Hasan Nasrallahın Mısır Açıklaması .... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Hasan Nasrallahın Mısır Açıklaması ....

K

Kaçak

Misafir
Hamd âlemlerin rabbi Allah’a, salât ve selam efendimiz ve peygamberimiz Ebu Kasım Muhammed’e, onun temiz ailesine, seçilmiş ashabına ve bütün peygamberlere olsun. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

Böyle bir günde buluşmamızın amacı bellidir. Bizler Mısır halkının ve gençlerinin onun da öncesinde Tunus halkının ve gençlerinin yanında yer aldığımızı ve dayanışma içinde olduğuuzu açıklamak için burdayız. Fakat bazı noktalara değinmeden önce vaktinizi çok fazla almayacağımı ve benden önce konuşan kardeşlerimin söylediklerini tekrar etmemeye özen göstereceğimi söylemek istiyorum.

İlk olarak Tunus halkına ve şimdi de Mısır halkına özürlerimi sunmak istiyorum çünkü bu duruşu açıklamada birkaç gün geciktik. Bunun sebebi tereddüt, şaşkınlık ya da düşünce değildi. Bizler bölgede ve Lübnan’daki Siyonist-Amerikan projesine direnişte böyle bir tarihe sahip partiler olarak, çatışma hakla batıl ve zalimle mazlum arasında olduğunda seyirci kalamayız. Ama sizin üzerinize titrememiz ve suçlanmamanız için uğraşmamız beklememize neden oldu.

Bu hareket, bu dayanışma ve duruş daha önce sergilenmiş olsaydı –şuan Mısır’dan bahsediyoruz, Tunus bu mücadeleyi büyük bir şekilde aştı- şuan Tahrir Meydanı’nda ve Mısır’ın pekçok meydanında gösteri yapanların Hizbullah, Hamas, ya da İran Devrim Muhafızları’na bağlı olduğu söylenecekti. Bu ulusal hareket dış mihraklara hizmet ediyor şeklinde suçlanacaktı. Bizim Mısır’daki rejimle acı bir tecrübemiz oldu. Mısır rejimi Gazze’deki halka hizmette Mısırlı ve Filistinli gençlerle dayanışma içinde olan bir kardeşimizi tutuklamıştı. Hizbullah çetesi olarak adlandırılan bu grup, Mısır’daki rejimi düşürmek, Mısır’ın portresini değiştirmek ve onu Şiiliğe döndürmek için çalışmakla suçlanmıştı. Gazze’deki direnişe destekte lojistik bir yapısı olan bir işte, bir grup Filistinli ve Mısırlıyla birlikte dayanışma içinde olan bir kişi hakkında yapılan suçlamaların boyutunu hatırlayacaksınız. Bu nedenle bekledik. Ama şimdi ilk günlerden beri Mısırlı pekçok dostumuzla birlikte büyük istişareler yaptığımızı gizlemeyeceğim. Onlar da bize beklememizi tavsiye ettiler. Çünkü herkes Mısır’da bu konuda çok büyük bir hassaslık olduğunu biliyor. Yani Mısır’da birisi -kim olursa olsun- herhangi bir dış mihraka kulak vermekle suçlanırsa -bu kişi dayanışmacı, haklı, sevilen, değerli bir kardeşimiz bile olsa- ya da Mısır’ın iç işlerine karışıldığı şüphesini uyandırırsa bu büyük bir hassaslık doğurur ve biz bu hassaslığı gözetmek istedik.

Bugün herşey bitti. Ben geçtiğimiz birkaç gün içinde rejime bağlı resmi televizyonlardan bazılarında ve yine rejime bağlı bazı kişilerin korktuğumuz şeyi söylemeye başladıklarını duydum. Ama bütün bu suçlamalar Mısırlıların iradesinin ve bu hareketin asilliğinin önünde duramayacak.

Bugün dayanışmamızı ilan ediyoruz. Bu dayanışmanın bir yönü bu devrimi, bu intifadayı, bu coşkun, büyük ve tarihi halk hareketini müdafaa etmektir. Bu devrimi müdafaa etmenin sorumluluklarından biri de meydandaki bütün verilerin de doğruladığı gibi devrimin gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktır. Bir defasında umutlarımızdan, hayallerimizden ve beklentilerimizden bahsederiz, bir defasında bizim faraziyelerimizden hareket ederiz, başka bir defasında da meydanla, alanlarla, caddelerle, büyüklerle ve küçüklerle bağlantıya geçer, onlarla konuşur, onları, sloganlarını, marşlarını ve şarkılarını, sözlerini ve açıklamalarını dinleriz. Televizyon kanallarının ve iletişim araçlarının naklettiklerini dinleriz. Onlar devrimlerinin ve intifadalarının hedeflerini, umutlarını, yapısını, şeklini, gerçeğini ve içeriğini açıklamada en yetkin olanlardır.

Bana tanınan sürede sizin vekiliniz olarak bazı görevleri yerine getirmek, bizi dinleyen ya da dinlemesine izin verilen kamuoyuna bu tarihi devrimin gerçekliğinin bazı yönlerini açıklamak istiyorum.

1-Bizler ulusal ve gerçek bir Mısır halk devrimiyle karşı karşıyayız. Bu devrime hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar, İslami, laik, ulusal, milliyetçi ve çeşitki fikri akımlar katılıyor ve halkın her kesimi alana iniyor. Küçük, büyük, kadın, erkek, yaşlı, âlim, entelektüel, elit, işçi ve çiftçi. Ama bu katılımdaki en büyük ve önemli unsur gençlerdir. O halde biz bu açıdan tam bir devrimle karşı karşıyayız.

2-Bu devrim bu halkın iradesi, kararlılığı ve azmidir. Gösteri yapan, şehit veren, yaralanan, bu soğuk havada dışarda geceleyen, ne istediğine, ne yapacağına, nereye varmak istediğine, hangi rejimi kabul edeceğine ve hangi formülü benimseyeceğine karar verecek olan bu halktır. Söylediği, yaptığı ve istediği herşeyde karar sahibi odur. Dışarıya bağımlılık suçlamaları bu dışarısı kim olursa olsun, ister Mısır’a düşman ister dost olsun, Mısır halkının ve onun cesur gençlerinin büyük iradesi karşısında düşecek olan ve düşen suçlamalardır. Bu konuya biraz sonra terkrar döneceğim.

3-Bu devrim ve intifada özü, içeriği ve mahiyeti itibarıyle ekmek ve açlık intifadası mıdır yoksa toplumsal adalet, özgürlük, demokrasi intifadası ve siyasi bir intifada mıdır? Msır’ın bölgedeki ve İslam âlemi ile dünyadaki konumuyla rejimin dış politiklarıyla ilişkisi var mıdır? Pek çok analiz ve yorum duyduk. Herkes olayları belirli bir yöne çekmeye çalışıyor.

Elitler, entelektüeller, siyasi liderler ve basın organları içerisinde Amerika ve İsrail’e dost olanlar, dünyayı Mısır’da olanları ekmek, açlık ve yiyecek devrimi olduğu şeklinde ikna etmek istiyor. Gerçeği bütün dünyaya meydanlarda ve alanlarda gösteri yapanlar söylüyor. Onların attığı sloganlar, kanları, öfkeleri, konumları söylüyor. Yani biz içerik, öz ve mahiyet bakımından tam bir devrimin karşısındayız. Bu fakirlerin, özgürlerin, özgürlük isteyenlerin, alçaklığı ve bu ülkenin Amerika ile İsrail’in iradesine teslim olmakla uğradığı zelilliği reddedenlerin devrimidir. Bu toplumsal, insani ve siyasi bir devrimdir. Bu zulme, yolsuzluğa, baskıya, açlığa, ülkenin imkânlarının heder edilmesine ve rejimin Arap-İsrail çatışmasındaki politikalarına karşı bir devrimdir.

4-Mısır devrimiyle dayanışma içinde olmanın gereklerinden biri bu devrimi onu ithamlara maruz bırakmak isteyenlerden uzak tutmaktır. Başlangıçtan beri duyduğumuz en kötü suçlamalardan biri -ki biz bu suçlamayı Tunus devriminde de duymuştuk- budur. Arap dünyasında bazı akıllı geçinenler, bu devrimin Amerikan iradesinin üretimi olduğunu, Amerikan istihbarat teşkilatları, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığının bu gençleri harekete geçirdiğini, teşvik ettiğini, onlarla sürekli koordine içinde olduğunu, bu devrimi yönettiğini ve zamanlamayı ayarladığını söylemişti.

Dayanışma gününde bunun büyük bir zulüm olduğunu söylememiz gerekiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Müslüman, Arap ya da özgür insan Tunus ve Mısır gençlerine karşı bu şekilde düşünürse ilk olarak büyük bir zulüm işlemiş ikinci olarak da bu halkların ve gençlerin akıllarını, iradelerini, şuurları, kültürleri ve anlayışlarını aşağılamış olur.

Buradan hareketle kardeşler Amerika’nın her istediğini yerine getiren, her türlü hizmeti sunan, bölge ve dünya bazındaki projesinde ve çıkarlarını korumada samimi bir dost gibi çalışan bir rejimi kasıtlı bir şekilde düşürmek istediğinin söylenmesi mümkün müdür? Bu sözler mantıksız ve hiçbir şekilde gerçekliği olmayan sözlerdir.

Amerikalıları dinlediğimizde, -birazdan İsraillilerden bahsedeceğiz- demokrat ve cumhuriyetçi partiden olan Amerikan liderlerini, onların başkana yağdırdıkları methiyeleri, Mısır rejiminin Amerika’nın bölgedeki projesine sunduğu büyük hizmetleri dinlediğimizde bu başkanı ve rejimi anlayan, gözeten ve düzelten Amerika’nın bu rejimi düşürmek için çalışacağını düşünmemiz mümkün olur mu? Bu dili 1979 İran İslam devriminde de duyduk. O vakit Amerika’nın Tahran, Meşhed, Isfahan ve Tebriz’deki devrimi yönettiği, İmam Humeyni’nin CIA’e bağlı olduğu söylendi. Tabi ki bu adama çok zulmedildi çünkü kimileri onun CIA’e bağlı olduğunu başkaları da KGB’ye bağlı olduğunu söylüyorlardı. Amerika’nın şaha daha fazla taviz ve imtiyaz vermeyi dayatmak için Tahran’daki devrimi başlattığını, 79’da hala ayakta olan Sovyetler Birliği’nin İran’daki devrimi yönettiğini çünkü Amerikan rejimini düşürmek ve sıcak sulara inmek istediklerini söylüyorlardı. Zafer, günler ve yıllar Humeyni’nin halkına, ümmetine, tarihine ve bu ümmetin istekleriyle temennilerine vefalı, Müslüman, ulusalcı, dürüst ve samimi bir imam olduğunu ortaya çıkardı. Bugün Tunus halkının ve Mısır halkının ve gençlerinin durumu budur.

Evet, Amerikalılar devrimi çalmaya, çevrelemeye, Arap ve İslam dünyasındaki çirkin imajını güzelleştirmeye, kendilerini dünyanın bölgemizde gördüğü en büyük diktatörleri mutlak bir şekilde uzun zaman himayesine aldıktan sonra halkı, onun haklarını, iradesini ve özgürlüklerini müdafaa ediyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar. Devrim yapan halkların ve bölgemizdeki direniş hareketlerinin dikkat etmesi gereken en büyük tehlike budur.

Kardeşler! Uzun senelerdir biz bunu gazetelede, degilerde ve kitaplarda okuyoruz. Medya ve Amerikan üniversitelerinin “akademik araştırma üniversitelerinin” çoğu Arap ve İslam ülkesindeki hareketleriyle bunu takip ediyoruz. Amerikan idaresi bölgemizde özellikle de Arap ve İslam dünyasında pekçok araştırma ve anket düzenledi. Bölgedeki halkın genel görüşünün ne yönde olduğunu öğrenmek istiyordu. Bu insanlar nasıl düşünürler, neyi kabul edip neyi reddederler ve neyi arzularlar? Sonuçlar netti. Bu sonuçlar özel bilgiler gerektirmiyor, bunlar dergi ve gazetelerde yayınlanan şeyler, özellikle de müzakere ve konferanslarda tartışılan stratejik konular gazetelerde yayınlandı. Bir de her zaman olduğu gibi bizi okumayan bir halk olmakla suçluyorlar. O eskidendi. Araştırma ve anketlerin tamamının vardığı sonuçlar şunlardır:

Arap ve Müslüman halkların ezici çoğunluğu Amerikan politikalarına düşman tavırlar sergiliyor ve reddediyor. Ama bu Amerikan halkına karşı beslenen bir düşmanlık değildir. Belki de zamanla Amerikan halkının çoğunluğunun, bu dünyada neler olup bittiğinden haberi olmayan, öncelikleri ve ilgi alanları tamamen farklı zavallı insanlar olduklarını göreceğiz.

Halklarımızın çoğunluğu açık ve çeşitli sebeplerden ötürü Amerikan politikalarına karşıdır. Amerika’nın mutlak anlamda İsrail’i ve onun kurulduğu andan 2008 Gazze ve 2006 ikinci Lübnan savaşına kadar olan bütün savaşlarını benimsemesi, Amerika’nın kendisinin müttefiki olan yolsuzluk içindeki diktatör rejimleri benimsemesi ve İslam ve Arap dünyasında Pakistan, Afganistan, Irak ve diğer yerlerde yaptığı savaşlardan… Amerika’nın her şeyde, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunda çifte standar uygulamasından ötürü halklarımız Amerikan politikalarını reddediyor.

Amerikalıların yaptığı anketler ve araştırmalar sonucunda bölgede büyük değişikliklerin meydana geleceği ortaya çıktı. Clinton da haftalar önce buna işaret etmişti. Amerikalılar onlarla müttefik olan, İsrail’le yardımlaşan ve İsrail ile Amerika’ya karşı aldığı tavırda halkının iradesinin dışına çıkan rejimlerin, sabrının son sınırı zorlanan bu halklar karşısında uzun süre dayanamayacağını anladılar. Yine anketler bu rejimlerin ve liderlerinin halkları nezdinde hiçbir popülarite, saygı ve değerleri olmadığını ortaya çıkardı. Aynı zamanda anketler bu liderlerin ve başkanların Filistin meselesi ve Amerikan projesine karşı tavırları sonucunda başka lider ve şahsiyetlerin 1. 2. ve 3. sırada yer aldıklarını gösterdi. Bu nedenle Amerikan idaresi duyduğu endişeyi dile getirdi.

Ama bu onun hizmetinde çalışan rejimi düşürmeye çalıştığı ya da bunu planladığı anlamına gelmez. Amerika hazırlanmış ve beklemiştir. Herhangi bir ülkede herhangi bir devrim olduğunda Amerika İran devrimiyle mücadelede yaşadığı ve daha önceki tecrübelerinden istifade ederek ortada yer alıyor ve baskı ve kanlı meydan çatışmasını desteklemiyor. Çünkü halkla girilecek kanlı çatışmaların sonucunun kendisi, müttefikleri, casusları ve eski ve yeni hizmetkârları için felaket olacağını biliyor. Bu nedenle tarafsız duruyor. Kendisini farklı bir şekilde sunmaya, halkların ve onların seçimlerinin hamisiymiş gibi görünmeye çalışıyor. En nihayetinde ilişkilerini, ittifakını, projelerini ve çıkarlarını koruyacak bir iktidara geçişi temin etmeye çalışıyor.

Burada söylediğim şeyi cesurca tekrar ediyorum. Bölgede Amerikan idaresini ilgilendiren şey kendisinin ve İsrail’in çıkarlarıdır. İktidarda kimin olduğu önemli değildir. İktidarda olan her kimse ondan anında vazgeçebilir İslamcı bile olsa. Amerikalılar ne İslamcı, ne İslami hareket, sağcı, solcu, ulusal, milliyetçi kimseyi, ne şeyh hazretlerini, ne efendi hazretlerini, patrik ve piskoposu veto etmez. Onların ideolojik, fikri ve inanç kimliğiyle işleri yoktur. Önemli olan siyasi konumdur. Amerika ve İsrail’in çıkarlarına bağlı mı? İktidardaki kişi böyle bir bağlılık gösteriyorsa hiçbir sorun olmaz.

Burada bu başlığı şu sözlerle bitirmek istiyorum: Mısır devrimini kötü şeylerden uzak tutmalıyız. Bazılarının Amerika’nın tarafsız olduğu ve bu devrimin arkasında onun olduğu, onun idare ettiği şeklinde sonuçlar çıkarmaları doğru değildir.

5- Mısır halkıyla gençleri bu halk devriminin bölge ve dünya denklemleri üzerindeki etkisini bilmeleri gerekir. Bu devrim birkaç günde büyük güçler, bölge ülkeleri ve uluslararası kamuoyunda kendisini ilk sıradaki olay olarak kabul ettirdi. Mısır halkının, gençlerinin ve şehitlerinin dünyadaki büyük güçlerin yönetimlerinin ve onların Batılı müttefiklerinin yaşadıkları büyük kargaşayı, bu devrimin anlaşılması ve ona karşı nasıl tavır alınacağı konusunda düşülen ikilemi görmeleri yeterlidir. Lübnan, Filistin ve Suriye’de bizim için en önemli olan şey İsrail konusudur. Mısır halkı ve gençlerinin devriminin 14 günde yaptığına bakın! İsrail düzeyinde Filistin’de elimizde ne var?

İsrail’in gerçek paniği, korkusu, büyük endişesi, stratejik değerlendirme çağrıları… Ben bugün halkının meydan okuduğu ve düşmesini istediği rejimin tanımını yapmak istemiyorum. Sadece “İsraillilere bakın ne diyorlar”diyorum. Rejimin değerlendirilmesi ve onun Camp David’den bugüne kadar İsrail’e sunduğu stratejik hizmetler konusunda İsrail’de anlaşmazlık yok. İsrail ulusal güvenliğini teorilerinde Mısır rejiminin konumundan bahsederken dinleyin. Bugün ulusal güvenlik stratejilerini ve savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmek için acele davranılması çağrıları yapıldı. Ayrıntı düzeyinde Netanyahu Mısır sınırında elektronik duvar inşa edilmesi çağrısında bulundu. Gazze ve Mısır arasındaki sınırda yeniden kontrolün sağlanması çağrıları da yapılıyor. Camp David’den sonra dağıtılan askeri birliklerin kurulması çağrısı yapılıyor. İsrail bugün 1979’da İran’da şahı ve Lübnan’a, Gazze’ye olan saldırıları ve özgürlük filosuna karşı işlediği suçlar ve öldürme politikaları nedeniyle Türkiye’yi de büyük oranda kaybetmesinden sonra bölgede kalan son güçlü ve stratejik müttefiğini de kaybetmekten ötürü büyük üzüntü içinde. İsrail bugün bölgedeki son güçlü müttefikinden bahsederken stratejik şansına ağıtlar yakıyor. İsrail’de bu rejimin ve başındaki kişinin korunması konusunda konsensüs var ve Amerikan idaresinin tereddüdü ve bocalaması konusunda şiddetli eleştiriler yapılıyor.

İsrailliler nezaketsiz ve kaba bir şekilde bölgede İsrail’i koruyanların demokratik rejimler değil diktatörler olduğunu açıkladı ve Amerikalılara bize ne yapıyorsunuz dediler. Sizler tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz, bu oyunun sonu İsrail devletinin varlığına zarar verebilir.

Bugün bizler çok net bir tabloyla karşı karşıyayız ve bu tabloyu Arap ve Müslüman halklarla dünyanın şerefli insanlarının önüne koyuyoruz. İsrail’in istediği, gece gündüz çalıştığı ve korumak ve müdafaa etmek için dünyadaki siyasi karar merkezlerine baskı yaptığı bir rejim var.

Bu tablonun bir parçası ama başka bir parça daha var. Bu parça da halkının düşmesini istediği bir rejim. Alanlar milyonlarla doldu, şuana kadar yüzlerce şehit verildi binlerce kişi yaralandı. Bugün İslam ve Arap dünyası ile bütün dünyadaki dini mercilere, din adamlarına, dini kurumlara, entelektüellere, her alandaki seçkinlere, Arap ve İslam halklarına, dünyanın şerefli ve özgür insanlarına yöneltilecek soru şudur: Hangi cephede yer almanız ve olmanız gerekiyor? Rejimi savunan İsrail cephesinde mi yoksa bu rejimin düşmesini isteyen Mısır halkının cephesinde mi?

Bugün Mısır topraklarında verilen bu kavganın gerçek, hassas ve doğru değerlendirmesi budur. Din adamlarına, şeyhlere, dindarlara ve kıyamet gününe inanan herkese “Yarın Allah bize bu tarihi anda aldığımız tavrı soracak. Hesap çok zor olacak” diyorum. Çünkü mesele bir adamın kanı, kemikleri ezilmiş bir kadın ya da çocuğun geleceği, bir fakirin ağzıdan alınmış bir lokma ekmek meselesi değil bir halkın, ümmetin, gelecek, mukaddesat ve tarihin davasıdır. Bugün tarafsız kalanlar ya da karşı cephede yer alanlar Allah göstermesin bu devrim başarısız olduğunda meydana gelecek sonuçlardan ötürü hesaba çekilecekler. Olumlu tarafta yer alanların onurları ve Allah katında dereceleri olacak. Çünkü onlar nesilleri ve geleceği inşa edecek bir konumdalar. Bu sözlerim dindarlaradır.

Bütün müminlere insani onur, insani, özgürlük, adalet ve vicdanla şunu söylüyorum: Sizin de bu vefalı ve cesur halktan yana konumunuzu netleştirmeniz gerekiyor.

Mısır halkı ve özellikle de gençlerine “Biz sizin iç işlerinize karışmayacağız, ne yapacağınıza, nasıl hareket edeceğinize, neyi kabul edip neyi etmeyeceğinize sizler karar vereceksiniz” diyoruz. Ama sizleri seven, dostunuz ve kardeşleriniz olarak inancımızı, duygularımızı ve isteklerimizi size ifade etmek istiyoruz. Sizin yaptıklarınızın çok büyük ve ümmet ile bölge tarihindeki dönüm noktalarından biri olduğuna inanıyoruz. Sizin hareketiniz ve zaferleriniz bütün halkların özelde de Filistin halkının lehine bölgenin çehresini değiştirecektir.

Sizler bugün Arapların onur savaşına giriyorsunuz. Sizler bugün çığlıklarınız, kanınız ve meydanlardaki sebatınızla, bazı liderlerin uzun zamandır teslimiyet ve yenilgiyle zelil ettiği ve aşağıladığı Arapların onurunu geri alıyorsunuz. Bugüne kadar yaptıklarınız 2006 savaşında Lübnan’ın ve 2008’de Gazze’nin tarihi direnişinden aşağı değildir.

Sevgili Mısır gençleri! Biz sizin şehitlerinizin yüzünde bizim şehitlerimizi görüyor, sizin yaralılarınızın inleyişlerinde bizim yaralılarımızın inleyişlerini duyuyor, meydanlardaki direnişinizde Lübnan ve Filistin’de bütün savaşlara, tehditlere ve tehlikelere karşı duran kahraman direnişçilerin mukavemetini görüyoruz.

Mısır halkı ve gençleri! Bugün zulme uğrayan halklarımız size, sizin sebatınıza ve nihai zaferinize çok ümit bağlıyor. Her zaman Mısır için dünyanın anası denilmiştir ve sizler bugün meydanlarda iradesi, eğilmezliği ve imanıyla dünyanın çehresini değiştirebilecek bir halksınız. Yoksa Mısır nasıl dünyanın anası olur?

Biz eminiz ve siz de aynı güven duygusuna sahipsiniz. Biz sizin değişimi var etme gücünüzden eminiz ve sizin Mısır’a, bölgenin ve ümmetin yaşantısında ilerici ve tarihi önderlik rolünü geri vereceğiniz günü bekliyoruz.

Kardeşlerimiz! Değerli Mısır halkı! Uzaktan, Beyrut’tan size son söz olarak ne söyleyebiliriz. Keşke sizinle birlikte olsaydık. Keşke Tahrir Meydanı’nda, Kahire meydanlarında, İskenderiye, İsmailiye, Süveyş ve diğer büyük Mısır şehirlerinin caddelerinde sizlerle birlikte olabilseydik. Bende orada toplananlardan biriyim. Allah şahidimdir ki ben de bu kutsal ve yüce hedefler için her Mısır genci gibi canımı feda etmek orada olmanın arzusunu duyuyorum.

Biz bugün Lübnan’da Hizbullah, direniş, bütün Lübnan ulusal direniş grupları, partiler, İslami ve Lübnan ulusal siyasi akımları ve bugün burada toplananlar adına bütün imkânlarımızı Mısır halkının ve gençlerinin tasarrufuna bırakıyoruz. Hepimiz Allah’ın size zaferi bahşetmesi, sizi sabit kılması, dünyadaki bütün zayıf düşürülmüşleri aziz eylemesi için dua ediyoruz.

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.
 
Üst