Hasan Can Çelebi (Sultan'ın sırdaşı) | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Hasan Can Çelebi (Sultan'ın sırdaşı)

ukubat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
1,926
Puanları
48
Web sitesi
www.ismailaga.org.tr

Osmanlı Devleti’nin topraklarını 2 buçuk kat büyüten, 9. Osmanlı padişahı ve 74. İslâm halifesi Yavuz Sultan Selim Han’ın en yakın arkadaşı ve sırdaşı olan Hasan Can Çelebi aslen İsfahanlı olup, Tebriz’de doğduğu rivayet edilmektedir. [1]
Dedesi, kendisini ilmi seviyesi ile çevresine ve dahi Akkoyunlu hükümdârı Yâkub Han’a kabul ettiren Hâfız Cemalattin Efendi’dir. Saray hafızlığı yapan Hâfız Cemalattin Efendi, Dâvûdî sesiyle okuduğu Kur’ân-ı Kerîm tilavetleri dillere destan olmuştur. Hasan Can Çelebi’nin babası ise, sesi ve tilavetiyle herkesi büyüleyen ve bu şekilde adını İslâm coğrafyasında duyuran Hâfız Mehmed Efendi’dir.
Akkoyunlu Hükümdarı Yakup Han ölünce, yerine geçen Rüstem Han, Hâfız Mehmed Efendi’ye olan
hürmetinden ötürü onu sarayda tutmaya devam eder. Hasan Can Çelebi, bu vesile ile saray adabı ve buradaki ilmi tedrisattan istifade etmiştir.
Tebriz’den İstanbul’a…
Yavuz Sultan Selim Han, Safevi Devleti Hükümdarı Şah İsmail’i, Çaldıran savaşında mağlup edip Tebriz’e girince burada Hasan Can Çelebi ve babası ile tanışmıştır. Tebriz’de bulunan diğer değerli ilim adamları ile beraber, onlarıda mahiyetine alır ve İstanbul’a götürür.
Sultan, babası Hâfız Mehmed Efendi’ye, Saray Hafızlığı vazifesini verir ve onun Dâvûdi sesi ve kıraati ile huzur bulur. Hasan Can Çelebi ile kısa zamanda samimiyet kurarak, sırdaş ve nedîmi olarak sürekli yanında tutar. Sultan vefat edene kadar 6 sene onun yanından hiç ayrılmayan ve sırlarına muttali olan Hasan Can Çelebi, bu sırada Mısır Seferine de katılır.
Sultan’ın vefatı esnasında yanıbaşında bulunan bu zat olayı şöyle anlatmıştır: “Kısa bir an geçtikten sonra; “Yâsîn sûresini oku!” diye fermân buyurdular. Emr-i hümâyûnları gereğince, Yâsîn sûresini hatmettim. Benimle berâber okudular. İkinci defâ okurken; “Selâmün kavlen min Rabbirrahîm” âyetine geldiğim zaman gördüm ki, mübârek dudakları bu âyet-i kerimeyi okuyarak hareket eder ve o anda, önce sağ şehâdet parmağını kaldırıp diğer mübârek parmaklarını sıkıp temiz rûhunu teslim etti. Eli elimdeydi. Mübârek bileğini tutmuş, nabzını dinliyordum. Nabzın durduğunu hissedince, o anda lâzım olan hizmetleri yerine getirmek üzere ayağa kalktım. Hekimbaşı Ahî Çelebi oradaydı. Benim yaptığıma bakıyordu. Ayağa kalktığımı görünce: “Henüz hayat bâkidir. Ne için ayağa kalkarsınız?” diye beni oturtmaya kalkınca; “Bu eşiğe alnımı koyduğum andan bu âna kadar velî nîmetimin hizmetinden bir lahza yüz çevirmemişim. Bu sıralarda yapılacak iş budur. Tabîblik etmenin zamânı geçti ve asıl cevher kaybolup gitti.”dedim. Gerekli hizmetleri yerine getirdim.”
Bir Daha Yüzü Gülmedi
Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra, Hasan Can üzüntüden kendisini bir süre sonra inzivaya çekti. Sultan’a olan bağlılık ve muhabbeti sebebi ile bir daha yüzünün gülmediği rivayet edilir. Kanuni Sultan Süleyman’ın kendisine teklif ettiği yüksek makamdaki vazifeleri reddetmiştir. Padişah ise ona günlük 150 akçe, oğullarına ise günlük 20 akçe maaş bağlamıştır.
Hasan Can Çelebi, 17 Şâban 974 (27 Şubat 1567) tarihinde oğlu Hoca Sâdeddin Efendi ile beraber gittiği Bursa’da vefat etti ve Yeşiltürbe kapısının yakınlarında yol kenarına defnedildi.[2]
Dipnotlar
[1] Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, s. 292.
[2] M. Çağatay Uluçay, “Mehterhane”, s. 45

 
Üst