaz ipine sarılanlara.
 

manifesto

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
23 Ara 2006
Mesajlar
0
Puanları
0
Esasen başlık anlamsız..
Konunun içeriğinin ve gidişatının başlıklada pek bir alakası yok
Madem Kur'an anlaşılmaz bir kitap o halde neden Nüzul oldu?
Kelimeyi bu şekilde kurmak yanlış olur..
Kur'an okuyan herkez ondan birşey anlar..Ama herkezin anladığı aynı ölçekte olmaz
Üstad güzel bir örnek vermiş
Diyor ki yüksekçe bir ağacı düşünün şimdi o ağacın meyvelerinden herkez için vardır..Boyu kısa olan aşağıdaki meyveleri yer uzun olan yukarıdaki boyu en uzun olan ise ağacın en tepesindeki meyveleri dahi yer..
Herkezin de bir BOYU olduğuna göre KUR'ANA ANLAŞILMAZ BİR KİTAP MUAMELESİ yapmak islami olmasa gerek
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
alıntı-
Üstad güzel bir örnek vermiş !!


Öyle anlaşılıyor ve gözlüyoruz ki, eğer Üstad bu dünayay gelmeseydi buradak bazıları ne bir şey yazabilecekti ve ne de konuşabilecekti !!!!!
Ortada Kâinatın Efendisi ve iki cihan serveri gibi bir hakikatın sünneti, hayatı, ve her husustaki örnekliği dururken başka yerlere saplanmış olarak kalmak aklımıza zaid geliyor.
 

MiHRiMaH

Son gülen... :/
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2006
Mesajlar
2,752
Puanları
0
Esasen başlık anlamsız..
Konunun içeriğinin ve gidişatının başlıklada pek bir alakası yok
Madem Kur'an anlaşılmaz bir kitap o halde neden Nüzul oldu?
Kelimeyi bu şekilde kurmak yanlış olur..
Kur'an okuyan herkez ondan birşey anlar..Ama herkezin anladığı aynı ölçekte olmaz
Üstad güzel bir örnek vermiş
Diyor ki yüksekçe bir ağacı düşünün şimdi o ağacın meyvelerinden herkez için vardır..Boyu kısa olan aşağıdaki meyveleri yer uzun olan yukarıdaki boyu en uzun olan ise ağacın en tepesindeki meyveleri dahi yer..
Herkezin de bir BOYU olduğuna göre KUR'ANA ANLAŞILMAZ BİR KİTAP MUAMELESİ yapmak islami olmasa gerek

Kur'an anlaşılmaz değildir... Yazıda da bu kastedilmiyor... Fakat herkes anlayamaz o ayrı... Ve üstadın örneği yerinde fakat o örneği bile verirken, bu konuyu siz, onun anlayışıyla nasıl da güzel anladığınızı farkettiniz mi?... Yani mesele bu... Üstad ve diğer ehl-i sünnet alimleri ve evliyalar bizden başka ve çok güzel anlıyor işte... Bunu görmeliyiz... Ve anladıklarını onlar anlatıyorken biz neden ısrarla "ben anlayacam yanlış da olsa ben anlayacam" diye çırpınalım?!...
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Karından konuşma örnekleri !

alıntı-manifesto
Üstad güzel bir örnek vermiş
Diyor ki yüksekçe bir ağacı düşünün şimdi o ağacın meyvelerinden herkez için vardır..Boyu kısa olan aşağıdaki meyveleri yer uzun olan yukarıdaki boyu en uzun olan ise ağacın en tepesindeki meyveleri dahi yer..
Herkezin de bir BOYU olduğuna göre KUR'ANA ANLAŞILMAZ BİR KİTAP MUAMELESİ yapmak islami olmasa gerek
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!???????????????????????????????


Şu hâle bir bakınız Rabbimiz Al-i İmrân Sûresi 7. ayette ne buyuryor, bunlar neden bahsediyor :
Al-i İmrân Sûresi 7. ayet-i celilesinde bu ayetlerin manâsını "Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. " diyen bizatihi Rabbimizdir. Sen neden bahsediyorsun ? Aklınızdan bir zorunuz var galiba ! Yani, Rabbimiz "Siz bilmezsiniz ! " buyruyor ; Beyimiz tutmuş Said Nursi'nin Risaleler için söylemiş olduğu bir sözü yani, meyve toplamak için gereken boy uzunluğu ve kısalığı örneğinden bahsediyorsun !. Bir "ayakta uyuma" örneği ancak bu kadar güzel verilebilirdi.
Şimdi şu linki aç ta bir oku, bak bakalım herkes Kuran- anlayabilir mi ?
Anlayamaz mı ?

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?p=220076#post220076
 

manifesto

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
23 Ara 2006
Mesajlar
0
Puanları
0
cenk11 ; Öyle anlaşılıyor ve gözlüyoruz ki, eğer Üstad bu dünayay gelmeseydi buradak bazıları ne bir şey yazabilecekti ve ne de konuşabilecekti !!!!!
Yok okadar uzun boylu değil.
Başka yerlere saplanıp kalmaktan kastın ne onu alamadım.Üstad ile Peygamberimizi birbirine alternatif mi sanıyorsun? yada bizi öyle sanıyor mu sanıyorsun? herkezin yeri ve konumu farklıdır.
MiHRiMaH ; Kur'an anlaşılmaz değildir... Yazıda da bu kastedilmiyor... Fakat herkes anlayamaz o ayrı...
Yani bu cümleyi kurarken zorlandınız mı? KuR'an anlaşılmaz değildir fakat herkez onu anlayamaz :) yani herkez onu anlayamıyor ise anlaşılmaz demek değilmidir?
Meselenin adını doğru koymak gerekir.Kur'anda islamın temel ve anasırı olan ayetler vardır.Bunlar muhkemdir açıktır nettir.Bunları okuyan herkez anlar.
Hac gibi oruç gibi ibadet gibi ahiret gibi cennet gibi vesair..
Bir deneyin isterseniz okuyunca anlaşıldığını göreceksiniz.
Ancak bazı ayetleri de vardır ki ilmi ve tefarruatlı bilgiler gerektirir batını ilimler gerektirir bunları herkez anlayamaz mesele bundan ibaret.
Yoksa Kur'an anlaşılmaz birşey olup çıkar ve her evde olmasının Türkçeye tercüme edilmesinin bir anlamı da kalmamış olur.
Madem herkez anlayamaz o halde sadece hocaların evinde olsun camilerde olsun onlar okusun bizde öğrenelim..

Ve ayrıca CENK11 ... Ali İmranda ki o ayeti iyi biliyorum ayetin bütününü yazsaydın benim demk istediğimi anlardın..
Bazıları vardır ki onların gerçek manasını sadece Allah cc ve ilim sahipleri bilir diyor. Kur'anın hepsi için demiyor.
 
Üst