İnsân, her ân yaratanına muhtâçtır | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İnsân, her ân yaratanına muhtâçtır

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
İnsân, her ân yaratanına muhtâçtır
20.09.2010

İnsan demek, muhtâç demektir. Değil insanlar, her mahlûk muhtâçtır. Hattâ, insanın iyiliği, güzelliği, muhtâç olmasından ileri gelmektedir. İnsanın kulluk yapması, gönlü kırık olması, hep bu ihtiyâcındandır. İnsan muhtâç olmasaydı, âsî, taşkın, azgın olurdu. İkrâ sûresindeki âyet-i kerîmede meâlen; (İnsan, ihtiyâçsız olunca, elbette azar!) buyuruldu.

Sonradan yaratılan her mahlûk, gerek asıl ve değişen sıfatlar olsun ve gerekse âlemler, akıllar, var olmakta, varlıkta kalmakta her ân ve her bakımdan Allahü teâlâya muhtâçtır. Allahü teâlâ ise, hiç kimseye ve hiçbir varlığa muhtâç değildir. Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri; “İnsan muhtâç ve zayıf bir varlıktır. Ne dünyânın elem ve acılarına, ne de âhiretin sıkıntı ve meşakkatlerine güçleri yetmez” buyurmuştur.

Hiçbir şeye muhtâç olmayan, bütün noksanlıklardan uzak olan Allahü teâlâya imân etmek yani hakîki bir Müslümân olabilmek için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek ve ibâdetleri de doğru olarak ihlâs ile yapmak lâzımdır. Allahü teâlâ doğru ve ihlâs ile ibâdet yapanları seveceğini, bunların kalblerine dünyâda nûrlar vereceğini, âhirette de iyilik vereceğini vâdetmiştir.

İbâdet, emirleri yapmak, takvâ ise harâmlardan, yasak edilmiş olanlardan sakınmak demektir. İbâdetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lâzımdır.

İhlâs, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veyâ nâfile bütün ibâdetleri, meselâ hayrât ve hasenât yapmayı, Müslümânları sevindirmeyi, onları sıkıntıdan kurtarmayı, zikri, istiğfârı Allah rızâsı için yapmaktır. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. Böyle ibâdete sevâp verilmez, günâh olur, azâb yapılır. Peygamber efendimiz;

- Küçük şirkten korununuz! buyurunca;

- Küçük şirk nedir? diye soruldu. Cevaplarında;

- Riyâdır buyurdular. Yani başkasına göstermek için ibâdet etmektir.

Eşbâh kitabında buyuruluyor ki:
“Bir ibâdette sevâp hâsıl olması için, bu ibâdetin sahîh olması şart değildir. Hâlis niyyet edilmesi şarttır. Hâlis niyyet ederek yapılan bir ibâdet, bilmeyerek fâsit olursa, bozulursa sahîh olmaz. Fakat niyyet edildiği için, çok sevâp hâsıl olur. Meselâ, abdestli olduğunu zannederek, abdestsiz kılınan namâz sahîh olmaz. Fakat, niyyetine karşılık çok sevâp verilir. Necis, pis olduğunu bilmediği suyu, temiz zannederek, bununla abdest alıp kılınan namâzın şartı noksan olduğu için sahîh olmaz ise de, niyyet mevcût olduğu için sevâp verilir. Şartlarına uygun olduğu için sahîh olan bir namâz, riyâ ile, gösteriş için kılınırsa, sevâp hâsıl olmaz.”

Netice olarak Allahü teâlâ, her şeyi ve bütün varlıkları çok güzel yaratmıştır. Her şey Onun emrinde, kudreti altındadır. İnsanın, inanmaktan ve itâat etmekten başka çaresi yoktur. Çünkü insân, her an, her saniye Allahü teâlâya, Onun varlığına muhtâçtır. Bu sebeple namaz Allah için kılınmalı, yemek Allah için yenmeli, evlenmek Allah için, İslâma uymak için olmalı, konuşmak ve dinlemek de Allah için olmalıdır. Bu yapılan amel ve ibâdetlerin içine bir parça dünyâ karışırsa, zemzeme necâset karıştırmak gibi olur. Zira dünyâ sevgisi leş; İslâmiyet, ibâdet ise zemzem gibi, misk gibidir. Bu temizliğe, bu zemzeme, bu güzelliğe pislik bulaştırmamalıdır. Kendimizden konuştuğumuz müddetçe, kendimiz var olduğumuz müddetçe bu zemzem içilmez. Dünyâ çöp yığını gibidir ve orada, kediler, köpekler hırlaşmaktadırlar. Zira hadîs-i şerîfte; (Eddünyâ cifetün talibühâ kilâbün yani Dünyâ çöplüktür, tâlipleri ise köpeklerdir) buyurulmuştur.

Bu sebeple insân, düşmanını iyi tanımalıdır. İnsânın en büyük düşmanı, kendi nefsidir, nefsine tâbi olmasıdır. Düşmanı dışarıda değil, içeride aramalıdır. Nefse karşı gelmek, ona uymamak için her sabah Kur’ân-ı kerîm ve bir miktar da kendimize lâzım olan ilmihâl bilgilerini okumalıdır. Çünkü bunlar, rûhun gıdâsıdır ve o günün de gıdâsı olurlar.
osman ünlü makale
 
Üst