• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Isparta'dan geLen mektup ...

S

Sidar

Misafir
#1
Mehmed Şevket Eygi'nin geçen seneki güzel bir yazısına binâen gönderilen ve tekrar onun cevap verdiği faydalı, kayda değer bir yazısı..



Bediüzzaman Hazretleri başlıklı yazım ile ilgili Isparta’dan gönderilen bir mektubu, önemine binaen aşağıya alıyorum:
“Muhterem Mehmed Şevket Eygi... 13 Nisan 2005 tarihli Millî Gazete’de yayınlanan Bediüzzaman Hazretleri başlıklı yazınızı okudum. Samimî, ihlâslı, firasetli Risâle-i Nûr talebelerini tenzihinizi ve onlara olan kalbî hürmet selâmlarınızı can u gönülden tebrik ediyorum.
‘Kişi sevdiği ile beraberdir’ müjde-i nebevîyesine mazhariyetinizi Cenâb-ı Erhamürrahîmden niyaz ediyorum.
İnsanların nazarında Risale-i Nûr’un kudsiyetinin, kıymetinin ve şerefinin düşmemesi ve yanlış anlaşılmaması için çalışan kaleminize binlerle maşaallah deyip, gönüllere tesirli olmasını Allah’tan istiyorum. Sizin de buyurduğunuz gibi Risale-i Nûr’un ruhunu kendilerinde gösteremeyen ve yanlış anlayışlarını ve tarz-ı hareketlerini Risale-i Nûr’a mal eden ve beşeriyete böyle yanlış bir surette tanıttıran insanların Yevm-i Mahşer’de üzerlerine çok büyük bir vebal aldıklarına inanıyorum. Cenâb-ı Hakk sizleri ve bizleri, tavsif buyurduğunuz Risale-i Nûr Talebelerinden eylesin ve kaleminizi Risale-i Nûr’un müdafaatında kuvvetli eylesin. Âmin.

Hadîste, her asrın başında geleceği müjdelenen zatın, sizin de söylediğiniz gibi İslâmiyet’in hükümlerine, esaslarına, Sünnet-i Seniyye’ye muhalefeti asla düşünülemez. Sünnet-i Seniyye’ye harfiyyen ittibaı kendisine rehber kabul eden ve bunu hayatıyla isbat eden ve hayatına karşılık İslâmiyet’ten tâviz vermeyen Bediüzzaman Hazretleri ise asla dine zıt ve muhalif hareket etmemiştir. Eserleri meydandadır.
Küfr-i mutlaka (Komünizm,Bolşeviklik, dinsizlik) karşı hurafattan ve tahrifattan sıyrılan İsevîlik dinini kendilerine rehber yapan hakikî ruhanîlerle (Yoksa İslâmiyet’in temel esaslarıyla barışmayan ve İslâmiyet’i kendilerine düşman kabul eden şimdiki Teslis akidesine sahip ruhanî liderlerle değil) dinsizliğe karşı bir ittifakın olacağını Bediüzzaman Hazretleri haber vermiştir. Siz de takdir edersiniz ki, bu milletin kalbi ve basireti hakkı bâtıldan tefrik edebilir. Şu kadar var ki, sizin tâbirinizle kendi indî fikirlerine (Dinlerarası Diyalog vb.) meşruiyet kazandırmak için Risale-i Nûr’un nüfuzundan ve hüsn-i tesirinden istifade ederek, te’vile hiç ihtiyaç göstermeyen sarih ibarelerini yanlış ve bâtıl bir te’vil ile Bediüzzaman Hazretleri de aynı fikirde imiş gibi gösterip cerbeze yaparak halkın Risale-i Nûr’a karşı hüsn-i zanlarını kırıyorlar.

Umum ehl-i mârifet ve tahkikin imamları müttefikan haber veriyorlar ki ve ispat ediyorlar ki, Hazret-i Peygamberi (SAV) işiten ve dâvâsını bilen insanlar O’nu tasdik etmezlerse necata, felâha, kurtuluşa eremezler.

Evet beyan ettiğiniz gibi, bir tek Nûr Cemaati vardır. O da, Üstad Hazretlerinin yolunu takip eden, Risale-i Nûr’da vasıfları tespit edilen hususiyetleri üzerinde gösteren, Risale-i Nûr’un ruhuna münasip hareket eden samimî, ciddî talebelerdir. Bunlar âdeta tecessüm etmiş risalelerdir veyahut herbiri küçük birer Said’tir.
Bin seneden beri Ümmet’in bir kısm-ı azamını tarik-i hakka vâsıl eden tarikat kahramanlarına ve onların meşreb ve mesleklerine karşıdır demek, insaf düsturuna hiç uymamakla beraber, Risale-i Nûr’un da ruhuna zıttır. Evet Risale-i Nûr’da, ta çocukluğundan âhir ömrüne kadar bir koruyucu melek gibi kendisini himaye eden ve dualarında bütün Aktablarla beraber kendisini yâd ettiği Şeyh Geylanî’ye muhalifmiş gibi veya bunların meslek ve meşreblerine karşıymış gibi göstermek Risale-i Nûr’u anlamamak demektir. Fakat burada, ehl-i tarikatı insafa dâvet edip derim ki: Risale-i Nûr’un özüne vakıf olmayan bir kısım insanların ‘Bediüzzaman tarikata, tasavvufa karşıdır” demeleri ve bu yanlış telâkkilerini Risale-i Nûr’a isnad ederek anlatanların hatâları kendilerine ait iken bu şahsî hatâdan dolayı Risale-i Nûr’u tenkit etmek doğru değildir.
Evet, ben de sizin gibi, Risale-i Nûr’dan fersah fersah uzak olan fikirlerin ve görüşlerin Risalelere mal edilerek gösterilmesine ve Risale-i Nûr Talebesi unvanına dahil edecek sıfatları üzerinde taşımadıkları halde bir kısım insanların ‘Biz Risale-i Nûr talebesiyiz’ demelerine yanarım.

Selâm Hüda’ya tâbi olanlara...
Isparta ve Civarı Risale-i Nûr Talebeleri”

Yukarıda metnini okuduğunuz mektup birtakım hakikatları dile getirmektedir. Bunları madde madde sıralayalım:

1. Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’e, Sünnet-i Seniyyeye, Şeriat-ı Garra-yı Ahmediyye’ye, Ehl-i Sünnet ve Cemaat esaslarına, sımsıkı, tamamen, yüzde yüz bağlı bir din büyüğüdür. O, bunlardan en ufak bir tâviz (ödün) vermemiştir. O, bin başı olsa, her birini Şeriatın bir hükmü için feda etmeye hazır olduğunu korkmadan haykırmıştır. Böyle mübarek ve muazzez bir zata, kendisiyle ve eserleriyle hiçbir ilgisi olmayan yanlış, bâtıl, ayak kaydırıcı görüşler ve fikirler isnad etmek çok büyük bir insafsızlık ve zulümdür.

2. Bediüzzaman Hazretleri tasavvufa, tasavvuf büyüklerine, Şeriata uygun Tarikatlara taraftar olmuş, hürmet etmiştir. Abdülkadir Geylanî, İmamı Gazalî, İmamı Rabbanî gibi büyüklere “Üstadlarım” demiştir. Bediüzzamanı tarikat ve tasavvufa muhalif gibi göstermek de büyük bir haksızlıktır, Risale-i Nûr’u tahrife yeltenmektir.

3- Merhum ve mağfur Üstad Hazretlerinin Allah yolundaki hizmet metodunun birinci prensibi mutlak ihlâstır. O, uzun bir ömrü dolduran harika ve tesirli hizmetlerini kimseden ücret, maaş, hediye, menfaat kabul etmeden hasbeten lillah ve fî sebilillah yapmıştır.İşleri güçleri para toplamak olan birtakım adamlar, kesinlikle gerçek ve örnek Nurcu olamaz. Allah’ın rızasına, Resûl-i Kibriya Efendimizin şefaatine nâil olmak için yapılan dinî hizmetlerin ücretini yaratıklardan istemek, İslâm ile kaabil-i te’lif bir şey olamaz.

4. Birtakım kimseler kendilerine mânevî bir meşruiyet kazandırmak için Bediüzzaman Hazretlerini ve mübarek Risale-i Nûr’ları âlet ve istismar etmektedir. Risale-i Nûr, umum Müslümanların malıdır. Böyle kıymetli ve kudsî bir emanetin mıncıklanmasına, istismar ve istihdam edilmesine, bütün meşru ve güzel yollarla engel olmaya çalışmak hepimizin vazifesidir.

5. Kuş kadar zekâsı olan bir kimse kesin şekilde bilir ki, Tevhid inancı ile Teslis inancı asla bağdaşmaz. Birbirine zıt bu iki inancı bağdaştırmak, uzlaştırmak isteyenler, içi ateş ile dolu bir uçurumun kenarında dolaştıklarını iyi bilmelidir. Hem kendileri, hem de aldatıp sapıttırdıkları kimseler yanar.

6. Şu anda dünyada bir tek “İbrahimî din” vardır; o da, Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in Cenâb-ı Hak katından getirmiş olduğu İslâm dinidir.Kur’ân çok açık bir şekilde Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm Efendimiz’in “Yahudi, Nasranî ve müşrik olmadığını, hanif ve müslim olduğunu” yazmaktadır.Hal böyle iken; Hazret-i Muhammed’i inkâr ve tekzib eden (yalanlayan), Kur’ân’ı yalanlayan, Tevhid’i kabul etmeyen, İslâm dinine “uyduruk, düzmece, sapık bir dindir” diyen, Müslümanları kâfir kabul edenlerle nasıl diyalog yapılabilir?

7. Kendi beyanlarıyla sâbittir ki, bugün bazı saldırgan, militan ve fanatik Evangelistler (Hepsini kasd etmiyorum), Peygamber Efendimize “Terörist” diyecek kadar işi azıtmışlardır. Onlar, İslâm’ı ve Müslümanları yeryüzünden silip kazımaya ahd etmişlerdir. Böyle harbî ve azılı kefere ile Diyalog yapmak cinnet değil de nedir?

Şu âhir zamanda zuhur eden en tehlikeli bid’atlerden biri de, Hazret-i Muhammed’i inkâr eden, yalanlayan, İslâm’la savaşan keferenin Cennet’e gireceğini iddia etmektir. Ben müftü değilim, fetva veremem. Zerre kadar şüphesi olan varsa, gitsin icazetli ve ehliyetli bir müftü bulsun (Reformcudan müftü olmaz!.. İcazetsiz müftü olmaz!..) ona sorsun. Böyle bir inancın kişiyi küfre götüreceğini söyleyecektir.

Bütün Müslüman kardeşlerimize min gayri haddin hitap ediyorum:
Tevhid inancına, diğer temel akidelerimize, Kur’ân’a, Sünnet’e, Şeriat’a, Ehl-i Sünnet ve Cemaat hükümlerine sahip çıkalım. Bunların tahrifine izin vermeyelim. Risale-i Nûr’un âlet ve istismar edilmesine, tahrife yeltenilmesine izin vermeyelim. Bütün bunları, yasal sınırlar içinde, en güzel bir metod ve yolla yapalım.

İslâm dini bir bütündür. Ondan tâviz vermeyelim, verdirtmeyelim. Allah’ın âyetlerinin bir kısmını kabul edip, bir kısmını inkâr vartasına düşmeyelim. Çünkü böyle bir şey İslâm’ın bütününü inkâr mânâsına gelir.
Diyalog, Hoşgörü, İbrahimî Dinler, ötekiler de Cennet’e girecek gibi safsatalara kulaklarımızı tıkayalım.

Cenâb-ı Hak hepimize basiret ve firaset ihsan buyursun.
 

AdımcA

Akşam ... Yine Akşam ...
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
2,420
Beğeniler
7
Puanları
0
#2
Herhangi bir cemaatle bağlantım yok ama; geçmiş yıllarda hayat hikayesini ve mücadelesini okuduğum Bediuzzaman'a sonsuz saygım var.
Ta çocukluğundan beri mücadeleye başlamış, akıllılığıyla emsallerini geçmiş bir insan.
Kendisinin dahi olduğunu düşünüyorum.
Yukardaki yazı için çok teşekkür ederim.
Allah razı olsun.
 

gezekusu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Eyl 2006
Mesajlar
38
Beğeniler
0
Puanları
0
#3
f. gülen e güzel göndermeler var......bu yazıyı baska bi yerde gördüm çok işime yarıyor. .. elinize sağlık.....
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#4
AdımcA' Alıntı:
Herhangi bir cemaatle bağlantım yok ama; geçmiş yıllarda hayat hikayesini ve mücadelesini okuduğum Bediuzzaman'a sonsuz saygım var.
Ta çocukluğundan beri mücadeleye başlamış, akıllılığıyla emsallerini geçmiş bir insan.
Kendisinin dahi olduğunu düşünüyorum.
Yukardaki yazı için çok teşekkür ederim.
Allah razı olsun.
Kardeş dahi demek uygun düşmeye bilir. Said Nursu Hz. Evliyaullah tan dı. Allah dostu insanlarda bizim düşünemediklerimizi ve göremediklerimizi görür. Yine yanlış anlamayın inş. Dahi kelimesi bazı insanları anlatmak için yetersiz ve eksik bir kelime.


Ayrıca bu yazıda gülen cemaatine gönderme yapılmış gibi me geldi. Yanlış mı anladım.?
 
Üst