• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Fatih, gemileri bir tek kafamızdan geçiremedi

RaBiA

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
8 Haz 2006
Mesajlar
448
Beğeniler
1
Puanları
0
Yaş
31
#1
MUSTAFA ARMAĞAN

Hele tarih alanında hiç eksik olmaz maksatları üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek olanlar. Her 29 Mayıs’ta pusuya yatıyor ve İstanbul’un fethi bir hataydı dedikleri halde, gündeme gelmek için onu ganimet biliyorlar. Samimiyetsizlikleri her hallerinden belli. Ancak basında yandaş bulmaları da çok zor olmuyor anlaşılan.

Okurlarım soruyor: Fatih gemileri gerçekten karadan geçirmedi mi? Timaş Yayınları’ndan çıkan “Ufukların Sultanı” adlı kitabımda bu konuyu ele aldığımı söyledikten sonra şakayla karışık, “Karadan yürüttü ama kafalarımızdan yürütemedi” diyorum; kendilerine. Hakikaten kafalarımız yapıp ettiklerini almıyorsa Fatih ne yapsın?

Vatan gazetesinde (29 Mayıs 2006) çıkan haberdeki iddialar şunlar:

1) Gemilerin karadan yürütülmediğini artık neredeyse herkes kabul ediyormuş ve bu bir masalmış.

2) Kaynaklarda gemilerin iki gecede yürütüldüğünden söz ediliyormuş.

3) Gemilerin geçirileceği alan yokuş, tümsek ve çukurlarla dolu ve sık bir ormanlık alanmış. Dolayısıyla sadece ağaçların kesilmesi bir ay alırmış.

4) Eğer gemiler Kasımpaşa’dan indirilmiş olsaymış, Bizanslılar daha yoldayken gemilerin gelişini görürmüş.

5) Bu gemiler Haliç’in ormanlık bölgesinde kalan Okmeydanı’nda yapılmış ve yapımına 7-8 ay öncesinden başlanmıştır. Bu iddiaya dayanak olarak da iki ‘kaynak’ zikrediliyor: Evliya Çelebi ile Müneccimbaşı.

Sırasıyla cevaplandıralım:

1) Acaba sözü edilen ‘herkes’ nasıl bir şeydir? Bilim adamları mıdır bunlar, yoksa iddia sahipleri gibi düşünen birtakım tarih meraklıları veya ‘kaynaklar’ mı? Belli değil. Mesela Fatih devri üzerine uzmanlığı tartışılmayan Halil İnalcık hoca mı? Aksine, hoca tam tersini savunuyor. Hammer mi? Hayır. Babinger mi? Ne münasebet! İlber Ortaylı mı? İddialara gülüp geçiyor. Kim öyleyse bu ‘herkes’? Kendi kitaplarını okuyup ikna olan ‘fanları’ mı?

Masal, öyle mi? Kuşatmayı yaşamış şahitlerin anlattıkları da mı kâr etmiyor? Nicolo Barbaro Bizans’ın içinden anlatıyor yetmiyor, Tursun Beğ dışından anlatıyor olmuyor, ilk tarihçilerimizden Neşrî anlatıyor, kâfi görülmüyor, Âşıkpaşazade yetmiş pare gemi ‘kurudan’, yani karadan yelken açtı diyor, kaale alınmıyor, Venedikli Zorzi Dolfin de atıyor anlaşılan. Yani bütün bu fethi ya yaşamış ya da en yakınlarından dinlemiş olanlar birleşmiş ve bir masal uydurmuşlar bize. Ne mecburiyetleri vardı peki? Birbiriyle ilgisiz şahitlerin aynı olay üzerinde ittifak etmiş olmaları gemilerin karadan yürütüldüğüne en büyük kanıttır ve o ‘herkes’ her kimlerse hiçbir kıymet ifade etmez.

2) Gemilerin bir veya iki gecede yürütüldüğünü iddia edenler Bizanslılardır, Osmanlılar değil. Bunu iyice anlamak lazım. Bizim kaynaklarda gün verilmez. Peki Bizanslılar neden bir gecede diyor? Onlar ilk gemileri ancak sabahleyin görebildi de ondan. Oysa bu konuda bir kitap da yazmış bulunan Feridun Emecen’in de belirttiği gibi (İstanbul’un Fethi Olayı ve Meseleleri), hazırlıklar en az iki hafta öncesinden başlamış olmalıdır. Belki de daha önceden, yani Rumeli Hisarı’nın yapımıyla eşzamanlı olarak. Dolayısıyla bir gecede bu kadar gemi geçebilemez, gemi başına 11 dk düşüyor vs. demek Bizanslıların hayretiyle Osmanlıları yargılamak olur ki, adaletli olmaz.

3) Bu alanın temizlenmesi bir iki günde yapılmadığına göre neden olmasın? Sonra ağaç kesilmesi neden bir ay sürsün ki? Orası hiçbir zaman bir orman arazisi değildi. Belki yer yer ağaçlar vardı Tophane sırtlarında, nitekim Fındıklı isminin buradaki fındık ağaçlarından geldiği söylenir. Yani öyle dev ve sık ağaçlıklar mevcut değildi. Şunu da belirtmek yerinde olur ki, o zamanlar Tophane semtinde bulunan Karabaş deresi yatağının kullanılmış olması da ihtimal dahilindedir. Bir iki kaynak bu noktaya değinmektedir. Bu durumda dere yatağı genişletilip düzeltilerek gemilerin geçmesine uygun bir hale getirilmiş olabilir.

4) Görseler ne yapabileceklerdi Bizanslılar? Hiç düşündünüz mü? Osmanlı ordugâhı Okmeydanı’ndan Kasımpaşa sahillerine kadar uzanıyordu. Yani Bizans ve Venedik gemileri buralara çıkamıyordu ki! Neden? Osmanlı topçuları onları keklik gibi avlarlardı da ondan. Bu yüzden bugünkü Galata Köprüsü ile Eyüp Köprüsü arasına sıkışıp kalmıştı Bizans donanması. Görseler de ellerinden bir şey gelmezdi yani. Nitekim gelmedi de. Fatih zincirin önüne bir filo göndererek Bizans gemilerini meşgul etti bir süre. Bu arada Galata’nın üzerinde bir tepeye yerleştirdiği havan toplarına aşırtma atışlar yaptırarak bu gemilerin Haliç’e indirilmiş Osmanlı gemilerine hücumunu engelledi. Böylece Bizans donanması Haliç’in ağzında çakılı vaziyette kaldı kuşatma boyunca. Ve seyretti muhteşem operasyonu. Bir tek işe yaradı bu gemiler: İstanbul düşünce mağluplarını Avrupa’ya kaçırmaya.

5) Gemilerin Okmeydanı ormanlarında yapılıp Haliç’e indirildiği iddiasına denizciler ne der bilmem. Ama bildiğim kadarıyla, suya indirilip sınanmadan bir gemi yola çıkamaz, çıksa da az sonra batabilir. Böyle saçmalık olmaz. Bu gemiler daha önce muhakkak denenmiş olmalıydı. Karada gemi yap, denize indirir indirmez yüzsün, üstelik savaşsın. Olacak şey mi bu? Bu yaş tahtaya basmayacak kadar akıllı ve tecrübeliydi Osmanlı denizcileri.

Yalnız dikkat edin, fethe şahit olmuş hiç kimseyi kaynak gösteremiyorlar. Onları, başka bakımlardan ciddiye dahi almadıkları Evliya Çelebi’ye dört elle sarılmış görmek gülümsetiyor beni yalnızca. Evliya Çelebi fetihten yaklaşık 230 yıl sonra öldü, Müneccimbaşı ise yaklaşık 250 yıl sonra. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Gemilerin karadan yürütüldüğünü söyleyen onlarca şahit varken bu ne kadar abes bir zorlamadır? Şahitlere inanmayacaksınız ve sırf Fatih böyle muhteşem bir operasyonu başaramazdı demek için olaydan 200 küsur yıl sonra yaşamış insanların söylediklerine mal bulmuş mağribi gibi saldıracaksınız. Ve bunu ‘aykırı tarihçilik’ olarak ciddiye almamızı isteyeceksiniz. Kaldı ki, bu iddia Sadrazam Mahmud Paşa’nın menkıbelerinin anlatıldığı meşhur bir halk kitabına dayanır. Yani dayandıkları kaynak, en başından hurafe diye bir kenara ittikleri evliya menakıbnamesidir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak diye buna derler herhalde.

Daha 72 parça geminin asıl görevinin Haliç üzerine köprü kurmak olduğunu yazacaktım. Bu gemilerin sayısının ve boyutlarının bile Haliç’in en dar yerini kaplayacak şekilde santimi santimine belirlendiğini ve yan yana geldiklerinde yaklaşık 350 metrelik en dar yerlerinden biri olan Defterhane iskelesiyle Kumbarahane arasında bir köprü oluşturduklarını söylemekle yetineyim. Bu dahi 21 yaşındaki ‘çocuk’un harikalarındandır.


yazarın Turkuaz ekindeki yazısıdır.
 

erciyes_prensi

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
18 Haz 2006
Mesajlar
430
Beğeniler
2
Puanları
0
Web sitesi
www.benimblog.com
#2
ben bu yazıya sadece gülerim gazeteler zaten yalan lanlış haberlerle bolu hangi birine inanlalım en iyisi hiç okumamak
kardeş Allah razı olsun bilgilendirdigin için hepsine tek tek cevap verdigin için bir arada ulubatlı hasan diye biri yok diye bir haver otaya atmışlardı manşet olmuştu
yalan söyleyen tarih utansın
 

RaBiA

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
8 Haz 2006
Mesajlar
448
Beğeniler
1
Puanları
0
Yaş
31
#3
yazının sahibi Mustafa Armağan.bu yazı Zaman gazetesinin Turkuaz ekindeki yazısıdır.
 

es-sülemi

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Tem 2006
Mesajlar
18
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
İnsan Kendİ Aklinin KavrayamadiĞini Yoksayar. Her İnsan DeĞİl Tabİ Akil Gİbİ BÜyÜk Bİr Nİmtten Yoksun Olanlar... Ve Tabİ Bu TÜr KİŞİlerİn BÖyle BÜyÜk Bİr Dehayi Da Anlamalari Beklenemezdİ Zaten.
 
Üst