Ebedi olanın peşinde | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ebedi olanın peşinde

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
EBEDİ OLANIN PEŞİNDE

Tanpınar acziyeti vurguladı
Taksim Atatürk Kitaplığı'nda Melek Paşalı ve Cevdet Karal'ın birlikte düzenlediği programdaydık..

31 Aralık 2010 Cuma 11:30
''Edebiyatçı olmak için yola çıkmadım. Şartlar beni buraya zorladı.'' Taksim Atatürk Kitaplığı'nda Melek Paşalı ve Cevdet Karal'ın birlikte düzenledikleri Nesirler ve Nesiller programının bu sefer ki konusu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanıydı.
Başlangıçta Cevdet Karal herhalde seminer vb. etkinlikler çok fazla yapıldığı için bu kadar az kişi buraya toplanmış olsa gerek dedi gülerek. Cevdet Karal Huzur'a geçmeden önce Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebi kişiliği hakkında konuştu.
Sanat hakikatin cümlesini kurar
Cevdet Karal: Tanpınar Yahya Kemal döneminden esinlenmek istememiştir. Ahmet Haşim, Tanpınar'ın esin kaynağıdır. Tanpınar'ın Türk Edebiyatı'nın seyri yönündeki çizgisi sükûtun suiakaste uğramasıdır. Tanpınar'' Ben edebiyatçı olmak için yola çıkmadım. Şartlar beni buraya zorladı demesi bunu açıklar mahiyettedir. Bir insan bir yazardan, aydından bir şey alıyorsa aldığı hazır bir şey değildir. O aldığı şey aslında kendisinde mevcut olan iyiyi ortaya çıkarır. Sanatta yapılan şey hakikatin cümlesini kurmaktır.
Huzur rüya estetiğinin yorumudur. Huzur aslında uzun bir şiirdir. Huzur'da Tanpınar'ın büyük dünyası görülüyor. Hangi tarafa elimizi atsak elimize büyük yumaklar geliyor.
Melek Paşalı: Tanpınar kendi estetik anlayışını Paul Valery'de buldu
Melek Paşalı ise “Tanpınar kendi estetik anlayışını Paul Valery'de bulduğu için kendi bünyesine katıyor bunu” dedi ve şöyle devam etti: “Valery, şiirin bir rüya sanatı olduğunu söyler. Tanpınar için rüya kılavuz özelliğindedir. Tanpınar, biz çok büyük bir rüyayı büyük bir şokla kaybettiğimizi ve kişisel rüyalarımızla başbaşa kaldığımızı anlatır eserinde.
Tanpınar rüya görmeye devam ediyor. Büyük rüyadan koptuğu halde ben kişisel rüyamı görmeye devam edeceğim diyor. Buğulu camın arkasından bakmayı tercih ediyor. Tanpınar iki dünya savaşı görüyor. İkisinin de izleri var. Cumhuriyet ona göre Osmanlı'nın gördüğü rüyayı yıkmaktır. Rüya onun için ülkü oluyor.
Tanpınar kendi hayatının rüyalarını değil, rüyaları içinde toplumun yalnızlığını gören kişidir. O aydını, sanatçıyı, yazarı mesuliyeti olan sorumluluğu olan kişi olarak görür. Bu onda Yahya Kemal'den gelen bir vasıftır.
Tanpınar'ın Yahya Kemal'den çok farklı tarafları var. Çok az yazsada hep takdir görmüş, hep ön planda tutulmuş bir yazardır Yahya Kemal. Tanpınar ise bunun tam aksidir.
Huzur romanında dört temel karakter var: İhsan, Nuran, Suat, Mümtaz.
Mümtaz: Seçkin, seçilmiş kişi. Rüyayı gören kişidir Mümtaz.
Nuran: Mümtaz'ın kendisiyle karşılaşmasına vesile olan ayna. Tevhidi temsil ediyor bir anlamda.
İhsan: Bağış demektir. Rüya gören karaktere Mümtaz'a rüyayı yorumlamada yardım eden kişi. Aslında rüyayı yorumlayan kişi. Mümtazı irşad eden konumda.
Suat: Mutlu demektir. Romanın en mutsuz kahramanı. Bir türlü mutlu olamayan kaderiyle sürekli kavga ettiği için mutsuz bir karakteridir. Tanpınar burada ironi yapıyor aslında. Suat hırslarına yenilmiş bir karakter. Suat patolojik bir tip bu tarafıyla. Ruhen hasta olduğu için mutlu olmak ister.”
Cevdet Karal: Süreklilik Tanpınar’ın en önemli özelliğidir
Sözü devralan Cevdet Karal, eleştirel bakılacak tarafların da olduğunu belirtip metinde yer yer deneme parçaları bulunduğuna değindi: “Bu romanın temel problemlerindendir. Tanpınar makalelerinden Antalya Mektubu’nda '' şiir söylemekten ziyade susma işi'' der. Tanpınar susmaktan vazgeçtiği zamanlarda bu eserleri yazdı.
Cemiyet fikri işe karışınca kader trajedisi azalır. Çünkü cemiyette fertte olduğu gibi ölen yoktur. Ebediyet vardır; bu sürekliliktir. Süreklilik Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en önemli özelliklerindendir.”
Tanpınar’da vurgu insanın acziyetidir
Melek Paşalı Tanpınar’ın huzur romanın neticesini özetledi: “Romanın sonuna gelecek olursak: Asıl vurgulanmak istenen şey insan tekinin acziyetidir. İkinci dünya savaşı karşısında bu buhran karşısında insan artık hasta konumundadır. İnsanın artık bu yüzyılda tek başına kaldıramayacağı bir buhranın altında kaldığımızı söylüyor bize.
İsmini hatırlayamayacağım Huzur'u Almanca'ya çeviren bir Alman tercüman şöyle diyor Huzur için: Huzur Tanrı'nın yok oluşunu, Tanrı'nın hayattan çekilmesini söylüyor der.
Saffet Tanman da Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mistik tarafının hala keşfedilmediğini söylüyor.
Peyami Safa “Batıllı”laşarak ama kendi değerlerini de koruyacak milli bir halk tasavvuruna ulaşmak ister. Tanpınar ise biz neyiz? Sorusuna cevap arar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü bizim ne olmadığımızı ortaya koyan eseridir. Huzur ise bizim ne olduğumuzu soran, arayan eseridir.”


Ali Yaşkın oradaydı
 
Üst