Faizin günümüzde imandan algiya olan seyri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Faizin günümüzde imandan algiya olan seyri

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
2,165
Puanları
63
ALLAH’IN VE PEYGAMBERİNİN SAVAŞ AÇTIĞI FAİZİN GÜNÜMÜZDE İMANDAN ALGIYA OLAN SEYRİ
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Kur’an-ı Kerimde “riba” kelimesiyle ifade edilen faiz, insana ve emeğe karşı işlenen en büyük suçlardan biridir. Bu özelliğinden dolayı Hz. Adem’den beri bütün peygamberler faizin yasak olduğunu bildirmişlerdir. Hz. Peygamber de Veda Hutbesi’inde ebedi olarak yürürlükten kaldırdığını bütün insanlığa ilan etmiştir. Çünkü faiz, mal emniyetini yok eden insanlık dışı bir muameledir. Emeksiz kazançların en kötüsüdür. Vade veya aynı mallardaki kalite farkından dolayı paranın para doğurmasıdır. Cahiliye Dönemi’nde vadeye bağlı paranın para kazanmasına “riba’n-nesie” denilmiş; aynı cins malların kalite farkından dolayı değişimine bağlı artı gelir getirmesine de “riba’l-fadl” adı verilmiştir. Bugünkü bankalarda yaygın olan faiz, Cahiliye Dönemi’nin nesie faizine benzemektedir. Bu durum gösteriyor ki cahiliye; hayatın vahiy dışı görüşlerle, ideolojilerle anlamlandırılmasıdır. Hâlâ da varlığını en radikal biçimde devam ettirmektedir. Modern cahiliyenin ruhu olan faiz, tarihin hiçbir döneminde aklıselim insanlar tarafından hoş karşılanmamıştır.Kur’an-ı Kerim faizin haram olduğunu Mekkî ayetlerde de bildirmiştir. Şu ayet bunun kanıtıdır: “İnsanların (ticaret) malları içinde artacağını düşünerek verdiğiniz faiz(li borç para) Allah katında(ki ilahi ölçülere göre kesinlikle) artmaz...” Mekke Dönemi’nde siyasal hakimiyeti elinde bulunduramayan Resulullah (s.) ve müminler bu müzmin hastalığa engel olamamışlardır. Yüce Allah, insanların vicdanını harekete geçirmek suretiyle bu günahı engellemek istemiş ama Mekkeli zenginler varlık alanlarını faize borçlu oldukları için, İslam’ın bu emrine şiddetle karşı çıkmışlardır. Riba-n nesie ve riba-1 fadl denilen iki tür faiz uygulamasını da yapmışlardır. Menfaatları yok olacak endişesiyle İslam’a savaş açmışlardır. Allah Teala ise uyarılarını sürekli yapmış ve Medine Dönemi’nin başlarında şu ayeti indirmiştir: “Ey iman edenler! Kat kat artırarak faiz yemeyin. Allah’a karşı takvalı olun ki kurtulasınız.” Yeni bir toplum inşasında birçok hikmetleri gözeten Yüce Allah, ayetlerin tedriciliği sürecinde nihai değerlendirmesini Bakara suresinde yapmıştır. Faizli alışverişlerle ilgili şu ayetlerde olduğu gibi çok ağır ifadeler kullanmıştır: “Faiz yiyenler (mezarlarından) şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, ticaret de tıpkı faiz gibidir demeleridir. Oysa Allah ticareti helal, faizi haram kılmıştır. O hâlde her kim kendisine Rabbinden bir öğüt ulaşır da (faizcilikten) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir. Onun (ahiretteki) durumu Allah’a kalmıştır. Fakat kim de yeniden (faizciliğe) dönerse, işte onlar cehennem halkıdır ve ebediyen orada kalacaklardır.” Kur’an-ı Kerim’i tefekkür ve tedebbürle okuyan kişiler bilir ki cehennemde ebedi olarak kalacak olanlar bütün türleriyle inkar üzerine ölen kafirler ve bilerek bir Müslüman’ı öldüren kimselerdir. Allah (c.), insan emeğine ve alın terine vermiş olduğu değerden dolayı faizli alışverişi de bu saydığımız günahlara denk tutmuştur. Şu ayette de faizle ticaret yapanlara Allah ve Resulünden savaş açıldığını bildirmiştir: “Ey iman edenler! Eğer (Allah’a) gerçekten inanıyorsanız Allah’tan korkun da (geçmişten) kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Şayet bunu yapmayacak olursanız Allah’tan ve Peygamberinden (size bir) savaş açıldığını bilmiş olun. Fakat tövbe ederseniz ana mallarınız sizindir. Ne zulmedin ne de zulme uğrayın. ” Bakara suresinin 281. ayeti ki faizle ilgili ayetlerin kapanış ayetidir. Kur’an’ın en son inen ayeti olduğu söylenmektedir. Bu görüşü Hz. Ömer’in(ö.h.23/644) şu sözü doğrulamaktadır: “Kur’an’ın son inen ayet(ler)i faiz (riba) ayetleridir. Hz. Peygamber (s.) bunları bize detaylıca açıklayamadan vefat etti. Bu nedenle faizi ve faiz şüphesi olan her şeyi bırakınız.” Hz. Peygamber (s.), faizi “İnsanı ahirette helake götüren en büyük yedi günahtan birisi” olarak saymıştır.Kul hakkı olması ve sömürüye zemin hazırlaması nedeniyle "Bir dirheminin bile zinadan bile ağır günah olduğuna" vurgu yapan Resulullah (s.), zamanın kötü yöndeki siyasal ve sosyal değişimiyle faiz yemeyecek kimsenin neredeyse/istemeyerek de olsa kalmayacağını şöyle haber vermiştir: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen kimse kalmayacaktır. Hiç yemeyene bile tozundan/buharından bir şeyler bulaşacaktır. ” Öyle ki Resulullah (s.), sadece faizle ticaret yapıp kazancını yiyen kimselere değil, faize kurumsal anlamda destek verenlere de şu hadiste olduğu gibi şiddetli uyarılarda bulunmuştur: “Allah faiz yiyene de, kâtiplerine de, şahitlerine de lanet etsin.” Lanet ifadesini çok az kullanan Hz. Peygamber (s.), faizle ilgili tembihat kabîlinden bu ifadeyi kullanmışsa, bunun temelinde yatan ana düşünce; toplumdaki fiyat artışlarından ahlaki gidişata, sosyal ilişkilerden siyasal yapılanmaya kadar negatif etkisi olan faizin ne olduğunu kavramasındaki temel dinamiklerdir. “İnsan için elinin emeğinden daha hayırlı bir rızık olmadığını” belirten Resulullah(s.): Şüpheli olmayana karşı şüpheli şeyleri (hemen) terk et, çünkü hayır kalbinin yatıştığında, şer de şüphe duyduğun şeydedir. buyurmuştur.“Faizin yetmişten fazla babının/kapısının” olduğunu söyleyen Hz.Muhammed (s.), uygulamadaki çeşitliliğe; farklı isimlerle faizi işler hâle getirmeye dikkat çekip bu yapılanmanın yanlışlığına işaret etmiştir. Faizle ilgili tüm uygulamaları insanlık suçu, emek katilliği ve fakirliğin yaygınlaşmasının etkenlerinden gördüğü için Veda Haccı’ndaki meşhur hutbesinde: "Faizli alışverişlerin uygulamadan kaldırıldığını” duyurmuştur. Hatta hileli yollarla icra edilen “lyne ’’ alışverişini faiz kabul etmiş ve şu evrensel uyarıyı yapmıştır: “Îyne alışverişi yapar (faizle gelir elde ederseniz), öküzün peşine takılarak ziraatçiliğe razı olur da cihadı da (tamamen) bırakırsanız, Allah Teala size öyle bir zillet musallat eder ki siz(bütün ayrıntılarıyla) dininize yeniden dönmedikçe bu zilleti üzerinizden almaz.” Hadisteki “Öküzün kuyruğuna yapışmak/peşine düşmek” ifadesi, dünyevi çıkarlarımızın dinimizin önüne geçmesi ve hayatı bu materyalist anlayışla anlamlandırmaya işaret etmektedir. Ölene kadar maddi şeyler peşinde koşup ahireti unutmaktır. Hayatın kötü gidişatına müdahale etmeyip firavunların sınırlarını çizdiği ısmarlama bir hayata razı olmaktır. Sıradanlaşmaktır. Toplumum kucağına düşüp edilgenleşmektir. Hatta İbni Abbas (ö: 68/687), faizli muameleleri terk etmeyen kimselerin sadakalarının, haclarının ve cihadlarının kabul olunmayacağını söylemiştir. Zira faizde insanlığa zarar vermek söz konusudur ki Hz. Peygamber bu tip ticareti büyük günahlardan kabul etmiştir. Öyle ki bir dirhem faizli alışveriş zinadan beter görülmüştür. Bu anlayış nedeniyle, vatandaşlarının din ve mal emniyetini korumayı amaç edinen adil siyaset pratiğinde, faizle uğraşanlar önce uyarılır, tazir edilir ve tövbeye çağırılırlar. Bütün bunlara rağmen faiz yiyenler, haramda ısrar ederlerse onlara karşı savaş bile ilan edilebilir. Hz. Peygamber(s.), Mekke’yi fethedince Attab b. Üseyd’i(ö.h.2/634) vali atamıştır. O da faizin her türlüsünün kaldırıldığını insanlara ilan etmiştir. Buna rağmen Amr Oğulları, Muğire Oğullarındaki faiz alacağını tahsil etmekte direnmişlerdir. Vali Attab, bu durumu Resulullah’a (s.) bildirince O “Eğer bu kabile faizden vazgeçmeyecek olursa onlarla savaş” emrini vermiştir. Bu uygulamanın amacı, kul haklarını ihlal ettirmemektir. Emeğe saygının kutsal olduğunu herkese öğretmektir. Emeğe saygının öneminden dolayı Yüce Allah, kudsi hadiste belirtildiği gibi: “Üç kimsenin hasmıyım” buyurmuştur. Bunlardan birisi de "Çalıştırdığı ücretlinin emeğinin karşılığını(vaktinde) vermeyen kimsedir.” Faiz ise emeksiz kazancın ve emek sömürüsünün başında gelmektedir.Hz. Peygamber (s.): “Kişi sakıncalı olmayanı bile sakıncalı olana düşerim endişesiyle terk etmedikçe takvalı bir kul olma mertebesine kesinlikle ulaşamaz.” buyurmuştur. Bu tavsiyesiyle Peygamber Efendimiz bizleri yediklerimiz, içtiklerimiz ve kazandıklarımız konularında itinalı olmaya davet etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, “İnsan yediği şeydir.” Yedikleri içtikleri insanı madden ve manen etkiler. Hâl böyleyken insani ve İslami terakkinin doğru yönde ilerlemesinin etkenlerinden birisi de kazanç yollarını kılı kırk yararcasına helalinden sağlamaktır. Şüphelilerden sakınıp mübahlar hususunda bile duyarlı olmaktır. "Vadesi dolmamış bir alacağı daha azıyla peşin satmayı veya peşin ödenmesi gereken bir karşılığı (uzun) vadede daha fazla bir parayla kâra dönüştürmeyi” Resulullah nehyetmiştir.Kısacası O, bir satışta iki satışı; peşin alırsan şu fiyata, veresiye alırsan şu kadar paraya şeklindeki alışverişleri bile faiz endişesiyle yasaklamıştır. Bu durumda ekonomiyi Kur’an ve sünnetin hükümleri çerçevesinde şekillendirmek gerekirken, dinin emir ve yasaklarını verili duruma göre yorumlayıp ideolojileri vahye baskın hale getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Bu uygulama, çözüm üretmekte aciz kalan ya da İslam’ın bir dünya görüşünün olmadığına inanan akademisyenlerin modernizme nefes aldırmaktan başka bir şey yap(a)madıklarının açık göstergesidir. İslam’ın yasaklamış olduğu faiz belasının sayılamayacak kadar maddi ve manevi zararları vardır. Bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:1- Mü’minler faize karşı mesafeli durmayacak olurlarsa faiz ve faizli işlemlerin yürütüldüğü kurumlar, Müslümanları finans kuramlarının bir parçası haline getirir. Özellikle Müslümanlar böyle bir hayata zorlanmaktadırlar. Neticede insanlar; ev, araba, arsa, gıda ve giyecek gibi ihtiyaçlarını karşılarken veya ticaret yaparken bankaların ve bu bankaların bağımlı olduğu çok uluslu şirketlerin piyonu olurlar. Böyle bir entegrasyon faiz üzerine bina edilmiş olan dünya sisteminin gücüne güç katar ve ömrünü uzatır.2- Faizle uğraşmak ve faiz karşılığı borç para vermek gayri insani bir davranıştır. İnsani davranışların hakim olduğu toplumlarda faiz olmaz. Faizin yaygın olduğu yerlerde her şey menfaate indirgenmiştir. Para böyle toplumlarda en önemli değer ölçüsüdür. Bu yaklaşım ve davranışlar insanlık için bir ayıptır.3- Faiz, pahalılığı artıran en önemli etkenlerdendir. Üreticiden tüketiciye kadar ki süreçte kişi ve kurumlar aldıkları kredileri maliyete yansıttıklarında fiyatlar kendiliğinden artar. Bu artış pahalılık olarak halka yansır ve geçim daha da zorlaşır.4- Faize bağlı pahalılık neticesinde toplumda ahlaki bozulmalar arttığı gibi; bunalımlar, stres ve intihar olayları da çoğalır. Ülkemizdeki kredi borçlarına bağlı intihar ve cinayetlerin artışı başlı başına bir araştırma konusudur.5- Faizle işlem yapan sermaye sahipleri bu çirkin eylem sayesinde daha da zengin olurlarken fakirler de daha fakir olurlar. Kapital sahibi zenginlerle fakirler arasındaki uçurum daha da büyür. Kısacası, faiz zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar.6- Bir toplumda fakirlerin sayısı dengesiz biçimde çoğalacak olursa her an sosyal patlamalar olabilir. Sonuçta, faizin sebep olduğu olaylar birçok kişinin mal ve can emniyetinin yok olmasına neden olabilir. Toplumu böyle bir duruma düşürmemek için faizleri sıfırlamak gerekir. Çünkü, ideal iktisat sistemi faizin sıfır olduğu sistemdir.7- Faiz başta olmak üzere haramla beslenen insanların basireti kapanır. Hadiseleri doğru bir şekilde değerlendirme yeteneğini kaybederler. Basiret kararmasına bağlı olarak tarihi yapan insan olmak yerine, edilgen bir varlık olurlar. Müslümanlar faizli muamelelere dalacak olurlarsa şahid ümmet olma özelliklerini kaybedeler.8- Faiz uluslararası bir işlerlik kazanır ve zengin devletler yoksul devletleri sömürecek olursa; devletlerin köleleşmesi ortaya çıkar. Sonuçta, yoksul devletlerin her türlü politikasını kapitalist devletler belirler. Şu an dünyadaki uygulama da bundan ibarettir.9- Birileri yattığı yerden sermayesine bağlı faizle para kazandıkça, fakirlerin zenginlere karşı kin ve hasetleri artar. Bu kin, toplumsal barışı yok ettiği gibi derin kutuplaşmalarla insanlar arasındaki birlik ve beraberlik duygularını da yok eder.10- Faizin yaygın olduğu bir siyasada borçlar vaktinde ödenmediğinde, alacaklı kurum olan bankalar borçluların mallarını ederinin altında bir değerle ellerinden alarak insanlara zulmederler. Bir çok ailenin evsiz barksız kalmasına sebep olurlar. Faiz alacaklarını zamanında tahsil edemeyen sermayedarlar, bunları tahsil etmek için illegal yollara başvurabilirler. Bu uygulama toplumda bir faiz mafyasının doğmasına ve terör hadiselerine neden olabilir.11- Faizin yaygın olduğu toplumlarda sermaye, sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet haline gelir ve buna bağlı olarak toplumsal refahtan herkes adil şekilde yararlanamaz.12- Ticari yatırımlarda faiz, maliyeti artırdığı için yatırımların durmasına ve işsizliğin yaygınlaşmasına sebep olur. Böylece sermaye yatırımlara akmak yerine paradan para kazanmaya yönelir. Bu durum zengini yatırımlardan uzaklaştırdığı gibi yeni istihdam alanlarının doğmasını da engeller. Sonuçta işsizlik oranları daha da artar. Faizin bu maddi zararlarıyla beraber uhrevi zararları ve cezası da çok korkunçtur. Uhrevi zararlarını bilmek isteyenler, Bakara suresinin 275-280 ayetleri arasını okumalıdır. Faizin çok yönlü zararlarını bilen İslam uleması; tasavvuf büyükleri faizle ilgili kurumların ülkemize transfer edilmeye başladığı ilk dönemlerden itibaren çok ciddi tepkiler göstermişlerdir. Bu tepkiler zamanına göre çözümcül nitelikte olmuş ve faiz kurumları yerine, amatör ruhla işleyen yardım sandıkları kurulmuştur. Böylece Müslümanlar faiz batağına düşürülmemiştir. Faizin bireysel, sosyal ve siyasi neticeleri hesaplanarak bir çıkış yolu aranmış ve dar anlamda da olsa bulunmuştur. Çünkü tasavvufi mekteplerin irfan sahibi liyakatli önderleri bir lokma haramın insanı istikametten ve İslami terakkiden mahrum edeceğine gönülden inanmışlardır. Modernitenin ülkemizde kurumsallaşmasına bağlı müzmin iktidar süreçlerinden sonra maalesef birçok tasavvufi kurum ehlileştirilmiş, terbiye edilmiş ve moderniteye entegrasyonu gerçekleştirilmiştir. Artık İslami duyarlılık gösterilmemeye başlanmıştır. Dervişler yolcu veya garip gibi yaşamak yerine kendilerinden menkul yorumlarla karun gibi yaşamaya başlamışlardır. Tasavvufi kurumların dergilerinde, radyolarında, gazetelerinde ya bankaların ya da “sarıklı faiz kurumları”olan sözde faizsiz(!) finans kurumlarının reklamları yapılmaktadır. Gelirler, giderler, aidatlar ve yatırımlar banka hesaplarında toplanmakta; daha da ötesi faizsiz kurumlar üretmek üzerine fıkıh yapması kendilerine vebal olan sözde fıkıh otoriteleri modern bankacılık ve onun işleme biçimlerini meşru hale getirmek için tasavvuf dergilerinde yazılar/köşeler yazmakta ve tarikatlara danışmanlık yapmaktadırlar. Bu konularda fikir beyan eden ilahiyatçı akademisyenlerin birçok eksiklikleri olmakla beraber şu hususlardaki noksanları, söylediklerini daha da tartışmalı hâle getirmektedir:1- Konuyla alakalı söz söyleme yetkisini kendinde gören ilahiyatçı akademisyenlerimizin tamamına yakını, liberal iktisat sistemi başta olmak üzere dünyadaki ekonomik yapılanmaları, modern bankacılığı ve bu kurumların çalışma biçimlerini, dünya ticaret merkezi ile olan siyasal bağlantılarını yeterli şekilde, ayrıntılarıyla, bilmemektedirler. Okuduklarıyla ve duyduklarıyla amel edip çok az bilgiyle söz söylemektedirler.2- Fetva verirken bu kurumların var oluş amaçları ve arkalarındaki çok uluslu şirketlerin siyasal amaçları hesaba hiç katılmamaktadır. Fetvanın illetinin belki de burada aranması gerekir veya fetvada işin bu tarafı da göz önünde bulundurulmalıdır.3- Fetvalar Müslümanların sorunlarını çözmekten ziyade içinde yaşanılan sistemi ve ortamı rahatlatmaktadır. Yeni proje ortaya koymak yerine, verili durumlar dinden desteklenmek suretiyle kapitalizm meşrulaştırılmaktadır.4- Finans kurumlan ve bankalarla ilgili söylenenler müslümanları, yaşadıkları gayr-ı İslami ortama entegre etmekte ve dirençlerini yok etmektedir. Tikel veya tekil rahatsızlıklar tümele geçişe ya da arayışa sebep olacakken sözüm ona çözümlerle bu arayışlar engellenmektedir.5- Fetvaların dayanağı olan naslar yeterince araştırılmamaktadır. Takat kesilene kadar araştırma yerine ön kabullerine delil olacak çok az delille yetinmektedirler. Kaynak taramaları yeterli ve ciddi değildir. Şimdiye kadar fikir beyan eden zevatın görüşlerini irdelediğimizde araştırma eksiklerinin çok olduğunu görebiliriz. Bu bilgi eksikliğinin onları daha göreceli hareket etmeye sevk etmesi gerekir. Düşünceleri ve içtihatları mutlaklaştırmak dine karşı din uydurmaktır.6- Fıkıhcı akedemisyenlerimiz, hükümlerin illetlerini tespitte ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Çalışma yapan zevatın birçoğu ciddi bir fıkıh geleneğinden gelmediği gibi bir kısmı da hükümlerin üzerine bina edildiği illet ile şartı, maslahat, sebep ve hikmeti birbirine karıştırmaktadırlar. Bu konulardaki yetersiz usul bilgisi farklı ve yanlış hükümlerin ortaya çıkıp yayılmasına neden olmaktadır.7- Böyle netameli konularda söz söyleyenler, daha sonraları araştırmalarını derinleştirdiklerinde farklı bir görüşe sahip olacak olsalar bile yeni düşüncelerini toplumla paylaşamamaktadırlar. Fetvalarından vazgeçtiklerini çeşitli psikolojik ve siyasi sebeplerden dolayı insanlara deklare etmemektedirler. İşte bütün bu saymış olduğumuz nedenler, istikamet ehli insanların böyle söylemlere mesafeli durduğunun gerekçeleridir.8- Gazete köşelerinde ve ekranlarda fetva(!) veren bazı kimseler Kur’an’daki riba ile bankalardaki faizin ayrı şeyler olduğunu söyleyerek demegoji yapmaktadırlar. Bu kimselerin ciddi anlamda hiçbir kitabi birikimleri yoktur. Dil ile de din ile de aralarının çok iyi olduğu söylenemez. Bu ehliyetsiz kimselerin çok konuşması halkın kafasını karıştırdığı gibi din alanında boşluğa neden olmakta ve dini söyleme karşı bir itimatsızlık meydana getirmektedir. Böyle bir durum kasıtlı olarak amaçlanmış da olabilir...Neticede banka kelimesini ağzına alırken “affedersiniz” ifadesini kullanan; “Bankanın önünden geçerken çok süratli geçin.” diyen İslami hassasiyet bugün tüketildi. Seyrü suluk için dergâha gelenlerin ve bu yolda ciddi mesafe almak için azimet mektebini tercih edenlerin cüzdanlarının içi renkli banka kartlarıyla doldu. Bir Müslüman’ın cüzdanındaki banka kartlarının değil çokluğu, bizzat varlığı onun finans kurumlarının bir parçası olduğunun en önemli kanıtıdır. Tasavvuf ehli, Visa kartı ile alışveriş yapmanın ve kart kullanmanın yanlışlığını ve arka planındaki ekonomik ve siyasal sömürüyü bir türlü kavrayamadılar. Hâlbuki bankalar, kapitalizmin kalbidir. Buralara para bağlamak, dünya sisteminin değirmenine su taşıyarak onun ömrüne ömür katmaktır. Hem ona taze kan verip sonra da yeni bir “Medine”den bahsetmek iki yüzlülüktür. Artık onlar da işlerine geldiği gibi konuşmaya başladılar. Kısacası tuz koktu. Bir şeyin yasaklanmasındaki çok yönlü illeti anlayamadılar. Kur’an ve sünnetle yeterince aydınlanamadıkları için zihinleri kolayca çeldirildi. Ne banka faizleri, faizli krediler, ne kaskolar, ne de faiz şüphesi olan ticaret şekilleri onları yeterince rahatsız etmedi. Hatta bu konularda teklif sunan ilim ehli dinlenmedi ve reddedildi. Sonuçta herkes liberalizme adapte ettirilmiş oldu. Hatta, faize karşı çıkmayan sağ liberal partilerin ucuz oy deposu oldular. Bu adaptasyonun itikadi, sosyal, siyasal, iktisadi ve ahlaki boyutlarının dine dolaysız etkisi ciddi şekilde gözlemlenebilirse, kimin Müslüman kalabildiği veya kalamadığı; kimin imanını koruyabildiği veya koruyamadığı o zaman görülecektir. Onun için, imanı modern zamanlarda ve siyasada koruyabilmek “avuçta kor ateş tutmak gibi” zordur.İslami ilimlerde yetişen kimselerden Müslümanların sorunlarını çözmeleri ve mü’minlere inandırıcı projeler sunmaları istenmiştir. Çünkü, İslam çözümdür. Meydana gelen hadiselere vahiyden çözüm bulmak, dinimizi ütopik bir kurum olmaktan kurtaracaktır. Daha da önemlisi bu tip çalışmalar İslam’ın, dünya sisteminin alternatifi olduğu mesajını canlı tutacaktır. “Dinin sadece tarihin bir kesiminde yaşanabildiği” yanlış yargısından genç zihinleri arındıracak olan projeli çalışmalar, İslam’ın istikbalde varlık alanı bulması için de çok önemlidir. Bu sayede ideolojiler Müslümanların hayatından ve karşı din olmaktan çıkarılacaktır. Ümmetin çocukları kitlesel irtidattan kurtulacaktır. Kısacası; faizle ilgili yasaklayıcı ayetleri bin defa okumak yerine faizsiz kurumlar inşa edip müminleri her türlü faizden ve şüpheli kazançtan kurtarmak daha da evladır. Eğer bu kurumlar İslami hareketin onayına ve fıkhına göre inşa edilirse meşruiyet kazanır. İslamizasyon politikalarının gereği ithal edilen bugünkü sözüm ona faizsiz bankalar(!) böyle bir hareketten neşet etmedikleri için sisteme nefes aldırıp Müslümanların liberalizmle barışık yaşamalarını sağlamaktan başka bir anlam ifade etmemektedirler. Çalışma biçimi olarak faizli bankaları örnek alan finans kurumları, kesinlikle var olan veya var olmakta olan bir İslami hareketin parçası değildir. Müslümanların paralarını “yastık altından çıkararak” piyasaya sürmeyi hedefleyen ve sistem zora düştüğünde onu rehabilite ettiren işbirlikçi bir yaklaşımın ürünleridir. Bu nedenle finans kurumları üzerinden fikir yürüterek İslam iktisadı; genelde de İslam’ın dünya görüşünün aleyhinde düşünce üretmek doğru bir yaklaşım değildir. En önemli ibadet ve zikir, bu faizsiz yapılanmayı uygulanabilir bir proje olarak İslam’ın kendi dinamikleri ve ölçüleri içerisinde hareket fıkhının bir parçası şeklinde gerçekleştirebilmektir. Faizsiz bir dünyayı yeniden kurabilmektir...
 
Üst