Gündelik hayatta röntgenci göz ve "sokak yazarlığı" | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Gündelik hayatta röntgenci göz ve "sokak yazarlığı"

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
Gündelik hayatta röntgenci göz ve "sokak yazarlığı"Kadın can havli ile derdini anlatmaya çalışıyor.
Derdi çekiciye yüklenmekte olan otomobili. Nasıl olur diyor burası benim evimin önü.
Kadın çaresizliğin getirdiği son noktada, sesinin yükselterek olmakta olanı engellemeye çalışırken...
Olmakta olan ne mi? Evet tam da kapısının önünden kadının otomobili çekiciye yükleniyor.
Epey bir süredir Maltepe sokaklarında çekici avı var.
Yanlış okumadınız caddelerde değil, sokak aralarında iş görüyor çekiciler.
Kadın can havli ile konuşurken etraftan sesine yetişiyor birkaç esnaf, birkaç yolcu. Kadını dinliyorlar, hak veriyorlar. Ama hak veriş sadece bakışlarında. Yoksa bir Allah'ın kulu, bi dakka bi dakka ne oluyor filan demiyor.
Şeriatın kestiği parmak hesabı, herkes hüznünü göz bebeklerine oturtup bekliyor.
Herkes dinliyor yani.
Kadının dinlemeyen tek kişi var, o da lacivert kıyafetleri içindeki zabıta.
Bir tek o dinlemiyor kadını.
Oysa kadın ona anlatıyor derdini.
Tekrar tekrar haykırıyor: Durdurun şunu! Burası benim kapımın önü. Kapımın önüne koymayacağım da nereye koyacağım.
Kadın anlatıyor.
Kime?
Amatör yönetmene.
Yönetmen nereden mi çıktı?
Derdi dinlemeyenin o sıra ne yaptığını sanıyorsunuz. Sigara içtiğini, alakasız alakasız baktığını ya da pişkin pişkin sırıttığını mı?
Hayır efendim.
Kadının gözüne doğru cep telefonunu tutuyor.
Kadın, zabıtanın kendini telefon kamerası aracılığı ile kaydettiğini henüz fark etmiyor.
Kayıt akarken, otomobilin yüklenme işlemi devam ediyor.
Araba gidiyor.
Bu yazıyı Maltepe Belediye Başkanı prof.Dr. Mustafa Zengin okur mu? Okuyup da iz sürer mi? Sokak aralarında otomobil avı ne imiş hele bana bir anlatın der mi?
Der mi der.
O zaman bu "sokak yazısı" maksatlarından birine ulaşır. Malum eskiden tebdil-i kıyafet gezmek vardı. Yönetenler, tebaanın nabzını bizzat yerinde müşahede ederdi. Modern hayatın "iş bölümü" anlayışı içinde bu görev gazetecilere düşmüştü. Ne var ki dijital teknoloji ile birlikte gazeteciler, muhabirler sokaktan koptu. Gazeteciler sadece ekran üzerine düşen haberleri yorumluyor. Sokağın sesi ne vakittir duyulmaz olmuştu. Caddeyi de kaybetmeye başladık.
Son günlerde "sokak yazarlığı" diye bir kavramdan bahsediliyor. Bu vesile ile gündelik hayattan kopuk, plaza gerçekliğine bağlı kalemleri halkın göz hizasına çekmeye çalışılıyor. Ancak yazı yazmak için sokağa çıkmak sokağın, caddenin nabzını tutmaya yetmez. Yazmak için değil yaşamak üzere sokakları adımladığınızda varırsınız gerçeğin kollarına. Çünkü yazmak için sokağa çıktığınızda, size eşlik eden şey "turist bakışı"dır. Oysa sokakları, caddeleri turist gözüyle değil, kafa gözü ve gönül gözü ile görmeye çalışmak olmalı meselemiz. Yazmak amaç değil araç olmalı.
Maltepe Belediyesi'nin ilgisini çekerse yazının birinci maksadı hâsıl olacak dedim. Soruyorsunuz, Peki ikinci maksadı nedir? İkinci maksadı gündelik hayatın her safhasına hâkim olan "röntgenci göz" .Lakin yerimiz kalmadı. Cuma günü devam edelim.
Diyanet Vakfı Ve Ayşe Sucu
Ayşe Sucu'nun görevden alınması üzerine Diyanet'in Kadınlar Kolu'nun toplu istifasını hiç şık ve etik bulmadığımı söyleyerek başlayayım bu bahse. On küsur yıl bir görevde kalan kişi, "kazan kaldırmak" yerine, halefine iyi çalışmalar dileyerek asil bir şekilde görevini bırakmayı başarabilmeliydi.
Diğer taraftan ekran üzerinden Ayşe Sucu'nun kıyafetini eleştiri konusu yapanları da hiç onaylamadığımın altını kalınca çizmek isterim. Kıyafet üzerinden Ayşe Sucu'nun kişiliğine yapılan taarruz, DİB'in yeni kadrosuna destek değil köstek oluyor.
Resmi bir görev, görevi ifa etme durumu üzerinden değerlendirilir. Görevin değerlendirilme biçimi somut göstergelere dayanmak zorundadır. Resmi görevlerin ihlâs ve takva açısından değerlendirilmesi en büyük derdimiz olan gösterişe dayalı Müslümanlığın artmasına sebep olur ancak.
Analitik bir eleştiri dilini benimsemediğimiz sürece, kurumlar modern görevler icra eden yerler değil, babadan oğulla, anadan kıza geçen arpalıklar/saltanatlar olmaya devam eder.


Fatma K. Barbarosoğlu
 
Üst