• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

İbrÂhİm AleyhİsselÂm

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#1
Urfa'da Nemrut ateşe attırdı. Fakat yanmadı.

İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM


Kur'ân-ı kerîm'de ismi bildirilen peygamberlerden,ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup,Keldânî kavmine gönderilmiştir.Peygambber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdür.Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduğu için Halîlullah veya Halîlürrâhmân olarak bilinir.Babası mümin olan Târûh olup,annesi Emine'dir.İbrâhim aleyhisselâm,peygamber efendimizin dedelerindendir.Çünkü,ilk oğlu İsmâil aleyhisselâm Arapların,ikinci oğlu İshâk aleyhisselâm da İsrâiloğullarının ceddi yâni dedesidir.Keldâni memleketi olan Bâbil'in doğu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu.Yüz yetmiş beş yaşındayken Kudüs'te vefât etti.

İbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya Ûşâ hâmileyken,babası Târûh vefât etti.Annesi,amcası olan Âzer ile evlendi.

Âzer üvey babası ve amcası olup putperestti.Geçimini put yapıp satarak temin ederdi
Tefsir âlimleri,En'âm sûresinin Âzer'in ismi geçen 14.âyetini tefsir ederken,Âzer'in hazret-i İbrâhim'in amcası ve üvey babası olduğunu açıkça belirtmişlerdir.Zîrâ,Peygamberimizin baba ve dedeleri Âdem aleyhisselâmdan beri hep mümindi.Kur'ân-ı kerîm'de meâlen;" Sen,yani senin nûrun,hep secde edenlerden dolaştırılıp,sana ulaşmıştır." (Şu'arâ sûresi:219) buyrulmaktadır.Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken,Peygamberimizin bütün ana ve babalarının,mümin olduğunu anlamışlardır.Abdullah ibni Abbâs'ın bildirdiği hadîs-i şerîfte de: "Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı.Allahü teâlâ,beni temiz babalardan,temiz analardan getirdi.Dedelerimin iki oğlu olsaydı,ben bunların en hayırlısında,en iyisinde bulunurdum."buyuruldu.

Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden anlaşıldığı ve binlerce İslâm kitâbında yazıldığı üzere Peygamber efendimizin anaları ve babaları arasında bulunmakla şereflenen bahtiyarların hepsi,zamanlarının ve memleketlerinin en asîl,en şerefli,en güzel ve en temiz kimseleriydi.Hepsi de aziz ve muhteremdiler.İbrâhim aleyhisselâmın babası Târûh da böylece mümin,yani inanmıştı.Kötü ahlâktan,âdî ve çirkin sıfatlardan uzaktı.

Nûh aleyhisselâmdan çok sonra Bâbil'de hüküm süren,yıldızlara ve putlara tapan Keldâni kavminin o devirdeki kralı olan Nemrûd,insanları kendine ve putlara taptırıyordu.Bir gece gördüğü rüyâyı,mineccimler;"Doğacak bir erkek çocuğun yeni bir din getireceği ve onun saltanatını yıkacağı." şeklinde tâbir edince,Nemrûd yeni doğan erkek çocukların öldürülmelerini ve hâmile kadınların hapsedilmelerini emretti.O sırada hazret-i İbrâhim'e hâmile olan annesi,amcası Âzer'le evliydi.Görünüşte hâmileliği belli olmadığı için fark edemediler,kocasına da;"Çocuk doğunca oğlan olursa,kendi elinle Nemrûd'a teslim eder mükâfât alırsın"dedi.Annesi zamanı gelince de şehir dışında bir mağarada doğum yaptı ve Âzer'e çocuğun doğup öldüğünü söyledi.Oğlunu mağarada gizledi ve orada büyüttü.Yanına gittiğinde onu parmağını emerken bulur ve doymuş görürdü.Parmaklarından süt ve bal gelirdi.Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı göndererek bu gıdâları Cennet'ten parmaklarına akıtırdı.

İbrâhim aleyhisselâm büyüyüp,mağaradan çıkınca,güneşe,aya,yıldızlara ve kâinâta bakarak bunları yaratanın eşi ve benzeri olmayan bir yaratıcının olduğunu anladı.Keldâni kavmine gelerek,taptıkları putların ve yıldızların ilâh olmadığını,anlayabilecekleri açık delillerle anlattı.Bâbil halkı çocuk yaşta olan ve putlarına karşı çıkan hazret-i İbrâhim'i üvey babası Âzer'e şikâyet ettiler.Âzer,İbrâhim aleyhisselâmı azarlayarak bu işten vazgeçmesini istediyse de İbrâhim aleyhisselâm onun sözlerine hiç aldırmayıp;"Benden delil isteyin göstereyim.Bana hidâyet veren,doğru yolu gösteren Allahü teâlâ beni sizden ayırdı.Sizin içinde bulunduğunuz sapıklığa düşürmedi.Sizi ve putlarınızı sevmiyorum." dedi.Putlara tapmanın mânâsız olduğunu Âzer'e de söyledi.Âzer hiddetlenip İbrâhim aleyhisselâmın yanından uzaklaşmasını istedi.

Genç yaştayken Keldânî kavmine peygamber olarak gönderilen ve kendisine on sayfa (forma) kitap verilen İbrâhim aleyhisselâm,Allahü teâlânın emriyle büyük-küçük herkesi Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdı.İnsanlara topluca ve açık bir tebliğde bulunmayı,putların mânâsız ve âcizliğini,onlara tapmanın sapıklık olduğunu gâyet açık bir şekilde göstermek istedi.O zaman Keldânî kavmi,bir gün bayram yapmak üzere bir yere toplandı.Onlar gittiği zaman İbrâhim aleyhisselâmın üvey babası ve puthânenin bekçisi olan Âzer onu da bayram yerine gitmeye zorladı.İbrâhim aleyhisselâm hasta olduğunu söyleyerek gitmedi.İnsanlar bayram yerinde toplandıkları zaman,yetmiş kadar putun bulunduğu puthâneye girdi.Getirdiği bir balta ile bütün putları kırıp.parça parça etti.Sadece en iri putu kırmadı ve baltayı bunun boynuna asarak,oradan uzaklaştı. Keldânî kavmi bayramdan dönünce,puthâneye girip,putların kırılıp parça parça edildiğini görüp,şaşırdılar.Bunu kim yaptı,diye bağırmaya başladılar.Bu işi,İbrâhim yapmıştır,diyerek onu yakalayıp halkın önünde sorguladılar." Ey İbrâhim! Putlarımızı sen mi kırdın?" deyince,İbrâhim aleyhisselâm,bu işi olsa olsa;" Ben varken bu küçük putlara niçin tapıyorlar!" diyen şu iri put yapmıştır,demiştir. "Siz ona sorunuz." deyince,putperestler;" Putlar konuşmaz ki,sen bize ona sor diyorsun!" dediler.Bunun üzerine İbrâhim aleyhisselâm;"O hâlde daha kendilerini kırılmaktan kurtaramayan,size hiçbir faydası olmayan bu putlara ilâh diyerek niçin tapıyorsunuz?Hâlâ akıllanmayacak mısınız?Size ve bu taptığınız putlara yazıklar olsun!" dedi.Putlarını İbrâhim aleyhisselâmın kırdığını anlayan Keldânî kavmi,onu hapsettiler.Durumu da ılâhlık iddiâsında bulunan kralları Nemrûd'a bildirdiler.

Nemrûd, İbrâhim aleyhisselâmı yanına getirmelerini emretti. İbrâhim aleyhisselâm Nemrûd'u Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet etti.Nemrûd,bunu reddettiği gibi, İbrâhim aleyhisselâmın kendisine secde etmesini istedi.Secde etmeyince,hapsettirdi ve ateşte yakılmasını emretti.Günlerce yığılan odunlar ateşlendi.Şiddetinden yanına yaklaşamadıkları ateşe hazret-i İbrâhim'i mancınıkla attılar.Ateşe atılırken;"Hasbiyallah ve ni-mel vekil",yani "Bana Allah'ım yetişir.O ne iyi vekildir,yardımcıdır." dedi.ateşe düşerken Cebrâil aleyhisselâm gelip;"Bir dileğin var mı?diye sorunca;"Var,fakat sana değil,Rabbim beni görüyor,biliyor." dedi.Onun bu hâli Kur'ân-ı kerîm'de övülüyor ve;"Sözünün eri olan İbrâhim." buyruluyor.Allahü teâlâ,Kur'ân-ı kerîm'de meâlen ateşe; "Ey ateş! İbrâhim'e karşı serin ve selâmette ol!" (Enbiyâ sûresi:69) diye emretti.Ateşin içi yemyeşil bir bahçe kesildi. Cebrâil aleyhisselâm da kendisine arkadaş oldu.Cennet'ten gömlek ve yaygı getirdi ve onu Cennet nîmetleri ile doyurdu.Ateşte yedi gün kaldığı rivâyet edilir.Ateş sönünce mûcizeyi gözleriyle görenlerden kardeşi Haran,amcasının kızı ve sonra hanımı olan hazret-i Sâre ve bâzı kimseler îmân ettiler. İbrâhim aleyhisselâm ateşten kurtulduktan sonra Keldâni kavmini bir müddet daha îmâna dâvet etti.Fakat zâlim Nemrûd ve putperest ahâli küfürlerinden vazgeçmediler.Allahü teâlâ,Nemrûd ve kavmine sivrisinekleri musallat etti.Sinekler onların kanlarını emdiler ve kuru kemik hâline getirdiler.Sineklerden birisi de Nemrûd'un burnundan girip beynine yerleşti.Uzun zaman azap ve ıztırap verdi.Hattâ başını tokmakla döğdüre döğdüre öldü. Allahü teâlâ, tanrılık iddiâ eden Nemrûd'u en âciz mahlûklarından birisi olan sivrisinekle cezalandırdı.

İbrâhim aleyhisselâm Allahü teâlânın emriyle Bâbil'den Harrân'a (Urfa'nın güneyinde bir yer) hicret etti.Bu yolculukta kardeşinin oğlu Lût aleyhisselâm,hanımı Sâre Hâtun ve diğer inananlar da bulundular.Harrân'da bir müddet kaldıktan sonra,Şam'a,oradan da Mısır'a gitmek üzere yola çıktı.Bu yolculuk esnâsında kardeşinin oğlu Lût aleyhisselâmın Sedûm bölgesi ahâlisinde peygamber olarak vazîfelendirildiği bildirildi.Lût aleyhisselâmın Sedûm'a hareketinden sonra,Mısır'a giden İbrâhim aleyhisselâm rivâyete göre bu sırada otuzsekiz yaşındaydı.

Mısır'a gittiği sırada Sinan bin Ulvan adlı zâlim bir Firavun vardı.İbrâhim aleyhisselâm ve hanımı hazret-i Sâre'nin Mısır'a geldiğini haber alan Firavun,zorbalık yaparak Sâre'yi almak istedi.Bu zâlim hükümdâr hazret-i Sâre'yi sarayına çağırttı.Ona musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ve ayakları tutmaz hâle geldi.Bu hâline pişman olup,musallat olmaktan vaz geçti.Hazret-i Sâre'den,onun düştüğü fecî hâlden kurtulması için duâ etmesini istedi.Hazret-i Sâre,hükümdârı bu kadın öldürdü,diye suçlanmasından korktuğu için,duâ etti.Tekrar eski hâline dönen Firavun,Hacer adında bir câriyeyi hazret-i Sâre'ye hediye etti.Bu hâdiseden sonra İbrâhim aleyhisselâm hanımı Sâre ve hediye edilen Hacer Hâtunla birlikte Mısır'dan ayrılıp,Filistin'e gitti.Filistin topraklarında ıssız ve kupkuru bir yer olan Sebû'ya yerleşti.Bir müddet burada kaldı.Zamanla çok mala kavuştu.Yarım milyonu sığır olmak üzere,davarları vâdileri ve ovaları doldurdu.Çok zengin oldu.Sebû denilen yere sonradan gelip yerleşen insanların İbrâhim aleyhisselâmı incitmeleri üzerine oradan ayrılıp,Şam tarafında Kıst adlı yere göçtü.Çok cömert olan İbrâhim aleyhisselâm insanlara çok ikrâmlarda bulunurdu.

İbrâhim aleyhisselâm,çocuğu olmadığı için hanımı hazret-i Sâre'nin isteği ve izniyle hazret-i Hacer'le evlendi.Bu evlilikten İsmâil aleyhisselâm doğdu.Muhammed aleyhisselâmın nûru hazret-i Hacer vâsıtasıyle İsmâil aleyhisselâma intikâl ettiği için,hazret-i Sâre'nin kalbinde hazret-i Hacer'e karşı gayret hâsıl oldu. İbrâhim aleyhisselâm,hazret-i Sâre'yi üzmemek için Allahü teâlânın emriyle hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil'i (aleyhisselâm) yanına alarak,o zamanlar ıssız ve susuz bir yer olan Mekke'ye götürdü.Onları oraya bırakıp,Şam diyârına geri döndü.Hacer annemiz ve oğlu İsmâil aleyhisselâm oradayken,mübârek Zemzem suyu yerden fışkırarak çıktı.

İbrâhim aleyhisselâm,daha önce bir oğlum olursa,Allah yoluna kurban edeceğim,diye adakta bulunmuştu.İbrâhim aleyhisselâm,hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret için Mekke'ye geldiği sırada,üç gün üst üste gördüğü bir rüyâ üzerine İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek istedi.Tam kurban etmek üzereyken,Allahü teâlâ İbrâhim aleyhisselâma rüyâsında sadâkat (bağlılık) gösterdiğini bildirerek kurbanlık bir koç ihsân etti.Böylece İsmâil aleyhisselâm,kurban edilmekten kurtuldu.Allahü teâlâ, İbrâhim aleyhisselâma ihtiyar yaşında hazret-i Sâre'den İshâk isimli oğlunu ihsân etti. İbrâhim aleyhisselâm bir kaç defa hazret-i Hacer'i ve oğlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret etti.Bir defâsında oğlu İsmâil ile birlikte Beytullah'ı (Kâbe-i muazzamayı) inşâ etti.Cennet yâkutlarından Hacer-ül-Esved adlı siyah taşı Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesiyle alarak,Kâbe-i muazzamanın duvarına yerleştirdi.Kâbe duvarını örerken,şimdi Makâm-ı İbrâhim denilen taşın üzerine bastı.Kâbe'yi yapıp bitirince,Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm aracılığıyla bildirdiği gibi, İsmâil aleyhisselâm ve Mekke'de yerleşmiş olan Cürhümlülerle birlikte hac ibâdetini yaptı.

İsmâil aleyhisselâmla haccın rükünlerini yerine getirdikten sonra,oğluna Kâbe'ye bakmasına ve onu koruması için tenbihte bulundu.Şam'a gitmek istedi.Gitmeden önce Arafat'a çıkıp,İsmâil aleyhisselâmın evlâdına duâ etti ve Şam'a döndü.Ertesi sene hac mevsiminde hanımı hazret-i Sâre ve oğlu İshâk aleyhisselâmı da alarak Mekke'ye geldi.Hac ibâdetini yaptıktan sonra,birlikte Şam'a döndüler.

İbrâhim aleyhisselâm,vefât etmeden önce oğlu hazret-i İsmâil'e şu vasiyette bulundu:"Ey oğlum!Alnında parlayan bu nûr,son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrudur.Bütün baba ve dedelerimizin vasiyeti,bu nûru iyi muhâfaza edip,ehline teslim etmektir.Bu mübârek nûru iyi muhâfaza et.Nikâhlı,afîf ve temiz kadınlara teslim eyle.Evlâdına da böyle vasiyette bulun."dedi.Yüz yetmiş beş yaşında hazret-i Hacer ve hazret-i Sâre'den sonra Kudüs'te vefât etti.Kudüs civârında Habrun kasabasında bir mağaraya defnedildi.Bu kasaba,İbrâhim aleyhisselâmın Halîl (Allahü teâlânın dostu) ismine izâfeten Halîlurrahmân ismiyle meşhurdur.Hazret-i Lût,hazret-i İshâk ve hazret-i Yâkûb ile pekçok peygamberin bu beldede bulunduğu rivâyet edilir.Müslüman hükümdârlar oradaki mescitleri ve türbeleri kendi devirlerinde tâmir ettirmişlerdir.Halîlurrahmân'daki mescit ve türbeleri ise son olarak Osmanlı Sultânı İkinci Abdülhâmid Han tâmir ettirmiştir.

İbrâhim aleyhisselâm ülülazm peygamberlerin ikincisi olup,Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra bütün peygamberlerden ve resûllerden üstündür. İbrâhim aleyhisselâmdan sonra gelen bütün peygamberler onun neslindendir.

Allahü teâlâ hazret-i İbrâhim'i ilâhî sırlara vâkıf kıldı ve onu,ateşe atıldığında nefsiyle,oğlu hazret-i İsmâil'i Allah için kurban etmesini bildirip evlâdı ile malı ile imtihân etti.Malı ile imtihân edilmesi şöyle olmuştur:O kadar zengindi ki,sadece sığırları yarım milyon olup,davarları,ovaları ve vâdileri dolduruyordu.Cebrâil aleyhisselâm insan sûretinde gelip;"Ya İbrâhim,bu sürüler kimindir?" deyince;"Allah'ındır fakat benim elimde emânettir.Allahü teâlâyı tesbih et,ismini an,onu zikret,bu sürülerin hepsi senin olsun." diyerek bütün malını bağışladı.Cebrâil aleyhisselâm kendini tanıtınca,hazret-i İbrâhim;"Ben Allah için bağışladığımı geri alamam." diyerek bütün malını satıp,Allah yolunda sarf etti.

Hazret-i İbrâhim kendisine nâzil olan (indirilen) emir ve yasakları tamâmen halka bildirdi.Allah'tan başka şeylere tapmanın bâtıl (geçersiz) olduğunu çok açık bir şekilde anlattı.Şirke (Allah'a ortak koşma) yol açacak kapıların hepsini kapattı.
Çocukluğundan ölümüne kadar hak din üzere olduğundan ve insanlara dîni bildirdiğinden dolayı,onun milletine işâret için Kur'ân-ı kerîmde "Hanîfen" (hak din üzere bulunanlar) diye zikredilmiştir.Hazret-i İbrâhim'in husûsiyetleri Kur'ân-ı kerîmde Nahl sûresi 120,121,122. âyetlerde bildirilmektedir.Misâfirperverliği ve cömertliği dillerde dolaşırdı.Misâfir olmayınca yemek yemez,bir misâfir bulmak için uzaklara giderdi.Bu vasfından dolayı ona Ebû'd-Düyûf (misâfirler babası) adı verilmişti.Kıblesi Kâbe idi.Namaza durduğu zaman kalbinin coşması,hışırtısı çok uzaklardan duyulurdu.

İbrâhim Aleyhisselâmın Mûcizeleri

1. İbrâhim aleyhisselâmın mübârek vücûduna ateş tesir etmedi.Nemrûd onu ateşe attığında Allahü teâlâ;"Ey ateş! İbrâhim üzerine serin ve selâmet ol!" buyurunca ateş onu yakmadı.
2.Cansız olan,parça parça edilmiş ve parçaları ayrı ayrı yerlere konmuş olan kuşlar (dört kuş), İbrâhim aleyhisselâmın çağırması üzere yeniden dirilmişlerdir.
3. İbrâhim aleyhisselâmın mûcizesi ile taşlar kömür gibi yanmıştır.Rivâyete göre İbrâhim aleyhisselâm Şam tarafına hicret ettiğinde çayırlık,çimenlik bir yerde konaklamıştı.Orada yakacak hiçbir şey bulamayan,buldukları az bir şeyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ahâli,durumlarını İbrâhim aleyhisselâma anlattı. İbrâhim aleyhisselâm taşları toplattı ve kömür gibi yaktı.Bu mûcizeyi gören pekçok kimse îmân etti.
4.Bâzan yırtıcı ve yabânî hayvanlar İbrâhim aleyhisselâmla beraber giderler ve dile gelerek gâyet açık bir şekilde onunla konuşurlardı.Bir defâsında,hanımı hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil'le görüşmek ve onları ziyâret etmek için Mekke'ye gitmişti.Şam'a geri dönüşünde birçok yabânî hayvan, İbrâhim aleyhisselâm ile berâber yürüyüp,onunla açıkça konuştular.
5. İbrâhim aleyhisselâm duvarların ve dağların arkasını da görürdü. Bu mûcizesi Mısır'a gittiğinde zevcesi hazret-i Sâre'ye musallat olmak isteyen zamânın kralı Firavun,hazret-i Sâre'yi sarayına alınca, İbrâhim aleyhisselâm dışardan içeriyi seyretmiştir.Sarayın duvarları ona cam gibi olmuş ve gözünden perde kaldırılmıştır.Böylece hazret-i Sâre'ye el uzatmaya kalkışan Firavun'un ellerinin kuruyup,ayaklarının tutmayarak yere yıkıldığına şait olmuştur.
6. İbrâhim aleyhisselâmın bastığı taşın üzerinden ağaç bitip yeşermiştir.Bu istek dîne dâvet ettiği bir beldenin ahâlisinden gelmiş,duâsı üzerine mûcizeyi göstermiştir.
7. İbrâhim aleyhisselâmın oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı. Ayrılsa bile,senelerce güzel kokusu oradan çıkmazdı.Hazret-i İsmâil de babasının evine gelip gittiğini,onun kokusundan anlamıştı.

İbrâhim aleyhisselâmın dîni: İbrâhim aleyhisselâmın dîni,Hanîf dînidir.Yanlış ve sapık olan şeye hiç dalmadan doğruya yönelen mânâsınadır. İbrâhim aleyhisselâm,Kaldânî kavminin taptığı putlara aslâ tapmayıp,onları aşağılayıp,Allahü teâlâya ibâdet ettiği için,Hanîf denilmiştir.Ayrıca,kendiside eğrilik bulunmayan dosdoğru olan din mânâsında da Hanîf dîni denilmiştir.Peygamber efendimize peygamberlik bildirilmeden önceki Arablardan birçok kimse Hanîf dînine mensuptu.

İbrâhim aleyhisselâma bildirilen Hanîf dîninin esaslarından bâzıları şunlardır:Kimse kimsenin günâhını yüklenmez.Kimse başkasının günâhından sorumlu olmaz.İnsanlar âhirette ancak ihlâsla işlediği sâlih amellerinin ve niyetlerinin faydasını görürler.Her insanın hayır ve şerden ibâret olan ameli kıyâmet gününde mizânında görülecektir.İnsana çalışmasının karşılığı tam olarak verilecektir.


 

"haTTat"

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2006
Mesajlar
356
Beğeniler
1
Puanları
0
#3


İbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya Ûşâ hâmileyken,babası Târûh vefât etti.Annesi,amcası olan Âzer ile evlendi.

Âzer üvey babası ve amcası olup putperestti.Geçimini put yapıp satarak temin ederdi
Birçok kişi bunun aslını söylemekte halbuki. Ayetteki babası ibaresini doğrudan tevil ederek putperest bir babanın oğlu olduğunu iddia etmekte. Fakat bütün peygamberlerin asılları ve kısmen de nesilleri temizdir.Evet hidayeti veren Allah'tır lâkin haram üzere giden bir kişiden bir peygamberi Allah'ü Teâlâ nasip etmemiştir.
 

melde

helina_roje
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
2,238
Beğeniler
21
Puanları
0
#4
Çok küçük yaşta Allahı araması ne güzel en çok bu özelliği aklımda kalmıştır benim ibrahim (as) ın.
 

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#6
Birçok kişi bunun aslını söylemekte halbuki. Ayetteki babası ibaresini doğrudan tevil ederek putperest bir babanın oğlu olduğunu iddia etmekte. Fakat bütün peygamberlerin asılları ve kısmen de nesilleri temizdir.Evet hidayeti veren Allah'tır lâkin haram üzere giden bir kişiden bir peygamberi Allah'ü Teâlâ nasip etmemiştir.
burda da zaten putperest olan azer in üvey babası olduğunu söylüyor...

kaynak; peygamberler tarihi, ihlas yayınları, huzuradogru.com
 

beyzanur

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Eki 2006
Mesajlar
24
Beğeniler
0
Puanları
0
#7
sevgili nehir payşlaşımlarının hepside muhteşem ALLAH razı olsun.ALLAHIN rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Esselamunaleykum.......
 

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#8
teşekkür ederim Allah sizden de razı olsun..:)ve aleykümselam...
 

EHLİ-SUNNET

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
384
Beğeniler
4
Puanları
0
Web sitesi
www.islamlehrer.de
#9
İbrahim Aleyhisselâm

İbrahim Aleyhisselâm


İbrahim Peygamber, Allâh tarafından gönderilen Nebiy ve Resuldür. İnsanları Allâh’a ortak koşmamaya ve yalnız Allâh’a kulluk etmeye davet etmiştir. Zevcesi (eşi) olan Sarah ona iman etmiştir. Aynı zamanda İbrahim aleyhisselam, Lût Peygamberin amcasıdır.
İbrahim Peygamberin kavmi yıldızlara, aya ve güneşe taparlardı. İbrahim Peygamber bunu reddedip Allâh’a kulluk etmeye davet ediyordu. Onların yıldız, güneş ve ay şeklinde putları vardı. İbrahim Peygamber bu putları kırdığı için,halkının O’na olan düşmanlıkları arttı. O’nu ateşte yakmak istediler. Bir süre çokça odun toplayıp ateş yaktılar. Ateş çok şiddetli ve hararetli olduğundan O’nu elleri ile ateşe atamadılar. O’nu ateşe atabilmek için mancınık yapıp o alet ile çok hararetli olan ateşin içine fırlattılar. Fakat ateş O’nu ve elbisesini yakmadı. Kavmi O’ndan bu mucizeyi gördükleri halde iman edip teslim olmadılar. Çünkü mucizeler hidâyete erdiremez, fakat Allâh istediği kişilerin kalplerini hidâyete erdirir.

KISSA
Bir rivâyete göre, İbrahim Peygamber, Nemrut adındaki kâfir adama “Allâh güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir” dediğinde, Nemrut bunun üzerine şaşırıp kaldı ve O’nu (İbrahimi) yedi sene hapiste bıraktı ve iki aslanı aç bıraktırıp üzerine saldırttı. Aslanlar O’nun karşısında usluca durup O’na secde ettiler. Daha sonra Nemrut, ateş yaktırıp İbrahim Peygamberi içine attı. İbrahim Peygamber ondan da kurtuldu. Bunun üzerine Nemrut O’nu bıraktı.Daha sonra İbrahim Peygamber Şam’a gitti. Orada Harran kralının kızı olan Sarah ile evlendi. Sarah kendi kavminin dinine muhalefet etmişti. Allâh, Nemrut’a bir sinek gönderdi ve o sinek onun burnundan girip beynine girdi. Dörtyüz yıl boyunca ayakkabılarla başına vuruldu. Ona en merhametli insan, ellerini toplayıp başına vuran kimsedir. Bu şekilde ölene kadar azap çekti.

İbrahim Peygamberin kavmi O’nu yalanladıktan sonra hicret etti. Hicrette de zorluklar vardı. Nemrut adında zalim bir hükümdarın hükmü altındaki vatanını bırakıp Şam çevresinde olan Filistin’e yerleşti. Daha sonra Allâh, O’na Mekkeh’ye gitmesini emredince Mekkeh’ye gitti.
Oğlu İsmail büyüyünce onunla birlikte Kabe’yi inşa etmeye başladı. Çünkü Nuh tufanında (sel) yıkılmıştı. İbrahim ve İsmail Allâh’ın yardımıyla Kabe’yi inşa ettiler. İsmail babasına taşları veriyor, babası da duvarı örüyordu. Duvar yükseldikçe, en üst tarafları örsün diye İbrahim Peygamberle Makamı (taş) yükseliyordu. Böylece Kabe’nin inşaatı bitene kadar devam etti.
 

Edibe Ziyâi

Agâh ol ey nefsim..
İhvan Üyesi
Katılım
13 Kas 2006
Mesajlar
2,550
Beğeniler
3
Puanları
0
#11
mucizeler hidâyete erdiremez, fakat Allâh istediği kişilerin kalplerini hidâyete erdirir.

Allah razı olsun kardeşim
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#12
Hz. İBRÂHİM (a.s)

Hz. İBRÂHİM (a.s)
Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ'nın "Halil" dost diye nitelediği

ulu'l-azm mertebesinde olan peygamber.

Nuh (a.s)'un çocukları ve torunları, önce Irak'a yerleşmiş ve

Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı.

Daha sonra, burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle

kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini

inşâ etmişlerdi. Babil'deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi,

Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent

yapmışlardı. Ninova'da ortaya çıkan Asur devletinde ise

başkent Ninova olup, Babil'i hâkimiyetleri altına almıştı. Bir

süre sonra Babil'de, Keldânîler, Asurluların hâkimiyetleri

altında bulunan Nabt'ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı.


Babilliler, tek Allah'a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı.

Putları ve yıldızları, ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi.

Onların bu inancına "Sâbiîlik" denir. Sâbiîlik; ruhlara ve

meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara, aya,

güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa

varırdı. Babil'de putların hem yapılıp hem de tapıldığı

puthaneler vardı. Bundan dolayı devlet yönetiminde bir

puthane bakanı bile bulunurdu. İşte Allah, böyle inançtan

yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına

İbrahim (a.s)'ı göndermişti. "İbrahim" kelimesinin manası

"cemaat babası" demektir. Nitekim kendisinden sonra gelen

peygamberle babası Hz. İbrahim'dir.
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#13
Cemaatının "Allah'ın dostu" anlamına gelen "Halîlullah"

ünvanına sahip İbrahim (a.s), "Ulü'l-azm" denilen

büyük peygamberlerden biridir. "Ulü'l-azm" gayesine

erişen diğer peygamberler ise Nuh (a.s), Musa (a.s),

İsa (a.s) ve Muhammed (a.s)'dir. Hz. İbrahim'in

"halilullah" lakabını alması Allah'a olan sevgi ve

bağlılığındandır. Bir rivayete göre Hz. İbrahim

insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir

şey istemediği için "halilullah" diye nitelendirilmiştir.


İbrahim (a.s)'ın nesebi hakkındaki rivâyetler

muhteliftir. Ancak rivayetlerin hepsi Sâm b. Nûh'a

vardığında ittifak etmiştir. Babasının ismi Tarih lakabı

Âzerî'dir.

Hz. İbrahim'in ismi Kur'an-ı Kerim'de yirmi beş sûrede

altmış dokuz defa geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Hz.

İbrahim değişik isim ve sıfatlarla anılmış ve

kendisinden övgüyle bahsedilmiştir. Kur'an'da da

geçen sıfatlarının bazıları: Evvâh (çok ah eden), Halim,

Munib (Allah'a sığınan), Hanîf, Kânit (Allah'a kulluk

eden), Şâkir.


Hz. Peygamber (s.a.s)'de Hz. İbrahim (a.s)'ın faziletini

anlatırken şöyle der: "Kıyâmet günü ilk elbise

giydirilen kişi, İbrahim'dir." (Buhâr;, Enbiyâ, 8). "bir

gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril

ile Mikâil) geldi. Bunlarla beraber gittik nihayet uzun

boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen)

boyunun uzunluğundan başını neredeyse

göremeyecektim. O İbrahim (a.s) idi (Buhârî, Enbiyâ,

8).
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#14
İbrahim (a.s) Babil halkına uzun süre hak dini,

dünyayı, âhireti, hayatı, ölümü ve yeniden dirilişi

anlatmış, en yakını olan babasına ise bu meseleyi

inceden inceye izah etmişti. Ancak başta babası Âzer

olmak üzere halk, İbrahim (a.s)'a inanmayıp inkâr

etmişti. İbrahim (a.s), babasının bu hareketine

kızmamış, ona darılmamıştı. Hatta onun için Allah'tan

rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: "Sana

selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret

dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı

lütufkârdır" (Meryem, 19/47). Bundan sonra İbrahim

(a.s), baba ocağını terkederek oradan ayrıldı.


Milletine, putların hiçbir fayda sağlayamayacağını pek

çok kere söyleyen ve ancak Yüce Allah'ı üstün

niteliklere sahip olduğunu bildiren İbrahim (a.s),

milletinin kendisine inanmadığını görünce hemen

Nemrud'a gitti. Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçmeyen ve o

sıralar milletinin başında bulunan Nemrud, sahip

olduğu servet ve saltanatıyla kendini ilâh

sanmaktaydı.


İbrahim (a.s), Nemrud'a Allah inancından bahsetti.

Fakat o reddetti ve İbrahim (a.s) ile Rabbi hakkında

münakaşaya girişti. İbrahim (a.s) Allah Teâlâ'nın hem

dirilttiğini hem de öldürdüğünü söyleyince Nemrud,

kendisinin de bunu yapmağa gücü yettiğini ifade eder.

Nemrud, bunu ispat için, iki adamı getirtmiş, birini

öldürmüş, diğerini bırakmış; böylece öldürmeğe ve

diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti. Bu defa İbrahim

(a.s.): "Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan

getirsene" (el-Bakara, 2/258) deyince Nemrud şaşırıp

kalmıştı.
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#15
Bir ara, Allah inancını kabule yanaşmayan halk, bir

bayram günü âdetleri üzere puthaneye yemek

getirmiş, putlarının önüne koymuş, daha sonra da

eğlenme yerlerine gitmişti. İbrahim (a.s)'ı de

götürmek istemişler, ancak o, rahatsız olduğu

gerekçesiyle gitmemişti. Onlar eğlence yerlerine

gidince, puthaneye girip putların hepsini paramparça

etmiş, içlerinden sadece en büyüğünü, ona baş

vursunlar diye sağlam bırakmıştı.

Bayram eğlenceleri biten halk, yine âdetleri üzere

yemeklerini almak için puthaneye gelmiş, ancak

puthaneyi harabeye dönmüş bir durumda görünce,

putları bu hale getirenin İbrahim (a.s.) olabileceğini

düşünmüşler, İbrahim (a.s)'i çağırıp şu şekilde sorguya

çekmişlerdir: "Ey İbrahim! Tanrılarımıza bu hareketi

sen mi yaptın?" Hz. İbrahim bu soruya "Belki onu, şu

büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa, onlara sorun!"

şeklinde cevap verdi (el-Enbiyâ, 21/62-63). Halk,

putların cansız ve konuşamaz olduklarını itiraf edince

İbrahim (a.s) tevhid inancını haykırırcasına şöyle dedi:

"O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir fayda ve zarar

veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de,

Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ

akıllanmayacak mısınız?" (el-Enbiyâ, 21/66-67).
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#16
İbrahim (a.s)'ın bu savunması, sapıklar tarafından

onun suçlu duruma düşmesine yetmişti. Sapıkların

lideri Nemrud, İbrahim (a.s)'ın öldürülerek veya

yakılarak cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet

ateşte yakılmasına karar verilmişti. Hazırlanan ateşin

alevi, en şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde

İbrahim (a.s)'ı mancınıkla fırlatıp ateşe attılar. Ancak

ateşin ve her şeyin sahibi olan Allah, ateşe şöyle emir

verdi: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız

ol!" (el-Enbiyâ, 21/69). Böylece İbrahim (a.s) ateşten

kurtulmuş oldu. O sırada İbrahim (a.s)'a inanan tek bir

kişi vardı; o da Lut (a.s) idi.


Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "İbrahim aleyhi's-

salâtü ve's Selâm yalnız üç defa (te'vil ile başka bir

manaya çevirerek) yalan söylemiştir. Bunların ikisi

Aziz ve Celil olan Allah'ın zâtı ve rızası için: Birisi

(putperestlere) "ben hastayım" demesi öbürüsü de

"Belki putların şu büyüğü bu işi işlemiştir" demesi.

Resulullah üçüncüsü için de şöyle demiştir: "İbrahim

günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte azılı bir zalime

uğramıştı" (Buhârî, Enbiya, 8).
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#17
Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır. Hz. İbrahim

amcasının kızı olan hanımı Hz. Sâre ile birlikte Mısır

tarafına seyahat ederken "Erdün" kasabasına

gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise

geçmiştir. Ebu Hureyre, Peygamber (s.a.s)'den rivayet

etmiştir. Hz. Peygamber şöyle anlatmıştır: "İbrahim

(a.s) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi. O

şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı. Bu zâlime

"İbrahim, yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi"

diye haber gönderdiler. Kral "ey İbrahim! yanındaki

kadın neyin, kimindir?" diye sordurdu. İbrahim (a.s)

(din) kardeşimdir" dedi. Sonra Sâre'ye gelip "sakın

beni yalancı çıkarma, ben bunlara seni kız kardeşimdir

dedim. Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde benden,

senden başka iman eden hiç kimse yoktur" buyurdu.

Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya)

teşebbüs etti. Hz. Sâre kalktı abdest aldı, namaza

durdu. Sonra şöyle dua etti: "Yâ Rab! Ben sana ve

senin peygamberine iman ettimse, ben kadınlığımı

zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana

kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat

etme". Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak

çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre "Allahım şayet

bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir" diye

dua etti. Bunun üzerine adam rahatladı". Bu hadise üç

defa tekrarlandı. "Bunun üzerine melik etrafındakilere"

siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim

(a.s)'e gönderiniz. Hâcer'i de Sâre'ye veriniz" dedi.

Bunun üzerine Sâre Hz. İbrahim'in yanına gelerek ona

(olayı anlattı) ve "Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti;

bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi" dedi (Buhârî,

Buyû, 100; Hibe, 36).
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#18
İbrahim (a.s), o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer

gezdi. Sonunda Şam'da karar kıldı. Orada kendisine

inananlar günden güne arttı. İbrahim (a.s)'e inanların

oluşturduğu kitleye "İbrahim milleti" adı verildi.

İbrahim (a.s) Babil'den ayrılacağı zaman, babası için

Allahu Teâlâ'dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve

babasının affı için Allah'a şöyle yalvarmıştı: "Babamı

da bağışla! Çünkü o sapıklardandır" (eş-Şuârâ, 26/86).

Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen

İbrahim (a.s) bunu, memleketinden ayrılırken verdiği

sözden dolayı yapmıştı. İbrahim (a.s)'ın duası kabul

edilmedi ve ayeti kerimede bu durum şöyle ortaya

kondu: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra

akraba bile olsalar puta tapanlar için mağfiret dilemek

peygamberlere ve mü'minlere yaraşmaz" (et-Tevbe,

9/113).


İbrahim (a.s)'in bundan sonraki yaşantısı Lut (a.s),

İsmail (a.s) ve İshak (a.s) ile birlikte geçti. Bunlar

hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Onları

buyruğumuz altında, insanları doğru yola götüren

önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı, namaz

kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk

eden kimselerdi" (el-Enbiyâ, 21/73).
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#19
Allah Teâla, İbrahim (a.s)'a on sayfalık bir kitap da

vermiştir. Uzunca bir süre yaşadıktan sonra, ömrünün

sonlarına doğru Mısır'a gitti. İbrahim (a.s) vefat

ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs

yakınlarında Halilü'r-rahman denilen yerde defnedildi.


Hanîflik: İbrahim (a.s)'in dinin temeli tevhide (Allah'ın

birliğine) dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç

unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen

yayılmıştı. Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin

izleri görülüyordu. Bunlara "Hanif" denirdi.


Hanîf, batıldan uzak, Hakk'a yönelen ve tevhit inancı

üzere bir Allah'ı tasdik eden kişi demektir. Kur'an-ı

Kerim de "hanîf" kelimesi birkaç yerde geçer. "Hanif"

kelimesi daha çok, Hz. İbrahim için Allah'a saf ve

temiz bir şekilde ibadet eden bir kul anlamında

kullanılmıştır.
 

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Beğeniler
258
Puanları
0
#20
Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: "Ve hanif

olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah'a ortak

koşanlardan olma!" (Yunus 10/105) "Sonra da biz,

Hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine

uy, diye sana vahyettik" (en-Nahl, 16/123).

İslâm'dan önce Arap toplumunda; Varaka b. Nevfel,

Abdullah b. Cahş, Osman b. Hüveyris, Zeyd b. Amr,

Kuss b. Sâide gibi kişiler hanifler arasında

bulunuyordu. Bunlar; cansız, dilsiz, hiçbir şeye güçleri

yetmeyen putların önünde eğilmeyi, onlara

yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi.

Kaynak Şamil İslam Ansiklopedisi
 
Üst