İmansızlık hastalığı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İmansızlık hastalığı

m-angel

Nam-ı diğer TÜRBEDAR
İhvan Üyesi
Katılım
20 Eyl 2007
Mesajlar
1,629
Puanları
83
Yaş
52
Birbirinizle didişmeyin, direncinizi yitirirsiniz, kokunuz rüzgarınızda kesilir. ( Enfal 8/46)
Ayette ki rih hem koku hemde rüzgar anlamına gelir. Bu şu demektir. Eğer mü'minler birbiri ile nizalaşırlarsa imanın kokusunu alamaz olurlar. İmanın kokusunu alamayan biri, yek diğerinin imanının farkına varamaz, hatta onu yok sayar. Bu da onu imanı inkar etme derekesine düşürür. Sonuç iman zehirlenmesi demeye gelen TEKFİR illetine düçar olmaktır. Allah cümlemizi muhafaza eylesin.

Bu yazıyı geçenlerde bir dergide okudum. Kısa not olarak yazmıştım paylaşmak istedim.
 

cicek demeti

Sükut
İhvan Üyesi
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Puanları
0
Birbirinizle didişmeyin, direncinizi yitirirsiniz, kokunuz rüzgarınızda kesilir. ( Enfal 8/46)

evet rabbim ne guzel buyuruyor....didisdikce farkedilirse biz muslumanlarin direnci dusuyor..rabbim bizleri tek bir yurek yap..kelimei tevhid birliginden ayirma..kardes kardesini daima dusunsun ..iman merhamet ver...amin..
 

usame49

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Şub 2007
Mesajlar
155
Puanları
18
ayetin evveline ve sonrasına bakmak lazımdır, rıh devlet manasına da gelmektedir. Ayet bir şeyi nehyediyorsa kaideye göre aksini emrediyor demektir. ne buyurmuş Rabbimiz;

45 - Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.

46 - Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle anlaşmazlığa düşmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

47 - Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır



Konyalı Mehmed Vehbi efendi Hulasat-ul Beyan adlı tefsirinde bu ayeti şöyle tefsir etmektedir;

45 - Vacip Tealâ Bedir vak'asında ehl-i imana vâki olan bazı in'â-mını beyandan sonra nusrete sebep ve ehl-i imana lâyık olan bazı ahvali tavsiye etmek üzere buyuruyor.


[Ey müminler! Siz kâfirlerden bir cemaatla muharebe' etmek üzere mülâkî olup karşılaştığınızda düşmanların karşısında sebat edin ve muztarip olarak düşmanınıza arkanızı dönmeyin ve sebatınızla beraber esnâ-yı harpte Allah'ı çok zikredin ki, Allahın inayetiyle mansur ve felâhyab olasınız.]
Ve düşmanınıza galebeyle zafer ve emval-i ganimetle fevz ü necat bulaşınız.


Beyzâvî'nin beyanı veçhile ehl-i imanın harb için mülâkaat edeceği cemaat elbette kâfir olacağından (İS ) lâfzı küfürle tavsif olunmamıştır. Mevâki-i harpte mümine esbab-ı maddiyeden ziyade Cenab-ı Hakka iltica etmek lâzım olduğuna ve dergâh-ı ülûhiyete duâ etmekle Allahm nusretine intizar ederek esbab-ı maddiyeye tevessül etmek emr-i ehem bulunduğuna ve mümin için Allah'ı zikre devam vacip olduğuna işaret için Vacip Tealâ esnâ-yı harpte zikretmekle emir buyurmuş ve zikruZlah'm felahın sebeb-i müstakilli olduğuna işaret için felâhyab olmayı zikrullaha ta'lik eylemiştir. Bu âyette zikirle murad; zikr-i kalbidir veya zikr-i lisanidir veyahut nusretle duadır yolunda müfessirîn beyninde ihtilâf varsa da her cümlesinin murad olunmasında bir mâni yoktur. Binaenaleyh; harbe hazır olan bir mümin kalbini Allah'a raptederek nusretin ancak Cenab-ı Hak'tan olduğunu it
ikadla zikr-i kalbide bulunmak ve lisanıyla lâfz-ı şerifini tekrarla zikr-i lisânı ve nusretle duâ etmek suretiyle her üç ihtimali cemetmek vacip olduğuna âyet delâlet eder. Binaenaleyh; itikad-ı sahih ve zikrullahla meşgul olan ve duâ eden ordu mağlup olmaz


46 - Vacip Tealâ zikrin vücubunu beyandan sonra itaatin lüzumunu beyan etmek üzere buyuruyor.


[Cemi-i ahvalinizde ve bilcümle düşmanınıza mukaatele ve mukaabele zamanında Allah'ın ve resulünün bütün evamir ve nevâhîsine itaat edin de aranızda ihtilâf etmeyin ki, korkmayasımz, devletiniz ve kuvvetiniz zayi olmaya ve düşmanınıza karşı sabır ve sebat edin. Zira; Allanın muaveneti sabredenlerle beraberdir.]


Vacip Tealâ bu âyette millet beyninde ihtilâf ve nizaın korkuya ve devletin zevaline sebep olacağını beyan buyurdu. Çünkü; gerek korku ve gerek devlet manâsına olan (rıh) in gitmesi ve zail olması millet beyninde münazaa üzerine tefri' olunmuş ve devletin zevali ümmet beyninde ihtilâf üzerine terettüb edeceği beyan edilmiştir ki, bu âyetin manâsı birçok akvamda zuhur edegelmiş ve elyevnı zuhur etmektedir. Zira; inkıraz bulan bilumum hükümetlerin sebeb-i inkırazları hemen ricali beyninde ihtilâfla milletin ahlâksızlıklarından mütevellit bulunduğu inkârı gayr-ı kaabil bir hakikat olduğunu her zaman tarih ispat etmektedir ve bizim için Balkan hâdisesi bu davayı ispata kâfi bir bürhandır. Zira Balkan Harbinde vuku bulan inhizamın sebeb-i yegânesi; millet arasında mevcut olan ihtilâf-ı efkâr olduğu cümlenin ma'lûmudur. Binaenaleyh; Cenab-ı Hak bu âyette devletin izmihlaline sebep olacak ihtilâf-ı efkârdan ve münazaadan kullarını nehyetmiştir. Her yerde ve her işte sabır ve sebat lâzım olup işe yaradığı gibi emr-i harpte daha ziyade işe yarayacağına ve belki yegâne sebeb-i zafer olduğuna işaret için Vacip Tealâ sabırla emir buyurduğu gibi nusfet-i ilâhiye ye muâvenet-i sübhaniyenin de sabra mülâzemet edicilere mukaarin olduğunu haber vermiştir ki, kulları ve bilhassa düşman karşısında bulunan asakir-i İslâmiye sabır ve sebata mülâzemet etsinler


47 - Vacip Tealâ müminlere lâzım olan ahlâk-ı hamide ve âdâb-ı haseneden bazılarını emir ve ferman buyurduktan sonra riya ve kibir gibi ahlâk-ı zemimeden bazılarının çirkin olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.



[Ey ehl-i iman! Siz şol kafirler gibi olmayın ki onlar malları ve servetleriyle iftihar ve kibredici ve nasa amellerini gösterici ve din-i haktan naşı menedici oldukları halde muharebe için memleketlerinden çıktılar. Halbuki onların bilcümle amellerini Allahü Tealâ bilicidir.]



Yani; ey i'lâ-yı kelimetullah için cihadı kasdeden ehl-i iman! Siz şol kâfirler gibi olmayın ki onlar pemleketlerinden suiniyet üzere çıktılar. Onların nasa kibir ve riya eder oldukları halde muharebe için memleketlerinden çıkmaktan maksatları; nas onların şecaatlarmı ve semahatlarını gömsünler ve sena ederek ta'zîm etsinler ve bunların başlıca emelleri nası din-i haktan men' ve nasa karşı tuğyan etmektir. Halbuki; Allahü Tealâ onların emellerini ilmiyle ihata edici ve bilicidir ve ilminin muktezası üzere herkesin ameline göre mücâzât edicidir.


Fahri Râzi, Kaazî ve Hâzin'in beyanları veçhile bu âyet; Mekke ahalisi hakkında nazil olmuştur. Çünkü; Mekke ahalisi Şam'dan gelen kervanlarını kurtarmak üzere Mekke'den çıktılar-ve (Cuhfe) denilen mevkie geldiklerinde kaafilenin reisi (Ebu Süfyan) kaafilenin selâmet üzere olduğunu beyanla Bedir'e kadar gitmeye lüzum kalmadığı cihetle geri dönmeleri lâzımdır diyerek bir adam göndermişti. (Ebu Cehil) ve a'vânı bu sözü dinlemeyerek «Biz Mekke'den çıktık geri dönmeyiz, Bedir'e kadar gider orada develer keser, gelen geçen kabilelere yediririz ve şiirler söyler, dinler ve şaraplar içer eğleniriz, ahali bizi görür, şecaatla, semahatla sena ederler, namımız ve mahabetimiz halk nazarında bakî kalır» dediler, kesretlerine ve servetlerine güvenerek (Bedir)'e kadar geldiler. Bunun üzerine Bedir yak'ası zuhur etti. Rüesâ-yı Ku-reyş'in başlıca maksatlarının, nası din-i ilâhiden menetmek olduğunu Cenab-ı Hak bu âyette beyan buyurmuştur. Binaenaleyh; maksatları fasid olduğundan şarap kaseleri bedelinde Ölüm kâselerini içtikleri gibi ebyat ve eş'ârları bedelinde mersiyelerle ölüleri üzerlerine matem edip ağlamak oldu. Şu halde hep emellerinin aksi zuhur etmekle helak olanların canlarını Cehennem'e ıs*marladılar ve kalanları da nas beyninde mezmum, meyus, hâib ü hâsir oldular.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette Vacip Tealâ ehl-i imanı kâfirler gibi mağrur ve mütekebbir ve mürâî olmaktan nen-yetmiştir ki, halka karşı tevazu ve amellerinde ihlâs sahibi olmalarıyla emretmektir.. Çünkü bir şeyden nehyetmek; onun zıddıyla emir olduğu kavaid-i usuliye iktizasındandır. Şu halde kibirden nehiy; tevazu ile emri ve riyadan nehiy; ihlâsla emri ve ma'siyet-ten nehiy; ittika ile emri mutazammındır..
Vacip Tealâ şu beyan olunan ahlâk-ı zemimeyle kâfirleri zemle bu misilli ahlâk-ı zemimeyi irtikâb etmekten ehl-i imanı nehiy buyurmuştur. Çünkü; şu beyan olunan ahlâkın cümlesi merzî-i ilâhiyeye muhalif olduğundan bunları ihtiyar eden kimselerin daima emellerinin aksi zuhur etmekle me'yus oldukları her zaman görülmektedir.

Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile kibir ve riya gibi ahlâk-ı zemime Mekke kâfirlerinin esas tabiatlarında mevcut olduğuna işaret için kibir ve riya, isim lâfızlarıyla ve din-i ilâhiden menetmeleri Resulullah'ın onları din-i hakka davetinden sonra olduğuna işaret için zaman-ı hale delâlet eden muzari sıyğasıyla varid olmuştur.
Bazı insanın zahirde ameli merzî-i ilâhiye, muvafık gibi görünürse de batını zahirinin hilâfına ve aksine olduğuna işaret için Cenab-ı Hak âyetin âhirinde batm-ı ahvale muttali olduğunu beyan buyurmuş ve bu vesileyle ehl-i ma'siyeti tehdid etmiştir.
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Arkadaşımız ne güzel iktibaslar etmiş!

Bir tek şu cümle(ayet) bile irşada kafidir: 46 - Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle anlaşmazlığa düşmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Üslubu çerçevesinde, kırmadan dökmeden Emr-i Bi'l Maruf Nehy-i Ani'l Münker yapmak hepimizin üzerine bir borçtur. Ehli Sünnet itikad ve amellerine, mezheplerine, sahih Fıkha hepimizin sahip çıkması lazım. Çünkü kurtuluşun başka yolu yok.

Evet, nefsimiz kusurlu ve mücrimdir. Elbette hatalarımız var. Kusurdan noksandan beşeriyetten beri olanımız yok. Lakin yukardaki borç ve lüzumlar nedeniyle, bozuk fikirler yaymaya çalışanlara karşı duruyoruz. Nasıl? Senediyle, nakliyle, alimiyle meşayıhıyla... Tefsiriyle, Hadis-i Şerifiyle vs... Usulü çerçevesinde. Mümkün olduğunca hakaret etmeden, kavgaya karışmadan, kırmamaya çalışarak...

Tuhaf ve şaşırtıcı biçimde, her forumda, her sitede; sözün doğrusunu, inancın ve amelin sahih ve salihini hatırlattığınızda; muhataplarınız ve çok az bir kimse hariç size şahid olanlar başlıyorlar; efendi kavga etmeyin, sui zan etmeyin, çekişmeyin, kibirlenmeyin, kendinizi üstün görmeyin, saldırmayın, düşmanlık etmeyin vs.. vs...

Sözün doğrusuna eğrisine bak. Üsluba bak. Kırıyor, döküyor mu ona bak. Ondan sonra etiketi yapıştır.

Şimdi, kavga var sanılıyor diye doğru olanı ifade etmesinler mi? Biz, siz, o, şu, bu doğrusunu ortaya koymazsa, bilmeyenler, öğrenmek isteyenler yanlışlarla mı baş başa kalsınlar.

Konuyu açan kardeşimle ve açtığı konusuyla doğrudan ilgisi yoktur. Yeri geldi derdimizi söylüyoruz, dertleşiyoruz. Elbetteki kuru kavgalar, haksız düşmanlıklar, boş çekişmeler, kalbi karartan mücadeleler var. Biz de bunlara şahidiz. Lakin herkesi, her konuyu, her karşı karşıya gelmeyi, her reddi aynı sepete koymayalım lütfen. Hatırlatmak istiyoruz ve rica ediyoruz... Lütfen üzerinde düşününüz.

Ves'selam.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
Üslubu çerçevesinde, kırmadan dökmeden Emr-i Bi'l Maruf Nehy-i Ani'l Münker yapmak hepimizin üzerine bir borçtur. Ehli Sünnet itikad ve amellerine, mezheplerine, sahih Fıkha hepimizin sahip çıkması lazım. Çünkü kurtuluşun başka yolu yok.

Evet, nefsimiz kusurlu ve mücrimdir. Elbette hatalarımız var. Kusurdan noksandan beşeriyetten beri olanımız yok. Lakin yukardaki borç ve lüzumlar nedeniyle, bozuk fikirler yaymaya çalışanlara karşı duruyoruz. Nasıl? Senediyle, nakliyle, alimiyle meşayıhıyla... Tefsiriyle, Hadis-i Şerifiyle vs... Usulü çerçevesinde. Mümkün olduğunca hakaret etmeden, kavgaya karışmadan, kırmamaya çalışarak...

Tuhaf ve şaşırtıcı biçimde, her forumda, her sitede; sözün doğrusunu, inancın ve amelin sahih ve salihini hatırlattığınızda; muhataplarınız ve çok az bir kimse hariç size şahid olanlar başlıyorlar; efendi kavga etmeyin, sui zan etmeyin, çekişmeyin, kibirlenmeyin, kendinizi üstün görmeyin, saldırmayın, düşmanlık etmeyin vs.. vs...

Sözün doğrusuna eğrisine bak. Üsluba bak. Kırıyor, döküyor mu ona bak. Ondan sonra etiketi yapıştır.

Şimdi, kavga var sanılıyor diye doğru olanı ifade etmesinler mi? Biz, siz, o, şu, bu doğrusunu ortaya koymazsa, bilmeyenler, öğrenmek isteyenler yanlışlarla mı baş başa kalsınlar.

Konuyu açan kardeşimle ve açtığı konusuyla doğrudan ilgisi yoktur. Yeri geldi derdimizi söylüyoruz, dertleşiyoruz. Elbetteki kuru kavgalar, haksız düşmanlıklar, boş çekişmeler, kalbi karartan mücadeleler var. Biz de bunlara şahidiz. Lakin herkesi, her konuyu, her karşı karşıya gelmeyi, her reddi aynı sepete koymayalım lütfen. Hatırlatmak istiyoruz ve rica ediyoruz... Lütfen üzerinde düşününüz.

Ves'selam.
Bir
Vesselam da benden :)
 

usame49

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Şub 2007
Mesajlar
155
Puanları
18
Allah ve rasulune itaat edin, itaat noktasında didişmeyin. Ayet mufhum-u muhalifiyle diyorki: Eger itaat etmezseniz devletinizde malınızda mülkünüzde elinizde ne varsa gider, içinize korku düşer. Eger böyle olmak istemiyorsanız emir ve nevahilerde didişmeyin, Allah ve rasulune itaat edin, ne emir buyrulmuşsa onu tatbik edin, ne yasaklanmışsa onu da hemen terkedin ki devletinizde gücünüzde korunsun, güçlü olasınız...
 
Üst