Kılıçdaroğlu'na büyük haksızlık yapıyoruz!

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,920
Beğeniler
997
Puanları
113
#1
Kimi ulusolcular, Ortodoks Kemalistler, ve biz, yani 'Yeni Türkiye'ye gönül verenler ona haksızlık yapıyoruz!

Mesela, Ortodoks Kemalist bir profesör aynen şöyle demişti: 'Kılıçdaroğlu bir 'atını vuran kovboydur'; göremedim, yazarken utanıyorum...'


Her şeyden evvel çok rizikolu metafor bu!

Daha önce yapıp ettikleri için 'atını vuran kovboy' diyeceksek şimdi yaptığına ne diyeceğiz peki?

Hadi söylesin bakalım o profesör; E. İhsanoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı göstermekle,
Kılıçdaroğlu atına ne yapmış oluyor?


Gerçekten de 'at metaforu' çok rizikolu.


Üstelik o kadar da açıklayıcı değil.


Söz gelimi, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yürüyen merdivene ters binmesine nasıl uyarlanacak bu, 'sahibini vuran at' mı denilecek?


Hayır yani, ata da yazık, Kılıçdaroğluna da!


Şayet kastedilen kendi kendini yiyip bitirmekse, bir yere kadar tamam, olabilir.

Zira...

Kılıçdaroğlu'nun E. İhsanoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı göstermesinin başka bir izahı yok.

Bakınız, CHP'li Muharrem İnce durumun vahametini Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir'e nasıl anlatmış: 'Evet ben de sizin gibi televizyondan duydum partimin destekleyeceği Cumhurbaşkanı adayının kim olduğunu. Böyle bir durumda kıvırmanın, gerçeğin üzerini örtmenin bir mantığı var mı! Yakışır mı benim gibi bir pozisyonda olan bir siyasiye böyle bir muamele? Sadece ben değil bu muamele ile karşılaşan, neredeyse bütün arkadaşlarımız...'

Sevilay Yükselir de haklı olarak, 'Bundan sonra Erdoğan'ın partisinde tek adam olduğu, partisini padişah gibi yönettiği eleştirileri de yapamayacağınızı biliyorsunuz herhalde...' deyince, naçar, 'Doğru ya! Tıpkı sizin de dediğiniz gibi bu argüman elimizde patladı...' karşılığını vermiş.


Daha evvel de ellerinde çok patlamıştı.


Haksız mıyım; 30 Mart seçimlerinden önce de 'yolsuzluk' muhabbeti ellerinde patlamamış mıydı?


Seçim propaganda konseptini bütünüyle 'yolsuzluk' üzerinden yürütmeye karar verdikten sonra Mustafa Sarıgül'ü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı göstermenin de başka bir açıklaması olamaz.


Gelgelelim, bugünkü yazı yolculuğumuza başlarken de söylediğimiz gibi, Kılıçdaroğlu'na haksızlık yapıyoruz.

Şaka söylemiyorum, gerçekten öyle.

E. İhsanoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı gösterdi diye karşı çıkan, itiraz eden CHP'li birçok milletvekili de, kanaat önderi de sivil toplum kuruluşu da haksızlık yapıyor.

Daha kestirmeden söyleyecek olursak, herkes Kılıçdaroğlu'na haksızlık yapıyor.

Herkes, hepimiz!


Hatta, bizzat Kıllıçdaroğlu bile kendine haksızlık yapıyor.

Buna da malumunuz halk arasında 'talihsizlik' deniliyor.
Ne ki, 'talihsiz' ifadesi, Kılıçdaroğlu'na olmadık çağrışımlar yaptırabilir diye üzerinde durmak istemiyorum.

Diyeceksiniz ki, tutturdun bir 'haksızlık yapılıyor'; söyle bakalım, nerde haksızlık yapılıyor?

Bakınız...

CHP Milletvekili Muharrem İnce, 'Evet ben de sizin gibi televizyondan duydum partimin destekleyeceği Cumhurbaşkanı adayının kim olduğunu...' diyor değil mi?

Bir başka CHP milletvekili Süheyl Batum da 'herkesin fikrini sorup, herkese danışıp tam hilafına karar vermek nedir' yollu isyan ediyor değil mi?

Ve, daha bir yığın insan evladı tepki gösteriyor değil mi?


İçlerinden bir kişi de çıkıp demiyor ki, 'Kılıdaroğlu, E. İhsanoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı göstereceğini ne zaman öğrendi?..'


Yahu, Sarıgül'ü İstanbul Belediye Başkan adayı göstereceğini bilseydi, Sarıgül'e dair 'yolsuzluk dosyası'yla hiç fotoğraf çektirir miydi?


Ne bekliyorlar, ne bekliyoruz bilemiyorum; zavallı Kılıçdaroğlu'nun, 'Ben de sizin gibi bilmiyordum kimi aday göstereceğimi' demesini mi?


Hiç öyle şey olur mu?!


Daha doğrusu bu kadar vicdansızlık olur mu?


İyi bari, CHP Genel Başkanı olacağını ne zaman ve kimden öğrendiğini de söylesin de tam olsun.


NOT: Son 2 gündür Yeni Şafak'ın manşetlerini, yani, 28 Şubat'ta da büyük zulme uğrayan gazetemizin bu günlerde maruz kaldığı muameleyi görüyorsunuz değil mi? Entipüften meselelerde 'medya susturulmak isteniyor' heyulası koparanların ibretlik çaptaki sessizliğini takip ediyorsunuz değil mi? Daha dün denilecek kadar kısa süre önce, Freedom House'un malum raporu üzerinden 'basın özgür değil' diye yeri göğü inletenler nasıl da susuyorlar görüyorsunuz değil mi? Bunlar budur, bu kadardırlar!..

Y.ş
 

HTML

Üst