Kayıp hattatlar | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kayıp hattatlar

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
KAYIP HATTATLAR

İsim değil; eser bırak!
Kadın hattatlar: ister mahremiyet deyin, ister tevazu; onlar kamış tutan, kamışın da onları tuttuğu zarif hayatlar..

02 Aralık 2010 Perşembe 12:35
Keşfedilmemiş limanlar
Tarihin sesiz odaları kadınlarındır; onlar, orada kapılarını aralayacak, sessizliklerini dinleyecek, sıcak dostlar beklerler sanki. O gürültülü koridorlarda; açılıp- kapanan onca kapı, patlayan olaylar, akan kan ve diplerde bir odada, sırlarıyla oturan, yüzü camda, gücü kaleminde, umudu Allah’ta kadınlar.
Onlar, benim tarihimde övündüğüm, umutsuz koridorlarda sırtımı dayadığım sıcak kucaklar. Onlar keşfedilmemiş limanlar. Ve işte bu keşfedilmemiş limanlardan birine, bir kadın adım atmış. O kadın ki yıllardır belki de bir kadın olarak yaptığı işin; özellikle Batı’da asla bir kadına izafe edilemeyişinden ve bir hazinenin üzerinde oturan bizlerin tarihimizi hep başka ellerde seyredişimizden olsa gerek; araştırmış, mezar taşlarını bir bir dinlemiş ve sonunda alanında ilk olan bir esere imza atmış.

Hocasına icazet
Hilal Kazan, akademik çalışmalar yapan, ilk hat feyzini merhume Müşerref Hanım’dan alan, hanım bir hattat. Hocasının isteği ile Hasan Çelebi’nin talebesi olup, icazetini aldığında, Müşerref Hanım’a “bu icazet sizindir” diyecek kadar da işin ruhuna varabilmiş biri. Hilal Kazan, ülkemizde ve yurt dışında hat sanatı denildiğinde erkek hocaların gündeme gelmesi, sanki bu sanatın erkek işi olarak bilinmesi ve Batıya karşı hanım hattatlar konusunda bir kaynak sunulamayışından yola çıkarak, kolları sıvayıp tarihin sessiz odalarına giderek, hemcinslerini bulmaya çalışmış. İyi de yapmış; zira bu araştırmalar “Hat sanatında kadının yeri var mıdır?” gibi bir soruya “Kadının elinin değmediği bir güzellik söz konusu olamaz.” dedirtmesi açısından önemli.
(+)161 hanım hattat
Dünden Bügüne Hanım Hattatlar isimli eser, bir biyografi kitabı olarak hazırlanmış ve ulaşılabilen tüm kaynaklar incelenmiş. Lakin tarih zaten sırlarla doluyken, söz konusu kadın olunca, iş biraz daha zorlaşıyor. Mesela, Endülüs Emevi devletinde kadın hattat sayısı binlerle telaffuz edilirken, kaynaklarda sadece3-4’üne rastlanabilmiş. Bunun dönemin mahremiyet anlayışından kaynaklandığı söylense de Hilal Hanım: “Hat sanatında hedef mukaddes kitaptır. Böyle olunca da erkekler bile bu Allah’ın kelamıdır diye kitabın sonuna imza atmazlarmış.” diyerek, hat sanatının farklı boyutunu ortaya koymuş oluyor.
Gerçekten de gelenekli sanatlarımızda imzasız eserler oldukça fazla; tabi bu da araştırma yapanlar için ayrı bir zorluk. Özellikle mezar taşları üzerinde yılmadan yapılan çalışmalar sayesinde 161 kadın hattat bu kitapta toplanmış. Hatta yapılan araştırmalarla, Osmanlı hattatları arasında günümüze en çok eseri gelen, Esma İbret ile ilgili yeni bilgiler bile edinilmiş. Meğer onun bir mushafı, yurt dışında özel bir koleksiyonda bulunmaktaymış. Acaba kaç müzede ya da kaç koleksiyoncunun elinde eserlerimiz torunlarının vefasızlığına gözyaşı dökmektedir?
Saray kızlarından demirci kızına
(+)Bu kitap, İslam tarihinin başlangıcından itibaren hanım hattatları ele almış. Yapılan bu kronolojik sıralamada; Hz. Ömer’in akrabası olan, Şifa binti Abdullah ilk kadın hattat olarak yerini alırken, X.yy’da Kayrevan’da temayüz etmiş olan Ebu Eyyub Ahmet b. Muhammed’in cariyesi Fadl, eseri günümüze ulaşan ilk hanım hattat olarak yer buluyor.
Yine günümüze ulaşan en çok bilgi, XIX. Yy’da İran’da hüküm sürmüş Kaçar Hanlığından gelirken, XVI ve XVII. yüzyıllar arasında, sanatın hamiliği açısından çok daha ileri boyutta olan Safaviler’de, sadece 3 kadın hattata rastlanmış. Böylesine var olanın yok izlerinin sürüldüğü kitapta, mevcut kadın hattatların yetiştikleri çevreler de birkaç kategoride ele alınıyor. İlk başta eğitim seviyesi ve maddi anlamda güçlü aileler yer alırken; Osmanlı devletinde Gelibolu’da demircinin kızı olan Ümmi Hatun’un konumu ise Osmanlı’daki kültürel faaliyetlerin alanının genişliğini ve Osmanlı kadınının entelektüel seviyesini ortaya koyması açısında ayrı bir pencere açmış.
(+)Canlı mezarlıklar
Elbette bunca kaynak ve özellikle mezar taşlarını büyük bir titizlikle incelerken, mutlaka ayrı bir hikaye ortaya çıkmıştır; bir yakınlık hasıl olmuştur, diye düşündüm. Peki, bir akademisyen böyle bir soruya cevap verir miydi bilmiyorum; ama Hilal Hanım kırmadı.
Kitabın bir biyografi olduğunun altını çizerek, bir mezar taşını paylaşma inceliğinde bulundu. Gerçekten Osmanlıca hocamın sözü aklıma gelerek okuduğum bir mezar taşıydı bu. O demişti ki “Ben bu mezarlıklarda geceleri dolaşabilir; hatta kalabilirim” ki o bir hanımdı; ama yeni mezarlıkların, bekli de hikâyelerinin olmayışından, onlardan korktuğunu söylemişti. Gerçekten öyle, eski mezarlıklar bir ölüm diyarından çok, yaşadığını iddia eden bizlere meydan okuyorlar. İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin desteği ile hazırlanan bu kitabın, merak eden herkes için bir kaynak olduğunu hatırlatarak, sözü mezar taşına bırakıyorum:

(+)Hasretinden arşa çıktı ah u zarım Fatıma
Salınırken serviler gibi civanım Fatıma
Göz açıp gördüm mekânım dedi canım Fatıma
Çün koyup gittin beni can(an)ım Fatıma
Uçtu Tûti-veş kafesten (ah) canım Fatıma
Gider oldum sağ isen kal benim ehlim elveda
Senin için çekmişim bunca cefalar elveda
Gönlümü verdim sana dursun emanet sevdiğim
Kıyamette haklaşırım etme inkâr sevdiğim
On yedi yaşında üçüncü kelam-ı şerif
Elinde kalan Hattat Fatıma Tûti ruhuna
Fatiha sene 1121/1711
 

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
kendilerini hürmetle selamlıyorum...
 
Üst