>bİr Acin Kaldi<

  • Konbuyu başlatan ada
  • Başlangıç tarihi
A

ada

Misafir
Bir acın kaldı...

Ve acınla... acılarla başbaşayım şimdi... Karanlık da bastırmıştır. Arada bir karanlığı yırtarım ümidiyle, kendimi yine karanlığın hâkim olduğu yere; dışarı atıyorum. Amaçsızlık içerisinde biryerlere doğru yürümenin sızısını yüreğimde taşıyarak adımlıyorum caddeleri... sokakları... kuytulukları... Dışarıda olmama, kendimi can havliyle dışarı atmama rağmen, zihnimdeki işgalcilerden kurtulamıyorum. Bir türlü bırakmıyorlar peşimi... Zira; onları da içinde taşıyan yürek de benimle... O zaman; nereye giderseniz gidin, içiniz rahat değilse, rahat olamayacağınız düşüncesi geliyor aklıma... Şiirler ve türküler yine yanımda... Acı yine benimle...

Bir acın kaldı...

Sözlerden yardım istiyorum ve sözler terketmiyor beni... Sizin dostluğunuz sürdükçe; onlardan ihanet ve terketme gibi bir davranış göremezsiniz. Bunu; ancak ve ancak insanlar yapar size... Terkedilme ve ihanetin acısını yaşayan; vefasızlığa lügâtinde yer veren insandır; diyorum. Ve...

Gece bağrıma bir hançer gibi saplanıyor. Ve ben ellerimi tutuyorum geceye karşı... Geceler ki; hep beni derinden yaralıyor. Her gelişinde acıdan bir otağ kuruyor içime... Katmer katmer sızının; içten içe yaktığını hissediyorum bedenimi... Caddelerdeki neon ışıkları; hiç bir şey ifade etmiyor bana... Ne kendime bir şey anlatabiliyorum, ne de başkalarına... Vitrinlerin anlamsızlaştığını görmek ne kötü... Neyin hayalini kuruyordu zihnim... Sevdadan... aşktan... dostluktan yana... Ya bunlar neyin nesi? Anlaşılmamak için ne yaptım? Kimi yaşadığının farkında... Kimiyse yaşamadığının... İnsanlar geçiyor bir bir önümden... Ben ise; düşüncelerini okumayı arzu ediyorum önümden geçip gidenlerin... Onlar da bilmek istiyorlar mı başkalarının ne düşündüğünü acaba? Hüzünlü türkülerle doluyor yüreğim... İçimi kaplayan sitem rüzgârlarına dayanamıyorum; etrafı bürüyen kopkoyu yalnızlık sonrasında... Ah bu yalnızlık rıhtımı... Vapurlar hep tek kişiyi almak için yanaşıyorlar limana... Ah bilseniz; bir kuş olmayı ne kadar isterdim. Ya da; turna katarının bir üyesi olmayı...

Yüreği yüreğime denk bir sevda için ağlıyorum. Ve kimse bilmiyor ağladığımı... Herkes kendi dünyasında dolaşıp, kendi dünyasından haber veriyor. Başka dünyaların acısıyla sarsılanları arıyorum. Bir hicran yarasıdır tutturmuş gidiyor ruhum... Düştüğüm çemberden çıkamıyorum. Kuytularda dolaşıyorum, sığınacak bir kuytu bulamıyorum. Kimi arıyorum... Kime yalvarıyorum...

Ah sükût... ah sükût... diyen yangınlı bir sesle kısılıyor nefesim... Düşüp bir köşede öylece kalıyorum.

Bir acın kaldı...

Sonra kitaplara, düşüncelere, dört duvar arasına, gecenin sunduğu acılara geri dönüyorum. Yeni yorgunluklara ve yeni yalnızlıklara kapı açmak için...

Kitaplara bakarken; kavgalar geliyor aklıma... İnsanların kitaplarda yazılı olanlardan ötürü birbirleriyle ettikleri kavgalar... Sonu ihtilallerle, savaşlarla, kıyımlarla, zulümlerle, hapislerle biten kavgalar... Halbuki; onlar orada; sayfalarında yazılı olanlar için kavga edenleri duymayarak, hiç kavga etmeden, birbirleriyle sürtüşmeden öylece duruyorlar. Sakin ve sessiz, kendilerini tozlu raflardan alıp okuyacak birilerini bekleyerek... Aralarında ne gruplaşma ve ne de bölünme var. Acaba; kendilerini bahane ederek kavga eden, ölümlere ve zulümlere yolaçan insanlar hakkında ne düşünüyor kitaplar? Hem de; okumadıkları, incelemedikleri, araştırmadıkları ve düşünmedikleri halde...

Tabiî ki; kitapların bu konudaki düşüncelerini öğrenmenin yolu, yine onları açıp okumaktan geçiyor. Zira, okumadan, ne acılar öğrenilir, ne de düşünceler... Ne acılara hükmedilir, ne de düşüncelere...

Bir acın kaldı...gecelerden...

Bir acın kaldı...gündüzlerden...

Bir acın kaldı...gidenlerden...

Bir acın kaldı...hüzünlerden...



İsmail BİNGÖL
 
Üst