• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

İkideniz Dergisi

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Beğeniler
11
Puanları
0
#1
İKİDENİZ
"Buradayken Orada Olmak"


"AKIŞTA DEMETLENMİŞ BÜYÜK KÜÇÜK KÂİNAT"


Kâinattaki her şey, yani "eşya ve hadiseler" sürekli, karşı konulamaz bir akış halinde akmakta… Fizyolojisiyle âlemden bir parça olan biz insanlar da bu akıştan azade değiliz elbette... Hep beraber akıyoruz. Şehirlerarası yollarda birkaç saniyelik kümeler oluşturup bir birinden kâh kopan, kâh birleşen otomobiller gibi; üstelik duraklaması olmayan bir akış bu...

Akış ve değişim, temas halinde olduğumuz nesneler yahut meselelerin de tıpkı bizim gibi hareketli olması nedeniyle daha bir karmaşık manzara arzediyor üstelik.

Zamanı durduramayacağımıza göre, akış tersine çevrilemez bir mecburiyettir ve hareketsiz kaldığımızda bile gerçekten hareketsiz kalma imkânımız yoktur.

Meteorlar uzay boşluğunda, gemiler denizde nasıl yüzüyorsa, bizler de bir çekim merkezine doğru yüzen noktalarız.

İşte bu dışında kalmanın mümkün olmadığı akışa karşısındaki zihni tavırları bakımından üç çeşit insan var denebilir: İnsanoğlunun ezici bir kısmı, tüm yoruculuğuna rağmen onun yönü ve sebebine dair soruları olmadan boşvermiş bir gönüllülükle katılır.

Bir kısmı ise -küçük bir kısım- 'akış'ı zihinlerinde dondurarak, yapısı ve sebebine dair bilgi edinmeye çalışır. Böylece, düşüncelerine göre, elde ettikleri bu bilgilerden, yön tayinine yarayacak bir yol haritası süzeceklerdir.

Evet, yön tayini 'güven' arayışından doğan bir zarurettir. Düşünen azınlık güven ihtiyaçlarını karşılamak ve ayaklarını sağlam basabilmek için varlığa esaslı sorular yöneltmişlerdir. Fakat biricik yön tayin aletleri olan ve gözlem ve mukayese işi yapan akıllarına olan mecburiyetleri onları âlemi âlemle izah etmeye yöneltmiştir.

Şöyle ki, bunlar kalabalıklar gibi üzümü, bağını sormaksızın çöpüyle birlikte götürmemişler ama üzümün şekil, renk ve muhteva tahliline dalmaktan bağı da, bağcıyı da soracak vakti bulamamışlardır.

...

'Güven'in ardında olduğu vehmedilen şey, herşey olabilir...

İşte bu 'herşey', yani arkasında bir güven duygusu vehmedilen her nesne ve her kavram bir ufuk olarak çıkar karşımıza. Gerek bilgi edinmek suretiyle ihtiyaçtan, gerekse zevk gayesiyle olsun herkesin kendine göre bir ufku (ufukları), gayesi (gayeleri) vardır.

Ama ufuk, insanı sürekli kendine çeker de bir türlü yakalanmaz...

Göz ve 'zihin' yanılması bize onu ulaşılabilir gösterir oysa.

Ulaşmayı tasarladığımız mesafeye geldiğimizde ise, elimize geçen şey, yalnızca ardında huzur vehmettiğimiz nesnenin kendisi olmuş, huzur-tatmin gibi soyut kavramlar bir sonraki ufka devretmiştir…

Akışta ufukların bitmeyeceği ve zamanımızın da sınırlı oluşu gerçeği, Mutlak'ın bilgisinin elde edilemeyeceğini göstermeye yeter. Bu yüzden insanın sonsuzluk kadar büyük olan güven ihtiyacını giderebileceği bir yol haritasını çizebilmesi imkânsızdır.

Âlem denizinde koordinatımızı verecek, "Nereden, Nereye ve Niçin" aktığımız sorularını cevaplayacak şeyler yine bu nesneler âleminin içinden olamaz.

"Nereden, Nereye ve Niçin" aktığımızın cevaplarına istinad noktası olabilecek bilgiyi yalnızca bu sonsuzluğun Sahibi verebilir.

Ancak böyle bir istinad noktasından sonra insanın sonsuza muhatab olan sonlu çabası kendi mütevazılıği içinde bir yere oturabilir...

Demek ki, Mümin üzümü yiyip, onun güzelliğini, rengini, kokusunu takdir edip, tefekkür eden ve üzümün sahibine de teşekkür etmeyi akledendir.



NEDİR İKİDENİZ?

İkidenizi, en temel soyutlamada iki farklı alan olarak düşünebiliriz.

Farklılık bir bakıma zıtlığı da beraberin de getirmektedir. Fakat bu zıtlığı sadece kötü mânâda düşünmeyelim. Zıtlık İYİ-KÖTÜ zıtlığı nevinden temel zıtlık olabileceği gibi, İYİ -DAHA İYİ zıtlığı nevinden rahmet zıtlığı da olabilir. Daha basit bir tasvirle, hangi noktayı göz önüne alırsak, noktanın dışı o olmayan, onun zıddı olur. İşte, birbiriyle ilişkilendirilen herşeyden âlemde bu neviden nâmütenahi sayıda alan düşünebiliriz. Lâkin biz bunları "iki" rakamının temel farklılığında özetliyor ve sembolize ediyoruz.

Allah âlemi kendine, âlemi birbirine muhtaç ederek muhtaç etmiştir.

Bu itibarla en zıddımızdan, en yakınımıza kadar herşeyde farklı dereceler içinde, yaratılışımızdan gelen ve bîgane kalamayacağımız hikmetler mevcuddur. "Biz" in, dışına karşı yaratılışından gelen bir muhtaciyet temelinde ruhunu ve anlayışını zenginleştirmek ve bu suretle marifetullah denizinde bu şuurla yüzme ve fethetme iştiyakı başka alanlara, "denizlere" çıkmakla tezahür edebilir.

Böylece, gitmekle bitiremeyeceğimiz sonsuz deniz üzerindeki akışımız anlam kazanır, anlama çilesi çekilir hâle gelir, hatta giderek müşahede âşkına dönüşür.

Sürekli yeni denizlere girilir ama sonsuzluk azalmaz. Çünkü, insanın aşmaya gücünün ve zihninin yetmeyeceği her şeyi, gaybı ve şehadeti Allah'ın ilmi kuşatmıştır.

O hâlde gaye, varmak değil yolda olmaktır…

Böylece, 'İkideniz'ler bitmez... Önemli olan buradayken orada olmak, buradayken orayı hissedebilmek; o diyarlarda bulunmuş gibi burayı değerlendirebilmek…

Şöyle de denilebilir; nerede olduğumuzu bilmek sonsuza nisbetle şu an nerede olduğumuzu kestirebilmek şeklinde anlaşıldığında değer kazanır... Yoksa, "M.S. 2004 yılındayız, galaksinin şu kadar milyon yıl yaşında olduğu tesbit edildi." türünden, varlığın kendinden ibaret mekân ve mekân kaynaklı zaman bilgilerinin müşahede de yeri olmakla birlikte yanımızda mezara götüremeyeceğimiz bir bilgi türüdür!

Bize lâzım olan bilgilerin anası, Abdülaziz Bekkine Hazretlerinin "Mü'minin nazarı öyledir ki, dünyadaki zevk-ü sefaya bakar, arkasında cehennemi görür. Meşakkate, hizmete bakar arkasında Cenneti görür. Yani Mü'minin nazarı bu dünyaya takılmaz." sözündeki mü'min şuuruna ulaştıracak bilgidir.

Allah dostlarının, çarşıda pazarda dünya işleriyle uğraşırlarken bile kalblerinin her daim Allah (Celle Celalühu) ile olması... Buradayken orada olmak; O'nunla olmak...

Ebedi olan cennet yurduna kabul edilenlerden olabilmenin vesileleri üzerinde olabilmek.

ooo

Bu şuurla yola çıkarken, herşeyi yeniden keşfetmeyi...

Apaçık bir kötüye bile kötü demeden önce; niçin kötü olduğunun gerekçelerini ortaya koymağı, temellendirmeği...

Edebiyatıyla, fen ve keşiflere bakışıyla, tiyatrodan şiire kadar her branşıyla bu seviyede ele almaya çaba göstereceğiz...

Bunları yaparken de tamamen mücerred, herkesin yaşadığı hayattan kopuk, gençliğe pratik çözümler ve doğruyu bulma yolları göstermeyen uslubdan da uzak duracağız; gerekirse en basit meseleler, en kolay ifadeler, en kısa cümleler içinde…

"İnsanlara akılarının alamıyacağı şekilde konuşmayınız" meâlindeki Peygamber buyruğunu ve "Senin anlattığın karşındakinin anladığı kadardır" doğrusunu baş köşeye koyarak hep anlatılabilirliği, takip edilebilirliği, öğreticiliği, bilgilendirmeyi öne alan ve insanlara faydalı olmayı hedefleyen bir tarz geliştirmeyi istedik. Verim sahiplerinin verimlerini bu istikamette düzenlemeleri ve kademeli bir anlatım tarzına tevessül etmelerinin birçok faydayı beraberinde getireceğini düşünüyoruz.

İnsanların anlayışları onların dillerinde tezahür eder. Umumun dil ve anlayış düzeyinin gözlemlenmesin yanında, irili ufaklı dil ve anlayış grublarının kelime ve kavram dünyalarına ülfet kazanılması neticesinde anlatılmak istenenin daha etkili bir biçimde anlatılabilmesi. Bunun da, anlayışı paylaşma noktasında verimkâr aksisedalara ve düşüncenin ana mevzularının çok bakışlı şekillerde incelenebilmesinin imkân yolunun açılmasıyla genişleyeceğini umuyoruz.

Yüksek görünmeye çalışmadan; dayandığımız fikrin yüksekliğinin, bizim en basit çalışmalarımızı bile, tabiî bir şekilde yükselteceğinin inancıyla "Bismillah" diyoruz...

Allah utandırmasın. Gayret bizden, muvaffakiyet Allah'tan...




ikideniz dergisi KASIM 2004'te yayın hayatına başlamıştır. Derginin 8. sayısı (ağustos 2005) yayınlanmıştır.

ikideniz dergisi irtibat;

İdare Yeri:
Küçük Pazar İş Merkezi, Kıble Çeşme Sok. No: 111/ 17
Eminönü - İSTANBUL.

Yazışma Adresi:
PK. 190 Beşiktaş - İSTANBUL

Telefon - Faks:
0212 5265014

ikidenizdergisi@yahoo.com
ikideniz@hotmail.com



Derginin internet sayfası ; www.ikideniz.org
 
Üst