Herkese gözdağı

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Siyasetin bittiği gündü dün.
Deniz Baykal’ın istifasına hakikaten üzüldüm.
Deniz Baykal’ın ayağını, siyaset ve ahlak dışı bir oyunla kaydıranların operasyonuna derin bir öfke duydum.
Bunun, bir tür “devlet operasyonu” olduğunu düşündüm.
Baykal’ın istifası, “değişim”in habercisi gibi değil, tam tersine, değişime direnen komplocuların başarısı gibi geldi bana.
Yanlış anlaşılmasın; Baykal zinhar “değişimci” olduğu için değil; aksine, değişime, statükocuların ihtiyaç duyduğu yetkinlikte direnemediği için devrildi sanki.
Derin devlet, “at” değiştirme ihtiyacı duydu adeta.
Müesses nizam, kendi çocuğunu yedi.
Nedense, Ertuğrul Özkök’ün devrilişine benzettim Deniz Baykal’ın istifasını...
“Artık Ertuğrul Özkök’le olmuyor” diyen statüko, “artık Deniz Baykal’la olmuyor” diyormuş gibi geldi bana...
Özkök’ün Hürriyet’in başında kalamaması “varan bir”di belki, Baykal’ın CHP’nin başından gitmeye bu şekilde zorlanması “varan iki...”
Anayasa değişiklik paketinin referanduma sunulması halinde, seçmen nezdinde büyük bir yenilgi yaşayacağından korkan statükocu güçler devirdi bence Baykal’ı; onu ilk terk edenlerin medyadaki statükocu yandaşları olmasına da şaşırmadım.
Türkiye’de vesayet rejiminin bitmesine karşı daha etkin bir direniş göstermek isteyenlerin, mücadeleyi bundan böyle daha “taze” isimlerle sürdürme hevesinden söz etmiyorum ama...
Öyle olsa, amenna.
Daha kötü bir şeyden söz ediyorum.
Baykal’a yapılan komplo, statükocu kesimin mücadeleyi büsbütün siyaset dışına çekme çabasının bir göstergesi olabilir mi; beni asıl endişelendiren soru bu.
Tabii, yanılıyor olabilirim.
Ve umarım yanılıyorumdur.
Ama Deniz Baykal’a “git” diyenlerin, “kalamazsın” diyenlerin ve bunu diyebilmek için Baykal’ın mahremiyetine tecavüz edenlerin, bu yolla şantaj yapanların, Baykal’ın “ideolojik” rakipleri olmadığı kanısındayım ben.
Bilakis, Baykal’ın bu duruma düşürülmesinin, onun da esiri olduğu statükocu zihniyetin son çırpınışları olduğundan şüpheleniyorum.
Ordusundan yargısına, iş dünyasından medyasına kadar, gündemdeki anayasa değişiklik paketinin hayata geçmesine direnen kesimde bir can havli durumu var adeta; liderlerin yumruklanmasından, karakolların basılmasından medet umanlar var; kaosa bel bağlayanlar var.
Siyasetin, normal kanalların dışına çıkmasını isteyenler var.
Anayasa değişiklik paketinin referanduma gitmesini mutlaka önlemek isteyenler var.
Ve bu çevre, Baykal’ı alaşağı eden kaset komplosuyla, önümüzdeki süreçte alacağı kararlar kritik önem taşıyacak olan bazı aktörlere de, gözdağı veriyor olabilir.
Birileri, Baykal üzerinden başka birilerine “elimizde senin de kasetin var, ona göre” mi diyor, acaba?
Bu soru kafamda dönüp duruyor.
Yanılıyor olabilirim.
Umarım yanılıyorumdur.
Deniz Baykal’ın istifasına üzüldüm.
Çünkü bu istifa, “statükocu zihniyetin iflasının kabulü” anlamına gelmiyor bence; bilakis “statükocu zihniyeti başka yollardan temayüz ettirme çabasını” çağrıştırıyor.
Deniz Baykal, son yıllarda, kendisini ve partisini, çok dar bir kesimin beklentilerine hapsetmişti; iktidara gelmemeye adeta yeminli bir lider gibi davranıyordu.
Baykal, uzunca bir zamandır, toplumsal beklentileri siyasete tahvil eden gerçek bir parti lideri olmaktan çıkmış, statükocu elitin “yap” dediğini yapıp “yapma” dediğini yapmayan, kendisini küçücük bir gruba kullandırarak, derin devlet adına değişime direnen bir bürokrat haline gelmişti.
CHP’yi siyasi bir parti olarak yeniden yaratma fırsatı varken, bunu yapmamış, aksine, partiyi küresel gündemin dinamiklerinden büsbütün koparmış; parti içinde tartışmayı, hareketi ve kan değişimini büsbütün engellemiş; CHP’yi bir “devlet aygıtı” olarak kalmaya mahkûm etmişti.
Dahası, “Ergenekon’un avukatı” olduğunu ilan edecek kadar onurundan vazgeçebilmişti Baykal...
Dün CHP Genel Merkezi’nde kendisini gözyaşları içinde uğurlayanların attığı sloganın sadece yarısını haklı çıkarıyordu nicedir; “inadına Baykal” şiarını gönülden benimsemişti, seçim yenilgilerinden ders almıyor, parti içindeki ve yakın çevresindeki makul eleştirileri bastırıyor, kendisine yüzde yüz bağlı olmayan her partilinin önünü kesiyordu.
O sloganın ikinci yarısındaki “inadına sol” sözünün aksine, “sol” adına, solun gerektirdiği değişimcilik, eşitlikçilik adına hiçbir şey yapmıyordu Baykal’ın CHP’si; aksine Sosyalist Enternasyonal’den ihraç edilme noktasına gelecek kadar bu ilkelerden uzaklaşmıştı.
Esasen, bütün bu nedenlerle, Baykal’ın çoktan istifa etmiş olmasını dilerdim.
Yapmadı.
İstifa kararını, toplumun teveccühüne mazhar olamadığı için almadı.
Bilakis, toplumun teveccühüne mazhar olması imkânsız politikaları nicedir ona empoze edenlerin teveccühünü kaybettiği için istifa etti.
Kendisine kurulan komplo karşısında sessiz kalan ve belki de bu komploda bilfiil yer alan zihniyet ortaklarının “Baykal’a yapılan çok ayıp ama...” diye başlayan ahlaksız korosu susturdu CHP liderini.
Yazık oldu.
Baykal’ın sonu, Baykal’ın siyasi ve ideolojik rakiplerini sevindirebilecek bir son değil.
Temiz siyaset yerine kirli oyunlara bel bağlayanlar sevinebilir ancak bu istifaya; Türkiye’deki köklü değişim emarelerine karşı olsa olsa kaostan, komplodan, gözdağından medet umanlar sevinebilir.
Bilmem, yanılıyor muyum?

Yasemin ÇONGAR
 
Üst