Bİze Yİne Neler Oluyor Gülüm?? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Bİze Yİne Neler Oluyor Gülüm??

B

BeHReM

Misafir
İSKENDER PALA




Bize yine neler oluyor gülüm?


Bilirim seni yalan dünyasın

Evliyaları alan dünyasın

Yunus

Bir tutsaklıktır başlar, biz doğunca; dünya denir adına. Bir telaş, bir koşturmaca, dursuz duraksız. Rahmân’a isyan isyan kendimizden gafletin adıdır o. Maldan ve mülkten, çıkardan ve hesaptan, makamdan ve itibardan, şandan ve şöhretten olur sınanmalarımız çoğu kez. Bağına düşen bir dahi kurtaramaz başını beladan, bir daha aydınlatamaz ruhunu karamsar zindanlarda.

Dünyaya değil belaya geliriz biz, Kalû’dan söz açıp Bela’yı ölçeriz hep. Şekerden ve baldan umar, ağudan ve zehirden içeriz; güzeller ve güzellikler der, çark–ı felekten geçeriz. Mert gelip mert gitmektir erlik, biliriz de, yine hilelere, oyunlara, oyuncaklara düşeriz. Üç talakla boşanası kumamızdır bizim, deriz de, her gece onun acüze koynunda sabahlarız.

Biz değiliz artık onu şekillendiren, bize fikrimiz bile sorulmuyor nedense. Oysa “Biz” bir medeniyetin adıydı eskiden, bir hayat tarzının.

Ayrık gözlüklerinin ardından ötekiler hükmediyor şimdi ona ve zamanı fişliyorlar durmadan. “Öteki” bir başkalaşmanın sancısıdır aslında, belki bir dayatmanın.

Biz, biz olmayı yitirdikten sonra oldu olanlar, miskinliği gayrete tercih etmemizden sonra oldu. Gölgelerden kan sızdı sükunetimizin üstüne. Suçlarımızın kanıydı hem... Sicim sicim gözyaşlarımızı dolayıp hoyrat ellerine gülüşlerimizin uçurtmalarını ötekiler uçurmaya başladı sonra. Rüzgarlar avare çıktı. Yalnızlığımızı duyduk bir uçtan bir uca sarındığımız dumanlarda, ve çığlıklarımız anlamsız kalabalıklara tutsak edildi. Zamanı kösele niyetine çiğneyen açlıklar ayarladı yelkovanların parmaklarını bunalım saatlerine. Her renkten pencereler açıldı azgın emellerin aynalarına ve yüzlerimizi seçemez olduk. İşsiz kaldık, kalbimiz katılaştı; aşsız kaldık, ruhlarımız dalaştı. İçimiz aynıydı, dışımız kabuk kabuk döküldü. Günleri sek sek oynayarak geçmenin bedelini umut taşlarından hayali saraylar yaparak ödedik. Kristal adalar boş havuzlara düştü; güz yapraklarının kıvranarak öldüğü susuzluklarda korkularımızı yüzdürür olduk. Ve iri çuvaldızlarla diktik güzelliklerin ağzını. Hep dünya idi sebep, hep dünya sevgisi oldu yenilgilerimiz.

Dünyaya bu kadar düşmeseydik kalbimiz rahatlayacaktı belki. Belki işimiz ve aşımız olacaktı, imanımız ve mutluluğumuz olacaktı. Olmadı; bunalımlarımızın kancalarını kör kuyulara sarkıttık; tekilliğimizi sokaklara çözdük, yuvadan ve eşten ayrıldık. Beyhudeliğe ayarlı zamanlarda intiharları taktık yakalarımıza rozet rozet. Eldivenlerimizde kaldı ellerimizin sıcaklığı, ve tozlu çekmecelere kaldırıldı dostluklarımız. Hep eski ve kırık şeylerle avunduk çocuklar gibi, ve ötekiler dizdi içleri başkaldırı dolu şişeleri yüzlerimizin raflarına göz göz... Mavi, yeşil, sarı ve mor fırıldaklara takılı kaldı bitimsiz can sıkıntılarımız, nakışlı gündüzlerde karanlığımızı artırdılar peyderpey. Duygularımızı mesafelere serptiler boylu boyunca, ve ölümü mezarlıklara hapsedip tabaka tabaka, zamandan kopardılar ilkin bizi, ölmeyeceğimize inandırdılar; ve sonra hırs çivilerinin başlarını koparıp çaktılar tabutlarımıza, “dünya” diyerek, hurdaya döndürdüler yüreklerimizi, varlığımızı, medeniyetimizi. En asil tutkularımız, kendini tutmaktan yoksun tutkallarla tutturulunca kendimizi bir ayarda tutamadık, ve yabancı bir konuk olduk şu bir demlik yapıda, dem geldi geçti, biz bir köşeye ilişip kaldık; ellerimizi birleştirmeyi akıl edemedik, imanlarımızı Bir’leştirmeyi akıl edemedik.
Neler oluyor bize yine neler oluyor gülüm?!..
 

^diyar^

susss gönlüm!!!
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
1,742
Puanları
0
Yaş
37
Ah Mİne'l - AŞk

Aşk, yerine göre yol olur yürünür, yerine göre iman olur uyulur. Bazen ateş olup yakar, bazen deniz olup boğar. Sultan olur ülke yönetir, şarap olur sarhoş eder. At olup koşar, kuş olup uçar. Hazine olur viran gönüllerde saklanır, kimya olur hakir toprakları altına dönüştürür. Sır olur saklanır, gonca olur açılır. Gül bahçesi olur kokusuyla aşıkları mest eder, güneş olur aşıklarının ümit meyvelerini olgunlaştırır.
Aşk olunca gönüller birleşir, aşk olunca kıyamet koparcasına hareketlilik olur. Aşk olunca şimşekler çakar, rahmetler yağar. Alemler kıyama kalkarsa aşktandır. Hastaların şifa bulması aşktandır.
Aşk ile döner gökler, aşk ile durur kainat. Aşk, Mecnun'dan Leyla'ya bir feryat, Mansur'dan dara bir sır, gözden kalbe bir yoldur...
İSKENDER PALA
 

kalbin zümrüt tepesi

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2007
Mesajlar
1,433
Puanları
0
Yaş
38
Bize Yine Neler Oluyor Gülüm...

Bize yine neler oluyor gülüm?


Bilirim seni yalan dünyasın

Evliyaları alan dünyasın

Yunus

Bir tutsaklıktır başlar, biz doğunca; dünya denir adına. Bir telaş, bir koşturmaca, dursuz duraksız. Rahmân’a isyan isyan kendimizden gafletin adıdır o. Maldan ve mülkten, çıkardan ve hesaptan, makamdan ve itibardan, şandan ve şöhretten olur sınanmalarımız çoğu kez. Bağına düşen bir dahi kurtaramaz başını beladan, bir daha aydınlatamaz ruhunu karamsar zindanlarda.

Dünyaya değil belaya geliriz biz, Kalû’dan söz açıp Bela’yı ölçeriz hep. Şekerden ve baldan umar, ağudan ve zehirden içeriz; güzeller ve güzellikler der, çark–ı felekten geçeriz. Mert gelip mert gitmektir erlik, biliriz de, yine hilelere, oyunlara, oyuncaklara düşeriz. Üç talakla boşanası kumamızdır bizim, deriz de, her gece onun acüze koynunda sabahlarız.

Biz değiliz artık onu şekillendiren, bize fikrimiz bile sorulmuyor nedense. Oysa “Biz” bir medeniyetin adıydı eskiden, bir hayat tarzının.

Ayrık gözlüklerinin ardından ötekiler hükmediyor şimdi ona ve zamanı fişliyorlar durmadan. “Öteki” bir başkalaşmanın sancısıdır aslında, belki bir dayatmanın.

Biz, biz olmayı yitirdikten sonra oldu olanlar, miskinliği gayrete tercih etmemizden sonra oldu. Gölgelerden kan sızdı sükunetimizin üstüne. Suçlarımızın kanıydı hem... Sicim sicim gözyaşlarımızı dolayıp hoyrat ellerine gülüşlerimizin uçurtmalarını ötekiler uçurmaya başladı sonra. Rüzgarlar avare çıktı. Yalnızlığımızı duyduk bir uçtan bir uca sarındığımız dumanlarda, ve çığlıklarımız anlamsız kalabalıklara tutsak edildi. Zamanı kösele niyetine çiğneyen açlıklar ayarladı yelkovanların parmaklarını bunalım saatlerine. Her renkten pencereler açıldı azgın emellerin aynalarına ve yüzlerimizi seçemez olduk. İşsiz kaldık, kalbimiz katılaştı; aşsız kaldık, ruhlarımız dalaştı. İçimiz aynıydı, dışımız kabuk kabuk döküldü. Günleri sek sek oynayarak geçmenin bedelini umut taşlarından hayali saraylar yaparak ödedik. Kristal adalar boş havuzlara düştü; güz yapraklarının kıvranarak öldüğü susuzluklarda korkularımızı yüzdürür olduk. Ve iri çuvaldızlarla diktik güzelliklerin ağzını. Hep dünya idi sebep, hep dünya sevgisi oldu yenilgilerimiz.

Dünyaya bu kadar düşmeseydik kalbimiz rahatlayacaktı belki. Belki işimiz ve aşımız olacaktı, imanımız ve mutluluğumuz olacaktı. Olmadı; bunalımlarımızın kancalarını kör kuyulara sarkıttık; tekilliğimizi sokaklara çözdük, yuvadan ve eşten ayrıldık. Beyhudeliğe ayarlı zamanlarda intiharları taktık yakalarımıza rozet rozet. Eldivenlerimizde kaldı ellerimizin sıcaklığı, ve tozlu çekmecelere kaldırıldı dostluklarımız. Hep eski ve kırık şeylerle avunduk çocuklar gibi, ve ötekiler dizdi içleri başkaldırı dolu şişeleri yüzlerimizin raflarına göz göz... Mavi, yeşil, sarı ve mor fırıldaklara takılı kaldı bitimsiz can sıkıntılarımız, nakışlı gündüzlerde karanlığımızı artırdılar peyderpey. Duygularımızı mesafelere serptiler boylu boyunca, ve ölümü mezarlıklara hapsedip tabaka tabaka, zamandan kopardılar ilkin bizi, ölmeyeceğimize inandırdılar; ve sonra hırs çivilerinin başlarını koparıp çaktılar tabutlarımıza, “dünya” diyerek, hurdaya döndürdüler yüreklerimizi, varlığımızı, medeniyetimizi. En asil tutkularımız, kendini tutmaktan yoksun tutkallarla tutturulunca kendimizi bir ayarda tutamadık, ve yabancı bir konuk olduk şu bir demlik yapıda, dem geldi geçti, biz bir köşeye ilişip kaldık; ellerimizi birleştirmeyi akıl edemedik, imanlarımızı Bir’leştirmeyi akıl edemedik.

Neler oluyor bize yine neler oluyor gülüm?!..


iskender pala
 

kalbin zümrüt tepesi

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2007
Mesajlar
1,433
Puanları
0
Yaş
38
Dünyaya değil belaya geliriz biz, Kalû’dan söz açıp Bela’yı ölçeriz hep. Şekerden ve baldan umar, ağudan ve zehirden içeriz; güzeller ve güzellikler der, çark–ı felekten geçeriz. Mert gelip mert gitmektir erlik, biliriz de, yine hilelere, oyunlara, oyuncaklara düşeriz. Üç talakla boşanası kumamızdır bizim, deriz de, her gece onun acüze koynunda sabahlarız.

Biz değiliz artık onu şekillendiren, bize
Aslında ne şişi yakarız ne kebabı yeriz nede elimiz yanar.
fakat baki alemde heryerimiz yanar maazallah.
 
Üst