Bedri Ruhselman | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Bedri Ruhselman

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63

İyiliğin ve dürüstlüğün yitirildiği bir ortamda gerçek sanat ve fazilet gelişemez. Pisagor teoremini ezberlemekle kimse insan olmayı öğrenememiştir. Bir insana gelişimi için nefes kadar vazgeçilmez şekilde lazım olan şey önce yüksek insani değerlerdir. Diğer herşey ondan sonra gelir. Sağlam ahlakın olmadığı yerde bilim de yozlaşır. Dr. Bedri RuhselmanTürkiye’deki metapsişik biliminin öncüsü olan Dr. Bedri Ruhselman, 1898 yılında, İstanbul’un Fındıklı semtinde, Setüstü’ndeki kendi evlerinde dünyaya geldi.Ruhselman ‘ın soy kütüğü, Kafkasya’da yaşayan Çerkezlerin Şapsığ koluna kadar uzanır. Babası, kıdemli yüzbaşı askeri cerrah Cemal Efendi, annesi ise Kastamonu kale kumandanı Binbaşı Hüsnü Efendi’nin kızı Safiye Hanım’dı. Ruhselman, anne ve baba tarafından asker kökenli bir aileden geliyordu. Ailece, ilkokulu bitirinceye kadar İstanbul’da Fındıklı’da oturdular. İlkokula, Şemsi Mekatip’te başladı. Çocukluğunun ilk yılları İstanbul’un Fındıklı semtinde geçen Ruhselman, 1902 yılında babasının Çanakkale’ye tayin olması nedeniyle, ilk ve ortaokulu Çanakkale’de tamamladı.
Çocukluğunun ilk yıllarıyla ilgili bir geçmiş yaşamı hatırlama olayını, Dr. Bedri Ruhselman ‘ın bu yaşlardayken bir önceki yaşamını hatırladığını; onun Ruh ve Kainat adlı eserinin 944. Sayfasından, kendi üslubuyla aktarmak istiyoruz.

“Çocukluğumun hangi zamanında başladığını bilemediğim, 4-5 yaşıma kadar beni takip eden bu hatıranın o zamanki canlı tesirlerini hala az çok duyabiliyorum. Bazen bir çocuk merakı ile, bu hikayenin ne zaman meydana geldiğini anneme sorardım. O önce, bir rüya görmüş olduğumu düşünerek, bana baştan savma cevaplar vermekle yetinmişti. Fakat bilahare devam eden ısrarlarım karşısında, nedense bazı endişeler duymaya başlamış ve beni şiddetle tehdit ederek böyle şeyleri konuşmaktan menetmişti. Beş yaşından sonra bu hatıralar yavaş yavaş kuvvetini kaybetti ve geride, canlı sahneler yerine sönük ve silik birtakım klişeler kaldı. Bu hikaye aşağı yukarı şu idi: Ben yine bir çocuktum fakat başka bir çocuktum. Annem ve diğer 2-3 kardeşimle beraber (O tarihte yalnız bir kardeşim vardı!) bir seyahatte bulunuyoruz. Denizdeyiz ve bir kayığın içindeyiz. Yanımdaki annem ve kardeşlerim şimdikilere hiç benzemiyor. Büyük bir limandayız. Bu limanda bir manzara var ki, benim merakımı en çok uyaran da bu oluyor. Zira bu, mutat olarak gördüğüm şeylere benzemiyor fakat bana aynı zamanda çok yakın ve mutat görünüyor. Deniz üzerinde veya sahillerde büyük tesisata bağlı ve asılı duran terazi kefeleri gibi birtakım şeyler var ama bunların üzerinde silahlı adamlar duruyorlar ya da bazı şeyler yapıyorlar.

Nihayet büyük makineler, kalabalık sahiller ve birçok görmediğim insan içinde hatıram bulanıyor ve siliniyor. Bu gördüğüm şeylerin hiçbiri, o zamanki alışılmış yaşamımda yoktu. Burası neresi idi, bu gördüğüm adamlar kimlerdi, ben buralara ne vakit gitmiştim? İşte o zamanlarda kafamı işgal eden meseleler bunlardı. Acaba bu, gerçekten bir rüyanın izlenimi miydi? Bu mümkündür, bir çocuk birçok rüya görebilir. Fakat gördüğüm rüyalardan hiçbirisi bende bu ölçüde içinde yaşanmışçasına canlı bir sahne izlenimi bırakmamıştı. Bununla beraber, eğer elimde yalnız bu sözünü ettiğim belirsiz ve her yoldan açıklanabilir şahsi çocukluk hatıramdan başka, daha kuvvetli ve müspet diğer çocuk hatırlamaları olmasaydı, yukarda yazdığım hikayeler üzerinde bir saniye bile durmak istemezdim. Fakat elimizde, yetkili bazı kişiler tarafından saptanmış öyle örnekler var ki, bunları inceledikten sonra, ‘gevezelik yapan’ veya ‘rüyalarını anlatan’ çocukların öyküleri karşısında uyanık olmamızın gerektiğini takdir etmekte gecikmeyiz.”

Ruhselman on yaşındayken, müziğe olan ilgisi nedeniyle alaturka keman dersleri almaya başlar. Keman derslerini veren hocası Kazım Efendi’ye göre, müziğe olan yeteneği çok fazladır.
On iki yaşındayken, kendisi için bir dönüm noktası oluşturacak kadar önemli bir şey olur. Ruhselman’ın eline Gayret Kitabevi’nin sahibi Mösyö Garbis’in “Cinlerle Muhabere (Haberleşme)” adlı küçük cep kitabı geçer ve onu gizlice okumaya başlar. “Gizlice okur,” diyoruz çünkü babası bu tür konularla ilgilenmesini kesinlikle istememektedir.
Ama meraklı küçük Ruhselman, tavan arasında kendi kendine ufak celse denemeleri yapmaya başlamıştır bile. Hatta bir gün, okuduğu kitaplardan birinde, ölen insanların kabir azabı yaşadıkları bir dönemin olduğunu ve imamın mezar başında talkın vermesinden sonra bazı olayların ortaya çıktığının yazılı olduğu bir bölüme rastlar. Bu konu onun son derece ilgisini çeker. İşin gerçeğini anlamak için bir cenazenin peşine takılır, kabristana gider ve orada sabahlar. Anlatılanların aslını öğrenmek isteği, 10-12 yaşındaki Ruhselman’ın korkularını bile yenmiştir. Ruhsal olaylara olan ilgisi böylelikle başlamış olur.
Bedri Ruhselman 15 yaşına geldiğinde, bu kez babasının ve onun bazı arkadaşlarının yanında, ilk celse deneyini yapar. Kendisinin belirttiğine göre, bu celsede bir savaşın çıkacağı söylenir. Nitekim 1914’te, Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Bu nedenle ailesi, Ruhselman’ı bir denizaltı ile İstanbul’a yollar. Bundan böyle lise öğrenimine Kabataş Lisesi’nde devam edecektir.

Ruhselman lise eğitimi sırasında aynı zamanda keman dersleri de almaktadır. Hocası ise, o dönemde İstanbul’da bulunan üstat kemancı Bay Braun’dur. Ruhselman keman alanında o kadar ustalaşmıştır ki, hocası bazı prenslere Ruhselman’dan ders almaları için referanslar verir.

1916 yılında Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra Tıbbiye’ye girer. Ailesi de İstanbul’a gelmiştir. Ruhselman’ın eline o dönemlerde, “Hakikat-ı Muhammediye” adlı bir kitap geçer. Bu kitapta tüm ayrıntılarıyla cennet anlatılmaktadır. Cennete kimlerin gireceği belirtilmekte, en üst sırayı da şehit olanların alacağı vurgulanmaktadır. Genç Ruhselman bu kitaptan o kadar çok etkilenir ki, o sıralarda devam eden Çanakkale Savaşına katılmaya karar verir. Hemen askerlik şubesine gider, kaydolur ve bunu kimseye söylemez. Ertesi gün büyük bir gönül rahatlığı içinde, Bab-ı Ali yokuşundan inerken, bir kahvenin önündeki tahta sedirde oturmuş bir adamın gazete okuduğunu görür. Tam adamın önünden geçerken, rüzgarın etkisiyle gazetenin sayfası döner ve arka sayfadaki bir ilan gözüne çarpar. Bu dikkat çekici ilanda, Aksaray semtinde bulunan bir falcının, geleceği okuduğu belirtilmektedir.

Bu tür esrarengiz konulara zaten meraklı olan Ruhselman, bu falcıya giderek geleceğini öğrenmeye karar verir. Savaşa gidip şehit olmayı amaçlayan Ruhselman, muhtemelen falcıdan bunun olup olmayacağını öğrenmek istemektedir. Aksaray’a falcının yanına gider, onu bir odaya alırlar. Saatlerce bekler; ne gelen vardır, ne de giden. Neden sonra çok yaşlı, sakallı, titrek bir ihtiyar, değneğine dayana dayana gelir, karşısında durur ve Ruhselman’ı görür görmez yarı trans durumunda bağırmaya başlar: “Cerrahın oğlu, cerrahın oğlu, ne cenneti? Deli misin sen? Cennete gideceğin yok. Sen bu işten vazgeç ve eğitimini tamamla. Haydi kalk, yıkıl karşımdan.”

Anlattığına göre, Ruhselman o anda bir korkuya kapılır. Küçük bir çocuk olarak, büyük bir moral bozukluğu ve düş kırıklığı içinde oradan ayrılır ve yolda düşünmeye başlar. Bu falcı adam babasının işini, kendisinin öğrenci olduğunu, askere yazıldığını ve cennete gitmeyi düşündüğünü bir anda söylemiştir. Heyecan içinde fırlar, olup biteni kavramıştır, eve gelir. Durumu ailesine anlatır. Evde bir telaş başlar çünkü biraz sonra saat dokuz olacak ve Ruhselman ‘ın gidip askerlik şubesine teslim olması gerekecektir. Bedri Ruhselman’ın yüzbaşı olan dayısı onu alır ve o sıralarda subayların gelip gittiği, Sirkeci’deki Meserret Kahvehanesine götürür. Oradaki birkaç subayla birlikte, ne yapabilecekleri konusunda konuşmaya başlarlar. Masada bu tartışma sürerken, ilginç bir olay olur. Yan masada oturan bir subay konuşmaları duymuştur. Masaya dönerek ne olduğunu sorar. Dayısı olan biteni anlatır ve çaresiz kaldıklarını söyler.

Çakmak mavisi gözleriyle bunları sessizce dinleyen subay başını sallar ve genç Ruhselman’a dönerek şunları söyler:
“Oğlum, duyguların çok güzel. Vatan için ölmek şereftir ama sen çok gençsin ve okuyorsun. Evet, milletimizin askere ihtiyacı var ama okumuş insana daha çok ihtiyacımız var. Savaşta insan bir kere ölür ama okumuş bir insan yaşayarak, vatanına her gün hizmet eder. Sen de eğitimini tamamla ve milletine bu yolda hizmet et!” Sonra cebinden bir kart çıkarır. Üzerine bir şeyler yazar ve “Bunu Savaş Bakanlığındaki şu şahsa verin ve bu çocuğun adını sildirin” der. Dayı ve yeğen sevinçle kartı alırlar. Kartın üzerinde şu isim yazmaktadır: Miralay Mustafa Kemal. Tüm yakınlarına sonradan anlattığına göre, bu olay Ruhselman’ı çok etkileyecektir.

1920 yılında Ruhselman, Tıp Fakültesinin dördüncü sınıfındadır. Bu arada da keman dersleri devam etmektedir. Özellikle Adli Tıp hocası Saim Ali Bey, onun müzikteki başarısını çok desteklemektedir. Müzik sevgisi daha ağır bastığı için, Ruhselman Tıbbiyeyi bırakmaya karar verir. Hedefi, Avrupa’da müzik eğitimi görmektir. Ancak bunun için para gereklidir. Sonunda o da bulunur. O dönemin geleneklerine göre, Kadıköy Bostancı’da oturan Mısırlı bir prenses, Ruhselman’ı himayesine alır ve ona mali yardımı sağlar.

Dr. Bedri Ruhselman 1920’de Prag’tadır. Konservatuarı bitirdikten sonra, “Meister Schule”nin yani Virtüöz Okulunun sınavlarına girer ve çok zor olan bu sınavı vermeyi başarır. Son sınıfın ikinci yarısına kadar bu okula devam eder. Gayet parlak derecelerle ilerleyerek, keman dalında virtüözlük derecesine yükselir.

Bedri Ruhselman, Prag’daki müzik eğitimi sırasında tanıştığı bir kişiden, Ruhçuluk konusundaki ilk bilgilerini alır. Bu eğitimin yanı sıra, metapsişik araştırmalara da başlar. Fransızca, Almanca ve biraz da İngilizce bilmenin verdiği avantajla, teorik Ruhçuluğu dünya literatüründen çok iyi izleyebilmektedir. Allan Kardec, Gustave Geley, Charles Richet, Leon Denis gibi klasik Ruhçuluğun öncülerinin yazmış olduğu ciddi eserleri iyice inceler. Ruhselman kitaplardan okuduklarını uygulayarak ipnotizmi öğrenir.

Bu arada, kendisine mali destek sağlayan prensesin maddi durumu bozulur. Bu yüzden virtüözlük sınavlarına giremeden, Türkiye’ye dönmek zorunda kalır. Cumhuriyetin ilanının ilk yıllarıdır.
Türkiye’ye dönen Ruhselman, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde müzik öğretmenliği yapar. Bu dönem, 1926 ile 1935 yıllarını kapsar. Sonunda, yarıda bırakmış olduğu Tıp Fakültesine yeniden girer. Eğitimine ikinci sınıftan başlar. Bedri Ruhselman’ın, çok sevdiği müziği 1934 yılında bırakarak, çalışmalarının tüm ağırlığını spiritüel araştırmalara yöneltmesine neden olan oldukça ilginç bir olay vardır:

Ruhselman son konserini İzmir Erkek Muallim Mektebi’nde vermiştir. Paganini’nin “Şeytan Trilleri” adlı eserini çalarken, eserin ortasına doğru dinleyicilerden birinin çocuğunun elindeki balon havaya uçar. Bütün dinleyiciler konseri dinlemeyi bırakıp, büyük bir merakla balonu izlemeye başlarlar. Bu olay üzerine Ruhselman eseri yarıda bırakarak salonu terk eder ve kemanını dolabının en üst gözüne yerleştirerek, bir daha konser vermeme kararı alır. Bu olaydan sonra müzik çalışmalarından soğuyarak spiritüalizme döner ve Tıbbiye’ye tekrar girerek, kaldığı yerden tıp öğrenimine başlar. Üniversiteden mezun olduktan sonra, Profesör Frank’ın yanında uzmanlık eğitimi görür ve dahiliye uzmanı olur. Ardından İzmir’de bir muayenehane açar.


Dr. Bedri Ruhselman bu arada spiritüel araştırmalara da devam etmektedir. Teorik Ruhçuluğu çok iyi sentezleyen Ruhselman, artık uygulamalı çalışmalara geçmiştir. Ruhsal alemden ilk yüksek bilgileri, 1936 yılında ünlü müzikolog Hüseyin Sadettin Arel’in medyomluğu aracılığıyla almaya başlar. Kendisini “Üstad” adıyla tanıtan bedensiz varlık, bu celselerde oldukça yüksek bilgiler aktarmıştır. Yine bu celselerde ifade edildiğine göre, bu kadar yüksek bir ruhsal ortam ile doğrudan doğruya temas dünya üzerinde ilk kez gerçekleştirilmiştir. Bu yüksek bilgilerle, Dr. Bedri Ruhselman’ın gelecekteki bilgi çalışmalarının temelleri çok sağlam bir şekilde atılmaya başlanmıştır. 20 celse süren bir bilgi bağlantısından sonra, Üstad adlı bedensiz varlık şöyle diyecektir: “Bu irtibatın devamı, sizin ölçülerinize göre uzunca bir zaman sonra olacaktır.” Bu uzun zaman ise tam 11 yıl sürer. Bu süre içinde Dr. Ruhselman, verilmiş bilgilerin sentezini yapacaktır. Gerçekten de alınan bilgiler çok değerli olmuş ve Yeni Ruhçuluğun doğmasına zemin hazırlamıştır.Dr. Bedri Ruhselman bir süre Bakırköy Akıl Hastanesi’nde çalışır ve incelemeler yapar. Doktorluğa başladıktan sonra da Fener adlı bir dergide yazıları yayınlanır. “Yükseltici bilgiler ve sanatlardan bahseden aylık mecmua” olarak ifade edilen bu dergi, Mart 1938’de yayın hayatına başlar. Ancak parasal sorunlar yüzünden 1938 Ağustos’unda, yani altıncı sayısında kapanır.Dr. Ruhselman 1940-41 yıllarında, yedek yüzbaşı rütbesiyle doktor olarak askerliğini yapar. Askerlikten sonra, spiritüalizmle ilgili çalışmalara yine devam eder. Bu arada Afganistan, Türkiye’den doktor istemektedir. Dr. Bedri Ruhselman birkaç doktorla birlikte, 1943 Mart’ında Afganistan’a gider. Doktorlar arasında, ilk Türk spiritüalistlerinden olan Dr. Sevil Akay da vardır.

Dr. Ruhselman Kabil’deki Rıfkı Sanatoryumu’nda üç yıl süreyle başhekimlik görevini yürütür. Bu ülkede çalışırken, bir ara Hindistan’a gidip orada kalma girişiminde bulunur. Fakat İngilizler bunu kabul etmez. Afganistan’da geçen bu üç yıl içinde deneysel çalışmalarını sürdüren Ruhselman aynı zamanda üç ciltlik Ruh ve Kainat adlı kitabını da tamamlamaya çalışır.


1946’da yurda dönen Dr. Ruhselman, bu çok önemli eserini yayınlar. Bu kitabıyla ülkemizde, Ruhçuluğun ve metapsişik biliminin tanınmasına olanak sağlamıştır. Bu ve bunu izleyecek yayınlarına, “Neo-Spiritüalizm” adını vererek, bu alanda yeni bir ekol kurar.

Ruh ve Kainat adlı kitabında bütün ruhsal konular ele alınmıştır. Ayrıca klasik Ruhçuluktaki görüşlerle, “Üstad” celselerinin yüksek bilgileri karşılaştırılmıştır. İnsan, ruh, ötealem, tekamül, vicdan, kader gibi önemli konular hakkında bilgiler verilmektedir. Tekrardoğuş konusu bilimsel açıklama ve örneklerle ortaya konmuştur. Bu eser ülkemizde bu alanda yayınlanan ilk bilimsel ve ciddi yayındır.

Dr. Bedri Ruhselman 1947’de yine İzmir’de doktorluk mesleğini sürdürmektedir. Bir celse grubu kurarak ruhsal bağlantılara başlar; bir yandan İstanbul’da bulunan grupla da bağlantıyı devam ettirir. Bu arada İzmir’de, ona muayenehanesini kapattıran bir olay yaşar. Müziği bırakmaya bir anda karar veren büyük vazifeli Ruhselman, muayenehane sahibi olmayı da uzun süre yürütemeyecektir. Afganistan dönüşünde açtığı muayenehanesini, yine kendi asil karakterine uygun bir kararla kapatacaktır. Onun muayenehanesini kapatmasına neden olan olay, hekim olarak yüklendiği sorumluluk anlayışına ve Hipokrat yeminine uygun şekilde gerçekleşmiştir.

Dr. Ruhselman bir hastayı ele aldığı zaman, tedavi sonuçlanıncaya kadar, günün 24 saatinde kendisini hastasından sorumlu addederdi. Hekim olarak onu izlerken, sanki Hipokrat yeminini az önce yapmış birine rastlamış gibi olurdunuz ya da bu yeminin, ateşten harflerle benliğine yazılmış olduğunu hissederdiniz. Tavsiyeleri ihmal edildiğinde hastasından çok üzülür ve hemen, “Eğer kendi sağlığınızla ilgili ihmaliniz devam ediyorsa, hekiminizi kaybetme tehlikeniz çok yüksek.” diye uyarıda bulunurdu. Bir de vizite ücreti konusundan çok rahatsız olurdu. Böyle bir öneriden adeta ödü kopar, böyle bir rica veya empozisyonla karşılaştığı zaman sıkılır ve bu sıkıntısını da hafif bir hırçınlıkla örtmeye çalışırdı. Ücret karşılığı hasta bakmaktan hep çok rahatsız olur, ücret almayı hiç içine sindiremezdi. Dr. Bedri Ruhselman’ın doktorluğu bırakmasına neden olan birden fazla olumsuz olay olduğu biliniyor. Ama bunlardan bir tanesinin, bardağı taşıran son damla olduğunu tüm yakınları söylüyor. Yeğeni Şahap Ruhselman olayı şöyle anlatıyor:
“Bir gün muayenehanesinde oturuyorduk. Bir hasta geldi, elinde bir kart vardı. Kartı Bedri Bey’e uzattı, Bedri Bey de alıp okudu. Kartın üzerindeki yazı eski türkçeydi. Okudukça yüzü önce bembeyaz, sonra kıpkırmızı oldu. Ben olup bitene bir türlü anlam veremedim ve neler oluyor diye, dikkatle izlemeye başladım. Hastayı iyice muayene etti ve ‘Sende gizli sıtma var, sana şimdi kinin yazacağım; bunun ya hapını yut ya da sağlık ocağında iğnesini yaptır. Kısa zamanda sapasağlam olur, sağlığına kavuşursun. Hiç merak etme, ciddi bir şeyin yok.’ dedi. Adamcağız, ‘Aman doktorcuğum, Allah senden razı olsun.’ diyerek ellerine sarıldı ve derdini anlattı: ‘Ben yıllardır Aydın’la İzmir arasında gidip geliyorum. Bana büyük bir hastalığım olduğu ve bir türlü anlaşılamadığı söylendi. Siz gizli sıtma diyorsunuz, sakın bir yanlışlık olmasın.’
Dr. Ruhselman, ‘Madem inanmıyorsun, sen git bildiğin gibi tedavine devam et ama bana kalırsa, sen hasta filan değilsin, şu kininleri al, hiçbir şeyin kalmaz.’ dedi. Hastayı gönderdikten sonra da büyük bir üzüntü içinde bana kartı okudu. Kartta şunlar yazılıydı: ‘Aziz kardeşim Bedri. Gönderdiğim hasta Aydın’ın eşrafındandır. Ben senelerdir bu hastayı tedavi ediyorum, şimdi sana gönderdim. Sen lüzum göster, yine bana gelsin. Ben onun filmlerini çekeceğim ve böylelikle de geçimimi sağlamış olacağım!’ “
Bu olay üzerine Ruhselman kesin kararını verir, “Ben bu insanlar arasında, bu şartlar altında doktorluk yapamam, öteki çalışmalarıma ağırlık vereceğim.” der ve muayenehaneyi kapatarak İstanbul’a gider.
Artık Dr. Ruhselman, bilgi çalışmalarına daha fazla zaman ayırmak istemektedir. Bu nedenle maaş karşılığı çalışabileceği bir iş aramaya başlamıştır ve böyle bir imkan da eline geçer. Akdeniz’de, Marsilya hattında çalışan Ankara yolcu gemisinde doktorluk yapmaya başlar. Böylece, odasında yoğun bilgi çalışmaları için zaman bulur.
1947-1954 arasındaki dönem, en yoğun celse çalışmalarının yapıldığı dönemdir. Ruhselman kendisini tamamen ruhsal araştırmalara yöneltmiştir artık. 1948 yılında Ankara’daki ve İstanbul’daki üniversitelerde Ruhçuluk üzerine dizi konferanslar verir. Büyük bir bölümü celse çalışmalarından oluşan Ruhlar Arasında adlı kitabını 1950’de yayınlar.
Dr. Bedri Ruhselman, en büyük amacını gerçekleştirmek üzere bir dernek kurmayı hedeflemektedir. Bu nedenle, Taksim Sıraselviler’de, Billurcu Çıkmazı’nda bulunan harap bir yeri düzenleyerek kullanmaya başlar. Resmi olarak da, 30 Mart 1950’de Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’ni kurar. Kurucuları; Dr. Bedri Ruhselman, Dr. Sevil Akay, avukat Suat Plevne, Muammer Bayurgil ve Nurettin Özmen’dir.

Dr. Bedri Ruhselman 1951’de Allah adlı kitabını yayınlar. Aynı anda o sıralarda Ankara’da yayınlanan “İç Varlık” adlı dergiye yazılar yazmaktadır. Yine bu dönemde Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği, Uluslararası Spiritüalizm Ruhçuluk Federasyonu’na üye kabul edilir. Aynı yıl Stockholm’de Uluslararası Spiritüalizm Kongresi yapılmaktadır. Dr. Ruhselman bu kongreye, “Medyomluğun ve Ruhların Dünyamızdakilerle Görüşme ve Münasebetlerinin Neo-Spiritüalizma Görüşü ile İlmi İzahı” başlıklı 61 sayfalık bir rapor sunar. Böylece kongreye katılan 15 ulusun yanında Türk bayrağı da yer almıştır. Bu rapor ayrıca dünyadaki çeşitli ruhçu merkezlere dağıtılmış ve yankılar uyandırmıştır. Dr. Bedri Ruhselman’a, Londra’daki Uluslararası Spiritüalizm Federasyonu Başkanı Hitchcock’tan, hayranlık dolu bir mektup gelir. Bu rapor aynı zamanda, Medyomluk adıyla Türkçe olarak da yayınlanmıştır. Ruhselman 1952’de Ruh ve Kainat adlı bir dergi yayınlamaya başlar. Ancak dergi maddi imkansızlıklar sebebiyle 18 sayı sonra kapanmak zorunda kalır. 1953’te de Mukadderat ve İcabat adlı kitabını çıkarır.

Yapılan celse çalışmalarında oldukça ilginç bilgiler elde edilmektedir; geleceğe ait kehanetler bunlara örnektir. 1953 yılı, Nisan ayının birinci gününde, Sirkeci Yedinci Noterliği’nde resmen tescil edilen bir ruhsal tebliğde şöyle denmektedir:
“Türkiye böyle bir arızaya uğrayacaktır. O kaviste, (Burada Mersin körfezinden başlayarak, takriben Seyhan nehri yatağını takip eden kavis kastediliyor.) denizin içeri çekilmesi olacak.”

Nitekim bu kehanet, 1966 yılının 13 Martında gerçekleşir. Söylenen bölgede deniz 31 metre çekilir. Antalya’da ise 2 metre alçalmıştır. O tarihteki gazeteler bunu “görülmemiş olay” başlığıyla manşetten vermişlerdir. Böylece 1953 yılında ruhsal kanalla alınan kehanet, 13 yıl sonra gerçekleşmiştir.

Dr. Ruhselman’ın bu dönemdeki çalışmaları ve yönlendirmeleri tipik bir idealist insanın örgütleyici hareketlerine benzer. Yazılarını yayınlatmaya çalışır, broşürler bastırır, sokaklarda dağıttırır. Amacı, ruhsal bilgileri daha geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Dr. Ruhselman aralıksız çalışmalarıyla aldığı bilgileri tamamen hazmettikten, onları kendi yaşamında uyguladıktan sonra, başka varlıklardan yeni bilgiler almaya başlar. Bu varlıklardan başlıcaları, kendilerini, “Kadri”, “Mustafa Molla”, “Şihap”, “Kemal Yolcusu” gibi adlarla tanıtmışlardır. Bu bilgilerle büyük mesafeler kateden Ruhselman, “Rehber” adlı varlığın celseleriyle ikinci büyük faaliyetine başlamıştır. Bu celselerden sonra, 1957 yılına kadar üç yıllık bir ara döneme girilir.

9 Aralık 1958 tarihinde yine bir kehanet tebliği alınmıştır. Dr. Bedri Ruhselman’ın operatörlüğünü yaptığı celse notere onaylatılmıştır. Bu kehanet,Türkiye’nin belirli yerlerinde meydana gelecek sel felaketlerini 50 gün öncesinden haber vermektedir. Ve olaylar aynen gerçekleşmiştir.
Ruhsal bilgi çalışmaları artık yepyeni bir yoğunluğa girmiştir. Bu nedenle Dr. Bedri Ruhselman, 1957 yılında görevi genç arkadaşlarına teslim eder ve Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nden ayrılır. Kasım ayında “Meşale” adlı varlığın celseleriyle yeniden bilgi alınmaya başlanır.

Ruhselman’ın bu yoğun çalışmalarını gerçekleştirdiği evi gayet mütevazı idi; küçük bir salon, onun yanında bir oda ve küçük bir mutfaktan ibaretti. Odasında bir gardrop ve seyyar bir yatak vardı, salonu ise kitaplarla doluydu. Çalışma masasının üzerine gelen kısmın tavanında, iplerle ucu duvardan duvara tutturulmuş beyaz bir bez geriliydi. Bu bez, kömür ve odun sobası beraber yandığı için oluşan bazı ufak kömür-odun kurumlarının kendisinin üzerine dökülmesine engel olurdu.
Bütün bu yorucu çalışmalar sonucu, Dr. Ruhselman 1958 Haziranında bir kalp krizi geçirir. İki ay süreyle Cenova’da tedavi görür. Gemi doktorluğunu bırakmıştır artık. Türkiye’ye döndükten sonra, düzenli bir yaşam sürmesi gerekirken, aksine çok ağır bir tempo ile çalışmalarını sürdürür.

“Meşale” celselerinden sonra, kendisini “Önder” adıyla tanıtan daha yüksek bir varlıktan bilgiler verilmeye başlanır. Bu son varlık, bütün bilgilerin toparlanmasına, anlamlandırılmasına imkan hazırlamış ve o zaman, dünyaya böyle aralıklarla verilen bilgilerin tam bir düzen içinde olduğu ortaya çıkmıştır.
Dr. Bedri Ruhselman’ın ise, ilahi bir vazifeye hazırlandığı daha iyi anlaşılmıştır.

“Önder” adlı bu varlığın denetimi altında, bir kitap yazdırılmaya başlanır. Tarih 1958 Eylül’üdür. Bu çalışma 1959 Ağustos’unda son bulur. Ruhselman’a, o güne kadar verilmiş olan bütün bilgilerin vardığı en yüksek realitede bir çalışmadır bu. Kendisine verilen bu büyük bilgileri derleme vazifesi sırasında, 3-4 ay süreyle, günde 20 saat çalışmış, sadece 4 saat uyumuştur.

Dr. Bedri Ruhselman’ın dünyaya gelişinin gerçek hedefi, hayatının son yılı içindeki çalışmalarını oluşturan, bu bilgilerdir. Derlemiş olduğu bu bilgiler için, “Bu, hiçbir zaman benim eserim değil, Yukarı’nın eseridir.” demiştir fakat mutlaka ki, dünya gezegenini en sondaki hedefine ulaştırmak üzere verilmiş olan bu yüce, evrensel bilgilerin alınması için, bir Bedri Ruhselman olmak gerekmektedir.

Dr. Bedri Ruhselman, dünya planına enkarne olmuş bütün varlıkların görüp gözeticisi, eğiticisi olan ruhsal planın temel vazifelisidir ve vazifesini de kusursuz bir şekilde yerine getirmiştir.
Dr. Ruhselman son altı ayını İngilizce okuyarak, müzik dinleyerek geçirmiş ve kendisine ötealemden bildirilen ölümünü beklemiştir. Kalp rahatsızlığı da iyice ilerlemiştir artık. 1960’ın Şubatında, bu dünyadaki büyük vazifesi için kullanmış olduğu bedeninden ayrılır.

Son beşeri kimliğiyle, Dr. Bedri Ruhselman olarak yaşayan bu büyük vazifeli varlığın derlemiş olduğu bilgiler, bilinen tabiriyle Bilgi Kitabı’nı oluşturmuştur. Bu kitap dünyamızı, üzerinde yaşayan tüm varlıklarıyla birlikte, büyük bir realite sıçraması yaptıracak bir güce ve enerjiye sahiptir. Evrensel boyutlarda değişime yol açacak olan bu kitap koruma altındadır ve zamanı gelince de insanlığa sunulacaktır.

Dünya tekamül öğretim kadrosu içinde aldığı kutsal vazifesini, noksansız ve en iyi şekilde yerine getirerek, büyük inisiyelerin çağlar boyu sürdürdükleri vazife halkalarından birini de Türkiye’de tamamlayan, Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin kurucusu ve Türkiye’deki metapsişik biliminin öncüsü Dr. Bedri Ruhselman, her şeyden önce bilgi, hakikat ve vazife insanıydı. O ilme, ilkelere, hakikati araştırmaya; doğruluğa, fazilete, erdeme büyük önem verir ve bu konudaki görüşlerini şöyle belirtirdi:

“İyiliğin ve dürüstlüğün yitirildiği bir ortamda, gerçek sanat ve fazilet gelişemez. Pisagor teoremini ezberlemekle, kimse insan olmayı öğrenmemiştir. Bir insana gelişimi için nefes kadar vazgeçilmez şekilde lazım olan şey, önce yüksek insani değerlerdir. Diğer her şey ondan sonra gelir. Sağlam ahlakın olmadığı yerde, bilim de yozlaşır.”
Dr. Bedri Ruhselman, insanları seven, neşeli, çekingen, çalışkan, arkadaş canlısı, azimli, ilkelerine bağlı, kibar, yardımsever, yasalara son derece bağlı; eline aldığı bir konuyu çok iyi inceleyip, mantık süzgecinden geçirip sonuca varmadan bırakmayan, üstünkörü iş yapmayı sevmeyen, kendisine verilen görevi ne olursa olsun en iyi şekilde yapmaya çalışan, yapmadığı zaman son derece üzülen; eşyaya, gösterişe önem vermeyen; ruhsal çalışmaların dışında son derece toleranslı, Tanrı sevgisiyle dolu olan bir kişiliğe sahipti. İnsanlarla olan ilişkileri son derece yumuşaktı. Karşısındaki insanlara son derece saygılı ve içten davranırdı. Çok zeki ve uyanık bir insandı. Kendisine anlatılanları büyük bir dikkatle dinler, yerinde ve inandırıcı cevaplar verirdi. Doğruluğuna inandığı konuları taviz vermeden savunurdu. Çok nazik, samimi ve mütevazı bir insandı; neşeli ve hoşgörülüydü. Herkesle herkes olmasını bilir, hiçbir zaman üstünlük iddiasında bulunmazdı. Ruhsal çalışmalar sırasında ise çok titiz, çok disiplinli, katiyen taviz vermeyen bir anlayışla çalışır, karşısındaki insanlardan da aynı ciddiyeti, dikkati ve özeni göstermelerini isterdi.

Ruhsal irtibatlar sırasında son derece şüpheci ve titiz davranırdı. Gelen varlığın bilgisinden emin oluncaya kadar sorular sorar, bilgisine güven duyduktan sonra irtibata geçer ve celse yapardı. O, hem faziletli bir bilim adamı, hem de eşsiz bir metapsişikçiydi. Hayatının her anı bir bilgiye, idrake ve ilkeye bağlıydı.

kaynak : http://www.spiritualizm.com/bedribeyhayat.html

 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
internette dolaşırken rastgeldim ve okudum. çok ilgimi çekti.
 

Dua Nur

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
29 Nis 2007
Mesajlar
37,459
Puanları
63
Cinlerin musallat olduğu biri.
 

Dua Nur

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
29 Nis 2007
Mesajlar
37,459
Puanları
63
hayır, cinler değil, ruhlar... üstelik sıradan ruh da değil.

"musallat olmuş" da değil, irtibatı kabul etmiş...
Ruh ile irtibata geçişmez ve konuşulmaz. Konuştuğunu zanneden kişi cin ile irtibata geçmiştir.

Ahmed Hulusi'den bir alıntı veriyorum, devamını linkten okuyun.

1940'larda Dr. Bedri Ruhselman zamanında kendileri MUSTAFA MOLLA, KADRİ DOST diye tanıtarak çeşitli tebliğler sunan bu CİNler aradan geçen süre içersinde çok geniş bir ekip oluşturmuşlar ve kendilerine sayısız insanı bağımlı hâle getirmişlerdir.

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/ruhlardan-uzaylilardan-mesaj-alma-aldatmacasi.htm
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Ruh ile irtibata geçişmez ve konuşulmaz. Konuştuğunu zanneden kişi cin ile irtibata geçmiştir.

Ahmed Hulusi'den bir alıntı veriyorum, devamını linkten okuyun.

1940'larda Dr. Bedri Ruhselman zamanında kendileri MUSTAFA MOLLA, KADRİ DOST diye tanıtarak çeşitli tebliğler sunan bu CİNler aradan geçen süre içersinde çok geniş bir ekip oluşturmuşlar ve kendilerine sayısız insanı bağımlı hâle getirmişlerdir.

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/ruhlardan-uzaylilardan-mesaj-alma-aldatmacasi.htm
daha sonra inceleyeceğim.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Ruhların yazdırdığı söylenen ve 54 sene kasada saklanan kitap nihayet yayınlandı


[FONT=proxima_nova_rgbold]14 Nisan 2013 Pazar, 10:49:16 Güncelleme:13:59:02[/FONT]
Murat Bardakçı

[FONT=proxima_nova_rgbold]mbardakci@htgazete.com.tr[/FONT]
[FONT=proxima_nova_ltsemibold]Türk "spritüalistler"in yani "ruhçular"ın çoğu, yarım asır boyunca gizli kalan ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan bu kitabın "evrenin sırlarını verdiğine" inanırlar.

Bugün bu sayfada yeni yayınlanan bir kitabı hiç yoruma girmeden tanıtıyorum: 1959 yılında "Önder" adındaki "yüksek bir ruh" tarafından bir medyuma yazdırılan ve Türkiye'de "ruhçuluğun kurucusu" olarak bilinen Dr. Bedri Ruhselman tarafından düzenlenen "İlâhî Nizam ve Kâinat" isimli kitap 54 sene boyunca noter ve banka kasalarında muhafaza edilmişti. Bir grup "ruhçu", bu kitabın geçtiğimiz günlerde yayınlanması ile, evrenin bilinmeyen birçok sırrının ortaya çıktığına inanıyor...

TÜRKİYE'de içerisinde birkaçyüz, haydi bilemediniz birkaç bin kişinin bulunduğu dar bir çevre, elli küsur seneden buyana kasalarda saklanan bir kitapta nelerin yazılı olduğunu merak ediyor ve yayınlanmasını bekliyordu...

[FONT=proxima_nova_thextrabold]"İlâhî Nizam ve Kâinat" isimli bu esrarlı kitap, tamamlanmasından tam 54 sene sonra, geçtiğimiz günlerde yayınlandı ve meraklıları muradlarına erdiler...
Kitap, iddia edildiğine göre aslında [FONT=proxima_nova_thextrabold]"yazılmamıştı" [/FONT]ve [FONT=proxima_nova_thextrabold]"yüksek âlemler"[/FONT]tarafından verilen bilgilerin bir derlemesi idi. Türkiye'de [FONT=proxima_nova_thextrabold]"ruhlarla temas"[/FONT]akımının başlatıcısı olan Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman [/FONT]tarafından 1950'li senelerin sonlarında düzenlenen ruh celselerinde, yani bir medyum vasıtası ile ruhlarla ilişki kurulduğuna inanılan toplantılarda [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder" [/FONT]adını kullanan bir ruh tarafından verilen bu [FONT=proxima_nova_thextrabold]"bilgiler" [/FONT]54 sene boyunca saklanmış ve nihayet kitap olarak ortaya çıkmıştı...
Önce, Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman'[/FONT]ın kim olduğundan bahsedeyim:
Türkiye'de metafizik çalışmalarının başlatıcısıdır, 1898'de İstanbul'da do*ğar ve 16 Şubat 1960'ta yine ayni yerde vefat eder.




[FONT=proxima_nova_thextrabold]CİN KİTABI OKUYUNCA...[/FONT]

Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Ruhselman, [/FONT]ruhçuluk işine küçük yaşlarında iken [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Cinlerle Muhaberat"[/FONT]isimli bir kitabın etkisi altında kalarak girer, ruhsal denemeler ve [FONT=proxima_nova_thextrabold]"celseler"[/FONT]yapmaya başlar. Çekoslo*vakya'da konservatuvar bitirerek keman icracısı olur, 1926'da Türkiye'ye döner, bir müddet müzik öğretmenliği yapar, da*ha sonra da Tıp Fakültesi'ni bitirir, doktor olarak Afganistan'da bulunur, Türkiye'de de senelerce doktorluk yapar, mesleğini uzun seneler boyunca sürdürürken medyumlar vasıtası ile binlerce ruh celsesini idare eder ve 1946'da [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Ruh ve Kâinat" [/FONT]isimli üç ciltlik meşhur eserini yayınlar.
Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Ruhselman, [/FONT]sonraki senelerde ardarda çıkarttığı [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Ruhlar Arasında", "Allah" [/FONT]ve [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Mukadderat ve İcâbât" [/FONT]gi*bi kitaplarla çok sayıda kişinin ruhçulukla ilgilenmesini sağlar. [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Ruh nedir, insan ölünce nasıl bir âleme gi*der, öteki dünyada hayat nasıldır, yeniden doğuş hangi şartlar altında gerçekleşir ve ruhlarla nasıl konuşulur?" [/FONT]gibi konulardan bahsettiği kitapları[FONT=proxima_nova_thextrabold]"ruhçuluk edebiyatının klasikleri" [/FONT]hâlini alacak, Türkiye'de bu işlere merakı daha da arttıracaktır.

[FONT=proxima_nova_thextrabold]'ÖNDER' İSİMLİ RUH[/FONT]

İstanbul'da faaliyet gösteren [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Metapsişik Tetkikler ve İlmî Araştırmalar Derneği"[/FONT]nin de kurucusu olan Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman'[/FONT]ın, 1950'lerin sonlarına doğru yaptığı celselere [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder" [/FONT]ismini verdikleri bir [FONT=proxima_nova_thextrabold]"yüksek ruh" [/FONT]gelir.[FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder", [/FONT]celselerin medyumu [FONT=proxima_nova_thextrabold]Attila Güyer'[/FONT]e bazı [FONT=proxima_nova_thextrabold]"yüksek bilgiler" [/FONT]verir. Dr.[FONT=proxima_nova_thextrabold]Ruhselman "Önder"[/FONT]in tebliğlerini üç nüsha halinde daktilo ettirir, noter kasasına konmasını vasiyet eder ve kendisi de birkaç ay sonra [FONT=proxima_nova_thextrabold]"spatyom"[/FONT]dediği [FONT=proxima_nova_thextrabold]"ruhlar âlemine" [/FONT]göçer...
Metapsişik Tetkikler ve İlmî Araştırmalar Derneği, 54 sene boyunca bu işlerle uğraşanların merakını çeken, [FONT=proxima_nova_thextrabold]"büyük sırları açıkladığına" [/FONT]inanılan ve noter kasalarından banka kasalarına nakledilen kitabı, geçtiğimiz günlerde yayınladı.
[FONT=proxima_nova_thextrabold]"Ruhsal tebliğlerden" [/FONT]meydana geldiğine inanılan ve Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman'[/FONT]ın düzenlediği [FONT=proxima_nova_thextrabold]"İlâhî Nizam ve Kâinat" [/FONT]isimli kitabın öyküsü, işte böyle...

[FONT=proxima_nova_thextrabold]YORUMSUZ BİRKAÇ BÖLÜM[/FONT]

Bu sayfada, yarım asırdan fazla bir zaman boyunca kasalarda saklanan ve[FONT=proxima_nova_thextrabold]"zamanı geldiği için yayınlandığı" [/FONT]söylenen kitaptan, hiç yoruma girmeden iki küçük bölümü nakletmekle yetiniyorum...



[FONT=proxima_nova_thextrabold]Yarım asır saklanan kitaba bakılırsa insanlığı berbat bir gelecek bekliyor
[/FONT]
DR. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman'[/FONT]ın 54 sene kasalarda saklandıktan sonra geçenlerde yayınlanan eseri, insanlığın geleceği hakkında hiç de parlak bir tablo çizmiyor...
[FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder" [/FONT]isimli ruhun medyum vasıtası ile verdiği tebliğlere bakılırsa iklimler değişecek, depremler artacak, kuraklıklar başgösterecek, 2050'den itibaren buzullar erimeye başlayacak ve dünya son derece ısınacak...
[FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder"[/FONT]in söyledikleri bugüne kadar çıktı ama gerisi felâket!
Daha sonraki senelerde tabiat çok büyük ölçüde değişecek, insanlar kütleler halinde ölecek, [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Önder"[/FONT]in ifadesi ile [FONT=proxima_nova_thextrabold]"dünyada yaşamak çok ıstıraplı ve zahmetli bir hâle gelecek", [/FONT]kıt'alar batacak, yeni kıt'alar ortaya çıkacak ve insanlık eski ilkel zamanlarına dönecek!
Ama merak etmeyin, bütün bu felâketler dünya hayatı ile sınırlı kalacak,[FONT=proxima_nova_thextrabold]"yüksek planlara" [/FONT]yani [FONT=proxima_nova_thextrabold]"öbür tarafa" [/FONT]geçmeyecek, ölenler öldükleri anda bu felâketlerin hepsini unutmuş olacaklar.
Aşağıda, 54 sene boyunca kasalarda saklanan [FONT=proxima_nova_thextrabold]"İlâhî Nizam ve Kâinat" [/FONT]isimli kitaptan yaptığım küçük bazı alıntılar yeralıyor:
[FONT=proxima_nova_thextrabold]
* DÜNYA DIŞINDA HAYAT VAR MI? [/FONT]

"...Güneş sistemimizin en mütekâmil (gelişmiş) gezegeni dünyamızdır, arz küresidir. Ve zannedildiği gibi meselâ Merih'te veya siste*min diğer gezegenlerinde veya güneşinde dünyadakinden daha mütekâmil varlıklar yoktur. Zira, hakikaten güneş sistemimizin mütekâmil plânetlerinden birisi de Merih olduğu halde, burada*ki varlıklar dünyadakilerden daha az mütekâmildir. Sistemimi*zin en geri gezegenlerinden birisi Plüton'dur. Bu gezegenin en mütekâmil varlığı, dünyamızın en geri varlığı olan küften daha geridir.
Keza, güneş de sistemin geri bir küresidir. Esasen güneş mad*desinin bu basitliği yüzündendir ki manipülasyonu kolay oldu*ğu için, sistemin diğer seyyarelerini (gezegenlerini) ve bilhassa dünyayı idare eden vazifeliler, daha ziyade güneşte bulunurlar. Fakat söyledi*ğimiz gibi, bu vazifeliler diğer planetlerde de dolaşabilirler ve her kürede vazife görebilirler.
Demek ki, güneş sistemimizde hidrojen âleminin inkişaf mer*halelerini (gelişme aşamalarını) ikmal edip (tamamlayıp) oradan diplomasını alarak üst âleme terfi edecek varlıkların toplandıkları yer dünyadır. Dünyamız, Mu devrinin kapanışını müteakip (kapanışının ardından) geçen yetmiş bin sene zarfında artık bu devredeki vazifesini bitirmek üzere bulunan, üzerinde taşıdığı insanlara, lâyık oldukları âlemlerin kapılarını açmak ve imkânları tükenmiş hidrojen âlemi kapısını da arkalarından ka*pamak hazırlıklarına başlamıştır".
[FONT=proxima_nova_thextrabold]
* GELECEĞİMİZ FELÂKETLERLE DOLU: [/FONT]

"...Yeni dünyanın, eski batan kıtaların deniz üzerinde bakiye ka*lan kısımlarına ait bâzı adalar ve takımadalarla, denizin dibin*den yükselerek meydana çıkan yeni büyük kıtalardan müteşek*kil olacağını (meydana geleceğini) söylemiştik. Keza, geçen dünyadan kalan insanlarla meskûn bu adaların, kayalıklardan ibaret olacağını, buralarda toprağın bulunmayacağını da belirtmiştik. Binaenaleyh ilk in*sanların muhitinde nebat (bitki) hayatı henüz mevcut olmayacaktır. İşte bu halde bulunan yeni dünyanın ilk durumu kısa bir zaman*da vahşileşmeye başlayacaktır. Her şey basitleşecek, iptidaîleşecek (ilkelleşecek), vahşileşecektir. Eski dünyada mevcut olan, zirveleri yuvar*lak dağlar ve tepeler yeni dünyada görülmeyecek, onların yerine tepeleri sivri, testere şeklini almış dağlar ve sıradağlar meydana gelecek, keskin vadiler görülecek, her şey sivrileşecek, keskinleşecek ve haşin bir çehre alacaktır.
Varlıkların, yaşamakta oldukları muhitlere (çevrelere) uymalarının za*rurî olduğundan evvelce bahsetmiştik. Dünyaya gelecek varlık*lar ancak, içinde bulundukları muhitin maddelerinden bedenle*rini kuracakları için, yeni dünyaya intikal etmiş olan insanların ve hayvanların da nesilleri üredikçe kabalaşacakları, kaba olan muhitlerine uyacakları tabiîdir. Onların bu kaba muhite intibak*ları (uyumları) neticesinde, bedenleri süratle kabalaşacaktır. Geçen dün*yadan yeni dünyaya intikal eden hayvanların ve insanların be*denlerinde görülecek bu kabalaşma hâli, iptidaî muhitlerine (ilkel çevrelerine) ait ihtiyaçlarına bağlı olarak nesilden nesle artacak ve uzun müddet devam edecektir. Meselâ nesiller ilerledikçe büyük cüsseli hay*vanlar zuhur edecek (ortaya çıkacak), bu hayvanlar vahşi olacak, adalarda toprak ve binnetice (sonuçta) nebat olmadığı için, geçen dünyanın ot ve nebat yiyen munis hayvanlarına burada tesadüf edilmeyecektir".

[FONT=proxima_nova_thextrabold]Ruhlar âlemi, üstâd bestekâra göre sekiz ayrı renkten meydana gelir
[/FONT]
[FONT=proxima_nova_thextrabold]EROL Sayan, [/FONT]Türk Müziği'nin şu anda hayatta bulunan en güçlü bestekârıdır.
[FONT=proxima_nova_thextrabold]"Geçsin günler haftalar", "Kalbe dolan o ilk bakış", "Bana bir aşk masalından şarkılar söyle", "Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için" [/FONT]gibi 20. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren hemen herkesin dilinde olan çok sayıda şarkının bestecisi olan [FONT=proxima_nova_thextrabold]Erol Sayan'[/FONT]ın, müzisyenliğinin yanısıra Türkiye'nin önde[FONT=proxima_nova_thextrabold]"ruhçularından" [/FONT]olduğunu ve 1960'lı senelerde Ankara'da yapılan ileri seviyedeki ruh celselerine katıldığını az kişi bilir...



Dr. [FONT=proxima_nova_thextrabold]Bedri Ruhselman'[/FONT]ın 54 seneden buyana kasalarda saklanan ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitabı hakkında, dün [FONT=proxima_nova_thextrabold]Erol Sayan [/FONT]ile konuştum. Kitabı henüz okumamıştı, "İlâhî Nizam ve Kâinat"ın bazı bölümlerini kendisinde telefonda nakletmemden sonra [FONT=proxima_nova_thextrabold]"Ruhselman'ın en önemli eseri, 'Ruh ve Kâinat' isimli kitabıdır. Daha sonra hazırladığı söylenen kitaplarının hiçbiri 'Ruh ve Kâinat'ın önüne geçemez" [/FONT]dedi.

Ruhçuluk alanındaki çalışmalarını yakından bildiğim üstâd [FONT=proxima_nova_thextrabold]Erol [/FONT]Bey'in[FONT=proxima_nova_thextrabold]"spatyom" [/FONT]denen [FONT=proxima_nova_thextrabold]"ruhlar âlemi" [/FONT]hakkında anlattıklarından bazılarını buraya yorumsuz olarak naklediyorum:

[FONT=proxima_nova_thextrabold]RENKLERE GÖRE RUHLAR[/FONT]

"Dr. Bedri Ruhselman'ın ruhçuluk faaliyetlerine yaptığı en büyük katkı, 'psikolojik infisal' metodunu ortaya koymuş olmasıdır. Spatyomda karanlıktan aydınlığa uzanan sekiz adet renk bölgesi vardır. Bu bölgeler siyah, kahverengi, mavi, sarı, yeşil, kırmızı, penbe ve beyazdır. Siyah renk 'koyu' ve 'açık', beyaz da 'mat' ve 'parlak beyaz' olarak iki ayrı tondadır. Ruhların mertebelerini, bulundukları bu renk merhaleleri gösterir. Berzah âlemindeki her ruhun zaten birer görevi vardır; kimisi ibadetle meşguldür, kimisi de azâbını orada çekmeye başlamıştır. Ruhlar âleminde bulunan bir varlığın gelecek hakkında açıklamalarda bulunması gibi birşey sözkonusu olamaz. İşin içine 'Mu' ve 'Atlantis' gibi zamanla kaybolduğu söylenen bazı kıt'alar saçmalığını koymak ise akıl kârı iş değildir".


[/FONT][/FONT]
http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/835851-ruhlarin-yazdirdigi-soylenen-ve-54-sene-kasada-saklanan-kitap-nihayet-yayinlandi[FONT=proxima_nova_ltsemibold]

[/FONT]
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,599
Puanları
113
mugalata bu forumda bu kişilerle ve bu işlerle ilgilenen birisi olacağını tahmin etmezdim.bedri ruhselman öldü ama erol sayan yaşıyor.1-2 yıl önce erol sayan murat bardakçının programına konuk olmuştu.enteresan şeyler anlatmışlardı bazı hatıralar hatta ruh celselerindeki ses kayıtları vs. çok bildiğim mevzular değil,programı izledim.çok net fikirlerim yok bu mevzularda.ama eğer ilgileniyorsan erol sayanı iyi takip et.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
mugalata bu forumda bu kişilerle ve bu işlerle ilgilenen birisi olacağını tahmin etmezdim.bedri ruhselman öldü ama erol sayan yaşıyor.1-2 yıl önce erol sayan murat bardakçının programına konuk olmuştu.enteresan şeyler anlatmışlardı bazı hatıralar hatta ruh celselerindeki ses kayıtları vs. çok bildiğim mevzular değil,programı izledim.çok net fikirlerim yok bu mevzularda.ama eğer ilgileniyorsan erol sayanı iyi takip et.
evet cemaliii, o programları seytretmiştim. erol sayan bizzat kendi tanık olduğu olayları anlattı.

bunlardan en ilginci, "geçsin günler haftalar" diye başlayan şarkının ilk bölümünün sözleri yazıldıktan sonra ikinci bölüme söz bulunamadığı ve o yıllarda moda olan ruh çağırma seansı yapılarak, gelen "ruh"a ikinci kısmın yazdırıldığı ile ilgili olanı.

yani erol sayan'ın sözlerine inanacak olursak, o güzel şarkının ikinci kıtasının sözleri bir ruha ait!

ayrıca erol sayan, tayy-i mekan yapan bir adamla ilgili tanıklığını da anlatmıştı. adamın elini kolunu bağlıyorlar ve tamamen kapalı, kilitli bir odaya alıyorlar. saatler sonra gittiklerinde adamın orada olmadığını görüyorlar. erol sayan buna şahitlik edenler arasındaymış.
 
Üst