Bizi birbirimize bağlayan bağlar(sohbet) | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Bizi birbirimize bağlayan bağlar(sohbet)

Risale-i Nur Talebesi

Diyar-ı Bekirli
İhvan Üyesi
Katılım
30 Haz 2006
Mesajlar
1,460
Puanları
0
ÂYET-İ KERİME MEÂLİ



Muhakkak ki İbrahim de onun (Nuh'un) yolundan gidenlerdendi. Rabbine ter temiz bir kalble gelmişti.


Sâffât Sûresi: 83-84


08.12.2006




HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ



Hz. Peygamber, eziyet vermeleri durumu dışında herhangi bir canlıyı öldürmekten neyyetti.



Câmi'ü's-Sağîr, c: 3, 3825


08.12.2006




Bizi birbirimize bağlayan ‘bir’ler



Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü’min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği hâlde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.

Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.

Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir rabıta anlarsın; ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münasebet hissedersin. Halbuki, imanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var.

Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir; bir, bir.. bine kadar bir, bir.

Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir; bir, bir.. yüze kadar bir, bir.

Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir.. ona kadar bir, bir.

Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.

Mektûbat, s.254


Lügatçe:


tevhid-i imanî: İman birliği.

tevhid-i kulûb: Kalplerin birliği.

vifak: Dostça, samimane birleşme.

şikak: Ayrılık.

istihfaf: Hafife alma.

i’tisaf: Haksızlık yapma.

Cebel-i Uhud: Uhud Dağı.

evsâf-ı İslâmiye: İslâmî vasıflar, Müslümanlık sıfatları.

adâvet: Düşmanlık.

vahdet-i itikad: İnanç birliği.

vahdet-i içtimaiye: İçtimaî birlik.

uhuvvetkârâne: Kardeşçesine.

Hâlık: Yaratıcı.

Mâlik: Her şeyin sahibi olan Allah.

Mâbud: Kendisine ibadet edilen Allah.

Râzık: Rızık veren Allah.

rabıta-i vahdet: Birlik bağı.

esbab-ı muhabbet: Sevgi sebepleri.

münasebât-ı uhuvvet: Kardeşlik münasebetleri, ilgileri.


08.12.2006

kaynak :Yeni asya gazetesi
 
Üst