İslam inancı Kur'an üzerine inşa olunur ve akideyi belirleyen tek kaynak odur. | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İslam inancı Kur'an üzerine inşa olunur ve akideyi belirleyen tek kaynak odur.

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
İslam inancı Kur'an üzerine inşa olunur ve akideyi belirleyen tek kaynak odur.

NİÇİN BİLGİNİN TEK KAYNAĞINA İHTİYAÇ DUYARIZ?


Insanın akidesini oluşturmada bilginin kaynağı sorunu aşılmadan hayatın içinde bir karakter oluşturmanın imkansız olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak yeryüzünde var olan her bir karakter kendini inşa eden bir dine/ideolojiye dayanır. Bizim burada ele aldığımız husus müslümanın bilgi kaynağının ne olması gerektiğidir.

Allah'ın Bakara suresi 213. ayette belirttiği gibi kitabın gönderiliş amacı insanların ihtilafını çözmek maksatlıdır.
İhtilafı çoğaltan değil çözen bir kitap olması nedeni ile müslümanlar arasında bir hakem pozisyonundadır ve son söz ona aittir. Öyleyse bizim esas alacağımız, her şeyi ona arz ettikten sonra inanacağımız ya da reddedeceğimiz bir kaynak olması nedeni ile tek kaynak olmak durumundadır.

Bu kaynağa ters düşmeyecek şekilde ve dinde teşrii yani şeriat belirleme pozisyonu almadan hadisler, alimlerin düşünceleri ve gelenekten istifade edilebilir. Akidede tek kaynağın kabul edilmesi tevhid konusunda tek tip bir insanın yetişmesini de sağlamış olur.

Tevhid denilince ne anlaşılması gerekiyorsa kendini vahiyle inşa edenler onu anlamışlar demektir. Öyleyse bunca insan kendini vahiyle inşa ettiği iddiasında iken neden tevhid denilince aynı şeyi anlamıyorlar sorusu herkesin aklına gelecektir kuşkusuz. Haklı bir sorudur. Burada tevhid söyleminde bulunan kimseler gerçekten vahyi tek kaynak olarak almışlar mı yoksa reel politik okumalar, geleneğin etkisi, hadis olduğu söylenilen sözler vb. unsurları da bu kaynağa dahil etmişler midir? Ayrıca bilginin işleniş süreci nasıl gelişmiştir?


Kur'an kuşkusuz bir çok kavramı içinde barındıran bir kitaptır. Kur'an'ı kavramsal olarak iyi anlamak ve kitabı kendi bütünlüğü içinde tanımak esastır. Genelde yapılanlar kitabı parçalara ayırarak insanın kendi düşüncesini kitaba onaylatma çabasıdır. Yani Kur'an tek kaynak olarak kabul edilse dahi bilginin işleniş aşamasında mezhebi, cemaatsel ve politik okumalar yapıldığından yine istenilen hasıl olmamaktadır. Her insan içinde doğduğu gelenekten koparak bir okuma yapamamaktadır.

Geleneğimizden mutlaka parçalar taşırız hayatımıza. Ne var ki Kur'an ilk nesile yeni bir gelenek inşa ettirmiştir. Biz buradan hareketle yüzde yüz Kur'an'ı merkeze alarak geleneğimizi sorgulayıp atılması gerekenler varsa çok cesur bir şekilde atarak, tartışmamız gereken yanlar varsa çok cesurca tartışarak yeni bir gelenek inşa etmeliyiz. Bu inşa süreci manayı merkeze almaktan çok maksadı hasıl etmek üzere olmalıdır. Yani Kur'an düşmana karşı besili atlar hazırlamamızı emrederken nasıl ki bu ayeti yirmi birinci yüzyılda at yetiştirmek olarak anlamıyor düşmana karşı onları caydıracak bir gücü elimizde bulundurmayı anlıyorsak diğer ayetleri de maksadına uygun anlamamız gerekiyor.


Bilginin kaynağı sorununun çözülmesi insanın ontolojik değerini de belirler. İslam’a göre insan yaratılmadan önce mahiyeti belirlenmiştir. Varoluşçu felsefeye göre ise insan yaratıldıktan sonra zaman içinde kendi mahiyetini belirler. Kendine göre iyi/kötü, güzel/çirkin tanımlaması yaparak hayatını onun üzerine inşa eder ve doğru olan da budur der. Adem'in halife tayin edileceği bilgisi Adem'in yaratılışından önce meleklere arz edilmiştir. Allah Âdem'e vahyederek eşyanın mahiyetini öğreterek hayatın bir nevi kullanma kılavuzunu ona vermiştir. İnsanoğlu aldığı bu sorumluluğu vahiyden öğrenmiştir. Öyleyse yaşamının maksadını vahiy belirlemekte ve Allah'ın insana öğrettiği vahiyle hayatını inşa etmek durumundadır.

Artık bizim için iyi/kötü, güzel/çirkin, tevhid/şirk, alim/tağut, mümin/kafir, helal/haram vs. tüm tanımlamalar vahiy merkezli olmak zorundadır.Kendi mahiyetini vahiyden alan bir insanın gelenekçi, mezhepçi, tasavvufçu, demokrat, laik, seküler, modernist olma ihtimali olmaz. Çünkü vahiy insanı mümin, müslim olarak tanımlamıştır. Eğer bu tanımlamayı vahyin dışında başka vahiyler kabul ederek yapacak olursak tarihte ve şimdilerde olduğu gibi mümin/kafir arasında hiç bir sınır bırakmayarak her şeyi meşru ve herkesi mümin olarak görme sapkınlığına düşeriz.

İslam inancının merkezini oluşturan tevhid akidesinde sana göre tevhid böyle bana göre ise böyledir anlayışı asla kabul edilemez. O senin dindeki yorumun bu da benim yorumum cümlesi asla kendine zemin bulamaz. Çünkü tevhid akidesinin sınırları çok net biçimde çizilmiştir. İnsanı terbiye eden Rab olmalıdır ve onun üzerinde tek kanun koyucu Allah olmalıdır ve insan kul olduğunun sürekli olarak farkında olmalıdır. Böylelikle herkes haddini ve yerini bilmelidir. Kur'an tek kaynak olarak kabul edildiğinde reel politik okumalar her ne kadar kendini çağı anlama iddiasıyla bir yere koysa da vahiy onun üstünde bir makama kurulur ve çağa da çağın insanına da buyruklarını sıralar.

Kur'an, insanın yaratılış aşamasından itibaren onu bir ilimle inşa eden, ona yaratılış maksadını öğreten ve bunları hangi aşamalardan geçerek yapacağını aşama aşama gösteren bir kitaptır. Vahiy hayatın içinde asla bir boşluk bırakmamıştır. Var olan tüm boşlukları doldurarak insanın mazeret üretme ihtimalini sonlandırmıştır.

Mesela vahiy için her şey ya siyahtır ya da beyaz. Arada gri tonlar barındırmaz. Vahiy çok net tanımlar yapar nihai sonuç olarak bir kimse ya kafirdir ya da mümindir. Ya cennetle mükafatlandırılır ya da cehennemle cezalandırılır. Olması gereken de budur. Çünkü vahiy iman eden bir insanı inşa etmek ister, onun için gerekli tüm doneleri insana vermiştir.

Vahyin insan tarafından yaşanabileceğini ona göstermek için usvetün hasene (güzel örnek) olarak resulleri insanların içinden göndermiştir. İnsan kendisine verilen onca bilgiler ve yol göstericilere rağmen eğer inkarda diretiyorsa cezayı hak etmiş demektir.
Vahiy kaypak insan inşa etmez ama vahyin dışındaki şeylerle inşa olunmaya kalkışılırsa her ne yaparsan yap nasılsa cennetliksin anlayışı insanı bukalemun yapar. Sınırlar kaybolur, doğru ile yanlış, hak ile batıl birbiri içine girer.

İnsan yaşamını hangi inanç esası üzerine kuruyorsa o inancın belirleyicisi olan kitaba göre hayatını dizayn eder. İslam inancı Kur'an üzerine inşa olunur ve akideyi belirleyen tek kaynak odur. Onun için Allah kendisine kulluk yapılırken bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah'ı zikredin, onun öğrettiği gibi ondan sakının gibi ayetleri vahyeder. Öyleyse O'nu nasıl anmamız gerektiğinden tutun da, nasıl sakınmamız gerektiğine kadar tek kaynağa ihtiyaç hissetmekteyiz.

Varoluşumuzu anlamamız, kendimizi varoluşumuza uygun dizayn etmemiz ve bize emredileni nasıl/hangi aşamalardan geçerek yaşayacağımızı bilmemiz ancak tüm insanlığa gönderilen tek kaynağı okuyup anlama gayretimizle mümkündür. Bu aynı zamanda cem olmamız, ümmet olmamız için de en zorunlu koşuldur. Aksi takdirde yeryüzünde parçalara bölünmüş bir topluluk olarak yaşamamız ve birbiriyle sürekli çatışan kimseler olmamız mukadder olur.

Bünyamin Zeran
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
lafons'tan kesin bir yorum gelecektir, rahat duramaz :)
eminim ki su anda haril haril cevap yazmakla mesguldür
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Her daim "Ümmeti" diyen, ümmetini isteyen, onlar için neredeyse kendisini helak edecek bir peygamberin, ümmeti olduğunu söyleyen -söylediklerini zannediyorum sadece- bazılarının Peygamber'i unutturma gayreti... Tek kaynak Kur'an'dan kaynaksızlığa doğru evrileceğiz herhalde.
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,282
Puanları
83
kendilerini, Kur an cı tanımlayanların, Kur an a inandıklarını sanmak, çok açık ahmaklıktır....
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Her daim "Ümmeti" diyen, ümmetini isteyen, onlar için neredeyse kendisini helak edecek bir peygamberin, ümmeti olduğunu söyleyen -söylediklerini zannediyorum sadece- bazılarının Peygamber'i unutturma gayreti... Tek kaynak Kur'an'dan kaynaksızlığa doğru evrileceğiz herhalde.
yaziyi nasil okudun talipcigim
hadi abdullah'i anladik o zaten okusa da anlamaz cenahtan

peygamberi unutma gayreti yok
itikadi belirlemede tek kaynak Vahiydir diyor yazi

sana göre bana göre akide-itikad olmaz diyor
olursa Tevhidi bir bütünlükten söz edilemez diyor ve günümüz parcalanmisligi delil gösteriyor
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Yazıyı okumadım sadece başlığa ve bu başlık etrafında dönen muhabbetlere genel bir cevap sadedinde oldu...

Aslolan vahiy midir, Kur'an-ı Kerîm midir? İtikadı belirleme açısından?
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Yazıyı okumadım sadece başlığa ve bu başlık etrafında dönen muhabbetlere genel bir cevap sadedinde oldu...

Aslolan vahiy midir, Kur'an-ı Kerîm midir? İtikadı belirleme açısından?
oldu mi simdi
zahmet edip bi okuyuver canim

tamam alistiginiz ve hosunuza gidecek sekilde menkibe, hikaye türünden degil ama...bunlar ciddi meseleler
 

hikemiyat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
3 Ağu 2014
Mesajlar
752
Puanları
0
Yazının özü şu cümledir : ''Bu kaynağa ters düşmeyecek şekilde ve dinde teşrii yani şeriat belirleme pozisyonu almadan hadisler, alimlerin düşünceleri ve gelenekten istifade edilebilir. Akidede tek kaynağın kabul edilmesi tevhid konusunda tek tip bir insanın yetişmesini de sağlamış olur.

hadislerden istifade edilebilirmiş! Kur'anı bize öğreten , Şari' , tebliğ, tebyin ve teşri görevleri olan Peygamber aleyhisselamın, sözleri sadece istifade edilen hususlardan birine indirgenmiş!

Ne kadar sakat bir bir din algısı!Peygamber ALEYHİSSELAMIN dindeki yerini dahi bilmeyenler , filin züccaciye dükkanına girmesi gibi her şeyi darmadağın ediyorlar..Allah tarafından Kur'anı tebliğ, tebyin görevi verilen resulu ekremin bu babdaki sözleri vahiy değilse, tebyin görevi nasıl deruhte edilecek?

Bir takım yaldızlı sözlerle dini tahrif etmeye kimsenin hakkı yoktur...

 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İmam Ebu Hanife ve onu takip eden Hanefilerin cumhuru;

Kabir azabı, Hz. İsa’nın nuzulü, kıyamet alametleri, Şefaat gibi meşhur haberlerle sabit konuları itikadî statüde değerlendirmişlerdir.



Nitekim İmam Ebû Hanîfe, kabir azabı hakkında şunları söyler: "Kabir azabını bilmem" diyen kimse helaka uğrayan Cehmiyye'dendir. Çünkü o kimse, kabir azabının ifade edildiği "Biz onları iki defa azaplandıracağız" (Tevbe, 101) ayetini ve kabirdeki azabı anlatan "Şüphesiz zulmedenlere bundan başka da bir azap var" (Tûr, 47) ayetini inkâr etmiştir. Eğer bu kimse, "Ben ayete inanıyorum; ancak tefsir ve teviline inanmıyorum" derse kâfir olur. Çünkü Kur'an'da, tevili tenzilinin aynı olan (ne ifade ettiği konusunda ayrıca yoruma gerek bırakmayacak ölçüde açık olan) ayetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur."
 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
Tevbe 101 i tam verseydiniz ya..
iki azabdan sonra büyük azab olacagini söylüyor. 2 degil 3 azab eder. Hadi biri kabir azabi , digeri de cehennem azabi 3.sü ne olaki?

Bakiniz Kuranin hicbir yerinde kabir azabi gecmez.. bunlar yorumdur.. Ayette söz konusu olan 2 azab dünyada cekilen azabda olabilir.. hatta ölüm esnasinda ölüm meleginin can alirken verdigi azabda olabilir. Nitekim Kuranda butür azabdanda bahsedilir.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Tevbe 101 i tam verseydiniz ya..
iki azabdan sonra büyük azab olacagini söylüyor. 2 degil 3 azab eder. Hadi biri kabir azabi , digeri de cehennem azabi 3.sü ne olaki?

Bakiniz Kuranin hicbir yerinde kabir azabi gecmez.. bunlar yorumdur.. Ayette söz konusu olan 2 azab dünyada cekilen azabda olabilir.. hatta ölüm esnasinda ölüm meleginin can alirken verdigi azabda olabilir. Nitekim Kuranda butür azabdanda bahsedilir.
İmamı Azam da kimmiş yahu ? İyi ki varsın...
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
İmam Ebu Hanife ve onu takip eden Hanefilerin cumhuru;

Kabir azabı, Hz. İsa’nın nuzulü, kıyamet alametleri, Şefaat gibi meşhur haberlerle sabit konuları itikadî statüde değerlendirmişlerdir.



Nitekim İmam Ebû Hanîfe, kabir azabı hakkında şunları söyler: "Kabir azabını bilmem" diyen kimse helaka uğrayan Cehmiyye'dendir. Çünkü o kimse, kabir azabının ifade edildiği "Biz onları iki defa azaplandıracağız" (Tevbe, 101) ayetini ve kabirdeki azabı anlatan "Şüphesiz zulmedenlere bundan başka da bir azap var" (Tûr, 47) ayetini inkâr etmiştir. Eğer bu kimse, "Ben ayete inanıyorum; ancak tefsir ve teviline inanmıyorum" derse kâfir olur. Çünkü Kur'an'da, tevili tenzilinin aynı olan (ne ifade ettiği konusunda ayrıca yoruma gerek bırakmayacak ölçüde açık olan) ayetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur."
Imama nisbet edilen bircok eser vardir ama bunlardan sadece Fikh-ul Ekber kendisine aittir kaldi ki bu bile kesin degildir.
Ona aitse dahi, icine bir sürü ilaveler yapildigi iddiasi yabana atilacak gibi degildir. Farkli nüshalarin varligi ve bunlardaki ibare farkliligi bu görüsü hakli cikarir niteliktedir. Kaldi ki ilk nushasi ne zamana ait o bile belli degildir.

Hal böyleyken güya Imam'dan nakiller getirerek birilerini tekfir ediyor bazilari, yok öyle yagma

Konuya dair daha cok sey söylerdim ama taassup birlerinin iliklerine o kadar cok islemis ki ne desek bos.

Simdi birileri kizacaktir ama kizsin.


Konuya gelecek olursak;

Kuran bir müslüman icin en temel kaynaktir. Ondan önce kaynak edinmek bakin önce diyorum bir müslümanin yapacagi is degildir.

Kuran'i anlamak istiyorsak önce Kuran okuyacagiz arkadas. Sonra sünneti sonra alimlerin görüslerini. Ama yok ben siralama falan anlamam, alimlere müracaat ederim diyen varsa bilsin ki siralamayi yok bilip dogrudan alimlere muracaat onu saptiracak ve yaniltacaktir. Cünkü böyle bir durumda alimin söz ve düsüncelerini tartacak ve dogrulayacak veya yanlislayacak bir hakikat elinde olmayacaktir. Alim ne diyorsa onu dogru kabul edecek ve alimin her sözüne boyun egen muridi olmaktan baska caresi de kalmayacaktir. Islam bunu siddetle reddeder.

Simdi buradan bazilari alimleri kücümsedigimizi falan dusunuyor, asla. "Bilmiyorsaniz zikir ehline sorun" ayetine iman etmis biri bunu söyler mi.

Biz bunu demiyoruz, diyoruz ki; Arkadas biz bilmeye talip olmadan, Kuran ne diyor Resul ne diyor bakmadan her bir meseleyi hemen alimlere sorar olduk.Iste itirazimiz burayadir. Eskiden insanlar Kuran okurlar anlamadiklari hususlari bir bilene sorarlardi. Ama öyle bir zaman geldi ki kendi seyrinde gayet güzel isleyen bu durum birden tersine döndü. Ilim mesekkatli bir yol oldugundan midir nedir kolaya talip olan cahilller alimlerin fikirlerini, ictihatlarini mutlak dogrular olarak kabul etti. Ve böylece alimlerin sözlerini Kuran'a ve Sünnete göre degerlendirdikten sonra red veya kabul etme gerceginden tamamen uzaklasildi.Ve iste geldigimiz nokta ortada. Elbette suc alimlerimiz degildi.

Kuran'i lafta birinci gercekte ise arka siralara atmak nasil bir seydir arkadas, aklim havsalam almiyor.
 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
İmamı Azam da kimmiş yahu ? İyi ki varsın...
imami azamdakimmis demiyoruz, senin iddia ettigin sözü onun söyledigi dahi belli degil. kaynak da gösterdigini görmedim zaten.
Kaldiki Imam Azam`in bu sekilde cevap veren birisi degil. Söylenen seyin ne maksatla ifade edildigini gözeten birisi. Nitekim benzer sekilde kendisine gelene agzinin payini vermis.

kabir azabiyla ilgili konu basligi acilmisti http://www.ihvanforum.org/showthread.php?151071-Kabir-Sorgusu-M-Okuyan&highlight=

Melekler,küfre saplanıp kalanlara ölümü tattırdığında (kafirlerin durumlarını)bir görmeliydin: (Melekler) onların suratlarına ve sırtlarına vurarak (diyecekler ki):Tadın bakalım yakıcı azabı!”(Enfal Suresi,ayet 50).

kabir azabina o kadar takmisinizki, ölüm esnasindaki azabi görmez olmusunuz. Örnek verdigin ayetlerdeki azab bak bu olabilir iste.

Ayetlerde sözü edilen darbeler için Razi,şu değerli açılımı yapmıştır:
”Yüzlerine vurmak,ahirette kendilerini bekleyen kötü akibet,sırtlarına vurmak ise ardında bıraktıkları hiçbir dünyalığa ulaşamama ve hayrını görememenin verdiği hayal kırıklığı ve ıstıraptır.”(Tefsir-i Kebir,Mefatihu’l Gayb,XV,178)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83


Ayetlerde sözü edilen darbeler için Razi,şu değerli açılımı yapmıştır:
”Yüzlerine vurmak,ahirette kendilerini bekleyen kötü akibet,sırtlarına vurmak ise ardında bıraktıkları hiçbir dünyalığa ulaşamama ve hayrını görememenin verdiği hayal kırıklığı ve ıstıraptır.”(Tefsir-i Kebir,Mefatihu’l Gayb,XV,178)

Fahreddin Razinin kabir azabının hak olduğunu söylesem ne dersin?
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83


http://www.hilafet.com/html/sc/2006/0007.html


Soru-8: Hizbin kabir azabını reddettiğine dair iddialar vardır. Hizbin kabir azabına bakışı nasıldır?




Cevap-8:
Hizb, kabir azabını red veya inkar etmez. Bilakis bunu tasdik eder. Yani biz “kabir azabı vardır.” diyoruz. Zira kabir azabıyla ilgili sahih hadisler (zanni galabe) vardır ve biz bunları kabul ederiz. Fakat kabir azabıyla ilgili hadisler tevatüre kadar ulaşmadığından, kabir azabını tasdik ettiğimizi fakat bu tasdikin kesin tasdike varmadığını söyleriz. Yani kabir azabını tasdik ediyoruz lakin kabir azabına iman etmiyoruz. Binaen aleyh kabir azabınım akideyle ilgili fikirlerden olduğunu kabul ederiz.
 

alanyali07

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 May 2008
Mesajlar
6,968
Puanları
113
İmamı Rabbaninin dediği gibi her bozuk fırka kendini Kurana dayandırır zaten,Biz Kurandan ayrıyız diyen yoktur..
Önemli olan Kuranı Resulullah(sav)dan, ashabından, muteber selef alimlerinden talim edebilmektir. Doğru anlayış ve temel alma ancak O'nlara uymakla mümkündür.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Resulullah'a itaat farzdir. Fakat bu itaatin mesruiyetinin kaynagi yine Kuran'dir.
Elbette bu anlamda sünnet baglayicidir ancak hadis ile sünneti aynilastirmamak lazim.

Basma kalip sözlerle din ilmi olmaz. Bir hadis usulü ve hadis tarihi kitabi okuyun.

Okumak ayip degil.
 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
Fahreddin Razinin kabir azabının hak olduğunu söylesem ne dersin?
bakın kabir azabı konusuna vardır diyenelr dahi ortak bir görüşte değiller. Kimisi bedene olur demiş, kimiside ruha demiş.

Bizim tercihimizde ikinci şıktır, ancak ruh bedenden ayrılıp Allah katına çekildiği için azabı mezarda çekilen azap şeklinde anlamak isabetli değildir. Kabir azabını en çok sahiplenenler bunun mezarda bedene olduğunu iddia ederek. Bundan kurtulmak için bir takım işlere girişmişler, bunu maddiyata dökenler dahi var. Anlatabildim mi ?

Asıl azab ebedi olan cehennemdeki azabtır, kabir azabından kurtulsan ne ki, cehennem var. cenneti hak eden, her türlü azabtan kurtulur Allahın izniyle. Bu konuyla ilgili açılan başlık var orda da değinildi zaten. Aynı şeyleri tekrarlamak gereği yok.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
bakın kabir azabı konusuna vardır diyenelr dahi ortak bir görüşte değiller. Kimisi bedene olur demiş, kimiside ruha demiş.

Bizim tercihimizde ikinci şıktır,
.
Sen kabir azabını inkar etmediğine göre sıkıntı yok. İmamı Azam kabir azabını inkar edenlerin kafir olduğunu söylüyor.
 
Üst