Kötü huy bulaşıcıdır! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kötü huy bulaşıcıdır!

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Kötü huy bulaşıcıdır!

Evliyânın büyüklerinden Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Veba, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Buna rağmen, sağlam bir kimse, vebalı bir hasta ile aynı odada kalsalar, aynı yatakta yatsalar, aynı kaptan yemek yeseler, bu şekilde yedi sene kalsalar sağlam kimseye hastalık geçmeme ihtimali vardır. Ancak, güzel huylu bir kimse, kötü huylu kimsenin kaldığı bitişik odada bir akşam bile kalsa sağlam kimseye kötülük, zulmet geçmeme ihtimali yoktur.”
Her Müslümanın kötü huydan vazgeçmeye çalışması, bunun için gayret göstermesi gerekir. İnsan, kötü bir şey yapınca, arkasından kendini cezalandırmalıdır. Bu, nefse güç gelen şeyi yapmayı âdet edinmesi de, faydalı ilaçtır. Meselâ, bir kötülük yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim veya oruç tutacağım, gece namazları kılacağım, diye yemîn etmelidir. Nefis, bu güç şeyleri yapmamak için, onlara sebep olan kötü âdetini yapmaz.
Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeye, bunun zıddını yapmaya çalışmalıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok uğraşmak lâzımdır. Meselâ, cimri olan kimse, her vesile ile az çok demeden başkasına bir şeyler vermeye kendini zorlamalıdır. Çünkü, insanın alıştığı şeyden kurtulması çok zordur. Kötü şeyler nefse tatlı gelir.
Kötü ahlâkın zararlarını okumak, işitmek de, faydalı ilaçtır. Kötü huyun zararını anlatan hadîs-i şerîfleri okuyan kimse kendini frenler.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Her günâhın tevbesi vardır. Kötü ahlâkın tevbesi olmaz. İnsan, kötü huyunun tevbesini yapmayıp, daha kötüsünü yapar.”
“Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi ahlâk da, hatâları eritir. Sirke balı bozduğu gibi, kötü ahlâk, hayrâtı, hasenâtı mahveder.”
“İnsanların hiç çekinmeden, sıkılmadan yaptıkları günâh, kötü huylu olmaktır.”


Hikmetler
Mehmet Oruç
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Kötü huy bağımlılık yapar!

Kötü huy, kötü alışkanlık haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan, mubah olan bir şeyi kullanmaya, mesela çay içmeye kötü alışkanlık denmez. İçki, kumar, esrar, bağımlılığı birer kötü alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklara elini veren kolunu alamaz.
Kötü alışkanlıklarda çevrenin etkisi büyüktür. Çevreyi değiştirmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, her haramdan kaçmaya çalışmalı ve bilhassa namazı asla aksatmamalıdır. Çünkü cenab-ı Hak, “Namaz insanı fahşa ve münkerden, (yani her türlü kötülükten) alıkoyar” buyuruyor. Salih kimselerin kontrolü altında namaza devam eden kimse, her türlü kötü alışkanlıktan kurtulur, tertemiz insan olur.
Oruç ile, insan güçlü bir irade kuvveti kazanır. Alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir. Allah’ın emri olduğu için, ramazanda bir ay oruç tutan bir Müslüman, Allahü teâlânın emirlerini yapmak alışkanlığını da kazanır. Böylelikle, Onun başka emirlerini yapmaya da gayret ve kabiliyet elde eder.
Tembellikten kurtulmak için, önce bunun kötülüğünü bilmeli, ondan sonra da tedavisine bakmalıdır. Resulullah efendimiz tembellikten Allahü teâlâya sığınmış, “Ya Rabbi, beni, tembellikten koru!” diye dua etmiştir. Tembelliğin ilacı, çalışkanlarla konuşmak, tembel, uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan hayâ etmek lazım geldiğini ve azabının şiddetli olduğunu düşünmektir.
Dinini iyi bilen salih kimselerle görüşmelidir. Bir insan bir işin kendisi için faydalı olacağına inanmadıkça, yeni bir şeyi kabul etmez, eski alışkanlığından da vazgeçemez.
Evet portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Fakat bakıp, aşılanırsa, çekirdeksiz tatlı, iri portakal olur. Akılsız hayvanı bile ehlileştirmek, ona bazı alışkanlıklar kazandırmak mümkündür. Mesela av hayvanına, avını yememesi, tuttuğu avı getirmesi öğretilebiliyor. Akıllı insanın terbiyesi, huyunun değiştirilmesi ise daha kolaydır.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Huy değişir mi?

Alışkanlık, bir şeyi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilme melekesidir. Huy, kalb ile ruhun melekesi, alışkanlığıdır. Yerleşmiş olan huya meleke denir. Geçici olan huya hâl denir. Mesela gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömertlik, cesaret, birer melekedir. Huy, meleke demektir. Ara sıra hayır işlemek huy değildir. Her zaman hayır işlerse, cömert huylu olur. Fakat kendini zorlayarak yaparsa, yine cömert huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir. Huy, iyi veya kötü iş yapmaya veya, iyi ve kötü olmayan şeye sebep olur.
Bunlar üçe ayrılır. İlkine fazilet veya güzel huy denir. Cömertlik, yiğitlik, böyledir. İkincisine rezalet veya kötü huy denir. Cimrilik böyledir. Üçüncüsüne sanat denilir. Terzilik, çiftçilik gibi. Âlimler huyun değişip değişmemesi hakkında üç gruba ayrılmışlardır:
1- Huy değişmez. Çünkü bir hadis-i şerifte, “Bir dağın yerinden ayrıldığını işitirseniz tasdik edin. Ama bir kişi huyunu değiştirmiştir derlerse tasdik etmeyin. Çünkü insanın yaratılışındaki huy devam eder” buyuruluyor. Bu bakımdan portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeyler yok edilemez. Onun için can çıkar huy çıkmaz denmiştir.
2- Huyun, insanla birlikte yaratılmış olanı değiştirilemez, sonradan hasıl olanı değişebilir. Evet gazap ve şehvet terbiye ile yok edilemez. Fakat dinimiz de bunların yok edilmesini değil, terbiye edilmesini emrediyor. Terbiye edilince de zararları önleniyor. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Nasihat ile insan terbiye edilebilir. Onun için Kur’an-ı kerimde mealen, “Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir” buyuruluyor. (Zariyat 55)
3- Huy sonradan elde edilir ve değiştirilebilir. Âlimlerinin çoğu bu üçüncü görüşü benimsemişlerdir. Şu hadis-i şerifler huyun değişebileceğini bildirmektedir:
“Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!”
“Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altındakileri Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.”


 

sİyAh ZaMbAq

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2010
Mesajlar
144
Puanları
0
Yaş
28
eLinize sağLık ALLAH razı oLsn payLaşım qüzeLmiş...:)

RABBİM bizLeri kötü huyLardan arındırsın inş..(amin)
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Zorlayarak huyu değiştirmek gerekir!

İnsan güzel huy elde edebilmesi için bütün sebeplere yapışması lazımdır. Mesela, iyi işleri yapmaya kendini zorlayan kimse, güzel huyları elde edebilir. Mesela hat kabiliyeti olan, hiç hat ile uğraşmazsa, gizli kabiliyeti meydana çıkmaz. Fakat bu sanatla uğraşmaya çalışırsa, güzel yazı yazabilir.
Güzel huyları itiyat hâline getirmek, güzel huylu olmayı kolaylaştırır. Cimri bir kimse, hayır yapmayı, tanıdıklarına ziyafet vermeyi âdet hâline getirirse, cimrilikten kurtulması mümkündür. Alışkanlık hâline gelen küçük günah da, büyük günah olabilir. Büyük günaha alışan da küfre düşebilir.
Herkesin ahlakı değişebilir. Hiçbir kimsenin huyu, yaratılıştaki gibi kalmaz, sonradan değişebilir. Ahlak değişmeseydi, Peygamberlerin gönderilmesi hâşâ faydasız, lüzumsuz olurdu. Terbiye ve ceza usulleri abes olurdu. İlmin ve terbiyenin fayda sağladığı her zaman görülmüştür.
O halde, ahlakın değiştiği güneş gibi meydandadır. Ancak, bazı huylar pek yerleşmiş, ruhun özelliği gibi olmuştur. Böyle huyları değiştirmek, yok etmek pek zor olur. Böyle ahlak, en çok, cahil, kötü kimsede bulunur. Bunu değiştirmek için ağır mücadele gerekir. Nefsin isteklerini yapmayıp nefsin istemediği şeyleri yapmak gerekir.
İnsanlar iyiliğe, yükselmeye elverişli olarak doğar. Sonra, nefsin kötü arzuları ve güzel ahlakı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, kötü huyları meydana getirir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Her çocuk, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları sonra anaları babaları, Yahudi, Hristiyan veya dinsiz yapar.”
Allahü teâlâ yumuşak olmayı emretmektedir:
“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle davet et, onlarla en güzel şekilde tartış!” (Nahl 125)
“Ey Resulüm, etrafındakilere yumuşak davranman, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer kötü huylu olup, sert davransaydın hepsi dağılıp giderlerdi.” (Âl-i imran159)
İnsanlar iyiliğe elverişli olarak doğar. Sonra, nefsin kötü arzuları ve güzel ahlakı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, çevrenin etkisiyle kötü huyları meydana getirir.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
“Cennet için söz veriyorum!”

İyi huylu, güzel ahlâklı kimse, hadis-i şeriflerde şöyle bildirildi: “Kimse ile münâkaşa etmeyen, haklı olsa bile, dili ile kimseyi incitmeyen Müslümanın Cennete gireceğini size söz veriyorum. Şaka ile veya yanındakileri güldürmek için olsa bile, yalan söylemeyenin Cennete gireceğini size söz veriyorum. İyi huylu olanın Cennetin yüksek derecelerine kavuşacağını size söz veriyorum!”
Bir kimse, Resûlullaha (işlerin en iyisi hangisidir) dedi. (Güzel huylu olmaktır) buyurdu. Kalkıp, biraz sonra, sağ tarafına gelip, yine sordu. Yine, (İyi huylu olmaktır) buyurdu. Gidip, sonra sol tarafına gelip, Allahın en sevdiği iş nedir, dedi. Yine, (İyi huylu olmaktır) buyurdu. Sonra, arkadan gelip, en iyi, en kıymetli iş nedir, dedi. Hazreti Peygamber, ona karşı dönüp, (İyi huylu olmak ne demektir anlayamadın mı? Elinden geldiği kadar kimseye kızmamaya çalış!) buyurdu.
“Resûlullahdan soruldu ki, Cennete girmeye sebep olan şeylerin başlıcası nelerdir? (Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır) buyurdu. Cehenneme girmeye sebep olan şeylerin başlıcası nelerdir denildiğinde, (Dünya nîmetlerinden ayrılınca üzülmek, bu nîmetlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır) buyurdu.
“İnsan, güzel huyu sebebiyle, Cennetin en üstün derecelerine kavuşur. (Nâfile) ibâdetler, insanı bu derecelere kavuşturamaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en aşağı çukurlarına sürükler.”
“İbâdetlerin en kolayı ve en hafîfi, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır. Bu sözüme iyi dikkat ediniz!”
“Bir kimse bir mümine bir iyilik yapınca, Allahü teâlâ bu iyilikten bir melek yaratır. Bu melek, hep ibâdet eder. İbâdetlerinin sevapları bu kimseye verilir. Bu kimse ölüp, kabre konunca, bu melek nûrlu ve sevimli olarak bunun kabrine gelir. Meleği görünce ferahlanır, neşelenir. Sen kimsin der. Ben, falanca kimseye yaptığın iyilik ve onun kalbine koyduğun neşeyim. Allahü teâlâ beni bugün seni sevindirmek ve kıyâmet günü sana şefaat etmek ve Cennetteki yerini sana göstermek için gönderdi, der.”


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Cehenneme gidecek olanlar!

Cehenneme veya Cennete gidecek insanları Peygamber Efendimiz şöyle bildiriyor: “Cehenneme gidecek olanları bildiriyorum, dinleyiniz! Sertlik gösterirler. Acele ederler. Kendilerini üstün görürler. Cennete gidecek olanları haber veriyorum dinleyiniz! Zayıftırlar, güçleri yetmez. Bir şey yapmak için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bunların yeminlerini, muhakkak yerine getirir.”
“Cehenneme girmesi haram olan yâhut Cehennem ateşinin yakması yasak olan kimdir? Size bildiriyorum. Dikkat ile dinleyiniz! Yumuşak olanların, kızmayanların hepsi!”
“Dikkat ediniz. Size haber veriyorum! Cennetin yüksek derecelerine kavuşmak isteyen, saygısızlık yapana yumuşak davransın! Zulmedeni affetsin! Malını esirgeyene ihsânda bulunsun! Kendisini aramayan, sormayan ahbâbını, akrabâsını gözetsin!”
“Kızdığı zaman istediğini yapabilecek bir kimse kızmazsa, Allahü teâlâ kıyâmet günü onu herkesin ortasında çağırır, ‘Cennette istediğin hûrinin yanına git’ der.”
“Yavaş, yumuşak davranmak, Allahın kuluna verdiği büyük bir ihsândır. Aceleci, atak olmak, şeytanın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.”
“İnsan, yumuşaklığı, tatlı dili sebebiyle, gündüzleri oruç tutanların ve geceleri namaz kılanların derecelerine kavuşur.”
“Kızdığı zaman, öfkesini yenerek yumuşak davranan kimseyi Allahü teâlâ sever.”
“Kuvvetli olmak, başkasını yenmek demek değildir. Kuvvetli olmak, kahraman olmak, kendi öfkesini yenmek demektir.”
“Allah için aşağı gönüllü olanı, Allahü teâlâ yükseltir. Bu, kendini küçük görür. Fakat, insanların gözünde büyüktür. Bir kimse, kendini başkalarından üstün tutarsa, Allahü teâlâ onu alçaltır. Herkesin gözünde küçük olur. Kendini yalnız kendisi büyük görür. Hattâ köpekten, domuzdan daha aşağı görünür.”
“Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, insanın günahlarını eritir, yok eder. Sirke balı bozduğu, yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, insanın ibâdetlerini bozar, yok eder.”


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Huyun terbiye edilmesi gerekir

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: İnsanoğlu hayatta oldukça onun şehveti de öfkesi de devam edecektir. Bunun gibi dünya bağlılığı ve diğer sıfatları ortadan kalkmaz. Bazıları bunları yok edince kötülüklerden de kurtulmuş olur, diyorlar. Halbuki bunlar olmayınca hayat da olmaz.
İnsan hayatının devamı şehvet arzusu ile mümkündür. Eğer cinsî arzu, şehvet kesilirse nesil son bulur. Eğer yemek şehveti, arzusu kesilirse, açlıktan ölür insanoğlu helak olur. Eğer öfke tamamen ortadan kalkarsa, cihad yapamaz, çoluk çocuğunu koruyamaz.
Madem ki şehvetin aslı kalıcıdır, ona ihtiyaç var, o halde bunu, terbiye edip meşru şekilde kullanmak lazımdır. Yine insanoğlunu dünyada olduğu müddetçe dünyalıklara sahip olmak zorundadır, bu zorunluluk onu mal edinmeye sevk edecektir. İnsanoğlunun, dünyalıkların birer vasıta olduğunu, gerçek gayenin ahiret ve ahiret hayatı olduğunu düşünüp dünyayı gaye edinmek tehlikesinden kurtulması gerekir.
Öfke için de bu durum söz konusudur. Öfke sıfatından gaye, kendisini, çoluk çocuğunu korumaktır. Allahü teâlâ Feth sûresinin 29. ayetinde, “Kâfirlere karşı şiddetli ve aralarında merhametlidirler“ buyurmuştur. Allahü teâlâ Müslümanları şiddetle vasıflandırmıştır. Oysa şiddet ancak öfkeden doğup meydana gelir. Eğer öfke tamamen ortadan kalkarsa, cihad, da kalkar. Peygamberler bile şehvet ve öfkeden tamamen sıyrılmamışlardır. Zira Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ben sadece bir beşerim. Beşerin öfkelendiği gibi öfkelenirim.”
Resulullah Efendimiz huzurunda hoşuna gitmeyen bir şey konuşulduğu zaman, mübarek yanakları kıpkırmızı kesilecek derecede öfkelenirdi. Fakat hakikatten başkasını söylemezdi. Hazreti Peygamberin öfkesi, onu hakikatin çerçevesinden çıkarmazdı ve nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: “Öfkelerini yutanlar, insanların kusurlarını bağışlayanlar.” (Âli İmran/134)
Dikkat edilirse, Allahü teâlâ ‘Öfkelerini kaybedenler’ buyurmamıştır. Bu bakımdan öfke ve şehveti normal sınırda tutmak, akla galip gelmeyecek şekilde onları terbiye etmek, hatta onları aklın himayesi altına almak, aklı onlara hâkim kılmak mümkündür. Huyun terbiye edilmesi de zaten budur.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Doğru olan orta yoldur

Dinimiz, arzuların, hislerin meşru bir şekilde kullanılmasını, aşırılıklardan kaçınılmasını emretmektedir. Ölçülü kullanılmazsa kontrol elden çıkar. Mesela çoğu zaman şehvet, insanoğlunu tahakküm altına alır. Öyle bir hâle getirir ki insanın aklı o şehvetin fuhşiyatın içinden çıkamaz. Fakat riyazet yapmak, oruç tutmak sûretiyle şehvet normal sınıra çekilebilir.
Dinimiz ahlâkta ifrat ve tefrit yani aşırılıkları değil de normalini, orta hâlini emretmektedir. Örneğin cömertlik, dinen övülen bir ahlâktır. Aslında cömertlik, israf ile cimrilik arasında bir ahlâktır. Eğer dikkat edilmezse, israfa, cimriliğe kaçılırsa harama düşülmüş olur. Allahü teâlâ cömerdi medh-ü sena ederek şöyle buyurmuştur:
“Ve harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar; harcamaları bu ikisinin arasında dengeli olur.” (Furkan/67)
“Elini boynuna bağlama, büsbütün de onu açıp israf etme ki sonra kınanmış olursun ve eli boş, açıkta kalırsın!” (İsrâ/29)
Yemede içmede de böyledir, gaye, oburluk değil, ibadetini, hayatını devam ettirebilmek için yemelidir. Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey âdemoğulları! Her namazınızda süslü elbisenizi giyin. Yiyin, için, israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez!” (A’raf/31)
Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: “İşlerin en hayırlısı orta (mutedil) olanlarıdır.”
Kalb kötü huylardan uzak kalınca rahat olur. Mesela, mala iltifat edip onun dağıtılmaması kötü huy olduğu için kalb sıkılır. Çünkü Allah için vermede zorlanan bir kimsenin kalbi cimriliğe, bu da malı yığmaya meyleder. Bu bakımdan kalbin kemâli, bu iki vasıftan uzaklaşmasıdır.
Malı dağıtmak mümkün olmazsa, orta derecede olmalıdır. Zira ılık su, ne sıcak ve ne de soğuktur, bunların arasında bir derecedir. Sanki sıcaklık vasfından da soğukluk vasfından da uzaktır. Böylece cömertlik de israf ile cimrilik arasındadır. Diğer ahlâklar da böyledir. Bu bakımdan işlerin ifrat ve tefrit yani, aşırı iki uca düşmesi kötüdür. İşte güzel olan da budur, huyun terbiyesi budur.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Güzel huyun iki kaynağı

Güzel huyun birinci kaynağı kişinin doğuştan güzel huylu olmasıdır. Mesela peygamberler böyledir. Bunlar öğrenmeden, uğraşmadan bu huylara yaratılıştan sahiptirler.
İkincisi, güzel ahlâkın uğraşarak, nefisle mücadele ederek elde edilmesidir. Mesela cömertlik güzel ahlâkını elde etmek isteyen bir kimse için yol cömertlik fiilini âdet haline getirmek, nefsini zorlayarak buna alıştırmak gerekir. Daimî bir şekilde mal vererek bunu zoraki bir şekilde nefsine kabul ettirmeli ve bu hususta nefsiyle mücahede etmelidir. Ta ki bu, nefsi için tabiîleşip kolay hale gelinceye kadar... Böylece cömertlik güzel ahlâkı ile ahlâklanmış olur.
Bunun gibi nefsine tevazu ahlâkını kazandırmak isteyen bir kimse de, uzun bir müddet mütevazı kimselerin yanında bulunmalı, onların yaptıklarını yapmalı ve bu devamlılık müddetince nefsiyle mücahede edip zoraki bir şekilde de olsa nefsini bu huya yönlendirmelidir. Bu ahlâk, nefsin ahlâkı olup, onda tabiî bir şekil alıp, kolayca onda yerleşinceye kadar buna devam etmelidir. Güzel ahlâkın tamamını bu şekilde elde etmek mükündür. Mütevâzı kimse ise, tevâzudan lezzet duyar. Dinî ahlâklar ancak güzel âdetlerin tamamını îtiyad, alışkanlık hâline getirince ve kötü fiillerin tamamını terk edince yerleşir.
Güzel işlerden hoşlanan, onlardan zevk duyan bir kimsenin devam etmesi gibi bunlara devam etmedikçe ve aynı zamanda çirkin işleri kötü görüp onlardan elem duymadıkça, güzel ahlâk onun kalbinde yerleşmez.
İbâdetlerin yapılması ve haramların terk edilmesi zor oluyorsa, bu eksikliktir. Kul bununla saadetin kemâline erişemez. Bu eksikliği gidermek için nefisle mücadeleye devam etmesi gerekir.
Sehl bin Abdullah-i Tüsteri hazretlerine güzel ahlâkın ne olduğu soruldu. “Güzel ahlâkın en azı eziyet, sıkıntıya göğüs germek, karşılık vermeyi bırakmak, zâlime rahmet istemek, af dilemek ve ona şefkat göstermektir” dedi.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Cömertlik ve güzel ahlâk

Resul aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allahü teâlâ bu dini kendi zatı için seçti. Sizin dininize ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Dikkat edin! Dininizi güzel ahlâk ve cömertlikle süsleyin!”
Hazreti Peygambere şöyle soruldu:
-Ey Allah’ın Resulü! Mü’minlerin hangisi iman yönünden daha faziletlidir?
-Ahlâkça en iyisi hangisi ise...
“Muhakkak ki, sizler halkı mallarınızla zengin kılamazsınız ve memnun edemezsiniz. Bu bakımdan onlara güler yüz ve güzel ahlâkla yardım ediniz.”
Cerir bin Abdullah Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Muhakkak sen öyle bir kişisin ki, Allah senin sûretini güzel yapmıştır. Bu bakımdan sen de ahlâkını güzelleştir.”
Berra bin Azib buyurdu ki: “Hazreti Peygamber yüz bakımından insanların en güzeli olduğu gibi, ahlâk bakımından da onların en güzeliydi.”
Resul aleyhisselam şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“Muhakkak ki kul, güzel ahlâkının sayesinde âhirette en büyük dereceye ulaşır, konakların en güzeline girer. Halbuki ibâdette kendisi zayıftır.”
Ebu Mes’ud Bedrî Hazreti Peygamberin duasında şöyle dediğini nakleder:
“Ey Allahım! Sûretimi güzelleştirdin. Bu bakımdan ahlâkımı da güzelleştir.”
Abdullah bin Amr Resulullahtan şu duayı çokça okuduğunu rivayet eder:
“Ey Allahım! Senden sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim”
Hazreti Ebu Hüreyre, Resul aleyhisselamdan şu hadîsi rivayet eder:
“Mü’min bir kimsenin şerefi dinidir. Soyu sopu güzel ahlâkıdır. Mürüvveti ise aklıdır.”
Resûlullah Efendimiz şu duâyı çok okurdu: “Allahümme innî es’elükessıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı verrıdâe bilkaderi birahmetike yâ Erhamerrâhimîn.” Bunun mânası, (Ya Rabbî! Senden, sıhhat ve âfiyet ve emânete hıyânet etmemek ve güzel ahlâk ve kaderden râzı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!) demektir.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
İnsanı yükselten dört huy

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: “Dört şey vardır ki, kulu ameli ve ilmi az olsa da derecelerin en yücesine vardırır. Onlar, hilm, tevâzu, cömertlik ve güzel ahlâktır. Güzel ahlâk ise, imanın kemâlidir.”
Fudayl bin Iyad hazretleri buyurdu ki: “Güzel ahlâklı fâcir bir kimsenin benimle arkadaşlık yapması, bence kötü ahlâklı bir âbidin (çok ibadet yapanın) arkadaşlığından daha hayırlıdır.”
İbni Mübarek hazretleri, bir seferinde kötü ahlâklı bir kişi ile arkadaşlık yaptı. Onun eziyetlerine göğüs gererek onunla iyi geçindi, ondan ayrıldığı zaman ağladı. Kendisine ‘Neden ağlıyorsun?’ denince, ‘Ona olan şefkatimden ağlıyorum. Ben ondan ayrıldığım halde onun kötü ahlâkı ondan ayrılmamaktadır’ dedi.
Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”
“Kıyamet gününde herhangi bir kulun terazisine konan en ağır şey, takvası ve güzel ahlâkıdır.”
Bir kişi, Hazreti Peygambere gelerek şöyle dedi:
-Bana nasihat et!
-Nerede olursan ol, Allah’tan kork!
-Dahasını söyle ey Allah’ın Resûlü!
-Günahının arkasından sevap işle ki o günahı silsin!
-Dahasını söyle ey Allah’ın Resûlü!
-İnsanlarla iyi geçin!
Resulullaha, “Amellerin hangisi daha üstün ve faziletlidir?” diye sordu, sonra cevap olarak da “Güzel ahlâk!” buyurdu.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Kul, sûretini ve ahlâkını güzelleştirdiği takdirde onu ateş yakmaz!”
“Kıyamette insanoğlunun terazisine ilk konan şey, güzel ahlâk ve cömertliktir.”
Allahü teâlâ imanı yarattığı zaman, iman şöyle dua etti: “Ey Allahım! Beni kuvvetlendir.”
Bu duasına binaen Allahü teâlâ onu güzel ahlâk ve cömertlikle takviye etti.
Küfrü yarattığı zaman küfür de şöyle dedi: “Yarab! Beni kuvvetlendir.” Bunun üzerine Allahü teâlâ kendisini cimrilik ve kötü ahlâkla takviye etti.


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Kula verilen en hayırlı şey

Usâme bin Şerik şöyle anlatır: Bedeviler Hazreti Peygambere şöyle sordular: “Bir kula verilen en hayırlı şey nedir?” Resulullah Efendimiz, “Güzel ahlâk” buyurdular. Sonra, “Muhakkak ki benim nezdimde en sevimliniz ve kıyamet gününde bana en yakın olanınız ahlâkça en güzel olanlarınızdır” buyurdular.
Enes bin Malik anlatır: Biz bir gün Resulullah ile beraberdik, şöyle buyurdu:
“Muhakkak ki güzel ahlâk, güneşin buzu eritmesi gibi, hatayı, günahı eritir.”
“Güzel ahlâk, kişinin saadetindendir.”
Ümmü Habîbe validemiz Resulullaha şöyle sordu:
-Kadının dünyada iki kocası olmuşsa, kadın da onlar da ölüp, cennete giderse, acaba bu kadın cennette hangi kocasına verilecektir?
-Dünyada iken kadının nezdinde hangisinin ahlâkı daha güzelse ona verilir. Ey Ümmü Habibe! Güzel ahlâk hem dünyanın ve hem de âhiretin hayrını gerektirir.
Resulullah Efendimizin ettiği dualardan birisi de şudur:
“Ey Allahım! Beni ahlâkların en güzeline kavuştur! Çünkü ahlâkların en güzeline ancak sen kavuşturursun. Benden huyların rezillerini uzaklaştır. Çünkü senden başka kötü ahlâkı uzaklaştıracak yoktur.”
Kettânî buyurdu ki: “Tasavvuf, ahlâk demektir. Bu bakımdan ahlâken senden ileride bulunan bir kimse, tasavvufta da senden ileridir.”
Yahya bin Muaz şöyle demiştir: “Kötü ahlâk öyle bir kötülüktür ki onunla beraber çokça yapılan haseneler fayda vermez. Güzel ahlâk öyle bir hasenedir ki onunla beraber çokça yapılan günahlar zarar vermezler.”
İbni Abbas hazretlerine “Kerem ne demektir?” diye sorulduğunda, şöyle demiştir: “Kerem o şeydir ki, Allahü teâlâ onu Kur’an-ı kerimde beyan ederek şöyle buyurmuştur: Muhakkak sizin Allah nezdinde en kerîminiz ve şerefliniz takvaca en önde olanınızdır.” (Hucurât/13)
Enes bin Mâlik hazretleri şöyle demiştir: “Muhakkak kul güzel ahlâk sayesinde, âbid olmadığı halde cennetin en yüce derecesine varır. Kötü ahlâkı yüzünden de âbid de olsa cehennemin en aşağısına düşer!”


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Hayırlı olan hasletler!

Hazreti Lokman Hakîm’in oğlu babasına şöyle sorar: “Babacığım! İnsanın hangi hasleti daha hayırlıdır?”, “Din!”, “Hayırlı olan hasleti iki ise, hangileri olur?”, “Din ile mal.”, “Üç olursa?”, “Din, mal, hayâ...”, “Dört olursa?”, “Din, mal, hayâ ve güzel ahlâktır...“, “Beş olursa?”, “Din, mal, hayâ, güzel ahlâk ve cömertliktir.”, “Altı olursa?”, “Ey oğlum! İnsanoğlunda, saydığım bu beş haslet birden bulunduğu zaman, o tertemiz ve muttakîdir. Allah’ın velisidir. Şeytandan uzaktır.”
Yahya bin Muaz şöyle demiştir: “Ahlâkın güzelliğinde rızıkların hazineleri vardır. Kötü ahlâklının misâli, kırılmış testi gibidir. Ne düzeltilebilir ve ne de gerisin geriye dönüp çamur olabilir!”
Atâ hazretleri şöyle buyurdu: “Yücelen bir kimse, ancak güzel ahlâkla yücelmiştir. Hazreti peygamberden başka hiçbir kimse, güzel ahlâkın kemâline tam mânâsıyla varmamıştır.” Çünkü Allahü teâlâ onu kemal üzere yaratmıştır. Ayet-i kerimede, ‘Muhakkak sen büyük bir ahlâk üzeresin’ (Kalem/4) buyurmuştur.
Ahnef bin Kays’a ‘Sen hilmi kimden öğrendin?’ diye soruldu. ‘Kays bin Âsım’dan öğrendim’ dedi. ‘Onun hilm derecesi nedir?’ diye sorulunca, cevap olarak şöyle demiştir: “Bir ara evinde oturuyordu. Hizmetçisi, üzerinde kebap bulunan ve ateş dolu bir mangal getiriyordu. Mangal elinden Kays’ın küçük bir oğlunun üzerine düştü ve çocuk yanarak öldü. Bu manzara karşısında hizmetçi dehşete kapıldı. Hizmetçiyi teskin etmek için ‘Senin korkmana gerek yok. Seni Allah rızası için âzad ediyorum’ dedi.”
Çocuklar Veysel Karanî’yi gördükleri zaman taşa tutarlardı. Veysel Karâni onlara ‘Kardeşlerim! Eğer mutlaka bana taş atacaksanız bari küçük taşları atın da bacaklarımı kanatıp da beni namaz kılmaktan alıkoymasın’ derdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Kötü ahlâk, affedilmez bir günahtır. Kötü zan ise, şerleri doğuran bir hatadır.”
“Muhakkak ki kul, kötü ahlâkından ötürü cehennemin en alt kısmına düşer.”


 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Nefis ile mücadele gerekir!

Allah adamlarının yanında onları övmek ile sövmek aynı idi. Adamın biri, Ahnef bin Kays‘a sövdü. O cevap vermedi, adam onun arkasını takip edip sövmeye devam ediyordu. Ahnef, mahalleye yaklaştığı zaman durdu ve söven adama şöyle dedi: “Eğer senin küfürlerin bitmediyse kalanları da söyle burada bitsin ki kabilemin cahilleri senin küfrettiğini duyup da sana eziyet vermesinler!..”
Câfer bin Humeyd şöyle demiştir: “Âlimler ve hekimler ittifak etmişler ki nimete ancak nimeti terk etmek suretiyle varılabilir.”
Mısır Azîzi’nin hanımı (Yusuf aleyhisselam yeryüzünün hazinelerine sahip olduktan sonra) bir merasim gününde, yolunun kenarında oturarak, memleketin on iki bin ileri geleninin arasında binici olarak merasime iştirak eden Hazreti Yusuf’a şöyle haykırdı: ‘Padişahları günahtan ötürü köle yapan, köleleri de ibâdet ve taatlerinden ötürü padişah yapan Allah’ın şanı yücedir! Muhakkak ki hırs ve şehvet padişahları köle yapmıştır. Müfsidlerin cezası budur. Muhakkak ki sabır ve takvâ, köleyi padişah yapmıştır!’ Buna karşılık olarak Yusuf aleyhisselam şöyle dedi: “Doğrusu kim (Allah’tan) korkar ve sabrederse, muhakkak ki Allah, muhsinlerin mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf/90)
Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki: “Bir gece uyanıp virdlerimi yapmaya kalktım. Fakat daha önceki virdlerimden hissettiğim zevki bir türlü bulamadım. Uyumak istedim olmadı, sonra dışarı çıktım. Birisi beni fark ettiği zaman şöyle dedi:
-Ey Ebu Kasım! Şu saatte mi bana gelecektin?
-Efendim! Daha önce bir randevumuz yoktu.
-Evet! Doğru söylüyorsun. Fakat ben Allahü teâlâdan diledim ki benim için senin kalbini harekete getirsin.
-Senin duan kabul olundu. Söyle bakalım ihtiyacın nedir?
-Ne zaman nefsin hastalığı, nefis için ilaç olur?
-Nefis, hevâ ve isteğine muhalefet ettiği zaman...
Bu sefer kendi nefsine dönüp şöyle dedi: ‘Ey nefsim! Dinle! Ben bu cevabı sana yedi defa verdiğim halde benden dinlemek istemedin. İlle Cüneyd-i Bağdâdî’den dinleyeceğim dedin. İşte dinledin’. Sonra savuşup gitti ve kim olduğunu da bilemedim.”



 
Üst