Kıyametin Büyük Alametleri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kıyametin Büyük Alametleri

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,033
Puanları
63
KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ ONDUR

Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumî kuddise sirruh onlara işaret ederek şöyle dedi:

Çıkar Yer dabbesi Deccal u Ye'cuc ile Me'cuc
Doğar gün magribden çün iner gökden o Ruhullah

Dabbet-ul-arz (Salih peygamberin devesinin yavrusu), Deccal, Ye'cuc, Me'cuc çıkarlar.
Bir de mağribden güneş doğar; Ruhullah olan İsa aleyhisselam da gökten iner.

Bunlara inanmak gerekir. Nitekim Müslim, Ebu Davud, Tirmizî ve Nesei'nin tahric ettikleri Huzeyfe (radıyallahu anh)'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«Gerçek şu ki, elbette kıyamet siz on alameti görünceye kadar kopmaz. (şunları zikretti) Dumandır; Deccal'dir; Dabbet-ul-arz'dır: güneşin mağribden doğmasıdır; Meryem oğlu İsa Aleyhisselam'ın inişidir; Ye'cuc ve Me'cuc'dur; üç batıştır: Biri meşrıkta, bir mağribte, bir Arab adasında. Bunların sonrasında Yemen'den bir ateş çıkar; insanları (dünyadaki) mahşerlerine sevkedecektir.»

Bunlar zamanı geldikçe, hepsi zuhur edecektir. Bazı serseriler bunları inkâr ederler.

Diğer bir kısmı tevil ederler. Bunlar müteaddid hadislerde beyan buyrulduğu gibi zamanı geldikçe hepsi zuhur edecektir. Bazan da tevil yerinde olur.

Mesela Deccal gelmeden önce, Deccallar vardır. Mehdi gelmeden önce Mehdiyyunlar vardır. Ekmel-ul-ulema'nın bazı tevilleri buna göredir. Fakat kendisi tevilsiz olarak da bunların geleceğini de tasrih etmektedir.

Nitekim Ebu Davud'un tahric ettiği Hureyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«Otuz yalancı ve hilebaz deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Hepsi Allah'a ve O'nun Rasulu üzerine yalan uydururlar.»

1- Hadis-i şerifte zikredilen -DUHAN-tevilsiz olarak yeryüzünü kaplayacak olan dumandır ki, Ed-Duhan suresinin

«O halde (sen ey insan,) semanın apaçık bir duman getireceği günü gözetle.» mealindeki 10'uncu ayetinde beyan edilir.

Hasan Basri Çantay'ın da notunda beyan ettiği gibi, bu dumanın şiddetinden, gökle yer arası kesif bir dumana bürünmüş görülecektir. Bu duman kıyamet gününde zuhur edecek kıyametin alametlerindendir. Kâfirlerin kulaklarından girecek; başları büryana dönüşecektir. Mü'minlere de bunlar bir nev'i nezle gibi hastalık olacaktır. Bütün yeryüzü bacasız bir fırın gibi kızaracaktır.

2- Yukarıdaki hadis-i şerifte "Deccal" zikredilmiştir. Bazılar "Deccal'den maksat, şudur budur" diye tevil ederler. Daha ileriye giden serseriler, Müslim'in de rivayet ettiği Temim-i Dari'nin hadisindeki Cessase hadisesini inkâr ederek: "Bizim zamanımızda keşfedilmeyen yer kalmamıştır. Eğer bir mağarada Deccal gizlenmiş olsaydı görülecektir." derler. Galiba bunlar hadisten daha ziyade kendi görüşlerine inanıyorlar... Peygamber Aleyhissalatu vesselam vasfettiği gibi Deccal çıkacaktır. Şimdi de kendisi vardır. Görülmesi ve keşfedilmesi şartı yoktur. Nitekim Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri Huzeyfe radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«Gerçekte Deccal çıkacaktır. Hakikaten beraberinde su var, ateş var. İnsanların su gördükleri, ateştir; yakar. İnsanların ateş gördükleri, sudur; soğuktur, saftır. Sizden kim ona (zamanına) ulaşırsa, insanların ateş gördüğüne düşsün. Gerçekte o tertemiz, sade sudur. Şüphesiz Deccal'in bir gözü dümdüzdür. Üzerinde yuvarlak kalın bir parça et vardır. İki gözleri arasında kâfir yazılmıştır. Yazı bilen ve bilmeyen her Mü'min onu okur.»

Bu hususta çeşitli hadislerin çeşitli rivayetleri, yerin tayinleri de hepsi doğru ve gerçektir; sahih hadislerle sabittir. Tevile de lüzum yoktur; çıktığı zaman her Mü'min onu tanıyacaktır. Özellikle Kehf suresini okuyanlar. Envai çeşit istidraclarla zuhur eder; ölüleri diriltir; yağmurları yağdırır ve daha çok hileleri vardır. Ama hiçbir zaman mü'min onun tuzağına düşmeyecektir.

Nitekim Müslim ve Buhari'nin tahric ettikleri Hazreti Ömer radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«Bir defa ben uyurken kendimi Kâbe’yi tavaf ediyor gürdüm. Bir de baktım karayağız, salınmış düz saçlı bir zat, iki kişinin arasına girmiş, başından su damlıyor. Bu kimdir dedim. Bu Meryem'in oğlu dediler. Sonra ona iltifat etmek için ilerledim. Bir de baktım ki, kırmızı benizli, iri yarı, kıvırcık saçlı, bir gözü kör bir herif, gözü salkımdan uğramış üzüm tanesi gibi. Bu kimdir diye sordum. Deccal'dir dediler. İnsanlar içinde ona en ziyade benzeyen İbnu Katan'dır.»

Demek Deccal şahıstır; İsa şahıstır; batıl ve hak fikir değildir. Peygamber'in rüyası vahiydir, görmesi haktır; sair beşerler gibi değildir. Binaenaleyh, "Bu hadis rüyadır, başka suretlerde tevil olabilir yahud onunla amel edilmez" demek sapıklıktır.

Müslim'in de tahric ettiği Abdullah bin Amr bin As'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:

«Deccal çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mühdeti, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum) Derken Allah Meryem oğlu İsa'yı gönderecektir. O Urve bin Mes'ud radıyallahu anh gibidir. Ve Deccal'ı arayıp helak edecektir. Sonra iki kişi arasında düşmanlık olmadığı halde İsa insanlar içinde yedi sene duracaktır. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr yahud iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgâr da içerisine girecek ruhunu kabzedecektir. Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatinde kalacaklar; ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülük men edecekler. Şeytan kendilerine suretlenip temessül ederek: "(Bana) İcabet etmiyor musunuz?" diyecek; onlar da: "Bize ne emredersin?" cevabını verecekler. Ve onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızkları bol yaşayışları güzel devam ederken sonra sura üfürülecektir. Onu işitip de boyun bükmeyecek, kulak asmayacak hiçbir kimse olmayacaktır. Onu ilk işiten, develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek, sair insanlar da öleceklerdir. Sonra Allah çiğ gibi bir yağmur gönderecek; bundan insanların cesedleri bitecek. Sonra sura bir defa daha üfürülecek ve ne baksınlar ki, kendileri ayakta bakarlar. Sonra: "Ey insanlar Rabb'inize gelin!.. (bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekilecekler.)[1]denilecektir. Sonra: "Cehennem ordusunu çıkartın" denilecek; ve: "Kaç kişiden kaç kişi?" diye sorulacak; "Her bin kişiden dokuzyüzdoksandokuzu." Denilecektir. İşte (...çocukları ihtiyarlatacak) (El-Müzzemmil 17) gün bu; bu işte (baldırın açılacağı gün...) (El-Kalem 42) budur.»

3- Dabbet-ul arz, zayıf akıllıların andıkları gibi, bir mikrop bir hastalık değildir. Bilakis hadis şarihleri ve müfessirlerin tarif ettikleri bir hayvandır. Her bir hayvanın sureti, bir azasında vardır; konuşur; mü'minleri kâfirden tefrik eder; şu Mü'mindir, şu kâfirdir der. Her insan onun konuşmasını anlar.

Şöyle ki Dabbet-ul-arz'ın zuhurundan sonra mü'min ve kâfirler, küfür ve imanla birbirini anarlar. Çünkü bir elinde Süleyman Aleyhisselam'ın hatemi, diğer elinde Musa Aleyhisselam'ın asası vardır. Hayrete şayan ki, müfessir geçinen bazıları, Dabbet-ul-arz'ın vasıflarını beyan eden hadislerin zayıf olduğunu söylemeye cü'ret ederler. Bu korkunç bir hata... Çünkü merfu' olarak da Dabbet-ul arz'ın vasfını beyan eden hadisler varid olmuştur.

Kaldı ki, hadiste tad'if ve tahsin yahud tashih-i ictihadidir. Bazı ehli hadise göre zayıf olan bir hadis, diğer bazısına göre sahih olabilir. Bu da ehli hadise gizli bir şey değildir.
Aynı zamanda Dabbet-ul-arz, En-Neml suresinin «O söz(ün manası) kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vuku(ve zuhur)a geldiği zaman yerden bunlar için onlarla konuşur bir dabbeyi çıkarırız...» mealindeki 82'nci ayetiyle de sabittir.

Yani konuşur, mikrop değildir. Mikrop konuşmaz...

Hatta bazıları, Salih Peygamberin devesinin yavrusu olup, son zamanda Safa dağdan çıkacağını beyan etmişlerdir. En azından Dabbe'nin konuşur olduğunu bilmek farzdır.

Özellikle Dabbet-ul-arz hadisesi, tabiii kanunlar ve adetin dışındadır. Yeryüzünde dolaşır; ulaşmadığı bir yer yoktur. Bu kadara inanmak vacibtir. Daha fazla izahı, hadis kitaplarından taleb olunur.

4- Mağribden güneşin doğmasına gelince, bunun dahi Avrupa'nın Müslüman oluşuna tevil edilmesi garibime gider. Güneşin batıdan doğması kıyametin alametlerinden olup, tevbe kapısının kapanması zamanıdır ki, tabii kanunların değişmesine başlangıçtır. Artık ondan itibaren dünya yıkılmaya başlar. Ve güneş batıdan çıktıktan sonra; ne kâfirin imanı, ne de mü'minin tevbesi kabul olur.

Evet gayrı müslimden büyük bir devletin müslüman olacağı, bu hadis değil başka hadislerden anlaşılmıştır.

5- İsa Aleyhisselam'ın, Şam'da Minaret-ul-Beyda'ya gökten inişidir ki, bu dahi kıyametin büyük alametlerinden olup manevi tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir. Nitekim Kadı İyaz diyor ki: "Ehli Sünnete göre, İsa Aleyhisselam'ın inmesi ve Deccal'ı öldürmesi haktır, sahihtir. Çünkü bu babda sahih hadisler varid olmuştur. Aklen ve şer'an bunu iptal edecek bir delil de yoktur. Binaenaleyh isbatı vacibdir."

Mu'tezile ve Cehmiyye fırkalarından bazılarıyla onlara muvafakat adenler, bu hadislerin "Hatem-ul Nebiyyin" ayeti, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: «Benden sonra peygamber gelmeyecektir.» Hadisi ve Müslümanların icmaı ile reddettiklerini söylemişlerse de, bu istidlal fasiddir. Çünkü İsa Aleyhisselam'ın inmesinden murad, bizim şeriatimizi nesheden yeni bir şeriat getirmesi değildir.

Nitekim bu, Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri, Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdullah'tan gelen bir rivayette, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: «İmamınız sizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa) size indiği zaman siz nasıl olursunuz?» mealinde buyurduğu hadisle de sabittir. Bu da ümmetin şerefini bildirmeye kâfidir.

İsa Aleyhisselam, nebi ve rasul olarak iner; ancak Mehdi Aleyhisselam'ın arkasında namaz kılar; Kur'an ve hadisle hükmeder. Bazı serseri insanlar, İsa ve Mehdi Aleyhisselam'ın Hanefi mezhebiyle amel edeceklerini ileriye sürerler. Bu gülünç bir şeydir.

Diğer bazıları de, Nakşibendî tarikatını tatbik edeceklerdir derler. Bu da öyle... İsa Aleyhisselam'ın kendisine vahiy gelir. Mehdi Aleyhisselam ise, Hatem-un-veliyyin'dir. Her ikisi de ayet ve hadisle hükmedeceklerdir. Ve İsa Aleyhisselam Hıristiyanların tekzibi için inecektir. Evet, o zamanda dahi, Müslümanların imamı Müslümanlardandır.

Tîbî diyor ki: "Hadisin manası şöyledir: İsa Aleyhisselam imametlik yapacak, dininizde olduğunuz halde." Allame Teftezani de, Tıbi'nin bu sözünü tercih etmiştir. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam imam olur, Mehdi Aleyhisselam arkasında namaz kılar. Nitekim hadisin bazı rivayetlerinde “imâmüküm minkum” yerine “yeümmüküm minkum şeklinde olup "İsa Aleyhisselam size imametlik yapacak; sizdendir."

Yani Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaatiyle hükmedecektir... "Siz nasıl olursunuz?" cümlesi: "bununla çok ferahlık ve sürur duyacaksınız. Bir rasul ve ulu-l-azim olduğu halde, İsa Aleyhisselam'ın şeriatinizle hükmetmesinden gurur duyacaksınız" manasındadır. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam'ın, Kur'an ve Sünnetle amel etmesi, hükmetmesi, kendisinin risaletine bir halel getirmez.

İmam Rabbani'nin Mehdi Aleyhisselam'ın, kendi tarikatinden olacağına işaret etmesi, Mehdi Aleyhisselam'ın mehdiliğinden önceki hali olabilir. Amma kendisine mehdilik geldiği andan itibaren Kur'an ve sünnetle amel edecektir ve mezhepleri, meşrebleri ortadan kaldırıp, Tevhidi bildirecek, vahdeti temin edecektir.


[1] Es-Saffat 24. ayet

İktibas: Ehli Sünnetin Nazari
 

Kajin

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Haz 2006
Mesajlar
240
Puanları
0
Allah razı olsun merak ettiğim bilgilerdi.
 
Üst