Çıplak Ayağa Mesh | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Çıplak Ayağa Mesh

Cümle Mühendisi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
4,181
Puanları
0
Web sitesi
muhammedesad.blogcu.com
Konuya girmeden önce İslamoğlu’nun bu meselede de örneğiyle karşılaştığımız üslûp p*roblemine değinmek gerektiğini düşünüyoruz. Kendisiyle birçok konuda aynı fikirleri savunan diğer ilâhiyatçı İslam modernistleriyle İsla*moğ*lu arasında önemli bir üslûp farkı var. Bel*ki a*kademinin dışına hitap etmediği için olacak!Modernist ilâhiyatçı kesim savunduğu muhâlif görüşü doğrudan ve kendine mal ede*rek ifâde etmekte tereddüt göstermez. Ya da a*kademik özgürlüğün sağladığı rahatlıkla olacak ki, en uçuk görüşlerini dahî pervasız bir dille a*çık*la*maktan çekinmez.Ancak İslamoğlu için aynı rahatlıktan söz etmek zor. Onun konumu akademisyenlere gö*re çok farklı. Bir defâ o doğrudan Müslüman tabana hitap ediyor ve o bir teorisyenden daha çok bir pratisyen. Bunun yanında sâhip olduğu medya organları ve öncülüğünü yaptığı sivil toplum kuruluşlarına bakılırsa onun bir çeşit İs*lâmî dâvet faaliyeti yürüttüğü de söylenebilir.Bütün bunlar onun daha özenli olmasını, doğrudan ifâde edildiğinde ciddî tepkilere yol açacak fikirleri daha politik bir dille ifâde et*mesini gerektiriyor. Kendisi de bunun far*kında olmalı ki, uçuk fikirleri doğrudan gündeme ge*tirmiyor ve: “Bu konuda doğru olan benim sa*vunduğum ya da meselâ Şî‘a’nın savunduğu şu görüştür!” deme cesâretini gösteremiyor.Peki, ne yapıyor? Genelde meseleyi şu şe*kilde sunmayı tercih ediyor: “Bu konuda ihtilaf var; böyle düşünenler olduğu gibi şöyle düşü*nenler de var. Sünnî ekol böyle demiş; ama ay*nı ekol içinden filan filan âlimler de aksini dü*şünebilmiş, söz gelimi Şî‘a’nın yanında yer ala*bilmiş!” gibi laflar kullanmayı uygun buluyor.Ne ilgin*ç*tir ki genellikle bu konularda verdi*ği bilgiler referanslarla karşılaştırıldığında ciddi sorunlar arz ediyor. Ortada ya yanlış anla*ma ya da çarpıtma olduğu dikkatten kaçmıyor.Anlıyoruz ki, İs*lamoğlu görüşleri kaynak*lardan olduğu gibi nakletmiyor ve görüşleri, sâ*hipleri*nin aynı konunun detaylarına dâir diğer görüşleriyle ve amacıyla mütenâsip biçimde aktarmı*yor; ken*dince hedef fikre uyarlayarak görüşler üzerinde bir çeşit işçilik uyguluyor.İslamoğlu bu yaptığının ne tür sonuçlar doğuracağı üzerinde hiç düşünmüş müdür, bu bilinmez. Ama bilinen bir şey var; bunun orta*lama Türk okuyucusunun zihninde telâfisi güç tahribata yol açtığı kesin.Doğal olarak okuyucu, İsla*moğ*lu’nun kaynaklar karşısındaki yer yer yönlen*dirmeci, yer yer çarpıtmacı tutumunu fark edemiyor. Hâliyle muhâlif modern fikrin de İslâmî zemin*de bir meşrûiyet kökeni olduğunu düşünmeye hazır hâle geliyor ve çözülme bura*da başlıyor.Tabiatıyla bunları inceleyen biri olarak “İslamoğlu ne yapmak istiyor?” sorusunu ken*dinize sormadan edemiyorsunuz. Niyetini bile*meyiz; ancak İslamoğlu’nun, teorik malze*mesi*ni modernist ilâhiyatçı akademisyenlerden aldı*ğı uç fikirleri tabana kanıksatmak ya da en a*zından tabanın bu konudaki İslâmî has*sâ*si*yeti*ni yıpratmak gibi bir etkisi olduğunu görme*mek de mümkün değil.Bu yönüyle onun işi bir yapı inşâ etmek*ten çok sabit yapıyı yıkmak; yâni ciddî bir araş*tırma ve özen istemeyen ucuz işçilikli bildiği*miz yıkıcılık. İslamoğlu’nun kaynak taramaları ve metin incelemeleri konusundaki îtinâsızlığı da zâten bunu işâretliyor.İşte burada ele alacağımız çıplak ayağa mesh konusu, İslamoğlu’nun bir yandan mese*leyi nasıl çarpıttığını, diğer yandan metni nasıl yanlış anladığını gösterecek bir konu olması bakımından onun ne yaptığını gözler önüne se*ren tipik bir misal olabilir. İslamoğlu’nun, abdesti konu edinen Mâi*de Sûresi 6. âyette yer alan ayakları yıkamakla ilgili ifâdeye düştüğü dipnot şöyle: “Kıraat i*mamlarından Nâfi, İbn Âmir, Hafs, Kisâî ve Yakub’un okuyuşuna göre ayet ayakların yı*kanmasını, geri kalanının okuyuşlarına göre a*yaklara mesh edilmesini emreder. (…) Ehl-i Sünnet okuluna mensup âlimlerin çoğunluğu birincisini, Ehl-i Beyt okulu mensupları ve Ta*berî gibi bazı sünnî imamlar ikincisini tercih e*derler.” (Hayat Kitabı Kur’an, s:192) Çok açık ki İslamoğlu’nun bu ifâdelerine bakarsak; çıplak ayağa mesh konusunda biri Ehl-i Sünnet’e, diğeri Ehl-i Beyt’e âit olmak üzere iki ayrı görüş var.Üstelik büyük Ehl-i Sünnet imamlarından Taberî de burada Ehl-i Beyt’in yanında yer alı*yor; yâni çıplak ayağa meshedilebileceğini sa*vunmuş oluyor. İsla*moğlu’nun meâldeki bu i*fâdelerine biraz daha netlik getiren diğer ifâde*sini bir soruya verdiği cevapta buluyoruz. Ce*vapta İslamoğlu Taberî’nin görüşüyle ilgili dü*şüncesini: “Taberi sünne sahibi bir imam oldu*ğu halde mesh etmek farz, yıkamak sünnettir der. ”[1] şeklinde somutlaştırıyor.Bunları okuyan bir kimsenin abdestte çıp*lak ayağa mesh etmenin câiz olmayacağı konu*sundaki bilgisi de, hassâsiyeti de derin yara ala*caktır ve önceleri sâdece Şî‘a’ya âit olduğunu düşündüğü bu uygulamanın hem Ehl-i Beyt, hem de İmam Taberî tarafından savunulmuş meşrû bir görüş olduğu “gerçeğiyle!” âdeta şok yaşayacaktır.Peki gerçekten mesele İslamoğ*lu’nun an*lattığı gibi midir?Dolayısıyla okuyu*cunun ya*şadığı şok hâli yerinde ve gerekli bir hal midir?Bu soruların aşağıdaki incelemenin so*nun*da kendiliğinden cevaplanacağını düşünerek vakit kaybetmeden söze girelim.Söze girerken önce şunu ifâde etmeliyiz; abdestte ayakları yıkamayı Ehl-i Sünnet’in ço*ğunluğunun görüşü gibi göstererek Ehl-i Sün*net’in bu konudaki tutumu hakkında şüphe u*yandırıcı ifâdeler kullanmak doğru değildir.Zî*râ sahâbeden yüz yirmi kişiye kavuşan Tâbi‘î İ*mam Abdurrahman bin Ebî Leylâ (Ra*dıyallâhu Anh) ashâbın a*yakları yıkama konusunda icmâ‘ ettiklerini ifâ*de eder. Sâdece bu değil, sa*hâbe*den on kişi*ye kavuşan Tâbi‘î İmam Atâ bin E*bî Rabah (Radıyallâhu Anh) da sahâbeden a*yakları*na mesh eden birini gör*me*diğini söyle*mekte*dir. (Hâfız Alâüddîn Moğultay, Şerh-u Sünen-i İbn-i Mâce:1/355)Evet, bâzı sahâbeden ayakların meshi yö*nünde rivâyetler vardır. Ancak bu rivâyetlerin delâleti açık değildir. Zîrâ bu rivâyetlerin ek*se*riyeti başlı başına abdestte ayaklarla ilgili vazî*feyi konu edinmemektedir. Bilakis konunun Kur’ân-ı Kerîm’de ele alınış biçimini serim*le*mek*tedir.Buna dayanarak ihtilaftan bahse*dilecek*se, meselenin sâdece Kur’ân’daki sunumuyla sınır*lı bir ihtilaftan söz etmek daha doğru olacaktır.Buna bir misal olarak önceleri abdestte ayakların meshini savunduğu düşünülen Enes bin Mâlik (Radıyallâhu Anh)ın “Kur’ân meshi, Sünnet gasli (yıkamayı) getirmiştir” yönündeki sözünü ele alabiliriz. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân:4/175) Bu söz aslında Enes bin Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan yapılan diğer rivâyetlere de ışık tut*makta, onun meseleyi sâdece hükmün sübut keyfiyeti açısından ele aldığını göstermektedir. Meselenin Kur’ân’da sâdece mesh ile ele alın*dığını, Sünnette ise bunun yanında yıkama yü*kümlülüğünün de getirildiğini ifâde etmektedir.Ayrıca Enes (Radıyallâhu Anh) gaslin Sünnetle sâbit olduğunu belirterek ayak*ları yı*kamanın gerekliliğini zımnen ifâde et*mektedir. Bütün bunların yanında, ayakların yıkanması gerektiği yönünde sahâbeden de açık rivâyetler bulun*maktadır. Bu sebeple birçok muhakkık âlim, ri*vâyetleri cem için, mezkûr kimselerin mesh yö*nündeki görüşlerinden rucû ettiklerini savun*muştur. (İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî:1/348)Dolayısıyla böyle yoruma açık rivâyetlere dayanarak Ehl-i Sünnet’in bir kısmının ayakla*rın meshini savunduğunu söylemek ilmî ölçüler açısından güvenilir değildir.Sonra şu da unutulmamalı ki, seleften bir veyâ birkaç kişiden ümmetin kāhir ekseriyetine muhâlif olarak nakledilen görüşler, mâlum şaz kategorisine girmektedir.Bunlar Ehl-i Sün*net’*in görüşünü belirleyi*ci olmadığı gibi Ehl-i Sün*net içinde ihtilaf se*bebi de olamaz.Şurası açık ki seleften nakledilen her rivâ*yete eşit gözle bakmak, şaşı bakmaktır. Zîrâ birçok selef ima*mından birbirine zıt fetvâlar nak*le*di*le*bil*diği gi*bi, bâzen Kur’ân, Sünnet ve Kıyas temeline oturtulması güç görüşler de nakledilebilmektedir.Bu nakilleri yapan râviler mese*le*nin özü*nü ne kadar kavramış, ne kadar tam ve doğru rivâyet etmiş, meselenin bu kısmı tar*tı*şı*lır; ama velev ki rivâyetler güvenilir olsa bile yine de bir usul inşâ edilirken her rivâyetin ay*nı kate*goriye yerleştirilmesi mümkün değil*dir.Tutarlı bir usul inşâsı için sahih kıstaslar ı*şı*ğın*da bunların bir kısmının diğer bir kısmına ter*cih edilmesi ve esasların tercihe şâyân olan*lar üzerine binâ edilmesi kaçınılmazdır. Nite*kim imamlar aynı yöntemi âyet ve hadisleri ele alır*ken de uygulamış, nasslar arasındaki muâra*zayı nesh, cem, tercih ve tesâkut gibi metodlar*la çözümlemiştir.Muteârız nasslardan nasıl dinde çarpık bir yapılanmaya gidilmiyorsa, seleften nakledilen görüşleri de birbirleriyle çatıştırarak değil, sağ*lam bir anlam zemini üzerinde uzlaştırarak an*lamaya çalışmalı ve bir usul zavi*yesinde işle*mesini bilmelidir.Şu halde Ehl-i Sünnet’in gö*rüşü ortaya konurken, kritize edilip işlenmiş bilgiler üzerine konuşmak ve Ehl-i Sünnet’in sistem ve usul olarak teşek*kü*lünü tamamlamış yapısını gözden kaçıran açıklamalardan uzak durmak zorundayız. Bir ihtimal olarak şu da gündeme getirile*bilir: Belki İslamoğlu Taberî’nin görü*şünü yanlış yorumladığı için burada onu istisnâ etme ihtiyâcı hissederek Ehl-i Sünnet’in çoğun*luğu demiş olabilir. Ancak az ileride de temas edeceğimiz üze*re Taberî’nin görüşünün Ehl-i Sünnet’in görü*şünden temelde bir farkı yoktur. Şu halde Ta*berî (Rahimehullâh) üzerinden Ehl-i Sünnet’in tutu*munu çoğunluk ve diğerleri şeklinde yansıtmak da mümkün değildir.Ayrıca Ehl-i Beyt’e göre ayakların mesh edilmesi konusu İslamoğlu’nun arz ettiği gibi de değildir. Durum Şî‘a’ya göre böyle olabilir; ama Şî‘a ile Ehl-i Beyt farklı şeylerdir. Bunları birbirlerine karıştırmak eğer câhillik değilse, hoş görülemez bir muğâlatadır.Ehl-i Beyt’in ilk kuşağına göre abdestte a*yakları yıkamak ge*re*kir. Nitekim Taberî (Rahi*mehullâh) sened eşli*ğin*de, Hazret-i Hasen ve Hazret-i Hüseyin (Radıyallâhu Anhümâ)nın, ilgili â*yette geçen “Ercü*le*küm” keli*me*sini mansub o*kuduklarını ve Haz*ret-i Ali (Radıyallâhu Anh)ın, a*yaklarla ilgili vazîfenin yıkamak olduğu yö*nün*de insanlara hükmettiğini (fetvâ verdiğini) nak*le*der. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân:4/173) Bunun yanında Ali (Radıyallâhu An*h)ın: “A*yakları topuklara kadar yıka*yın” diye emrettiği de bilinmektedir. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân:4/172)Demek oluyor ki, konu hakkında Ehl-i Sünnet içinde fikir ayrılığı varmış gibi bir ifâde kullanmak, okuyucuyu gereksiz ve temelsiz bir kafa karışıklığına sürüklemekten başka bir şey ifâde etmez.Ehl-i Sünnet’le Ehl-i Beyt ara*sın*da ayrılık olduğu yönünde bir vehme kapı ara*layan ifâde*ler kullanmaya gelince, eğer bu kasıtlı değilse, en azından ciddiyetsizlikten başka neyle îzah e*dilebilir?Ehl-i Beyt imamları dediğimiz kim*se*ler eğer Ali, Hasen ve Hüseyin (Radıyallâhu Anhüm) değilse kimlerdir? İsla*moğ*lu bize müb*hem ifâ*deler kullanmak yerine iddiasını des*tek*leyen muşahhas ifâdeler kullan*malı. Eğer Ehl-i Beyt imamlarından bu görüşü savunan varsa, isim vermeli ve sahih kaynak göstermelidir.Bu ön bilgilerden sonra İslamoğlu’nun Taberî (Rahimehullâh)ın görüşünü nasıl yanlış an*ladığına gelelim.İslamoğlu’na göre Taberî (Ra*himehullâh) Eh*l-i Sünnet’in diğer imamlarına mu*hâlif olarak abdestte ayakların mesh edile*bi*le*ceği yönünde*ki ikinci görüşü savun*mak*tadır.Oysa Taberî (Rahimehullâh)ın abdest âye*tin*deki bu kelimeyle ilgili açık*la*ma*ları İs*lamoğlu’nun dediğiyle aslâ örtüş*memek*tedir.Taberî (Rahi*me*hullâh) İslamoğlu’nun naklet*tiğinin aksine ayak*ların değil yıkanmayıp mesh edil*mesini, sâdece yıkanmasının bile yeterli ol*ma*yacağını, bunun yanında bir de mesh edil*mesi (ovalanması) gerektiğini düşün*mek*te*dir.Taberî (Rahimehullâh)ın kendi görüşüne geç*meden önce onun genel olarak bu konuyu nasıl ele aldığına bakalım. Taberî (Rahimehullâh) âyetin ilgili kısmının tefsirinde, önce âyette geçen “Er*cüleküm” kelimesinin iki şekilde kıraat e*dildi*ğini; Hicaz ve Irak kurrâsının kelimeyi man*sup, yâni bizdeki meşhur kıraate göre “Er*cü*le*küm” şeklinde okuduğunu belir*ti*yor ve: “Bun*lara göre abdestte ayaklarla ilgili vazîfe mesh değil gasildir (yıkamaktır)” diyor.Taberî (Rahimehullâh) bu yönde vârid olan ri*vâ*yet*leri serdettikten sonra yine Irak ve Hicaz kur*râsının diğer bir kısmına göre mezkûr keli*me*nin, “Ercüliküm” şeklinde mecrur oldu*ğu*nu zikrediyor ve: “Onlara göre abdestte ayaklarla ilgili vazîfe yıkamak değil, meshtir” diyor.Bu*rada araya girelim. Hazret-i Enes’in görüşüyle ilgili olarak da ifâde ettiğimiz gibi abdest âye*tinde ayaklarla ilgili vazîfenin mesh olduğunu savunmak, genel olarak abdestte a*yakların mesh edilebileceğini savunmak anla*mına gel*mez.Bu sâdece Kur’ân’da konunun e*le alınış biçimini îzaha dönük bir açıklamadır, yoksa ge*nel olarak abdestte ayaklarla ilgili va*zîfenin ne olduğuna dönük bir açıklama değil*dir. Zîrâ ab*destte ayakların yıkanması gerekti*ğini anla*tan çok açık hadisler vardır.Daha sonra bu yöndeki rivâyetleri de sıra*layan Taberî (Rahimehullâh) en son kendi görü*şü*nü açıklıyor ve aynen şunları kaydediyor:“Bu konuda bize göre doğru olan şu ki; Allâh-u Te‘âlâ abdestte ayakların tamâmının su ile mesh edilmesini emretmektedir. Tıpkı te*yemmümde yüzün tamâmını toprakla mesh et*mek gibi. Abdest alan kimse ayaklarıyla ilgili olarak bunu yaparsa hem mesh edici hem de yı*kayıcı ismini hak etmiş olur. Zîra ayakların “gasli (yıkan*ması)” ayaklar üzerinde su gezdi*rerek ya da suyu ayaklara değdirerek olur.Ayak*ların “mesh edilmesi“ ise elin ya da el yerine kāim olan başka bir şeyin ayaklar üze*rine gezdirilmesidir. Bir kimse ayaklarının ta*mâmını su ile mesh eder*se o hem yıkayıcı hem de mesh edicidir.Mesh keli*mesinin, tavsif etti*ğim gibi biri umû*mî -âzânın tamâmının meshi-, diğeri husûsî -âzânın bir kısmının meshi- ol*mak üzere iki mânâsı bulun*duğundan, kıraat i*mamları “Ercülekum” keli*mesinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. (…) Abdest âyetinde ayaklarla ilgili emrin te’*vi*lin*de dediğimiz gibi, onların tamâmının su ile mesh edilmesi gerektiği içindir ki, ilgili âyeti, ayakların su ile yıkanmasıyla birlikte onların elle veyâ el yerine kāim olan şeyle mesh edil*mesi şeklinde yorumlayarak abdestte ayakları suya sokup da (bununla yetinerek) eliyle veyâ el yerine kāim olan şeyle mesh etmemeyi mek*ruh görenler olmuştur.Nitekim rivâyet edil*di*ğine göre Tâvus (Ra*himehullâh)a abdest alırken ayaklarını suya sokan kimsenin durumu sorulduğunda: “Bunu yeterli bulmam!” de*miş*tir.“Âyetten ayakların yıkanması kastedilmiş*tir” diyenler ise meshi yeterli görmemiş, buna mukābil ayakları suya sokmayı yıkamak olarak telakki etmiştir. Nitekim Hasen-i Basrî (Rahi*me*hullâh)a gemide abdest alan kimse sorulduğunda: “Ayaklarını suya daldırmasında bir beis yok*tur.” diye cevap vermiştir. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân:*4/177-178)Burada gözden kaçırılmaması gereken en önemli hususlardan biri de şudur: Taberî (Rahi*me*hullâh) bu meseleyi tartışırken Peygamber E*fendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den, ayakların “Husûsî anlamda” meshiyle yetinilebileceğini gösteren herhangi bir rivâyet nakletmezken, “Yıkama” bildiren birkaç rivâyete yer vermiş ve sonra da şu ifâdeyi kullanmıştır: “… Bâzı kıraat imamları, kelimeyi “Ercüleküm” olarak okumuş ve farz olanın, ayakların yıkanması ol*duğunu söylemişlerdir.Hâlbuki Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)*den, ayakların umûmunun suyla mesh edilece*ğini (ovalanarak yıkanacağını) bildiren birbirini des*tek*ler mâhiyette rivâyetler gelmiştir.” (Taberî, Câmi‘u’l-Beyân:4/177) Bu meseleyi işlediği bahsin devâmında Taberî (Rahi*me*hullâh), ayakların normal mesh ile yetinilebileceği iddiasını muhtelif yönlerden “Eğer şöyle denirse, şöyle deriz” tarzında mü*nâkaşa ederek ve Peygamber Efendimiz (Sal*lâl*lâhu Aleyhi ve Sellem)den, ayakların tamâmının “Yı*kanması” gerektiği rivâyetlerini delil ge*ti*re*rek çürüttükten sonra aynen şu ifâdeyi kullanır: “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den, ab*destte ayakların tamâmının suyla yıkanacağını em*reder mâhiyette gelen rivâyetler, haberdâr o*lanın elinde hiç*bir özür bırakmayacak müstefiz (yaygın) nakil*lerle sâbit olmuştur.Ayakların bu şekilde yıka*nacağı O’ndan sahih olarak sâbit olduğuna göre, yıkanmasını farz kıldığı bir uzvun, aynı durumda ve aynı vakitte bir kısmının yı*kanmamasını mubah görmüş olması kabul edilemez. Çünkü bu, bir şeyi aynı anda hem farz kıl*mak, hem de iptal etmek demektir. Bu (çelişki) ise Allâh’ın ve Rasûlü’nün ahkâ*mında söz konusu değildir.” (Taberî, Câmi‘u’l-Beyân:4/185) Görüldüğü gibi Taberî (Rahimehullâh) ne a*yakların sâdece yıkanması görüşünü, ne de sâ*dece mesh edilmesi görüşünü savunuyor.O, bu ikisinin dışında ayakların tamâmının suyla mesh edilmesini, yâni ayakların ovala*narak yı*kanması gerektiğini savunuyor. Pey*gamber Efendimiz’den gelen rivâyetlerin hem “Ayak*ların tamâmının suyla meshi” hem de “Ayak*la*rın tamâmının yıkanması” şeklinde ol*duğunu söyleyen Taberî (Rahimehullâh)ın görü*şündeki in*celiği iyi kavramak gerekir.Ona göre “Ayak*la*rın ta*mâ*mının suyla mesh edilmesi” başka şey*dir, başın mesh edil*mesi gibi normal mesh daha başka bir şeydir.Normal meshte, âzânın tamâmını doğru*dan suyla temas ettirerek mesh etmek yoktur, sâ*de*ce el ıslatılır ve ıslak elle mesh yapılır. Is*lak el*le yapılan meshte mesh edilen uzvun ta*mâmını mesh etmek gerekmez, bir kısmını mesh etmek kâfîdir. Oysa Taberî (Rahimehullâh) tıpkı teyem*mümde olduğu gibi ayakların tamâ*mının mesh edilmesi gerektiğini savunmakta*dır.Zâten Ta*berî (Rahimehullâh) âyetten sâdece mesh hük*münü çıkaranların görüşlerini aktarır*ken orada mut*lak olarak mesh ifâdesini kullan*dığı halde, ken*di görüşünü anlatırken:“Ayakların tamâ*mı*nı suyla mesh” ifâdesi*ni kullanmakta ve böy*le*ce kendi görüşünün farklı olduğuna işâret etmektedir.Ayrıca Taberî (Rahimehullâh)ı bu görüşe iten şey âyetin her iki kıraatini de uygulamaya sok*ma isteğidir. Eğer Taberî (Rahimehullâh) mut*lak anlamda husûsî meshi savunsaydı, sâdece keli*menin mecrur okunduğu kıraati tercih ederdi. Oysa o her iki kıraati de sahih bulmakta ve mümkün mertebe her ikisiyle de amel ede*bil*menin yollarını aramaktadır. Bulduğu yol, a*yak*ların tamâmını suyla mesh etmektir. Böyle olunca ayaklar suyla doğrudan temas ettirildiği için meşhur kıraati, mesh edildiği için de diğer kıraati uygulama imkânı bulunmuş oluyor.Taberî (Rahimehullâh)ın iki kıraati cem yö*nündeki niyeti şu ifâdelerinde açıkça göz*len*mektedir: “…Çünkü ayakların tamâmının suyla mesh edilmesinde yıkanmaları vardır. Elin ya da el yerine kāim olan şeyin ayaklar üzerin*de gezdirilmesinde ise ayakların meshi vardır.Âyeti nasb kıraati üzere okuyanlardaki doğruluk ciheti ayak*ların tamâmı üzerinde su*yun gezdirilmesidir.Cer kıraati üzere okuyanlardaki doğruluk payı da ayakları mesh etmek için el ya da el ye*rine kāim olan şeyin ayakların tamâmı üzerinde gezdirilmesidir.” (Taberî, Câmi‘u’l-Beyân:4/178) Böylece Taberî (Rahimehullâh) kıraatlerin doğ*ru*luk yönlerini esas alarak ayakların tamâ*mının suyla mesh edilmesi yönündeki görüşünü ileri sürmüş ve her iki kıraati de cem etmiştir.Bütün bunlar bir yana İslamoğlu Tabe*rî (Rahimehullâh)ın görüşü hakkında aceleci dav*ran*mayıp, eksik anlama ihtimâlini göz önüne ala*rak bu konuda Taberî (Rahimehullâh)a atfen tefsir literatüründe neler dendiğini araştırmış olsaydı, sanırım bu hatâya düşmeyecekti.Zîrâ İbn-i Kesîr (Rahimehullâh)ın tefsirinde onu bu hatâdan kurtaracak açık ifâdeler yer alı*yor. İbn-i Kesîr (Rahimehullâh): “Taberî (Rahimehul*lâh)a göre yakları yıkamak sünnetle, meshet*mek de Kur’ân’la farzdır” diyenleri, Taberî (Rahime*hullâh)ı doğru an*lamamakla eleştiriyor.İbn-i Kesîr (Rahimehullâh) bu eleştirisinde haklıdır. Zîrâ yukarıda da paylaştığımız gibi Taberî (Rahimehul*lâh)ın ifâdelerinden bu sonuç çı*karılamaz.Buradan çıkarılacak tek sonuç iki kıraati cem adına ayakların tamâmını suyla mesh et*mektir. Nitekim İbn-i Kesîr (Rahimehullâh) da bu*rada Taberî (Rahimehullâh)ın, iki kıraati cem adına ayakların suyla mesh edilmesi gerektiği yönün*deki görüşü savunduğunu belirtiyor ve o*nun i*fâdesindeki “Mesh”in, “Ayakları *delk (ova*la*mak)*” anlamına geldiğini ifâde ediyor. (İbn-i Ke*sîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-azîm:2/26)Daha da ilginç olanı şudur: İbn-i Kesîr (Rahimehullâh)ın Taberî (Rahimehullâh)ı doğru an*la*yamamakla tenkit ettiği kimselerin Taberî’den anladıklarıyla, İslamoğlu’nun anladığı bambaş*ka şeylerdir. Onlara göre Taberî, ayakların yı*kanmasıyla mesh edilmesi arasında hüküm açı*sından bir fark görmüyor ve her ikisinin de farz olduğunu kabul ediyor. Bir farkla ki yıkamanın farziyetini Sünnet’le, meshin farziyetini ise Ki*tab’la sâbit görüyor.Oysa İslamoğlu meseleyi çok farklı kur*guluyor; Taberî’nin mesh etmeyi farz, yıkama*yı sünnet gördüğünü ileri sürüyor. Bir hükmün Kitab’la sâbit olması illâ farz olma*sını gerektir*mediği gibi, Sünnet’le sâbit olması da illâ Sün*net olmasını gerektirmez.Şu halde nereden bakılırsa bakılsın ortada Taberî’nin görüşünü anlamamaktan kaynakla*nan vahim bir hatâ bulunmakta.Şu halde İslamoğlu’nu tâkip eden orta*la*ma Türk okuyucusu Taberî’nin konuyla ilgili gerçek görüşünden haberdâr olamayacak, aksi*ne onu İslamoğlu’nun yansıttığı gibi Ehl-i Sün*net’in cumhuruna rağmen çıplak ayağa meshi savunan biri olarak tanıyacaktır. Bu sâdece onu yanlış tanımakla sınırlı kalmayacak, belki bura*dan yola çıkarak çıplak ayağa meshedile*me*ye*ceği konusundaki hassâsiyetinin anlamsızlığını düşünmeye başlayacak.Belki de bir adım sonra Ehl-i Sünnet ve Şî‘a arasındaki karşıtlığın bu*güne kadar abartıl*dığını, aslında kaynaklar “İyi incelense!” arala*rındaki fikir ayrılıklarının uz*laştırılabilir oldu*ğunu düşünecek! Bu da genel*likle sâdece siyâsî açılımları düşünülerek yürü*tülen, îtikādî ve fık*hî boyutları nedense görül*mek istenmeyen ve ilginçtir ki çoğunlukla sünnî ülkelerde uygula*nan ve hâliyle Şî‘a le*hi*ne sonuç veren Ehl-i Sünnet’le Şî‘a’yı yakın*laştırma faaliyetlerine de yine Şî‘a lehine katkı sağlayacaktır.Peki, okuyucuyu bütün bu yanlış anlama*lara sürükleyen şey temelde nedir? El-cevap, basbayağı yanlış anlama ve maalesef u*cuz bir çarpıtmadır.İslamoğlu, ne hikmetse hep Ehl-i Sünnet ve Şî‘a karşıtlığında tecellî eden bu gibi çar*pıt*ma örnekleri üzerine düşünüp kendisine yönel*tilen Şî‘a sempatizanlığı ithâmını bir de bura*dan değerlendirse sanırım kendisi için de hayır*lı olur. Vesselam…

Hakan Talhâ Alp
 
Üst