• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BiR KURAL

Ehl-i Sünnet

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2011
Mesajlar
3,060
Beğeniler
137
Puanları
0
#1
İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BİR KURAL

İnsanlara dinî konuları anlatırken asla göz ardı etmememiz gereken [ama maalesef çoğunlukla göz ardı ettiğimiz] bir kural var: "İnsanlara onların anladığı dilden konuşmak."

Bununla dinin gerçeklerini çarpıtmayı, insanlara beğendirmek için olmayan şeyi var gibi, olan şeyi yok gibi göstermeyi kastetmiyorum. Asla! Böyle bir şey kimin haddine.

Bununla kastettiğim şey; gerçekleri çarpıtmadan, örselemeden aktarırken bunu, insanların bildiği ifade kalıpları, üsluplar, örnekler üzerinden aktarmak.

İnsanlarla iletişim kurabilmek için ortak bir iletişim kanalına ihtiyaç var. Onların ilgisini çekmek için onlara kendi bildikleri üzerinden mesaj vermeye ihtiyaç var.

Kur'an'a bu gözle bir bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. Kur'an, ilk muhataplarına ezelî ve ebedî gerçekleri hep onların bildikleri dil, üslup ve örnekler üzerinden anlattı. Mesela tüccar bir topluma gelen Kur'an anlatmak istediklerini ticarî ifadelere dökerek şöyle dedi:

"Onlar [münafıklar, imanı bırakıp inkâra saplanmakla], hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir." [Bakara, 16]

"Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.... O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." [Tevbe, 111]

"Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." [Saf, 10-11]

Örnekleri çoğaltabiliriz. Tekrar konumuza dönelim.

Öğretmenler, Kur'an kursu öğreticileri, din görevlileri [imam, müezzin, vâiz, müftü] halka din anlatacaksa halkın gündemini, onların ilgisini çeken şeyleri çok iyi bilmeleri gerekir.

Futbola çok meraklı olan bir gence dinden bahsederken futbol dilini bir araç olarak kullanmak onunla diyalog kurmanın kapılarını açar. Mesela siz, bir ömür mümin olarak yaşayan birinin son nefeste imansız gidebileceği düşüncesini anlatmak için "bir takım 90 dakika çok iyi oynayabilir, ama son dakikada yediği golle sahadan mağlup ayrılır. 90 dakika iyi oynamış olmasına puan vermezler" derseniz, öğrenci bunu çok net anlar.

Resimden hoşlanan birine, Allah'ın kâinatı eşsiz bir tablo gibi yarattığını, O'nun isimlerinden birinin de el-Musavvir [sûret ve şekil veren] olduğunu belirterek ortak bir nokta yakalamaya çalışabilirsiniz.

Peygamberler, insanlara Allah'ın mesajını onların anlayabileceği bir dille anlatmak üzere her türlü yolu denemişlerdir. Zaten Kur'an'daki şu âyet de bunu ifade etmektedir:

"Biz her bir topluma, onlara [Allah'ın mesajlarını] iyice açıklasın diye kendi diliyle peygamberler gönderdik." [İbrahim, 4]

"Kendi diliyle" ifadesi sadece o toplumla aynı dili konuşan anlamına gelmeyip aynı zamanda o toplumun önemsediği şeyleri dikkate alarak konuşan demektir.

Sonuç olarak dini anlatma konumunda olan kimselerin, muhataplarını iyi tanımaları, onların değer verdiği, önemsediği hususları iyi bilip, ezelî ve ebedî dinî gerçekleri çarpıtmadan, gizlemeden ama onların anlam dünyasına indirerek anlatmaları mutlaka yapılması gereken bir husustur. Çoğu zaman başarısızlıklarımız, muhataplarımızla ortak bir dili kullanamamamızdan kaynaklanmaktadır. Vallahu a'lem.

(Soner Duman /20.Muharrem.1439)
 
Üst